“BÜYÜKLERE” SORULAR-18-BİRİNCİ KISIM, ON BEŞİNCİ SORU

“BÜYÜKLERE” SORULAR-18-BİRİNCİ KISIM, ON BEŞİNCİ SORU
SORU
15-Mekan, varlığın vücut bulması için imkan alanı, zaman ise varlığın vücut bulması için gereken muharrik kuvvet veya oluş amili midir?
SORUNUN AÇIKLAMASI
Mekan, imkan alanı… Oluş mahalli… Mekan, zemin, mahal, saha yoksa ne olabilir ki? Herhangi bir varlık ve vakıanın meydana gelebilmesi için ilk şart değil midir mekan? Mekan, “yokluk” ile varlık arasındaki berzah… Mekan, varlığın kendisi değil, belki varlık da değil. Ama o olmadan varlığın zuhuru ne mümkün. Mekan, zamandan daha fazla sır saklıyor gibi.
Zaman denen rüzgarın bile üzerinde eseceği bir zemin lazım. Mekan olmadan zamanın varlığından bahsedilebilir mi? Veya mekan olmadığında zaman olsa ne manası var ki? Zaten mekan olmadığında zamanın varlığını anlamak muhal.
Mekan bu kadar mühim, bu kadar zaruret. Tamam da neden hiç bahsi yok? Sanki mekan yokmuş, sanki mekana ihtiyaç duymuyormuşuz gibi davranıyoruz. Fikir ve felsefe adamların zaman ile ilgilenmişler ama mekan ile ilgilenen pek yok, neden? Oysa mekan, zamandan da önce lazım, zaman için bile lazım.
Varoluşun imkan alanını düşünmüyor ve umursamıyoruz ama varoluşa dair beylik laflar ediyoruz. Yeryüzünde fikir adamı geçinenler kadar sahtekar başka bir meslek var mıdır? Varoluşun zeminini konuşmayan fikir adamı müsveddeleri, varoluş hakkında ne kadar iddialı laflar ediyor? “Varoluş” gibi bir bahiste sahtekarlık yapanlardan daha büyük dolandırıcı olur mu?
*
Belli ki mekan, imkan alanıdır. Öyleyse mekan hakkındaki tasavvurlarımız, imkanlarımızı, ufkumuzu, idrakimizi oluşturuyor. Mekan telakkimiz kadar varız, ancak o kadar düşünebiliriz, varoluşumuzu ancak o çerçevede gerçekleştirebiliriz. Bu kadar mühim ama biz konuşmamakta çağlar boyu direnmişiz. Pes…
Zamandan da bahsetmeliyiz tabii ki lakin mekandan bahsetmeden nasıl yapabiliriz ki bunu? Mekan yoksa zaman da yoktur, değil mi?
Komik hallerimizi fikir diye satmıyor muyuz, bayılıyorum. O koca koca iddialar karşısında gülmekten çıldırmamak mümkün değil. Ama temel meseleleri kimse gündeme getirmediği için, dolayısıyla başlıkları bile bilinmediği için, neye güldüğümüz anlaşılmaz, “kendi kendine gülüyor” derler diye korkumuzdan kılımız kımıldamıyor.
Fikir adamı müsveddeleri, insanları dolandırmak için ittifak yapmış gibi, olmazsa olmaz meseleleri yok sayıyorlar. Hepsi ittifak yaptığı için insanlar da yok sanıyor. İnsanlık tarihi, içinde bulunduğumuz çağdaki kadar düşünce sahtekarlığına şahit oldu mu acaba?
*
Mekan ile ilgili iyi kötü bir fikrimiz olsa, zamanın “oluş amili” mi başka bir şey mi olduğunu tetkik etme imkanı bulacağız. Zaman “oluş amili”dir de, oluşun mahalli nedir? Mekan meselesi halledilmeden mevzuu bir türlü zamana gelmiyor. Oluş mahalli, oluş imkanı yoksa, oluş amili olur mu?
Mekanın ne olduğunu anlamamız gerekiyor ki, zamanın “oluş amili” vasfının, neyi oldurduğunu tetkik edebilelim. Mekan bir şeye imkan alanı tahsis etmediğinde, o şeyin varolma ihtimali var mıdır ki, zaman o şeyi oldurabilsin.
Evet, anlaşılan o ki zaman, “oluş amilidir”. Zaman ile ilgili belki de söylenebilecek en muhkem söz budur ama mekanın ne olduğunu (oluş imkanının ufkunu) bilmediğimizde, zamanın oluş amili olmasını anlar mıyız? Bu hal, iki kere ikinin kaç ettiği sorusunu cevaplandırmadan iki kere üçün altı ettiği cevabını vermeye benziyor. Oysa iki kere üçün altı etmesi için, iki kere ikinin dört etmesi gerekiyor, iki kere ikinin kaç ettiği sorusunu atlayarak, iki kere üçün kaç ettiği sorusunu cevaplayamayız. Ama anlaşılmaz şekilde bunu yapıyoruz, hem de sürekli olarak. Sahtekarlık dediğimiz bu, yanlış mı?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir