Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Yı1 1963-64… Amerikan süt tozu, peyniri, margarin ve vita yağları, Amerikan filmleri, Tommiks Teksas gibi çizgi romanlar derken Amerikan hayat tarzının hızlandığı yıllar…

Türkiye’nin bütün ilk mekteplerinde Amerikan yardımı olarak süt tozu ve süt tozundan yapılma çörek(peksimet diyorlardı) dağıtılıyordu. Talebelerin içmeleri mecburdu.

“BAK, SÜT NE GÜZEL”
Okumaya devam et

Share Button

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

*Teşkilat ve liderlik
Teşkilat ile liderlik arasındaki münasebet yanlış anlaşılır, aslında bunlar özü itibariyle çatışır, normal ve doğru olan teşkilatta liderliğin olmamasıdır, ne var ki bunun tam aksi kanaat yaygındır. Liderlik, yönetilme ihtiyacından doğar, bu cihetiyle de halk için söz konusudur. Teşkilat, yönetilme ihtiyacı içinde olan insanlardan teşekkül etmez, bilakis kendi kendini yönetebilen insanlardan teşekkül eder. Teşkilat kadrolarının hem yönetebilme hem de yönetilebilme maharetine sahip olması, yönetilme ihtiyacından kaynaklanmaz, sadece teşkilatın idare uzvunun bulunması, faaliyetinin nizami çerçevede gerçekleştirilmesi gibi şartlara tekabül eder. Okumaya devam et

Share Button

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak ve Kudüs’ü “başkent” yapmak isteyen İsrail ve Amerika’nın zulümleri devam ediyor.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Orası mahşer ve menşer, yâni yeniden diriliş yeridir” buyurduğu, Yavuz Sultan Selim’in, adını Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdiği peygamberler şehri Kudüs şimdi iki mel’unun, yâni gâvurun “alçak sarısı” Amerika ile şeytanın dölü İsrail tarafından “başkent” yapılıyor.

ŞEYTANIN DEVLET SÛRETİNE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ İSRAİL

İsrail, Allah’ın rahmetinin kesildiği şeytan-ı racim, yâni lânetlenmiş şeytanın devlet sûretine bürünmüş hâli ve katilliğin eğitim merkezi…
Okumaya devam et

Share Button

KUDÜS BİLDİRİSİ

KUDÜS BİLDİRİSİ

Medeniyet Akademisi, fikirteknesi.com sitesi, takipmaras.com sitesi, Terkip ve İnşa Dergisi, Karargah Anadolu Dergisi, Fikir Kadro Hareket Dergisi yazar kadrosu, aşağıdaki Kudüs Bildirisini müştereken hazırlamış ve imzalamıştır.

1-Kudüs’ün mana ve ehemmiyeti
1-1-Kudüs, maddi çerçevedeki bir mekanın ismi olmaktan önce manevi kıymet haritamızın ana merkezlerinden birisidir. Manevi kıymet haritamız, canımızdan üstündür ve canımız pahasına muhafaza listemizdir.
1-2-Kudüs, manevi kıymet haritamızın yeryüzündeki tecelli mekanlarından birisidir. Mekanın ve maddenin, mananın tecelligahı olmak cihetiyle kıymet kazandığı ender merkezlerimizdendir. Yeryüzündeki az sayıda mekan, mana haritamızın münhasır tecelli mahalli olmakla şereflendirilmiştir, Kudüs bunlardan birisidir. Kudüs’ün muhafazası, mekanda tecelli eden mananın müdafaasıdır, bu cihetiyle iradi değil zaruri cephelerimizdendir.
1-3-Kudüs, siyasi bir mesele değildir, Müslümanların harimine dahil bir varoluş merkezidir. Hiçbir siyasi fikir ve yaklaşım Kudüs’ün Müslümanlar için kıymet ve ehemmiyeti üzerinde operasyon yapamaz, ümmet harimine sahip çıkmalı ve siyasi operasyonlara müsaade etmemelidir.
1-4-Dünyada bir Kudüs ve Filistin sorunu yoktur, dünyada bir Yahudi ve İsrail sorunu vardır. Ve Yahudilerin, Müslümanların harimine dahil olan Kudüs’ü ve Filistin coğrafyasını işgal sorunu vardır. Temel teşhis budur ve tüm siyasi fikir imali, bu merkezde yapılmak zorundadır.

2-Bu çerçevede Türkiye Hükumetine çağrımızdır; Okumaya devam et

Share Button

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

İktidar yanlısı televizyon ve gazetelerde köpürtülen “Milletimizin gönlündeki Atatürk ile sonradan kavramlaştıran Atatürkçülük farkı ortaya çıkmıştır. Sorun bir zihniyetin Mustafa Kemal’i kendi ideolojik amaçlarının simgesine dönüştürmüş olmasıdır” şeklindeki sözler yakın tarihte yaşanan gerçeklere göre son derece fahiş bir hatadır!

“Atatürk aslında şöyleydi böyleydi…” şeklinde gerçeklikten uzak, sun’i ve saçma sapan yazılar ve konuşmalar nezdimizde pespayelikten başka bir şey değil. “Atatürk ayrı, Atatürkçülük ayrı” iddiası çok gülünç ve gerçeklerden uzak. Atatürkçülüğün temellerini M. Kemal uygulamalarıyla bizzat kendisi atmıştır.

İktidar mensubu muhafazakâr-mukaddesatçı bilinen bâzı gazeteci, yazar, milletvekili ve parti başkanları tarafından yapılan “Atatürk’ü Kemalistlere ve CHP’ye bırakmayalım” yollu konuşmalar gündemi hayli işgal etti ve zihinlerde soru işareti bıraktı. Okumaya devam et

Share Button

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* Okumaya devam et

Share Button

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün zararlarını Serdengeçti’den öğrenmek

Atatürkçülüğün Türk milletinin bin yıllık Müslüman kimlik ve değerlerine mesnet olacak bir değer olmadığını, aksine lâdinî ve pozitivist bir zihniyet olduğunu söylediğimizde, Atatürk milliyetçileri yahut ulusalcılar bize demediklerini koymadılar. Zararı yok, onlar zaten muhalifimiz; attığı taşlar bizi incitmez.

Bizi inciten, dimağları hâlâ temyiz etme gücüne erişmemiş ve idrakleri hâlâ Atatürkçülükle bir miktar kirli kalmış dost bildiğimiz sözde Türk milliyetçisi geçinenlerin attığı taşlar… “Millî kahraman, “Millî şahsiyet” diye toz kondurmadıkları “önder”in inkılâplarına sahip çıkışları bizi derinden yaraladı.

Okuduklarını anlamakta güçlük çektikleri belli. “Millî kahraman” dedikleri “önder”in yanlış olduğunu söylediğimiz Millî Mücadele’deki duruşu ve rolü değil, Cumhuriyet’in kanlı ve bâtıl inkılâplarında başrol olmasıdır. Biz, Atatürkçülüğün Türk milletinin tarihî hüviyetine ve sosyolojisine uygun bir değerler sistemi olmadığını, olamayacağını söylemeye ve ispat etmeye devam edeceğiz.
Okumaya devam et

Share Button

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethine hazırlandığı günlerde bir sabah erkenden tebdil-i kıyafetle Edirne çarşısında alışverişe çıkar. Girdiği ilk dükkândan bir şey satın alır. İkinci bir şey daha satın almak istediğini söyleyince, dükkân sahibi, “Ben siftahımı yaptım; onu da yandaki dükkândan alınız.” diyerek komşusu esnafa yönlendirir Fatih’i. Genç padişah yandaki dükkânda da diğer dükkânlarda da aynı tavırla karşılaşır. Esnafın böylesine bir tok gözlülükle birbirini kollamasından pek memnun olmuştur. “Ben bu milletle değil İstanbul’u, dünyayı fethederim!” diyerek Allah’a hamd ü senada bulunur. Okumaya devam et

Share Button

Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki arıza ve farklılıklar

TÜRKÇÜLERİN MEYLETTİĞİ MÜELLİFLERİN MEDENİYET FİKRİNDEKİ ÂRIZA VE FARKLILIKLAR

Medeniyetin İslâm’ın maddî ve mânevî olarak tecessüm ettiği Medine modelinden neşet ettiğine, böyle bir medeniyetin varlığında siyaset ve toplum yapısının fıkıh ahkâmına göre seyreden bir tekâmül olduğuna inandığımızı ölçü alarak Türkçü akımın meylettiği bazı müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıkları tahlil ve tenkid denemesi yapmak istiyoruz.
Evvel emirde belirtelim ki Türkçü ifadesinden kastımız, Türklüğe dair dünya görüşlerini laik / seküler zeminde sürdüren anlayış etrafında hareket eden cemiyetlerdir.
*Türkçüler Gökalp’ten tevarüs eden medeniyet fikrinde sabit… Okumaya devam et

Share Button

İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir. Okumaya devam et

Share Button

İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?

İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?

Bu ülkede Atatürkçülük zincirine beyinlerinden bağlı bürokratik güçlerle bu zincirin Türklük ve Cumhuriyet’in kendisi olduğuna inanan zavallılar var.
Bu ülkede Atatürkçülük zincirinin “millî” bir zincir olduğunu zanneden statükocu kafalarla, Atatürkçülük zincirine vurulduğunu fark etmeyen nâdanlar var.

Ulusalcılar, solcular, laikçiler, modernler ve benzerleri Atatürkçülük zincirinden kurtulmak istemeyen mankurtlardır. Atatürkçülüğün karanlığına bir uyuşturucu müptelâsı, bir yarasa gibi alışmış ve beyinleri Atatürkçülük ayinleriyle sulanmış bu ideolojik köleler lâ-dinî Kemalizm’in karanlığından geldiler ve bu karanlıkta yaşamakta ısrar ediyorlar. Aldandıklarını, aldatıldıklarını ve hakikati anlamaya mecalleri yok.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ TABİİ Kİ BİR HAYALDİR

MEDENİYET AKADEMİSİ TABİİ Kİ BİR HAYALDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Medeniyet tasavvuru yani büyük terkip için medeniyet akademisine ihtiyacımız var. Sebebi malum; çok büyük iş, çok çetin iş, çok girift bir iş… Ümmetin ilim, irfan ve tefekkür müktesebatını cem edecek, terkip edecek, inşa ve tatbik için hazır hale getirecek, yeni şartlar ve hadiselerden dolayı yeni bilgi alanları ve ilim dalları kurulmasına ihtiyacımız olup olmadığını tespit ile ihtiyacımız varsa bunları kuracak bir müessese… Çok büyük çok…
Burada bir sır gizli… Büyük işler büyük teşkilatlara ve kadrolara ihtiyaç duyar. Medeniyet tasavvuru ve muhtevasında mahfuz olan milyonlarca mevzu ile ilgilenecek seviyeli kadrolar bir araya gelmeden meselenin halli kabil değil. Çok sayıda Müslüman ilim ve fikir adamının bir müessese bünyesinde müşterek faaliyette bulunması ise bugünün şartlarında ve ahlaki seviyesinde medeniyet tasavvuru oluşturmaktan zor. İşte sır burada… Bir araya gelemeyen fikir ve ilim adamı çapındaki (!) kadroların böyle büyük bir işi üstlenmesi ve gerçekleştirmesi muhal. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET KADROSU VE SİYASİ UFUK

MEDENİYET KADROSU VE SİYASİ UFUK

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Müslümanlar seksen-doksan yıldır “kadro” yetiştirmekle meşguller. Birçok cemaat ve gurup, “Neden şu işleri yapmıyorsunuz?” türünden sorulara karşı, “Kadro yetiştiriyoruz” türünden cevaplar veriyorlar. Bu cevap yanlış değil, kadro yani insan olmadan yapılacak iş ne olabilir ki? Muhakkak ki bir iş yapılacaksa o işin kadrosunun yetişmiş olması gerekiyor, aksi takdirde kasaba ameliyat yaptırmak zorunda kalınıyor ve ortaya cerrahi tedavi değil kıyma makinası çıkıyor.
Kadro yetişmeli, yetiştirilmeli… Fakat sorulan soruların içinde “Medeniyet hamlesi neden başlatılmıyor?” sorusu olmadığından mıdır bilinmez, medeniyet kadrosu ile ilgili hiçbir ufuk ve teşebbüs yok. Sebebi malum; medeniyet tasavvuru olmadığı için medeniyet kadrosuna ihtiyaç duyulmuyor. Öyleyse silsile vuzuha kavuşuyor, önce tefekkür ve tasavvur, sonra kadro, sona hamle… Anlaşıldığı üzere bu silsilenin başında da, tefekkür ve tasavvuru keşif ve telif edecek mütefekkir kadrosu… Bu nokta dikkat çekici bir paradoksa işaret ediyor, kadro yoksa tefekkür ve tasavvur olmuyor, tefekkür ve tasavvur olmayınca kadro yetişmiyor. Bu fasid daireyi kıracak ve bir noktasından sahaya girecek olan mütefekkir kafaların yetişmesi şart…
* Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet Millî Mücadele’nin devamı değildir

