TEŞKİLAT VE KURUCU ŞAHSİYET

TEŞKİLAT VE KURUCU ŞAHSİYET

Süregelen ve süregiden yapılar içinde bulunmak, onları yönetmek, işletmek, idare etmek kolay. Teamüller, kurallar, adetler içinde hayatı yaşamak, ciddi bir fikri çabayı ve başarıyı gerektirmez. Normal zekaya sahip, normal bilgiye malik birisi, idareci de olabilir, uzman personel de…
Mevcut yapıdan, halden, statüden, rejimden, devletten kısacası en küçüğünden en büyüğüne kadar herhangi bir yerleşik sistemden çıkmak veya onu yıkmak, yerine yenisini inşa etmek söz konusu olduğunda, ciddi hususiyetleri ve istidatları olan insanlar lazım. En mühim hususiyet, “İnşa Fikri”ne sahip olmaktır. İnşa fikrine sahip olmak ön şarttır ama onu “kurucu şahsiyet” haline getirmeden olmaz. Okumaya devam et

Share Button

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Yı1 1963-64… Amerikan süt tozu, peyniri, margarin ve vita yağları, Amerikan filmleri, Tommiks Teksas gibi çizgi romanlar derken Amerikan hayat tarzının hızlandığı yıllar…

Türkiye’nin bütün ilk mekteplerinde Amerikan yardımı olarak süt tozu ve süt tozundan yapılma çörek(peksimet diyorlardı) dağıtılıyordu. Talebelerin içmeleri mecburdu.

“BAK, SÜT NE GÜZEL”
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

İSLAM’IN TEŞKİLATA VERDİĞİ KIYMET

Bir yapının iyi bir teşkilat olduğunu gösteren birkaç alamet var. Teşkilat ile üyeler arasındaki münasebet yoğunluğu, üyelerinin ihtiyaçlarını karşılama ve problemlerini çözme hacmi, iş yapabilme mahareti ve fikri tesir gücü.
İslam, teşkilatını kurmadan önce, müminin kalbine nüfuz etmekle, en güçlü, en yoğun, en yaygın teşkilatı kurabilmenin kalbi, zihni ve akli altyapısını inşa etmektedir. İslam, hiçbir teşkilat kurmadan, mana olarak bir kalbe nüfuz ettiğinde o kalbin sahibinin tüm hayatını tanzim eder. Günlük periyotlarla baktığınızda beş vakit namaz kıldırmakta, evde bir hücre oluşturmakta, işyerindeki hayatını tanzim etmekte, kısaca hayatın ruhi ve fikri teşkilatını kurmaktadır. Hiçbir din ve dünya görüşü, insanın hayatında, İslam kadar yoğun şekilde yer alamaz. Her nefesinden sorumlu olduğunu, her hareketinden hesaba çekileceğini, her işini meşru ve usulüne uygun yapması gerektiğini kabul ettirebilen bir hayat anlayışı yoktur, İslam’dan başka. Bu çaptaki derinlik ve yoğunluk, dünya tarihinde hiç görülmemiş bir teşkilat altyapısı oluşturur. Okumaya devam et

Share Button

“Amerika katil katil!”

“Amerika katil katil!”

1974 Kıbrıs Çıkartması’nın ardından 1975’de başlayan Amerikan ambargosu, harim-i ismetimize giren düşmanın çizmesi gibi bütün fikir gruplarının öfkesini keskinleştiren bir hâdiseydi.

Amerika’ya karşı olmanın siyasî öfkesinin yaşandığı o yıllarda Mahzunî Şerif’in bâzı plaklarını milliyetçi düşünceye sahip olmama rağmen cebimde taşır ve fikirdaşlarımın tuhaf bakışları altında “Amerika savulsun gitsin” türküsünü dâva duygusuyla dinlerdim. “Ambargo mamborgo dinleme gardaş / Gelin Amerika kovulsun gitsin / Üsleri müsleri kalksın ortadan / Kendi toprağına savulsun gitsin…”
Okumaya devam et

Share Button

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

Koca İslâm âlemi üç buçuk İsrail devletiyle niye baş edemiyor suali İslâm devletlerinin izzet ve haysiyetini kıracak ağır bir sual. Şeytanın dölü İsrail, gâvurun “alçak sarısı” Amerika bir yandan Kudüs’ü “başkent” ilân ederken, bir yandan yeni katliamlara yol açacak tahriklerini sürdürüyor.

