Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Batılı sömürgecilerin Birinci Harp sonrası Osmanlı Türk hâkimiyetinden koparmaya çalıştığı Kerkük / Musul, Kemalistlerin Lozan’daki gafilce siyasetleri sonucu ve Batılı inkılâplar uğruna gözden çıkarılmış bahtsız Türkmen diyarıdır.

İKİNCİ GRUP KERKÜK / MUSUL’UN SİLAHLA ALINMASI TARAFTARIYDI

İlk Meclis’te Kemalistlerin Misak-ı Millî politikalarının Musul-Kerkük’ten haddi aşan tavizler verildiğini yüksek sesle dile getiren İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif ve Meclis’in en kahraman milletvekili ve bu kahramanlığından dolayı hunharca öldürülen Ali Şükrü Bey gibi İkinci Grubun milletvekillerinin büyük çoğunluğu Hüseyin Avni’nin başkanlığında Musul’un silah kullanılarak alınmasını beyan ettiler.

RESMÎ TARİH KERKÜK / MUSUL’UN İNGİLİZLERE BIRAKILDIĞINI YAZMAZ

Resmi tarih yâni “Yalan söyleyen tarih” Kerkük / Musul bahsinde bunları yazmaz. İkinci Grubun teklifi M. Kemal’in tâlimatıyla Meclis gündemine alınmaz.
Okumaya devam et

Share Button

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi
Lozancılardır

“Atatürk şöyleydi böyleydi” hurafesi yine hızlandı. İktidara mensup faal bir milletvekili de yalan söyleyen Atatürkçüler gibi konuşmuş:

“…Atatürk ve arkadaşları Lozan’da bir anlaşma yaptılar. Bana göre o günkü şartlar içinde yapılan en iyi anlaşmadır. Devletin tapusudur. Lozan’dan gelenler Ankara’ya gelince ağladı. Artık 100 yıl savaşmayacağız geleceğimizi kurtardık diye. Mustafa Kemal ölmeden önce Hatay’ı da memleketimize dâhil etti. Ömrü yeterse Musul ve Kerkük’ü de vatan topraklarına katacaktı fakat ömrü yetmedi.”

Bu beyanata aklın ola da inanasın. “Lozan o günkü şartlar içinde iyi anlaşmadır” demek bir fasaryadır. Beyan sahibi kafadan atmış. Lozan anlaşmasını bilmediği veya zamâneye uyarak popülizm yaptığı açık.

Haçlıların, yâni Avrupalıların Lozan’da verdiği sertifikaya “Devletin tapusudur” demek, Türk millet ve devletine ağır saygısızlıktır, cehalettir, tarih bilmemektir. Devletimizin tapusu 1071’de tescil edilmiştir. 1453’de ve 1920 İstiklâl Harbiyle de devletimiz tapusunun tescili şüheda kanlarıyla tescili bir daha yapılmıştır. Okumaya devam et

Share Button

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

Sayfaları bol miktarda Atatürkçülük soslu video, resim ve yazılarla donatılmış, seküler Türkçülüğü ve yüksek dozda ulusalcılığıyla temayüz etmiş günlük bir gazetenin yazarı yakın tarihle ilgili bir mevzuu öyle çarpıtmış ki ileri sürdüğü iddiaları değme Atatürkçülerin dahi kabul edeceği şüphelidir.
Mesele şu: İktidara mensup üst seviyede bazı siyasilerin, Tek Parti döneminde M. Kemal ve İnönü’nün câmi kapatıp yıktırdıklarını dile getirmesine hayıflanmış ve bir Atatürkçü olarak savunmaya geçmiş. Savunması yakın tarih gerçekleriyle uzaktan ilgisi olmayan bir garabet:
“Ne Atatürk döneminde, ne sonraki yıllarda böyle densizlik yapıldı… Aksine Atatürk, İstanbul’da iki câminin onarılması için tâlimat vermiş, câmilerimizin iyi muhafaza edilmesi gerektiğini öğütlemişti. İsmet Paşa da 2. Dünya Savaşı sırasında silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan halkın yardımlarının câmi avlularında toplanmasını, hepsinin cemaatin gözetimi altında tutulmasını ve oralardan ordunun levazım yetkililerine aktarılmasını istemişti… Sen bu gerçekleri görmezden gel, yalana dolana dayan, iftira et… Siyaset böyle yapılmamalı…”
Her tarafı eğri büğrü olan bu iddianın neresini düzeltmeli? Prof. Dr. Cemil Koçak’ın 2 ciltlik “Türkiye’de Millî Şef Dönemi” kitaplarıyla Mustafa Armağan’ın “Satılık İmparatorluk” ve “Tek Parti Devri” adlı kitaplarından edindiğimiz bilgilere göre, M. Kemal ve İnönü’nün bizzat imzalarıyla birçok câmiin satıldığını, bazı câmilerin Chp binası olarak tahsis edildiğini ulusalcı gazetenin yazarı ya bilmiyor ya da Atatürkçü-ulusalcılığına gölge düşüreceğini düşünerek bu elim gerçekleri örtmeye çalışıyor. İkinci ihtimal daha kuvvetli.

LÂDİNÎ DEVRİMLER İÇİN SATIŞA ÇIKARILAN CÂMİLER
Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

Barzani’nin “Kürdistan” bayrağı asılı Kerkük’te bugün hüzün var, elem var. İngiliz damgalı Amerikan-İsrail projesi olan “Kürdistan” yürürlüğe sokulmak isteniyor. Ah, “elleri mi kalacak Kerkük?”

“Kerkük Musul kan içinde
Türkmenim hicran içinde
Bin can var, bir can içinde
Bir ebedî ize geldim
Yıktılar kalanı Kerkük
Kestiler balanı Kerkük
Nakışlı minarede
Verdiler salânı Kerkük”

Selçuklu Türk Devleti’nden bu yana tarihî bir Türkmen şehri olan Kerkük bin yıldır Anadolu’nun bir arka bahçesi, bir vilayetiydi. Bizimle aynı dili, aynı kültürü, aynı geleneği paylaşan soydaşların yaşadığı yerdi. Yüz yirmi yıldır gariptir, yalnızdır Kerküklü Türkmenler.
Okumaya devam et

Share Button

Türkiye için bir “siyaset beyannâmesi”

Türkiye için bir “siyaset beyannâmesi”

Bütün vazifesi ve dâvası Türkiye’nin ilim, medeniyet ve tefekkür sahasında yol açıcılık olan “Terkip ve İnşa”, “Karargâh Anadolu”, “Fikir Kadro Hareket” adlı dergilerin sahibi ve yayın müdürü Haki Demir’in öncülük ettiği, telif heyetinde Veysel Aslantaş, İsmail Göktürk, Şevki Karabekiroğlu’nun da bulunduğu “Siyaset Beyannâmesi-Millete hitabe-”, siyaset ve medeniyet meselelerinden mes’ul olan devlet erkânına, siyaset ehline, âlim ve münevveran zümresine tebliğ edilmek üzere hazırlandı.

Türkiye’nin iki asırlık meselelerine ciddi teklif ve çözümler getiren elli dört sayfalık “Siyaset Beyannâmesi” “Takdim” bölümü hâriç “Siyaset, Hukuk, Cemiyet, Ahlâk, Medeniyet, Medeniyet Şurası” başlığıyla yedi bölümden oluşmaktadır.

Çaplı, orijinal ve tutarlı teklifler sunan beyannamenin mahiyetini, uzun olması sebebiyle hülâsa ederek anlatmak icap ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Fikir ve ruhumuza, hayat tarzı ve değerlerimize hâlâ yabancı olan yürürlükteki Cumhuriyet rejiminde bizi bahtiyar kılan güzel bir vak’a yaşandı.

Birinci haber şu: Jandarma Genel Komutanlığı Bando Bölüğü, Uzman Çavuş Muhammed Meriç adında bir şehidimizin Ankara’daki cenaze merasiminde, 1932 yılından bu yana bir zulüm olarak devam eden Avrupalı müzisyen Şopen’in “Cenaze Marşı” yerine Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin (164O-1711) “Segah Tekbiri” adlı eserini icra etti.

İkinci haber ise şöyle: İçişleri Bakanlığından 81 ilin valiliğine gönderilen “Şehitlerin Cenaze Törenleri” tâlimatında şehit cenazelerinde “Ti” işaretinin verilmemesi, saygı duruşunda herhangi bir çalgı aleti çalınmayarak ihtiram yürüyüşünün Itri’nin “Segâh Tekbiri” ile yapılması, şehitlerin, milletin mânevi dünyasında özel önemi ve yeri olduğu belirtilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden ismi bizde mahfuz bir talebe (ismini verip de başını belâya sokmayalım) “…Bölümümüzde istenmemesine rağmen maalesef Domuz Besleme Dersi veriliyor. Biz bu dersi istemiyoruz. Sizden bunu haber yapmanızı bir takipçiniz olarak istiyoruz. İnşallah bu şekilde domuz dersini kaldırırlar…” diyen sâfiyâne bir imdat nidasıyla e. mektup göndermiş.

Müslüman mahallesinde domuz dersi anlatılır mı? Ah, laikçi Cumhuriyet rejimi nedir senden çektiklerimiz!

Kısa bir araştırma neticesinde öğrendik ki, adı geçen üniversite ile iki yıllık ziraat meslek yüksekokulları da dâhil birçok ziraat fakültesinin zootekni bölümleri ile veteriner fakültelerinde adı batasıca ders müfredatta yer almaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

Osmanlı’da askerlik meselesi

Osmanlı’da askerlik meselesi

“Sizin Osmanlınız” başlığıyla e. posta ile fakîre gönderilen bir metinde, Osmanlı’da, evli olsun, bekâr olsun izni alınmadan zorla dayakla asker toplanarak ve köle gibi bakımsız bir şekilde oradan oraya sürüklenerek on yıllarca süren bir zaman içinde memleketine gönderilmeyen zorba bir askerlik sisteminin olduğu anlatılıyor.

Metnin kaynağı belirtilmemiş. Âciz kanaatimce metinde geçen asker toplama usulündeki ifadelerde indîlik ve subjektiflik var. Küçük adî vak’alar genelleştirilerek verilmiş ki, devrin askerlik kanununa göre doğru değil.
Usta tarihçilerden Halil İnalcık, Yılmaz Öztuna gibi aklıma gelen birkaç tarihçinin yazdığına göre mevzuat olarak zorla ve dayakla askere götürme vak’ası yok.
Okumaya devam et

Share Button

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin emeği darbeci bir generalin statüsünden değerlidir. İhtiyacı için ekmek çalan, namusu için kaatil olan bir insan darbeci bir generalden asildir.
Kalpleri yoktur darbeci generallerin? Oysa bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin kalbi vardır. Çünkü toplumuna emeğini, yâni millete mensubiyetini sunuyor.
Bir buğday yetiştiricisi en iyi buğdayı yetiştirmekle, bir maden işçisi en çok kömürü çıkarmakla vatanını ve milletini darbeci generallerden daha çok sevdiğini gösteriyor.
Kendi toplumuna yabancılaşan darbeci generaller geceleri uyuyamazlar. Oysa bir buğday yetiştiricisi, bir maden işçisi geceleri huzurla uyurlar.
GÖNÜLLERİN DEĞİL, DARBELERİN UZMANIDIRLAR
Okumaya devam et

Share Button

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Okumaya devam et

Share Button

Kurtla çoban arasında mesai yapanlar

Kurtla çoban arasında mesai yapanlar
Kurtla çoban arasında mesai yapanların alâmet-i fârikası nedir? Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanın yanına gidenleri nasıl ayırt edeceğiz? Her defasında kurtla bir olduktan sonra yanımıza gelip bizimle ağlayanları nasıl tanıyacağız? Hz. Peygamberimiz, içi dışı bir olmayanlara karşı ümmetini uyarmıştı:

“Dilleri de var baldan tatlıdır, ancak kalpleri kurtlarınkinden vahşidir. Bizi aldatan bizden değildir. İkiyüzlülerin kıyamet günü ateşten iki dilli olacaklarını, kıyamet gününde Allah nazarında en kötü olanlardan bir kısmını da ikiyüzlülerin teşkil ettiğini göreceksiniz. Bunlar, bazılarına bir yüzle, diğer bazılarına da başka bir yüzle giden insanlardır.”
Okumaya devam et

Share Button

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar” dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’an-ı Kerim’in buyruğudur.