Cumhuriyet Millî Mücadele’nin devamı değildir

Cumhuriyetin, Millî Mücadele’nin devamı olmadığı tek cümleyle dahi anlaşılabilir: “Vatan-ı İslâmiyye ve hilafeti kurtarmak için millî cihad ilân edilmiştir…”

Millî Mücadele’nin ruhu İslâm, 1925 sonrası Cumhuriyet’in ruhu lâdinî ve pozitivisttir. Kemalist ilke ve inkılâplarından, diğer adıyla Chp programlarından teşekkül eden Cumhuriyeti Millî Mücadele’nin devamı zannedenler yanılıyorlar.

Millî Mücadele bir başka adıyla “Millî Mücahede / Mücahede-i Milliye” Birinci Dünya Savaşı’nda ardından Heyeti-i Temsiliye’nin ve sonraki teşekkülüyle Birinci Meclis’in fetvalarla aldığı millî cihadın ikincisidir.

Bu sebeple Türkiye dışından cihad ilânının dâvetine koşup gelen diğer Müslüman ülkelerin kanaat önderlerinden Şeyh Ahmed Senusî gibi birçok zât Millî Mücadele için canla başla çalışmıştır.

MİLLÎ MÜCADELE CİHATTAN İBARETTİR
Okumaya devam et

Share Button

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 32. SAYI -TAKDİM YAZISI-

TAKDİM
“İnşa sürecinin tatbikat devri”… Bir nevi, topyekun tatbikattır. Bir Müslümanın namaz kılması da İslam’ın tatbikatına dairdir, yalnız kıldığında ferdi tatbikat, cemaatle kıldığında içtimai tatbikat… Burada bahsini ettiğimiz tatbikat devri; şahsiyet, cemiyet ve devlet çapında tatbikattır. Öyleyse meseleyi devlet merkezinde ele almayı gerektiren bir mevzu üzerindeyiz.
İslam; hiçbir şeyi bir diğeriyle irtibatsız şekilde ele almamış, hiçbir varlık veya mevzuu müstakil olarak görmemiştir. Bu külli kaide mucibince devlet bahsi; şahsiyet ve cemiyet ile birlikte medeniyet mevzuunu da ihtiva edecektir.
*
“İnşa sürecinin tatbikat devri, yani İslam Devleti”… Kapak konusunun bu olması daha isabetli olacaktır. İslam Devleti… Ne zamandır konuşmadığımız, neredeyse unutulmaya terk ettiğimiz temel mevzularımızdan birisi. Bir ülkeyi Müslümanların idare etmesinin kafi sayıldığı bir devirde yaşıyoruz, bu durum çok sarsıcı bir kırılma. Önceleri bunun bir geçiş süreci olduğu hususunda ittifak vardı, şimdi öyle görünüyor mu? Yoksa geçiş devri, kalıcı hale mi geldi? Artık İslam Devleti mevzumuz yok mu? Okumaya devam et

Share Button

“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”

“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”

Bâzı tecrübelere bakıldığında Cumhuriyet, cumhurun hâkim olduğu rey ve esaslara göre idarecilerinin belirlendiği, istibdat ve oligarşinin en az hükümferma olabileceği bir rejimdir. Âmenna.

Fakat “Cumhuriyet” nâmı altında ilân edilen Cumhuriyetin millet değerlerine karşı yapılan lâdinî-pozitivist inkılâpçı istibdat ve “Tek Adam” ideolojisinden oluştuğunu uzak en iyi necip Türk milleti bilir. İçinde yaşadığımız Cumhuriyet’in cumhurun dininden neşet eden kültür ve medeniyet değerlerine sımsıkı bağlı bir Cumhuriyet vasfını taşıdığını söylemek mümkün mü?

