Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Yıl 1978. İdeolojilerin kol gezdiği yıllar… “Kabukta kalmış” ham bir Türk milliyetçisi olarak mensubu olduğu Türkiye’nin asıl kimliğini ve yakın tarihini arayan Anadolu’da bir genç…

Vurdulu kırdılı, içi doldurulmamış ham hamaset dolu kitaplardan Türk milliyetçiliğini, bu ülkenin yakın tarihini ve millet kimliğini ezber etmeye çalışan toy bir insan “Batılılaşma İhâneti” adlı kitapla buluşuyor ve bir gecenin sabahına varmadan okuyup bitiriyor.

O geceye kadar okuduğu Türkçü-milliyetçi düşünceyi ve yakın tarihi anlatan kitapların hepsi boşa çıkıyor… Bu kitap uyandırıyor onu. Okuduğu kitapların eksik ve Atatürkçü tarih anlayışı zemininde yazılmış “milliyetçi düşünce” kitapları olduğunu fark ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ VE MEDRESE

MEDENİYET AKADEMİSİ VE MEDRESE

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Niçin doğrudan medreseden bahsetmiyoruz da, medeniyet akademisinden bahsediyoruz. Medrese kurulsa medeniyet akademisine ihtiyaç kalır mı? Medeniyet akademisi, medreseye giden güzergahın ara menzili mi yoksa medreseden daha ilerideki bir menzil mi? Medreseyle birlikte medeniyet akademisinden bahsediyorsak aralarındaki fark nedir, medresenin olduğu yerde medeniyet akademisine niçin ihtiyaç hissedilir?
Medeniyet akademisi ile medrese arasındaki farklılıkların birkaçını misal cinsinden açıklayalım.
*Medeniyet akademisi medrese değil, fikir teknesidir
Öncelikle medeniyet akademisi medrese değildir, medresenin üstünde bir müessesedir. Medeniyet akademisi; bilgiyi, ilmi, fikri, irfanı yoğuracak bir teknedir. Medeniyet akademisi, özellikle tefekkürün yoğrulduğu, harmanlandığı, terkip edildiği, tahrik ve teşvik ile iltifat ve mükafata tabi tutulduğu bir karargahtır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Bugün İslam âleminin içinde bulunduğu durum; bir taraftan fiili işgal, bir taraftan oryantalist taarruz ve bir taraftan da epistemolojik işgali resmetmektedir. Batı; Hıristiyanlık ve onun muharref tahakkümü olan skolastik anlayışa karşı zaferini kazanıp kendi dışındaki dünyaya dönmüş, madde planındaki keşif ve tasarruflarıyla siyasi, iktisadi, askeri ve kültürel sahada hakimiyet kurmuştur. Batı, İslam medeniyeti ile ilk karşılaşmasını Hıristiyanlığın hakim olduğu dönemde yaşamış, Hıristiyanlık İslam’a karşı mukavemet edebilmenin ruhi ve akli kaynaklarını üretememiş, asırlar süren kesintisiz mağlubiyet yaşamıştır. İslam’a karşı dayanamayan ve Orta Avrupa’ya sıkışan Hıristiyan batı, İslam’a karşı mücadeleyi bırakıp Hıristiyanlıkla mücadeleye başlamıştır. Reform ve Rönesans hamlesi, Hıristiyan inançla İslam’a karşı dayanamayan batının, zarureten kendi ruhi kaynaklarına dönmesi ve onunla hesaplaşmasının neticesidir. Kendi bünyesinde Hıristiyanlığın hesabını gören batı, İslam’la hesaplaşmak için de oryantalizmi geliştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

SADIRLARDAKİ İLİM – I

SADIRLARDAKİ İLİM – I

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

İnsan, yeryüzü hilafetinin mütemmim cüzü olarak kendisine sunulan “ilm”i ancak usûlü dairesinde talim ve tatbik eylerse Cenab-ı Mevlâ’nın muradı istikametinde bir imar ve inşa mesuliyetini hakkıyla yerine getirebilecek, yeniden bir medeniyetin bânisi olabilecektir. Bizim irfanımızdaki “el-ilmü fi’s-sudûr lâ fi’s-sutûr” yani “ilim satırlarda değil sadırlardadır” mütearifesi umumi olarak ilmin usulünü hulasa eder. Bu kelam-ı kibar, ilmin mahiyetinden talim metoduna, tasnifinden tatbikine kadar pek çok manayı muhtevi olmakla şerhe muhtaçtır. Kısmetse bu sayıdan itibaren zahirinden başlayarak batınına doğru, birbirine bağlı mana mertebelerini izaha çalışmak niyetindeyiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.
*Hıfz
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

