BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-6-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-4-
Hem insan tabiat haritasını çizecek hem o haritadaki “insani bölgeyi” keşfedecek hem de o bölgedeki terkibi (ve muvazeneyi) anlayacak ve bu çerçevede bir hayat altyapısı inşa edecek olan sadece akıl mıdır? Bu mümkün müdür, mümkün değilse aklın payı nedir?
Öncelikle bilinmesi gereken husus, “insani bölge”nin, “insani aklın” altyapısı olduğudur. İnsani akıl, insani bölgenin eseridir, insan zihni “insani bölgede” inşa edilmemişse, ortaya çıkacak akıl da insani akıl olmaz. “İnsan ile hayvan arasındaki farklardan biri akıldır” ifadesi, çok ham bir düşünceye işaret eder. İnsan cinsi ile hayvan cinsi arasında akıl gibi bir fark vardır ama akıl, insan cinsinin tabiat haritasındaki “hayvani bölgede” de meydana gelebilir. İnsan böyle bir varlıktır, tabiat haritasının “hayvani bölgesine” yerleşmişse, o bölgenin aklını inşa eder, işte bu hayvani akıldır. Hayvani akıl hayvanda bulunmaz, iki cins arasındaki fark da budur ama insanda mutlaka “insani akıl” olacağı düşüncesi, insanın, her hal ve şartta doğru düşüneceği ve doğru yapacağı manasına gelir. Tarihin herhangi bir kesiti (en insani bir saniyelik parantezi bile) sayısız yanlışın olduğunu gösterir. Demek ki insanın doğru düşünmesi teminat altında değildir, bunun için fevkalade bir çaba gerekir.
“İnsan fikri” yoksa akıl tarifi yoktur. Ucuzcu dimağların sathi tarifi olan, “akıl, anlama ve düşünme melekesidir” cümlesi, hiçbir insani meseleyi halletmez. Zira insan cinsi, akıl ve düşünce yoluyla en vahşi hayvandan daha vahşi tatbikatları, yine akıl ve düşünce yoluyla imal ettiği aletlerle (mesela silahlarla) gerçekleştirebilmektedir. Akıl ve düşünce, hayvanlardan daha vahşi tatbikatların manivelası olabiliyorsa, “hayvan ile insan arasındaki temel farktır” denilebilir mi? Bu manada, İslam İrfanının “insan fikri” ve “akıl tarifi” dışında, temellendirilebilmiş bir insan fikri inşası ve akıl tarifi yapılamamıştır.
İster talim ve terbiye yoluyla, ister cemiyetin telkin ve tesiriyle, isterse medya ve benzeri etki kanallarıyla, isterse hayatın icbar edici imkan ve imkansızlıklarıyla olsun, insan tabiat haritasının “insani bölgesine” bir şekilde yerleşmemiş ve orayı şuuruna yerleştirmemiş olan şahıs, akıl inşasını insani çerçevede gerçekleştiremez. İnsani bölgede inşa edilmemiş zihni evrenden asla insani akıl çıkmaz. Akıl hangi çerçevede inşa edilmişse, o çerçevenin muhtevasına hizmet eder, her şeyi o merkezin muhteva yekununa göre anlar. Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, fikir tartışması yapılamayacağı anlaşılmış olmalıdır, tartışmanın özü akıl tarifi ve insan fikridir. Bu mesele halledilmeden, mesela hayvani akıl sahibi birisiyle insani akıl sahibi birisi arasında yapılacak fikir tartışması, insan ile hayvan arasındaki tartışmaya benzer. Bu tartışmanın manzarası da şöyledir; bir tarafta öküz “möö” diyor, karşı tarafta bir insan fikir beyan ediyor. Öküze fikir anlatmaya çalışanın bir müddet sonra öküzleşmesi kaçınılmazdır, zaten bu manzarayı dışarıdan izleyen kişi, ikisi arasında fark görmez.