Cumhuriyet’in 1925’den sonra millî hâkimiyeti muhtevî olmadığını, M. Kemal ve kadrosunun Avrupa’nın lâdinî ve pozitivist anlayışından mülhem altı ok ilkeleri üstüne inşa edildiğini devrin paşaları da söylüyor.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

MEDENİYET AKADEMİSİ İHTİYACI

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Bugün İslam âleminin içinde bulunduğu durum; bir taraftan fiili işgal, bir taraftan oryantalist taarruz ve bir taraftan da epistemolojik işgali resmetmektedir. Batı; Hıristiyanlık ve onun muharref tahakkümü olan skolastik anlayışa karşı zaferini kazanıp kendi dışındaki dünyaya dönmüş, madde planındaki keşif ve tasarruflarıyla siyasi, iktisadi, askeri ve kültürel sahada hakimiyet kurmuştur. Batı, İslam medeniyeti ile ilk karşılaşmasını Hıristiyanlığın hakim olduğu dönemde yaşamış, Hıristiyanlık İslam’a karşı mukavemet edebilmenin ruhi ve akli kaynaklarını üretememiş, asırlar süren kesintisiz mağlubiyet yaşamıştır. İslam’a karşı dayanamayan ve Orta Avrupa’ya sıkışan Hıristiyan batı, İslam’a karşı mücadeleyi bırakıp Hıristiyanlıkla mücadeleye başlamıştır. Reform ve Rönesans hamlesi, Hıristiyan inançla İslam’a karşı dayanamayan batının, zarureten kendi ruhi kaynaklarına dönmesi ve onunla hesaplaşmasının neticesidir. Kendi bünyesinde Hıristiyanlığın hesabını gören batı, İslam’la hesaplaşmak için de oryantalizmi geliştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR?

“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:
“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız.
Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi olmuş nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Medeniyet akademisi veya Daru’l Hikme veya Beytü’l Hikme gibi isimlerinin kullanılacağı bir müessese… Böyle bir müesseseye şiddetle ihtiyacımız var.
Medeniyet Akademisinin kadimdeki “Daru’l Hikme” merkezlerinden veya medreselerden farkı, ümmetin bugünkü durumu ile kadimdeki durumu arasındaki fark kadardır. Medeniyet Akademisi bir medrese değil, medreseyi de inşa edecek olan medeniyet karargahıdır. Medeniyet karargahının siyasi merkezi değil, ilim, irfan ve tefekkür teknesidir.
Ümmet, tarihinin hiçbir döneminde bu kadar aşağılara düşmedi. Tarihte galibiyetlerimiz çoktu ama mağlubiyetlerimiz de olmuştu fakat bugünün mağlubiyeti çok farklı bir mahiyet taşıyor. Tarihi umumiyetle savaş meydanlarından okuma itiyadı edindiğimiz günden beri güç meselesine takıldık. Osmanlı da böyle yaptı, cephelerdeki mağlubiyetler üzerine orduya dair sürekli bir ıslahat hamlesine girdi ama mesela medreselerdeki çürümeye aynı hassasiyeti gösteremedi. Çökenin devlet olduğunu zannetti, oysa medeniyet çöküyordu. Osmanlı, tarihteki ender “medeniyet devletlerinden” birisiydi fakat son dönemde bu anlaşılamadı. Medeniyet çökerken “medeniyet devleti” muhafaza edilemezdi, nitekim edilemedi. Okumaya devam et

Share Button

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Batılı sömürgecilerin Birinci Harp sonrası Osmanlı Türk hâkimiyetinden koparmaya çalıştığı Kerkük / Musul, Kemalistlerin Lozan’daki gafilce siyasetleri sonucu ve Batılı inkılâplar uğruna gözden çıkarılmış bahtsız Türkmen diyarıdır.

İKİNCİ GRUP KERKÜK / MUSUL’UN SİLAHLA ALINMASI TARAFTARIYDI

İlk Meclis’te Kemalistlerin Misak-ı Millî politikalarının Musul-Kerkük’ten haddi aşan tavizler verildiğini yüksek sesle dile getiren İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif ve Meclis’in en kahraman milletvekili ve bu kahramanlığından dolayı hunharca öldürülen Ali Şükrü Bey gibi İkinci Grubun milletvekillerinin büyük çoğunluğu Hüseyin Avni’nin başkanlığında Musul’un silah kullanılarak alınmasını beyan ettiler.

RESMÎ TARİH KERKÜK / MUSUL’UN İNGİLİZLERE BIRAKILDIĞINI YAZMAZ

Resmi tarih yâni “Yalan söyleyen tarih” Kerkük / Musul bahsinde bunları yazmaz. İkinci Grubun teklifi M. Kemal’in tâlimatıyla Meclis gündemine alınmaz.
Okumaya devam et

Share Button