TATBİK İLİMLERİ VE TEKNOLOJİ

Birkaç asır var ki, alet ilmi (teknoloji) aşırı gelişti. Öyle ki artık “bilim ve teknoloji” şeklinde kullanılmakta, teknolojiyi bilimin yanında zikretmekte, birbirine denk kıymetler gibi göstermekteyiz. Sanki alet ilmi, ilimlerin tek tatbik ilmiymiş gibi… Sapmanın derecesine bakın…
Alet ilmi (teknoloji), matematiğin tatbik ilimlerindendir ve matematiğin de tek tatbik ilmi değildir. Muhtemelen en fazla tatbik ilmine sahip olan, olması mümkün ilim dalı, bizdeki ismiyle riyaziyedir. Ne var ki riyaziyenin tatbik ilimlerinden olan alet ilmi, inşa ettiği aletlerin hayatın her sahasında ve her ilim dalında kullanılmasından dolayı büyük bir ihtiyacı karşılamakta, şöhretini ise hak etmektedir. Faydasının fazla olması, doğru tefekkür faaliyetini çoktan kaybeden dünyada, teknoloji fetişizmini doğurdu ama kimin umurunda.
* Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

TATBİK İLİMLERİ VE MESLEKLER

Tatbik ilimlerinin içinde küçük bilgi alanları vardır ki, bunlar ilim dalı haline gelecek kadar bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, öğrenilmesi de titiz bir ilmi disiplini gerektirmeyecek basitliktedir. Zanaatlar bunun en fazla görünen misalleridir.
Zanaatlar, nihai tahlilde bir tatbik ilminin içinde küçük bir yer işgal eden bilgi alanıdır. Bir ustadan öğrenilmesi mümkün, umumiyetle iş içinde eğitim (çıraklık) cinsinden tahsili olan zanaatlar, tatbik ilimleri içinde mütalaa edilse de olur, edilmese de… Bununla birlikte zanaatlar, tüm çeşitleriyle birlikte düşünüldüğünde büyük bir yük taşır.
* Okumaya devam et

Share Button

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin maddi-dünyevi fayda ciheti ağır basan halidir. Bu kötü bir şey değildir, bilgiden (ve ilimden) dünyada ve dünyevi anlamda da faydalanmak gerekir, yeter ki ölçü kaçırılmasın. Müslümanlar için böyledir, yani nefs bile ölçülü şekilde hakkı verilmesi gereken bir düşman kardeştir. İslam, en özet haliyle söylemek gerekirse “ölçü”dür, ölçüden ibarettir, kıymeti ise ki ilahi ölçü olmasındandır. İnsana kalan mesele ise ölçüyü anlamak ve tatbik etmektir.
*
Batı, dünyanın her yerinde kültürel mukavemetle karşılaşmıştı. Ferdi manada iman, içtimai manada kültür ve gelenek kadar güçlü mukavemet kaynağı yoktur. Son birkaç asırdır maddi ölçülerle ilerleyen, kalkınan, dünyaya fark atan batı, buna rağmen bir kabilenin bile kültür ve geleneğinin direnişini kıramamıştı. Gelenekteki mukavemet gücü akıl alır gibi değildi.
Batı, geçtiğimiz iki asırda dünyanın yarısından fazlasını işgal etmiş ve sömürgeleştirmişti ama orduyla zapt altına altığı ülkelerdeki geleneğin mukavemetini kıramamıştı. Bu mukavemeti kırmak için birçok şey yaptı, bunların en etkilisi ise tatbik bilimlerinin öncü rolüydü. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin reşit olmayan çocuğudur. Tetkik ve terkip ilimleri tarafından kesintisiz şekilde vesayet altında tutulmalı, bağımsızlaşmasına müsaade edilmemelidir.
Tatbik ilimleri, “ilim” mefhumunun tüm unsurlarını bünyesinde taşımadığı için, reşit olma, yani kendini ikmal etme imkanı yoktur. Bu sebeple sürekli tetkik ilimlerinden süt emmek zorundadır, bunun için tetkik ilimlerinin de mütemadiyen bilgi üretmesi gerekir. Tetkik ilimlerindeki inkişaf durduğu (süt üretemez olduğu) zaman tatbik ilimleri aç kalacağı için, süt yerine rakı içmeye (batıdan veya başka bilgi evreninden bilgi transferine) başlar. Tetkik ilimleri bilgi üretmeye devam ederken de tatbik ilimleri oradan süt emmekten imtina edebilir, kendini reşit görmek, müstakil ilim olduğu vehmine yakalanmak gibi ihtimaller mevcuttur. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma ve tetkik ilimlerinin vesayeti meselesi ehemmiyet arz eder.
* Okumaya devam et