Buna rağmen ölü toprağı atılmış, birbirine düşmanlık etmekle meşgul Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır gibi bazı Müslüman devletler İsrail’le ittifak hâlinde olmayı elan sürdürüyorlar.

Mefluç hâlde olan İslâm âleminin üç buçuk İsrail’le niye baş edemediğinin cevabı, bazı İslâm devletlerinin katliamcı İsrail’le ittifak içinde olmalarıdır. En başta Suudi Arabistan kralları ve veliahtları Ortadoğu’daki katliamların elebaşı Amerika ve İsrail’in Kudüs’ü “başkent” olarak ilân etmelerini zımnen destekliyorlar.

HZ. PEYGAMBERİMİZİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ SUUDLAR!
Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorları hedefleyen bir meslek kuruluşunun en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir. Okumaya devam et

Share Button

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

*Teşkilat ve liderlik
Teşkilat ile liderlik arasındaki münasebet yanlış anlaşılır, aslında bunlar özü itibariyle çatışır, normal ve doğru olan teşkilatta liderliğin olmamasıdır, ne var ki bunun tam aksi kanaat yaygındır. Liderlik, yönetilme ihtiyacından doğar, bu cihetiyle de halk için söz konusudur. Teşkilat, yönetilme ihtiyacı içinde olan insanlardan teşekkül etmez, bilakis kendi kendini yönetebilen insanlardan teşekkül eder. Teşkilat kadrolarının hem yönetebilme hem de yönetilebilme maharetine sahip olması, yönetilme ihtiyacından kaynaklanmaz, sadece teşkilatın idare uzvunun bulunması, faaliyetinin nizami çerçevede gerçekleştirilmesi gibi şartlara tekabül eder. Okumaya devam et

Share Button

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak ve Kudüs’ü “başkent” yapmak isteyen İsrail ve Amerika’nın zulümleri devam ediyor.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Orası mahşer ve menşer, yâni yeniden diriliş yeridir” buyurduğu, Yavuz Sultan Selim’in, adını Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdiği peygamberler şehri Kudüs şimdi iki mel’unun, yâni gâvurun “alçak sarısı” Amerika ile şeytanın dölü İsrail tarafından “başkent” yapılıyor.

ŞEYTANIN DEVLET SÛRETİNE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ İSRAİL

İsrail, Allah’ın rahmetinin kesildiği şeytan-ı racim, yâni lânetlenmiş şeytanın devlet sûretine bürünmüş hâli ve katilliğin eğitim merkezi…
Okumaya devam et

Share Button

KUDÜS BİLDİRİSİ

KUDÜS BİLDİRİSİ

Medeniyet Akademisi, fikirteknesi.com sitesi, takipmaras.com sitesi, Terkip ve İnşa Dergisi, Karargah Anadolu Dergisi, Fikir Kadro Hareket Dergisi yazar kadrosu, aşağıdaki Kudüs Bildirisini müştereken hazırlamış ve imzalamıştır.

1-Kudüs’ün mana ve ehemmiyeti
1-1-Kudüs, maddi çerçevedeki bir mekanın ismi olmaktan önce manevi kıymet haritamızın ana merkezlerinden birisidir. Manevi kıymet haritamız, canımızdan üstündür ve canımız pahasına muhafaza listemizdir.
1-2-Kudüs, manevi kıymet haritamızın yeryüzündeki tecelli mekanlarından birisidir. Mekanın ve maddenin, mananın tecelligahı olmak cihetiyle kıymet kazandığı ender merkezlerimizdendir. Yeryüzündeki az sayıda mekan, mana haritamızın münhasır tecelli mahalli olmakla şereflendirilmiştir, Kudüs bunlardan birisidir. Kudüs’ün muhafazası, mekanda tecelli eden mananın müdafaasıdır, bu cihetiyle iradi değil zaruri cephelerimizdendir.
1-3-Kudüs, siyasi bir mesele değildir, Müslümanların harimine dahil bir varoluş merkezidir. Hiçbir siyasi fikir ve yaklaşım Kudüs’ün Müslümanlar için kıymet ve ehemmiyeti üzerinde operasyon yapamaz, ümmet harimine sahip çıkmalı ve siyasi operasyonlara müsaade etmemelidir.
1-4-Dünyada bir Kudüs ve Filistin sorunu yoktur, dünyada bir Yahudi ve İsrail sorunu vardır. Ve Yahudilerin, Müslümanların harimine dahil olan Kudüs’ü ve Filistin coğrafyasını işgal sorunu vardır. Temel teşhis budur ve tüm siyasi fikir imali, bu merkezde yapılmak zorundadır.