Bir Müslüman alimin, bir homoseksüel ile, ismine “cinsel tercih” dedikleri ve insan tabiat haritasının insani bölgesine en uzak mıntıkasına yerleşmiş bir durumu tartışması, yukarıda anlatılan manzaranın eksiksiz tezahürüdür. Karşısındaki varlığın, “Ben böyle hissediyorum, bu benim cinsel tercihim, buna kimse karışamaz” demesi halinde, yeryüzündeki gelmiş geçmiş en büyük allamenin söyleyeceği bir söz var mıdır? İnsan tabiat haritasında, insani bölgenin dışına çadırını kuran bir varlık, zihnini de aklını da o bölgeye göre teşkil eder, kaynağından berrak şekilde akmaya başlayan duygular ise hangi kanala sevkedilirse o kanaldaki zehirlerle şekillenir. Müslümanlar, İslam’ın “insan fikrini” anlamaz, onu, hayatı kuşatacak veya hayatın altyapısını oluşturacak şekilde örmezlerse, gayrimüslimlerle ne konuşabilirler ki. Bu durum sadece Müslümanlarla ilgili bir hal değil, hiçbir din veya dünya görüşü mensubunun, diğer din veya dünya görüşü mensuplarına anlatacakları bir fikirleri yoktur. Fikirleri vardır da, anlattıklarını anlayacak bir zihni evren ve akıl bünyesi olan muhatap bulamazlar. İşte tam bu noktada her dünya görüşü mensubu kendi “ezberine” döner, ezberlerini tekrar etmeye başlar.
*
İnsanlığın son birkaç asırdır müzminleşen zafiyeti, batının tek “kıymet haznesi” veya kaynağı olduğu inancıydı. Bu ruh halinin tabii neticesi olarak, insan fikri de batı kültür iklimindeki hay-huydan nakledildi. Batının kendisi bile hala “insan fikri”ne malik olmamasına rağmen, mesela psikiyatrinin, psikolojinin insan normalitesini hala tespit edememesine rağmen, sosyolojinin cemiyet normalitesini hala teşhis edememesine rağmen dünyanın batılılaşan iklimleri, batının “insan fikrine” de sahip olduğu vehmine kapıldı. Batı, kendini ikna edecek bir insan fikrine malik değilken, dünyanın diğer kültür coğrafyalarının, batının insan fikrine sahip olduğu vehmini inanç haline getirmeleri, tedavisi imkansız bir marazdır.
Batı, kendini ikna edememiştir ama kültürel üretimini “insan fikri” veya “insanlık fikri” olarak dünyaya yaymış, kabul görmesini sağlamıştır. Liberal düşüncenin (düşüncesizliğin) de tesiriyle, insan tabiat haritasının insani bölge dışındaki her mıntıkasını “insanilik” çerçevesi içine almış, insani bölgeden de birkaç hususiyeti bunlara katmış ve dünyayı buna ikna etmiştir. İkna etmiştir çünkü söylediği sözün her birisi, insan tabiat haritasından bir özelliğe tekabül etmektedir. İnsanın evrim yoluyla hayvandan geldiği tezinin de dahliyle, “insani” olan ile “hayvani” olan arasındaki hududu teşhis etme maharetini kaybetmiş, insanın derinlerinden akıp gelen her duyguyu insani özellik olarak kabul etmiştir. İnsanlık, batının eliyle, hiç olmadığı kadar hayvanlaşmış, hayvani sınırı da aşağıya doğru fersahlarca aşmıştır.
Batı, olmayan insan fikrini, biraz felsefe, biraz siyaset, çokça da menfaat ile harmanlayarak dünyaya pazarlamış, dünya da ne yazık ki bu anlayışı tüm düşünce faaliyetinin kaynağı, hakikati, sabiti, mutlak doğrusu olarak kabul etmiştir. Mesele temellerde ele alınmaz, temelleri zorlanmaz, temellerde hesaplaşma yapılmazsa, huruç hareketi akim kalır. Çünkü düşüncenin başlangıcını batı tespit ettiğinde, neticesini de birkaç açılık sapmayla da olsa batı tayin etmiş olur.
Batının en büyük başarısı, “insan fikrini” dünyada sadece kendinin ürettiği zannını uyandırmasıdır. Dünya, batıya bakarken, bir kültür ikliminin üretimlerine bakmıyor, insanlığın son noktasına bakar gibi bakıyor. Bu sebeple batı üretimleri, insanlık üretimi olarak görülüyor. İşte bu zan, her kimin dimağına girdiyse onu mutlaka teslim almıştır. İnsanlık dendiğinde batıyı anlayan birisi, insanlığını batıya teslim etmiştir, bundan daha derin bir teslimiyet olur mu? Bu sebeple batıya karşı ümmileşmek, en derin noktasına kadar gerçekleşmelidir.
Batıyı insanlığın ve medeniyetin zirvesi olarak kabul ettikten sonra, ona siyasi alanda ve anlamda karşı (ve düşman) olmak, onun temel kabullerine teslim olduktan sonra menfaat mücadelesine girmektir. Menfaatinin peşinde olanlar bu şekilde devam edebilirler, Müslümanlar çok daha derin ve asil bir tefekkür ile varolmalıdırlar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir