SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

1-Dünyadaki tüm dengeler ve denklemler yıkıldı, yeni denge ve denklemlerin kurulması için şiddetli ve dehşetli bir mücadele devam ediyor.
2-Dünyanın batıdaki hakim kuvvet merkezleri zayıflıyor ve çöküyor, buna mukabil doğuda yeni kuvvet merkezleri inşa ediliyor. Zayıflayan ve kuvvetlenen merkezler arasındaki mücadele, hiçbir insani ve ahlaki sınır tanımaksızın sürüyor.
3-Son iki asırdır devam eden batının dünya hakimiyeti son buluyor, dünya yeni bir yol ve istikamet arıyor. Fakat batı, asırlardır hazırladığı açık ve gizli teşkilatlarla hakimiyetini korumak için ahlaksız bir mücadele yürütüyor.
4-Ahlak ve medeniyetin son temsilcisi olan Osmanlının yıkılmasıyla dünya kuvvet merkezleri; tüm insani ve ahlaki vasıflardan ve ölçülerden soyunmuşçasına birbirine saldırıyor. Masum milyonluk kütleler, hayvani bir hakimiyet kavgasında can veriyor.
5-Dünya; ahlaki ve medeni mesuliyet taşıyan tek bir ülkenin kalmadığı bir arenaya dönmüş durumdadır. Geçen bir asırlık tecrübe yüz milyondan fazla insanın katledildiğini gösteriyor. Anlaşılıyor ki; Osmanlıyla birlikte medeniyet yeryüzünden çekilmiştir.
6-İnsanlık; canhıraş bir şekilde ahlak ve medeniyeti temsil edecek bir millet bekliyor. İnsanlık; çaresiz gözlerle kurtuluş reçetesi sunacak bir ülke arıyor.
7-Biliyoruz; insanlık bizi arıyor, bizi bekliyor, bizim dirilişimizin hasretini çekiyor.
8-Öyleyse omuzlarımızda iki mesuliyet var; birincisi güzel ülkemizi dünyanın ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmek, ikincisi insanlığa kurtuluş reçetesi sunmak… İnsanlığa kurtuluş reçetesi sunmak için öncelikle ülkemizi ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmemiz şarttır.

Öyleyse dinle, aziz ve necip milletim;

Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

BEYANNAMENİN METNİ

1-Dünya; insan cinsine ihanet eden bir “Karanlık Akıl” tarafından esaret altına alınmıştır.
2-Karanlık Akıl; nursuz mahfillerin puslu ikliminde karar almakta, parapsikolojinin karanlık laboratuvarlarında insanlara zerk edilmekte, dünyayı karanlık dehlizlerden yönetmektedir.
3-Karanlık Akıl; insanların ruhunu, zihnini, aklını, ahlakını ve nihayet hayatını işgal ve imha etmiş, yerine kendi şeytani tabiatının hayvani içgüdülerini yerleştirmiştir.
4-Karanlık Aklın nüfuz ettiği her insan zihni, hızlı şekilde şeytanlaşmakta ve “insan” düşmanı haline gelmektedir. Karanlık akla sahip olan insanlar, hürriyet ve istiklal sahibi oldukları vehmine kapılmakta, karanlık aklın sahiplerine itaat ettiklerinin farkına varmamaktadır.
5-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin gereğini yapmayı, hürriyet ve istiklal olarak sunmaktadır. Hak, hürriyet ve istiklal mefhumunun muhtevasına zerk ettiği hayvani içgüdüler, insanlar arasında mütemadi çatışma ve savaşın sebebi olmaktadır.
6-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin kaçınılmaz savaşından kuvvet ve iktidar devşirmekte, yüz dolar için insan öldürecek hale getirdikleri vahşi tetikçilerle insanlığı köleleştirmektedir.
7-Karanlık Akıl; insanlığın tüm mahrem noktalarına girmiş, milletlerin mühim müesseselerine sızmış, ülkeleri askeri veya kültürel yolla işgal etmiştir.
8-Karanlık Akıl; hemcinsler arası beraberliği teşvik ederek insan neslini kurutmak, hakim olduğu coğrafyanın dışında savaşların kesintisiz devamını sağlayarak insanlığa kastetmek, insanlığın tüm kıymetlerini ve kaynaklarını sömürerek onları yokluğa mahkum etmek ve nihayetinde kendi hükümranlığını daim kılmak arzusundadır.
9-Karanlık Akıl; erkek ile kadını, ferd ile cemiyeti, halk ile devleti birbirinden ayırmış, her birine yalnız başına varlık iddiası zerk etmiş, böylece mütemadi çatışmanın tohumunu atmıştır. Bunları tek tek ideoloji haline getirerek dünyayı kan deryasına çevirmiştir.
10-İnsanlık; tarihin en derin işgal ve tehdidi altındadır.
11-İnsanlık ölüyor.
12-“Karanlık akıl”, şeytani hakimiyetini derinleştiriyor.
13-Karanlık Akla karşı silahla mücadele edilmez, zira akla mermi işlemez. Karanlık Akla karşı mücadele, yeni bir akılla, “Ahlaklı Akıl” ile mümkündür.

Öyleyse dinle, ey insanoğlu…
Okumaya devam et

Share Button

Sanatçı pespâyeliğiyle askere “moral” verilmez

Sanatçı pespâyeliğiyle askere “moral” verilmez

Hatay sınır karakolunda sözde sanatçı kafilesiyle aralarında bir zamanlar HDP muhibbi olan ciğeri beş para etmez birkaç hanım gazeteci müsveddesinin Mehmetçiğe pespâye bir şekilde “moral verme” showları milletçe kınanmış, başkomutanların da orada bulunmaları hiç mi hiç yakışık olmamıştır. Etrafındaki kriptolara, yanlış yönlendirenlere dikkat etmeli…
Hakk’a tapan Türk askerine böyle lâubali bir şekilde moral verilmez. Hemen her gün şehit haberleri gelen bir savaşın sürdüğü sırada millî kültürümüzü temsil bakımından hiçbir özellikleri olmayan sözüm ona bir takım sanatçı bozuntularının asker ve devlet ricalinin etrafında “laklak”, “şakşak” yapması utanç vericiydi.
Vakar yoktu o karelerde. Dua, hüzün ve acı yoktu… Yüzü nurlu, abdestli sanatçılar yoktu… Millî insan vasıflarından uzak dekolte sanatçılar o mücadele mıntıkasını “Yeşilçam” veya gazino sahnesi zannetmiş olmalılar ki gayet sulu, cıvık ve şuh bir şekilde askerlerimizin arasında “poz” veriyorlardı. Mehmetçik ve ailelerinin nâmına yüzümüz kızardı bu vakarsız manzara karşında. Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün hezeyanı: “Troyalılar Türk’tür”

Bâtıl Türkçünün hezeyanı: “Troyalılar Türk’tür”

Atatürkçü iktidarların Cumhuriyet kutlamalarında icra edilen senfoni konserleri, tiyatro ve oyunlar, Millî Mücadele’de kovduğumuz Yunanlıların pagan atalarına ait “mitolojik tanrıların” övgüleriyle dolu utanç verici programlardı.

Kuvva-yı Milliye’yi (İslâmî güçler demektir) oluşturan askerlerle ve Hakk’a tapan Türk milletinin tarihiyle hiçbir ilgisi olmayan bu konser ve gösterilerde âdeta bayraklaştırılan uydurma “Troyalı Türk” yavesine bugün Bâtıl Türkçüler sahip çıkıyor.

Meselâ “Hektor’un İntikamı” oyununun, din-i İslâm şiarıyla yapılan Millî Mücadele’ye ve Hakk’a tapan Türklere ağır hakaret taşıdığını bilmemek gaflettir.
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Sene iki bin dokuz, soğuk mart ayının yirmi beşiydi. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuştu karlı dağların yamaçlarına. Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde:

Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Yüreğimiz kaldı / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Alperenler gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar ürktü. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar eridi. Yüreklerinden sayha kopuyor, dillerinden dua:

Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin Muhsin Beğ’imizi!

Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere hüzünle bağlandı. Alperenlerin feryadı göklere erişti. Dağlarda her yer hüzün, her yer Muhsin Beğ’imizdi. Dağlar ses vermeyince yüreklerinde figan koptu:
Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitaplarında anlatılmaz.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
Okumaya devam et

Share Button

“Bitmeyen millî mücadele”

“Bitmeyen millî mücadele”

Ali Yurtgezen hocanın, Semerkand Dergisi Mart 2018 sayısındaki “Bitmeyen Millî Mücadele” adlı yazısı, millet vasfımızı ve tarihî millî mücadele şiarımızı azimle korumamızı hatırlatan ve mutlaka okunması gereken muhteşem bir yazı… Kitap çapındaki mevzuu altı sayfalık bir makâlede heyecanla okumamızı ve anlamamızı sağlıyor.

Aşağıda takdim ettiğimiz yazının ara başlıklarının, millî mücadele tarihini az-çok bilen okuyucuları cezbedeceğini ve alâkalarını çekeceğini düşünüyorum:

“Millî mücadele mi, kurtuluş savaşı mı?”, “Millî mücadelenin ‘millet’i”, “Ümmet-i Muhammed Milet-i İbrahim’dir”, “Millet meclisi”, “Kur’anî kavramları yerinden etmek”, “İmametle yükümlü ümmet”, “Anadolu’nun liderlik ehliyet ve liyakati”, “Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler”, “Uzun süren kara kış”, “İstiklâl için bir kere daha milletin azmi ve kararı”, “Tek başına millet olan yiğitler”, “Seyyid Ahmed Şerif Es-Senûsî k.s.”, “Millet ehli Müslümandan beklenen”
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermektir. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden korunması çabası taşımaktadır)

Türkiye’nin geleceğindeki ideolojik tehlikelerden biri de bâtıl Türkçülüğün zararlı fikirleridir. Bâtıl Türkçünün hülâsa ettiğimiz aşağıdaki düşünceleri, İslâmlaşınca millet hüviyetine sahip olan Hakk’a tapan Türklere zararlı olmadığını kim söyleyebilir? Aşağıdaki satırlar ara başlıklar da dâhil Türklüğü yozlaştırmaya çalışan bu gürûhun düşünceleridir:
Okumaya devam et

Share Button

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Okumaya devam et

Share Button

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraş’ın istiklâline Maraş Kalesi’ndeki bayrak sevindi önce. Ulu Câmii sevindi, Uzunoluk sevindi, Göllülü Yusuf, Çuhadar Ali ve bütün Maraşlı şehitlerin ruhu sevindi. Abdal Halil Ağa “din bahsi” üzere bir daha davul çaldı yüreğinden.

11 Şubat1920’nin soğuk gününde Maraş Maraşlılara gülzar, kâfire mezar oldu. Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca, Vatan-ı İslâmiye üzerine başlatılan Maraş müdafaası bütün Anadolu’ya yayıldı. Maraş, Anadolu’nun kahramanı oldu. Maraş’ta görülen İstiklâl rüyâsı devlete inkılâp etti.

Şimdiki zamandan sıyrılıp, ruhum ve düşüncelerimle konuk oldum Maraş’ın Kurtuluş (İstiklâl) Bayramı’na. “Maraş Maraş derler de uy amman amman” türküsünün yüreklerden söylendiği 12 Şubat 1920 günü Fransız’ı kovan Maraşlıların arasındayım.
Okumaya devam et

Share Button

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Okumaya devam et

Share Button

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

Üstad Necip Fazıl’ın “Altun Ordu” olarak vasıflandırdığı Türk ordusu heybet ve merhamet cephesiyle mayalanmış Mehmetçikler ordusudur. Üstadın, “Altun Ordu” fikrine bugün ne kadar da muhtacız… Bin yıllık İslâmlaşmış Türk ordusunun madde ve mâna cephesini icazlı birkaç cümleyle takdim ediyor üstad. Hülâsası şöyle:

Ok, tüfek veya atom bombası… Üçü de keyfiyet ve gayede bir… Farkları kemmiyette… Ok da, tüfek de, atom bombası da bir gaye ve dâva emrine girmedikçe kendi zatî maddesi ve iş görme avantajlarıyla hiç bir hak ve imtiyaz belirtmez. Hak ve imtiyaz, onları kullanan ele, elin bağlı olduğu kafaya, o kafaya yön veren ruha göredir.

Aynı ok, Kerbelâ’da Peygamber Torununun mukaddes yüreğine saplanabileceği gibi, kör Deccal’ın iki kaşı arasından da girip geçebilir. Ordu bir oktur onu kullanan el aynı okun şuur merkezi subaydır; bağlı olduğu kafa, fikir ve hakikattir; kafaya yön verici ruh, millet ve cemiyettir.

“ORDU, CEMİYETİN YUMRUĞUDUR”
Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin şanlı ordusu mehter gülbangı vurarak girdi Afrin’e… Dillinde Allah Allah nidalarıyla ezip geçiyor terör yuvasını…

“Allah Allaaah, celîlü’l-cebbâr, muînü’s-settâr, hâliku’l-leyli ve’n-nehâr, lâ yezâl, zü’l-celâl. Birdir Allah, O’nun birliğine, resûl-i enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafa, âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı rûhâniyyetine, pîrân, mürşidân, âşıkân, vâsılîn, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i îmân ervâhına, avn ü inayetine, bilcümle ehl-i İslâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine… hû diyelim, huuu!”

Diyerek kahrediyor düşman PKK’yı.
Okumaya devam et

Share Button

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?

İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?

“Vatanında Cüda’ İstiklâl Şairi, Kod Adı: İrtica 906 Mehmed Âkif Ersoy” kitabının yazarı Muharrem Coşkun’un 19 Nisan 2015 tarihli Diriliş Postası gazetesindeki mülakatından Tek Parti Cumhuriyeti’nin Mehmed Âkif düşmanlığını “derin istihbarat” hattında da sürdürdüğünü öğreniyoruz.

Adı geçen yazar, Âkif’in bütün adımlarının takip edildiğini, kanser tedavisi görürken dahi kendini ziyaret edenlerin fişlendiğini, konuşmalarının takibata alındığını, Safahat isimli eseri için imha edilmesi tâlimatı verildiğini, istihbarat, emniyet, valilik, içişleri bakanlığı arasındaki gizli belgelerde Âkif’in “kod adı: irtica 906” olarak fişlendiğini, belgelerin hazırlandığı tarihlerin 1925’de başlayıp 1937’ye kadar sürdüğünü, İsmet İnönü’nün Başbakan ve M. Kemal’in Cumhurbaşkanı olarak imzasının olduğunu söylüyor.
Okumaya devam et

Share Button

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancıların Chp’liler, yâni Kemalistler olduğunu bu kez de Mustafa Armağan’ın “Efsaneler ve Gerçekler” kitabından iz sürerek anlatalım.

26 Kasım 1920’de Samsun limanına gelen Amerikan Gemisi’nin komutanı, Vali Ethem Bey’e İstanbul’daki ABD Komiseri Amiral Bristol’un teklifi gereğince “Samsun’da resmî sıfatla görev yapmasına müsaade verilebilir mi?” diye sorduğunda “hayır” cevabı alır.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET MEFKURESİ VE ŞEHİR FİKRİ

MEDENİYET MEFKURESİ VE ŞEHİR FİKRİ

Mekanı çıplak (tabii) halde kullanmak hayvanlara mahsustur. Mekanın imar edilmesi gerekir, imar edilmemiş mekan üzerinde mülkiyet kurulamaz. İktisadi manadaki mülkiyetten bahsetmiyoruz ama o bile imar edilmeden kurulamaz. Şehir, mekanın, fikir tarafından imar edilmiş halidir, belli bir fikir tarafından inşa edilen şehir, o fikrin mülkiyetindedir. Bu sebepledir ki her kültür ve medeniyet kendi şehrini inşa etmiştir, bu sebepledir ki mekan üzerinde bir de medeniyet mülkiyeti mevcuttur.
Şehir, medeniyet mülkiyetinin mührüdür. Tarlayı sürmek bile kültür ve medeniyet ile alakalıdır ama şehir, medeniyetin inşa edilmiş halidir. Şehir kurmayan bir kültür olabilir ama şehir kurmamış bir medeniyet olmaz. Kültür her hayat tarzında ve şeklinde oluşur ve varlığını devam ettirir lakin medeniyet, mekanlaşmış bir hayat tarzıdır, mekan üzerinde mülkiyet hakkı edinmiş bir hayattır. Okumaya devam et

Share Button

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

27 Mayıs 1960 darbecilerinin radyodan ilk tebliği o karanlık günleri yaşayanların hâlâ hatırındadır: “Nato’ya, Cento’ya… bağlıyız.”

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Darbeler Tarihi” kitabına göre, ordu hantal ve hastadır diyerek, darbeye muhalif olan 235 general ve beş bine yakın subay ve astsubayın emekli edilmesini isteyen CHP’nin şefi İnönü yanlısı darbeci cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ödenmesi gereken yüklü ikramiye tutarını Nato Komutanı Norstad vasıtasıyla Amerikan örtülü ödeneğinden temin eder.
Darbe karşıtı subayların emekli edilmesi düşüncesinden Amerika ziyadesiyle memnundur.
Okumaya devam et

Share Button

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığı çeşitlidir. Sahtesiyle gerçeğini birbirinden ayırmak gerek. Meselâ bir zamanların meşhur solcu-Kemalistlerinden İlhan Selçuk’un, Mümtaz Soysal’ın Amerikan aleyhtarlığı naylondur. Keza derin psikopatlardan Yalçın Küçük’ün ve çok maskeli derin adam Doğu Perinçek’in Amerikan aleyhtarlıkları da sunidir ve derin vazifelerindeki şartlara göredir.

İktidar olmadıkları, olamadıkları için ağzı dolusu konuşan ulusalcı sağcı ve solcuların “Bağımsız Atatürk milliyetçisi Türkiye” diye nârâ atarak, Amerikan aleyhtarlığı yapmaları bir rol, bir taktiktir.

CHP’LİLERİN AMERİKAN ALEYHTARLIĞI SAHTEDİR
Okumaya devam et

Share Button

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Yı1 1963-64… Amerikan süt tozu, peyniri, margarin ve vita yağları, Amerikan filmleri, Tommiks Teksas gibi çizgi romanlar derken Amerikan hayat tarzının hızlandığı yıllar…

Türkiye’nin bütün ilk mekteplerinde Amerikan yardımı olarak süt tozu ve süt tozundan yapılma çörek(peksimet diyorlardı) dağıtılıyordu. Talebelerin içmeleri mecburdu.

“BAK, SÜT NE GÜZEL”
Okumaya devam et

Share Button