2-Bu çerçevede Türkiye Hükumetine çağrımızdır; Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE HAYAT

TEŞKİLAT VE HAYAT

Hayatı inşa etmek için ihtiyaç duyduğumuz unsurlar; fikir, kuvvet, teşkilattır. Fikir, özet olarak yeni bir hayat anlayışını ihtiva eden mana; kuvvet, yeni hayat anlayışını, hayatın içinde ikame etmek için gereken güç; teşkilat ise bunları yapacak maniveladır. Teşkilat, kendini fikre bağlayan, fikrin kuvvetini imal ve temin eden, onu hayatın ortasına diken manivela vazifesi görür.
Teşkilat sadece tatbikat vazifesini görmez, ihtiyaç hasıl olduğunda fikri imal, kuvveti temin ve bunları harmanlayarak hayata vaziyet eder. Teşkilatı bir noktada mevzilendirmek ve orada hapsetmek doğru olmaz. Sadece tatbikatı gerçekleştirecek “kol” vazifesi vermek teşkilatı anlamamak olur. Okumaya devam et

Share Button

Zalimler-2-İslam’a (Hakikate) Zulmetmek

ZALİMLER-2-İSLAM’A (HAKİKATE) ZULMETMEK

(takipmaras.com sitesinden iktibas edilmiştir)

Hakikat İslam’dır. Hakikate zulüm, İslam’a zulümdür, İslam’a zulüm, hakikate zulümdür. Doğrudan İslam’a zulmeden zalim ve kafirlere karşı Müslümanlar, Türkiye dahil dünyanın her ülkesinde ve beldesinde şiddetli şekilde mücadele ve mücahede yürütüyor. Çünkü İslam’a doğrudan zulmedenleri Müslümanların en cahili dahi tanıyor, anlıyor ve harekete geçiyor. Fakat gizli zalimlere karşı, hem de içimizde olduğu halde kafi derecede dikkat ve idrak sahibi değiliz, bu sebeple gereken mücadele yürütülemiyor.
Zulmün zirvesi, hakikate (İslam’a) yapılan zulümdür. Çünkü İslam (hakikat) adaletin kaynağıdır, kaynağı olmadığında adaletin gerçekleşmesi ve gerçekleştirilmesi muhaldir. Zaten İslam’a zulmedilen bir yerde adalet, içi boş bir kelimeden ibaret hale gelir. Ve, İslam’a zulmeden bir zalim idareciden, herhangi bir sahada adalet beklemek, tedavisiz bir ahmaklıktır. İslam’a zulmeden gizli zalimlerin ilacı, derhal oturduğu makamın elinden alınması ve hayattan tecrit edilmesidir, zararlarından başka şekilde halkı korumanın yolu yoktur. Okumaya devam et

Share Button

Sahaf Hasan Efendi

Sahaf Hasan Efendi

Ekim ayının güz kokusu hissedilse de hava açık ve güneşliydi. Evinden yarım saat önce çıkan Refik Hüzünkâr yorulmasına rağmen adımlarını daha da hızlandırdı. Gittiği yer Sahaf Hasan Efendi’nin dükkânı olunca kuş gibi uçarak giderdi. Oraya varmak bir menzile ulaşmak gibiydi.

Kadıköy ve Beyoğlu semtlerinde sahaf dükkânları açılsa da bir türlü ısınamamıştı. Onun bir sevda gibi tutulduğu yer Bayezid Câmii civarında nadirattan bir sahaf olan Hasan Efendi’nin dükkânıydı. Sohbet ve yazılarıyla üzerinde çok emeği olan Bilge Kişi’nin sâyesinde tanımış, dükkânına o alıştırmıştı.
Kitap sohbetine olan aşkını bu gün de vuslata erdirecekti. Kim bilir neler konuşulacaktı? Hangi kitap tiryakileri gelecekti? Kitaplar üstüne gün görmemiş sözler duyacaktı yine. Ne çok şey biliyordu Sahaf Hasan Efendi? Eski ve yeni kitap kurtlarıyla olan hâtıralarını dinlemeye doyulmazdı. Bir sohbetinde İbnülemin Mahmud Kemal’in son yıllarına yetiştiğini, ünlü yazarlarla muhabbetine şâhit olduğunu anlatmıştı.
Ârif meşrebi ve güzel lisanıyla İstanbul beyefendisi mütevazı bir insandı. Eskilerin deyimiyle çok laf vardı onda. Hangi kitapları okuyacağı hakkında fikir verirdi. Açık tenli, uzun köşeli yüzü ve bembeyaz sakalıyla cezbeli bir pir-i fâni idi. Yaşı yetmişi geçmesine rağmen zihni berrak, hâfızası sağlam, zengin hâtıraları olan bilgili biriydi. Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT VE TEŞKİLAT

CEMAAT VE TEŞKİLAT

Türkiye’de Müslümanların içtimai bünyeleşmeleri cemaat şeklinde zuhur etti, bu sebeple cemaat bahsini ayrıca tetkik etmek ehemmiyet arzediyor. Cemaat bir tarafından bakıldığında müthiş bir teşkilat numunesidir, başka bir tarafından bakıldığında teşkilat numunesi değil, teşkilatların kuluçka makinesi gibidir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her fikir bünyeleşmek istediğinde önce cemaatleşiyor. Cemaat, kadimden beri kullanılan içtimai bünye numunesi olduğu için tecrübe müktesebatı da büyük, dolayısıyla içtimai oluşumlar tabii olarak bu havzaya akıyor. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE FERD

TEŞKİLAT VE FERD

*Nefs ve teşkilat
Nefs, özünde teşkilata muhaliftir. Fakat nefs bile bilir ki, menfaatin büyüğü teşkilatlılık halindedir. Ferdi hayat gerçekliğinde kaldığı müddetçe elde edeceği menfaat küçük çaplı olacaktır. Özünde ferdi menfaati esas aldığı için teşkilatlanmaya karşı olan nefs, daha büyük menfaatleri elde edebilmek için teşkilata karşı çıkmaz. Hatta teşkilatlanmayı teşvik bile eder. İşin merkezinden kaydığı nokta da tam olarak burasıdır.
Nefsin talep ettiği teşkilat, kendi merkezinde oluşmalı ve çalışmalıdır. Ferdiyetçiliğin ve ferdi menfaatin zirve noktalarından birisi budur. Kurulacak veya kurulmuş olan bir teşkilatın, tek kişinin ekseninde çalışmasını talep etmek, teşkilat değil menfaat manivelası tesis etmektir. Okumaya devam et

Share Button

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

“Kitaba Çağrı”, “Yahya Kemal Kitabı”, “Bir Şimdiki Zaman Şairi Mehmet Âkif Ersoy” gibi birçok faydalı derlemeye imza atan Duran Boz’un yaptığı en önemli derlemelerden biri olan “Okuma Hikâyeleri” 437 sayfadan 624 sayfaya çıkarak, İz Yayıncılık’tan 2. baskısıyla okuyucu huzuruna çıktı.

Bu faydalı kitabın “Okuma Hikâyeleri” başlığı taşıyan önsözünde gayesi şöyle anlatılıyor:

“Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta. Okuma Hikâyeleri’ndeki metinlerin her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çırpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılar örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanabilir.”

Okuyunca anlıyoruz ki “Okuma hikâyel Okumaya devam et

Share Button

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

“Örgütlenmiş 10 kişi örgütsüz 1000 kişiye galebe çalar..”

Maraş harbinde bu kadar orantısız güce rağmen nasıl oldu da sivil Maraş halkı düzenli Fransız ordularını mağlup etti, hep merak edilir. Şüphesiz bunu sayısız sebepleri var. Biz burada Maraş halkının düşmana karşı örgütlenme biçimini anlatacağız.
Maraş halkının büyük savaş öncesi örgütlenme tarzı üzerinde yeterince araştırma yapılmış değildir. İki türlü örgütlenmeden söz edebiliriz. Birincisi Sivas Kongresi sonrası başlayan ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri bünyesinde yürütülen Kuva-i Milliye hareketi. İkincisi ise Maraş halkının kendi imkânları ile oluşturduğu bölgesel teşkilat. Bu örgütlenme tarzını İtalyan birliğinin kurulmasını sağlayan ve dünyanın en sistematik ve gizli örgütü kabul edilen Karbonari teşkilatının örgütlenme tarzına benzetenler vardır. Eğer böyle ise, dünyanın çeşitli yerlerindeki örgütlenme şekillerinden haberleri varsa ne ala. Yok, kendi akıl ve tecrübeleri ile bu neticeye ulaşmışlarsa gerçekten şaşılacak bir olay. Esasen Fransızlar bizden daha çok şaşırmıştır. Sivil bir halkın bu kadar organize hareket etmesi, çok az bir zayiat vererek çok büyük bir orduyu mağlup etmesi, akıl ve bilimin ölçüleriyle açıklanacak bir olay değildir. Okumaya devam et

Share Button

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

Bilginin, düşüncenin ve edebiyatın kapısını kitaplar açar. Milletlerin ilmî ve edebî mahsullerini kitaplardan öğrenir insan. Kitap ve insanın dostluğu semavî kitaplarla başlar. Sonra mukaddes kitapların izini süren ve şerh eden kitaplar sâyesinde insan ve kitap arasındaki teati günümüze kadar kültürler yoluyla iktidarını sürdürüp gidiyor.

Tarihten bugüne âlim, muallim, hoca gibi cemiyetimizde cazibesi ve sosyal tesiri olan statüler için kitapla iştigal etmek hürmete şâyandır. Fakat kitap ve insan arasındaki rabıta bâzan aklın, faydanın sınırını aşarak sevimsiz bir müptelâlığa ve patolojik bir iştigale dönüştüğü de olur.

“Faydasız ilimden Allah’a sığınmak” düsturundan uzak, haddi aşan bir şekilde kitaba tutulanlar kitap hastası veya kitap delisi denilerek küçümsenmiştir.

BİBLİYOFİL MİSİNİZ BİBLİYOMAN MI?
Okumaya devam et

Share Button

SÜREÇ İLERLİYOR-2-SIFATLARINIZ HAYIRLI OLSUN

SÜREÇ İLERLİYOR-2-SIFATLARINIZ HAYIRLI OLSUN

(takipmaras.com sitesinden iktibas)

Okuyorsunuz sitede yayınlanan yazıyı, öfkeleniyorsunuz ve sinir krizi geçiriyorsunuz ama sonra kendi kendinize, “isim yok, beni kastettiğini kim bilecek” diye teselli arıyorsunuz. Fena halde yanılıyorsunuz, bu milletin derin irfanından sadece sizin haberiniz yok, millet anlıyor, merak ve keyifle takip ediyor. İsterseniz bir araştırma yaptırın, sizin adınız var mı yok mu, görürsünüz.
Siz, yazıdaki özelliklerin tıpa tıp size uyduğunu biliyorsunuz, kendinize bile itiraf etmeseniz de farkındasınız. Zaten biz sizi tanıyoruz, tam olarak sizi tarif ediyoruz, tabii ki yazı sizin hikayenizi anlatıyor. Öyle sağa sola bakar gibi yapmayın, tam olarak sizden bahsediyoruz. Ve bunu, herkes anlıyor. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE ZEKA

TEŞKİLAT VE ZEKA

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, dar ufuklu, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar. Okumaya devam et

Share Button

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Günümüz kitap muhibbanının söyledikleri

Kitapseverlik doğuştan mı geliyor, yoksa sonradan olma bir tutku mudur? İnsan ve kitap arasındaki rabıta herkeste aynı mıdır? Kitap, insanı hangi hallere sokuyor? Dost mudur, düşman mıdır? Hülâsa, kitap insanın neyi olur?

Bu suallerin cevabını günümüz kitap muhibbanından bâzı şahsiyetlerin yazıp söylediklerinden öğrenmek en zevklisidir, diye düşündüm.

“GERÇEK KİTAPSEVERLERİN ANAYASASI VARDIR”

“Gerçek bir kitapsever yatarak kitap okumaz” diyen ince ve titiz bir kitap muhibbi olan Beşir Ayvazoğlu’na göre kitap denince aklımıza selülozdan, elimize alıp dokunduğumuz, sayfalarını çevirdiğimiz ve kendine has kokusu ve estetiği olan, nerdeyse kanlı canlı bir şey gelir. (Dünyabizim sitesi / 16Mayıs 2014 tarihli mülâkat).
Okumaya devam et

Share Button