Share Button

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mücerret ilim, onu idrak eden şahsiyete vaziyet eder, bunlar alim, arif, mütefekkirlerdir. Bunların sayısı az olduğu için, mücerret ilim hayata vaziyet edemez. İlmin hayat ile münasebetini kuran, ilmin hayata vaziyet etmesini sağlayan, hatta hayatı inşa etme imkanını oluşturan tatbik ilimleridir.
Kadim müktesebatımız, insanın ve hayatın dağılmaması için ilmi derli toplu halde tutmak hususunda yüksek hassasiyet sahibidir. Mesela ahlak, tüm hayatı kuşatmış, ferdi (şahsiyeti) ve cemiyeti inşa etmiş, içtimai bilgi sahalarını bünyesinde toplamıştır. Ahlak o kadar derin ve muhittir ki, mesela iktisat müstakil bir ilim dalı haline gelmemiştir. İslam ahlakının derinliğine kuşattığı bir cemiyette iktisat ilmine, geçmiş zamanlardaki hayatın sadeliği de dikkate alındığında ihtiyaç hissedilmemiştir. Böylece Müslüman şahsiyet ve cemiyet, hem vahdetini temin etmiş, hem girift ve yoğun münasebet ağını kurabilmiş, mesuliyet şuurunu da yaygın ve derin şekilde tatbik etmiştir.
Fakat… Okumaya devam et

Share Button

MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, tabiatı gereği mücerrettir. Zaten bilgi; varlık ve vakıaların nazari-zihni ifade imkanıdır. İlmin; varlık, insan ve hayata en yakın olan çeşidi, tatbik ilimleridir, bu cihetten tatbik ilimleri bilginin en müşahhas ifadesidir. Buna rağmen tatbik ilimleri bile, mücerret ilme nispetle en müşahhas bilgi çeşidi olmasına rağmen, maddenin kendine nispetle mücerret kalır.
Batının materyalist felsefe ve onun tabii neticesi olan pozitif bilim anlayışı üzerine oturan bilgi telakkisi, doğrudan doğruya maddeyle alakalı ve maddeye bağımlıdır. Bu sebeple batı bilimi, özü itibariyle mücerret ilimden veya ilmin mücerret halinden anlamaz. Ne var ki bilgi tabiatı gereği mücerret olduğu için, bu meseleden de kurtulamaz. Bu sebeple berzahta kıvranır durur. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

TATBİK İLİMLERİNİN ANA TASNİFTEKİ YERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifine dair teklif; önce tasnif üstü tasnif nev’inden; “Mutlak İlim”, nispi ilim, izafi ilim şeklinde yapılmıştır. Mutlak İlim; kitap ve sünnetten ibarettir. Nispi ilim; Müslümanların (yani akl-ı selimin) Mutlak İlimde keşif ve telif ettikleri ilimlerdir. İzafi ilimler ise gayrimüslimlerin (bugünkü haliyle pozitif aklın) serazat ürettiği bilgidir.
Tasnif üstü tasniften sonra, nispi ilimlerin tasnifi yapılmıştır. Nispi ilimler; yatay zeminde dört mecra halinde tertip edilmiş olup bunlar; “Kur’an ilimleri mecrası”, “Tevhid ilimleri mecrası”, “Beşeri ilimler mecrası” ve “Müspet ilimler mecrası” şeklinde tespit edilmiştir. Sonra her mecra kendi içinde, “Terkip ilimleri”, “Tetkik ilimleri” ve “Tatbik ilimleri” şeklinde taksim edilmiştir. Böylece hem yatay sahada tüm bilgi alanlarını kuşatan hem de dikey sahada tüm ilim mertebelerini ihtiva eden bir tasnif haritası hazırlanmıştır.
Tatbik ilimleri, yatay sahadaki dört ilim mecrasının her birinin içindeki dikey tasnif haritasının en alt basamağını oluşturmakta, ilmin artık tatbik safhasını göstermektedir. Tatbikat safhasına, yani yeryüzüne kadar indiği için, muhtevadan çok şekil bilgisi mahiyeti taşımakta, muhtevayı ise işaret etmektedir. Muhtevayı arayanları ise tetkik ve terkip ilimlerine sevk eder. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimlerinin tasnifi, bir cihetten kolay, başka bir cihetten de zordur. Kolay tarafı, yukarıdan aşağı bakarken her tetkik ilminin tatbik ilimlerine sahip olmasıdır. Zor tarafı ise, mesele tatbikata geldiğinde müşterek tatbikat sahalarının zuhurudur. Yani bazı tatbikat sahaları için kurulan tatbik ilimleri, birden çok tetkik ilminden faydalanmak zorundadır.
İlim, tatbikat sahasına kadar indiğinde bilgi çeşitlenir ve çoğalır. İnsan ve hayatın girift yapısı, bir takım işlerin ve vakıaların birden çok bilgi alanıyla ilgili olmasını zorunlu kılar. Çeşitlenen ve çoğalan bilgi, hayatın girift yapısı için ortaya çıkan tatbikat sahalarına yönelik olarak tertip edilirken, keskin tasnif sınırlarını muhafaza etmek kabil olmaz. Bu durumu garipsemek gerekmez, zira insan ve hayatın tabiatı böyledir.
* Okumaya devam et

Share Button

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İslam’ın anlaşılmasına mani olan çok sayıda zihni bariyer var. Bunlardan birisi de terkip, tatbik, inşa gibi bahislerin idrak süreçlerine dahil olmadığı vehmidir. Aslında idrak nedir, hangi sürece tabidir, hangi safhaları bulunmaktadır türünden soruların bile gündeme gelmediği, bu sebeple anlamanın tarifinin bile yapılmadığı bir dönemde bu, beklenen bir seviyesizliktir. Zihni süreçlerin; ezberleme ve öğrenme, anlama ve keşif, tecrit ve terkip gibi yukarıya doğru irtifa kazandıran güzergahı, oradan aşağıya doğru ise inşa, tatbik, tecrübe gibi bir güzergahı olduğunu bile bilmiyoruz. Bunun aynı zamanda bilgi deveran haritası olduğunu, tecrübe ile biten deveranın tekrar başladığını, hem tatbikatla elde edilen tecrübenin doğru-yanlış cetvelinde test edilmesi hem de daha derinlere nüfuz için ihtiyaç duyduğumuzu, duymamız gerektiğini fark bile edemedik. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN BAĞIMSIZLAŞMASI

TATBİK İLİMLERİNİN BAĞIMSIZLAŞMASI

(TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 8. SAYI)

Tatbik ilimleri hayatla doğrudan temas halindedir, hayatın altyapısını inşa eder. Hayatla temasının yoğunluğu ve şekil bilgisi ağırlığı sebebiyle, anlaşılması kolaydır, tatbiki birçok kişi tarafından yapılabilir mahiyettedir. Zaten tatbik ilimleri olması, ilmin ve her türlü bilginin tatbik edilebilir hale getirilmesi, tatbikini mümkün kılacak şekilde tertip edilmesini gerektirir. Bu hususiyeti, hem anlaşılmasını hem de tatbikatını kolaylaştırır.
Anlaşılması ve tatbikatının kolaylaştırılması, halkta ve hayatta yaygınlık kazanmasına sebep olur. Maksat da budur zaten, mümkün olduğunca cemiyetin her ferdinin anlaması ve tatbik etmesi hedeflenir, böylece halk ve hayat ilim ile irtibat kurmuş olur. Ne var ki tüm bu özellikler, tatbik ilimlerin aşırı bir itibar kazanmasına sebep olur, tetkik ve terkip ilimlerinden daha fazla muhatabı olduğu, doğrudan tatbik edilebildiği, onunla mesela para kazanılabildiği, makam sahibi olunabildiği için, itibar ve kıymet şişmesi yaşar. Bu hususiyet, tatbik ilimlerinin tabiatından kaynaklanan bir tenakuzdur, tatbik edilebilmesi için kolaylaştırılmıştır, kolaylaştırıldığı için halkın diğer ilim seviyelerinden daha fazla itibar kazanmasına sebep olmuştur. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayısı)