Bakara sûresi 204. âyeti, “kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup ağlayanları” târif ediyor: “İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. O, kalbinde olmayana Allah’ı şahit tutar. Oysaki, düşmanların en amansızıdır. Dönüp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesilleri helâk etmeye koşar.”
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

15 Temmuz şafağında, ey darbeci generaller size haddinizi bildirecek bir millet var karşınızda, diye nida ettiğimde şair Cahit Koytak’ın “Mahrem bir soru soruyor bir anne bir generale” şiirini okuyarak yüreğimdeki öfke ateşini düşürmeye çalıştım. Şiirinde bir ana bir generale soruyor:

“Tankları, topları, uçaklarıyla / On binlerce postal, on binlerce miğfer / On binlerce tüfek, on binlerce süngü / Ve onları kemiklerine kuşanmış / On binlerce savaş makinesiyle / Koca bir orduyu / Ve kesin bir zaferi general / Mareşal nişanıyla birlikte / Değişmez miydiniz / Tanrı, gizlice sorsaydı size / Değişmez miydiniz doğru söyleyiniz / Şakağına bir tek kurşunla / Meşum bir delik açılmış / Gencecik oğlunuzun canıyla / Söyleyin de duyalım, komutan / Söyleyin de bilelim / Görev duygusu nasıl bir şeymiş.”
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci generaller omuzundan akıllı olur

Darbeci generaller omuzundan akıllı olur

Darbeci generallerin gücü omuzlarında, yâni apoletlerindedir. Omuzlarındaki yıldız sayısınca şenî akıl ve güçleri artar, şapkalarındaki kokartların büyüklüğünce buyurganlık ve zorbalıkları genişler.

Şuur altlarında “rütbem ve ben” var. Omuzlarındaki apolet benlikleriyle aynileşip, egolarına ve iktidar arzularına hâkim oluyor. Rütbe ve egoları birleşerek dürtülerini, iç isteklerini, tutkularını içine alan darbeci bir canavara dönüşüyor. Akılları selim ve temyiz edici akıl olmaktan çıkarak, beyinden değil, omuzdan neşet eden, yâni apoletin emrine giren hasta bir akıl hâline geliyor.

15 Temmuz darbesinde görüldüğü üzere bu ülkede bir kısım generaller omuzlarından akıl almaya devam ediyorlar. Kendi millet meclisini ve polis okullarını bombalatan sosyal darvinist mantık ancak omuzundan akıllı darbeci generallerde olur.
Okumaya devam et

Share Button

DARBECİ GENERALLER PSİKOPATTIR

Darbeci generaller psikopattır

Darbeci generallerin birer psikopat olduğu kesin. Muayene edildiğinde yüksek dozda psikopatik belirtiler görülecektir. Sosyal girişimlerde noksanlık, mensup olduğu milletle dost ve barışık olamama, kanun ve kurallardan kopukluk, kendine çizilen anayasal yasakları dikkate almamak, içinde yaşadığı toplum değerlerine önem vermemek, sevgi, şefkat gibi hislerden yoksunluk, bu belirtilerden bazılarıdır.

Üç şeyi çok sever ve isterler: Güç, itaat ve otorite. Güç ve darbe tutkularının arkasında hastalıklı otoriter kişilikleri ve aldıkları lâ-dinî / pozitivist eğitim vardır.
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci generallerin çöküşü

Darbeci generallerin çöküşü
Bir zamanlar bu ülkede zulümkâr darbeci generaller hükümferma idi. Vesâyet rejimlerinde eziliyordu millet. Hak ve adâlet, sevgi ve merhamet yoktu despot iktidarlarında. Zulüm ve zorbalık, Kemalizm ve lâ-dinîlik hâkimdi.

1923 sonrası kanlı inkılâp devirlerinde “Tek ve dokunulmaz şef” idi generaller. Kimsenin haddi olamazdı ideolojik ve vesayetçi ihtişamlarına gölge etmek. Halk ayağı çarıklı fasa fisoydu. Ortaçağ kafasıydı ve ezilmeliydi din-i mübin. Yeni din ve rejim Kemalizm’di.

Kan ve darbe üstüne yükseliyordu generallerin iktidarı. 27 Mayıs 1960 darbesinde vesayetçi güçlerini daha da artırdılar. Anayasayı ve parlamentoyu kendi elleriyle yazıp oluşturdular. Kanlı darbeye imza atan Millî Birlik Komitesi’ne milletin bütçesinden ölünceye kadar maaş ve imtiyazlı vatandaşlık statüsü bağışladılar.
Okumaya devam et

Share Button

15 Temmuz darbeci generallerle milletin savaşıdır

15 Temmuz darbeci generallerle milletin savaşıdır

15 Temmuz, Millî Mücadele ruhuyla bombalara karşı bayraklarla sokakları tutan, iman dolu göğsüyle tanklara karşı duran Müslüman Türk milletinin gözü dönmüş darbeci generalleri mağlûp edişidir. Tarih, bu şanlı müdafaayı böyle yazacak.

15 Temmuz, Türk Ülkesi’ni içeriden ve dışarıdan ele geçirmeye kalkışan hainlere karşı, “Öz yurdumda garip, öz vatanımda parya olmayacağım” nârâsının atıldığı gündü.

Zaman, omuz omuza verme zamanıydı. Necip millet direniş ve diriliş ruhunu gösterdi o gece. Meydanlara akın eden millet çocukları tankların önüne yattılar, “Bizi ezip geçmeden bu ülkede darbe yapamazsınız” dediler.
Okumaya devam et

Share Button

Darbeye karşı selâ, ezan, millet

Darbeye karşı selâ, ezan, millet

Kanlı ve menfur 15 Temmuz darbecilerinin hesap edemedikleri üç şey vardı: Selâ, ezan ve millet. Üçü de din-i İslâm’dan neşet eden mefhum ve vecibe…

Darbeciler bu üç ulvî değeri bilemediler. Çünkü seksen dört yıldır ezan, selâ ve millete karşıydılar. “Allahü Ekber Allahü Ekber… / Eşhedû en lâ ilâhe illallah … / Eşhedû enne Muhammeden Resûlullah…” sadâsının necip milletle olan ünsiyetini ve cihada çağırdığını bilselerdi, millete silah çekebilirler miydi?

Tanklarla ezmek istedikleri milletin din, yâni şeriat üzere gidilen yol mânasına geldiğini, mübarek bir kelime olduğunu öğrenselerdi ve bu ülkede milleti Türklerin temsil ettiğini unutmasalardı katliam yapabilirler miydi?
Okumaya devam et

Share Button

Medeniyet Akademisi Başkanımızın, CHP yöneticilerini şikayeti ile ilgili “Basın Açıklaması”

BASIN AÇIKLAMASI

*Vatan, millet, devlet unsurlarını ihtiva eden, bunların üçünü birden ve birlikte muhafaza eden “Kıymetler Birliği” şiarımız vardır.
*Devleti; yasama, yürütme, yargı unsurları teşkil eder; bunlar “Kuvvetler Ayrılığı” şiarıyla ifade ve tanzim edilmiştir.
*“Kuvvetler Ayrılığı” şiarı, “Kıymetler Birliği” şiarıyla birlikte tatbik edilmezse, birbirinden bağımsızlaştırılmış olan yasama, yürütme, yargı kuvvetleri, temel kıymetlerimiz olan vatan, millet ve devleti birbirinden ayrıştırır.
*Devletteki üç kuvvet, hem ayrı ayrı hem de işbirliği yaparak “Kıymetler Birliği” şiarını tesis ve muhafaza etmekle vazifelidir. Temel kıymetlerimiz olan vatan, millet ve devletin veya bunlardan herhangi birinin tehlikeye düşmesi ve beka meselesiyle karşılaşması halinde, “Kıymetler Birliği” şiarının muhafazası için tüm millet mensupları ve devlet kuruluşları işbirliği içinde çalışmakla mükelleftir.

*** Okumaya devam et

Share Button