Öncelikle “ilim”, saf manaya verilen isimdir. Bu sebeple tüm ilimlerin kaynağı olan Mutlak İlim (Kitap ve Sünnet), saf manadır. Mutlak İlmin kendi içindeki tasnifi bakımından Kur’an-ı Kerim, Allah Azze ve Celle’nin kelamı olduğu için hakikattir, yani saf manadır. Sünnet-i Seniyye ise, Mutlak İlmin kendisine inzal edildiği ve ancak O’nun taşıyabileceği hakikatin, O’nun tarafından tatbikatı, Risalet tatbikatıdır, yani saf tatbikattır. Saf mananın saf tatbikatı da, mutlak ilme dahildir.
Mutlak İlmin tatbikatı mevkiinde olan Sünnet-i Seniyye, ilimlerin dikey tasnif haritasındaki tatbik ilimlerinden değildir. Sünnet-i Seniyye, değiştirilmesi muhal olduğu, kendisinde en küçük şüphe bulunmadığı için “Mutlak İlim” çerçevesindedir. Böylece Kitap ile hakikatin muhtevası, Sünnet ile hakikatin doğrudan tatbikatı sübut bulmuştur ki, İslam bu ikisinden ibarettir. Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Mevzu haritası, bilgi sahasının tesviyesidir. Bilgi sahalarının ilmi çerçeveye alınabilmesi, ilim dallarına tevzi edilmesi, ilim dallarının temellerinin atılması, yeni ilim dalına ihtiyaç olup olmadığının anlaşılması için hazırlık çalışmasıdır. Mevzu haritası, terkip ilimlerinin murakabesi altında tetkik ilimleri tarafından hazırlanacak bir saha taramasıdır.
Bir bilgi sahasının mevzu haritası hazırlanmadığında orada ilim binası inşa edilemez. Mevzu haritası bir manada ilim dalının mimari haritasıdır, o harita yoksa inşaatın başlatılmasında fayda yoktur. Üst üste ve yan yana dizilen malzemelerle (bilgilerle) ilim sarayı ortaya çıkmaz, olsa olsa bir gecekondu vücut bulur. Oysa bilginin ilim hali, muhteşem bir saraydır. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Batıdaki ve onun kötü bir kopyası olan Türkiye’de ihtisaslaşma, ilim adamı yetiştirmek yerine cahil yetiştirmeye başladı. Bir bilim (ilim değil) dalında ihtisaslaşan bilim adamı (mesela profesör), diğer tüm bilim dallarına körleşti. İhtisas sahalarının binlerce olduğu hatırlanırsa, bir profesörün ne kadar cahil olduğu mukayeseli olarak anlaşılır.
Yüzlerce bilim dalına ilkokul talebesi kadar uzak olmak, insanı bilim adamı yapabilir ama asla ilim adamı (alim) yapmaz. İslam’ın ilim telakkisi ve alim şahsiyet terkibi ile batı bilim telakkisi ve bilim adamı kişiliği arasındaki mühim farklardan birisi budur. Peşin olarak söyleyelim ki, hiç kimse bilgi müktesebatının artmasından dolayı birçok bilim dalında tahsil imkanı olmadığından bahsetmesin. Bu itiraz, sadece ataletin ve konforun neticesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifi, yatay ve dikey olmak üzere iki boyutlu olarak yapılmıştır. Yatay boyut, dört ilim mecrasını tespit etmiş, dikey boyut ise üç mertebeyi esas almıştır. Yatay boyut ana ilim mecralarını göstermektedir, bu da kainattaki dört ana mevzua denk gelir; Kur’an ilimleri mecrası, Tevhid ilimleri mecrası, Beşeri ilimler mecrası, Müspet ilimler mecrası… Dikey tasnif ise; terkip ilimleri, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri şeklindedir.
Terkip ilimleri, her ilim mecrasının zirvesinde oturan bir adet terkip ilminden ibarettir, dört ilim mecrasını temsil etmek üzere toplam da dört adettir. Fakat tetkik ilimleri, her ilim mecrasının zirvesindeki bir adet terkip ilminin altında olmak üzere çok sayıdadır. Bu sebeple ilimlerin tasnifinin teferruata doğru devam eden haritası tetkik ilimlerindedir. Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

TETKİK İLİMLERİ KEŞİF MAHARETİ VE NEVZUHUR DÜŞÜNCELER

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Keşif meselesi, özü itibariyle girift ve çetin bir mevzudur. Keşif, tombala çeker gibi meçhule uzatılacak bir elin gelişigüzel yakaladığı herhangi bir şey değildir. En azından Müslümanlar için böyle değildir, zira Müslümanlar tevhide (hakikate) iman etmişlerdir. Kainatta, sınırsız sayıda batıl olmasına karşın, bir tane hakikat vardır. Tombala veya zar atmak, bizim için keşif değil, ancak entelektüel serseriliktir.
Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyedeki bir mana ve hikmetin keşfi, lügat karıştırarak bir şeyler yakalamaktan ibaret değil, o şeyin kainattaki tecellisini, insandaki tezahürünü, hayattaki tatbikatını da bulmak; varlık, insan ve hayat bahislerinden mürekkep mana ve hikmet keşfini yapmaktır. Kitap ve Sünnetten, etimolojik tahlillerle keşfedildiği zannedilen hikmet, insanda aksi tesir, hayatta yanlış netice veriyor. Bunu dert etmeyenler ise entelektüel serserilik yapmaya devam ediyor. Okumaya devam et

Share Button