Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır.)

Hakk’a tapan Türk gençlerinin Batıl Türkçülerin ifsad edici ve zehirleyici düşüncelerine kapılmaması için bu gürûhun dediklerinin arka plânını anlamak gerek. Birikimi olmayan gençler Türk kelimesinin cazibesi altında dehşet verici şu düşüncelerle kandırılıyor. Yorum yapmadan son paragrafa kadar hülâsa ettiğimiz ifadeler bu gürûha aittir:

BÂTIL TÜRKÇÜYE GÖRE DİN YOK İNANÇ VARDIR
Okumaya devam et

Share Button

ÖMÜR GİDİYOR ŞOL YEL ESİP GEÇMİŞ GİBİ

Ömür gidiyor şol yel esip geçmiş gibi
Ömür sermayesini boş yere tüketip yaşımızı başımızı aldığımızı fark edince, Erzurumlu Âşık Emrah’ın “Hazan ile geçti şu benim ömrüm” türküsü içimize bir topak gibi nasılda oturuyor öyle.

Yaşlandığımızı, ömrün âhirine geldiğimizi hissedince, Yunus Emre Hazretlerinin mısraları nasılda çöküyor içimize: “Geldi geçti ömrüm benim / Şol yel esip geçmiş gibi / Hele bana şöyle geldi / Bir göz yumup açmış gibi.”

İçimize dert olan, bu mısraların mânasınca yel gibi gelip giden ömrün hakkını veremeyişimizdir. Yaşlanmak ve ömrün sonuna gelmek şikâyet edilecek bir hâl değil. Yaşlılıktan, ömrün âhirine gelmekten modernler ve nadânlar şikâyetçi olurlar.
Okumaya devam et

Share Button

CHP pozitivist generallerin kurduğu lâdinî devlet partisidir

CHP pozitivist generallerin kurduğu lâdinî devlet partisidir

Atatürkçü Cumhuriyet’in esasları olan Chp’ yi millet değil, “İslâm’ın vakti dolmuştur” diyen askerî bürokrasinin ağırlıklı olduğu zümre kurmuştur. Bu yüzdendir ki otoriter laikliği İslâm karşıtlığı olarak resmî devlet politikası hâline getiren, pozitivist bilim anlayışını dinin yerine geçirerek İslâm medeniyet değerlerini tasfiye eden ve İslâm’dan arıtılmış seküler muhteva taşıyan “dil, kültür ve ülkü birliğiyle” Türk ulusu kimliği inşa etmeye çalışan bir partidir.

Chp’yi, yâni Altı Ok ilkelerinden meydana gelen Kemalist Cumhuriyeti, Millî Mücadele’de sözde İslâmî siyaset kullanıp daha sonra milleti aldatarak asıl yüzleriyle ortaya çıkan pozitivist generaller kurmuştur. 1923’de Halk Fırkası adıyla başlayan, sonra Chf ve Chp adını alan parti, pozitivist zihniyetli generallerin ve bürokrasinin kurduğu bir partidir. Dindarlardan temizlenmiş subay ve bürokrasinin temel hususiyetleri pozitivist ve lâ-dinî ilerlemeci düşünceye sahip olmalarıdır.

CHP BÜROKRATİK EGEMENLERİN PARTİSİDİR
Okumaya devam et

Share Button

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim mecraları içinde idrak ve izahı en zor olanı “Tevhid ilimleri mecrası”dır. Bu bahis birçok açıdan zorluk taşır; öncelikle ana mecra olan Kur’an ilimleri mecrasının kalbi olmasından, sonra tevhidi mevzu edinmesinden, daha sonra da akılla idrak ve izah etme imkansızlığından… Bu kadar çok sebeple zor olan bir mevzuda, derinliğine izah çabasına girmeyeceğimizi ifade edelim. Okumaya devam et

Share Button

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir. Okumaya devam et

Share Button

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Kemalist CHP Cumhuriyetinde “Aile Bira Bahçeleri”

Bir insanlık faciası örneği olarak 1930’lı yıllarda Chp’li Atatürkçü devlet tarafından “Alkol faydalıdır” reklâmları yapıldığı yakın tarihin en âdi fiillerindendir. “Aile Bira Bahçeleri” nde çocuklar ve aileler alkol almaya özendirildi. (Yabanlar ve Yerliler-Başkent Olma Sürecinde Ankara, Funda Şenol Cantek, İletişim Y. 2003).

BİRA FABRİKASINI M. KEMAL KURDURDU

İstiklâl Savaşı öncesinde Ankara Belediye Reisliği yapan Hacı Ziya Bey’in mülkiyetinde bulunan “Orman Çiftliği” arazisi Cumhuriyet yıllarında M. Kemal’e Atatürk’e hediye edilir. 1925 yılında M. Kemal’in tâlimatıyla “Atatürk Orman Çiftliği” adını alan arazide, yâni Müslüman milletin cihadıyla istiklâlini kazanan bu ülkeye şenaatin ve hakaretin en büyüğü olan “Biradan millî içecek üretme projesi…” uygulanır ve bira fabrikası kurulur.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

MEDENİYET TASAVVURU VE BİLGİ TELAKKİSİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslami dünya görüşümüz ve medeniyet tasavvurumuzu, zaman ve mekanın birbiriyle temasından ortaya çıkan varlığı, varlığın birbiriyle münasebet örgüsünde zuhur eden hayatı, kurucu kaynak olan Kelam-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ile idrak, inşa ve terkip etmeye talibiz. Dünya görüşümüzün omurgasını oluşturan varlık, bilgi ve kıymet sütunlarını, Vahy-i İlahinin beyanı ve Sünnet-i Seniyye’nin tatbikatı ile kayıt altına alırız. Bu hususiyetimiz, aynı zamanda bizi diğer dünya görüşlerinden ayıran ana unsurlardır. Bu çerçevede İslam bilgi telakkisini; “Mutlak İlmi” merkeze alıp, onun maharetiyle “Nisbi İlimleri” inşa etmek şeklinde anlarız. Okumaya devam et

Share Button

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır

Türklüğün muhtevası Cumhuriyet’le başlayan seküler ulus değerler değil, Osmanlı asırlarındaki İslâm irfanıdır. Türkler, Türkçesinden irfanına, medeniyet sahibi oluşundan seciyesine kadar İslâmlaşmanın kemâline Osmanlı çağlarında ermiş ve milleti mertebesine yükselmiştir.

Birinci Dünya Harbi’nin sonunda “ümmet” düşüncesi, Kur’an’î mânada değil, siyaseten gerçekleşme imkân kalmadığı için, İslâm’ın hâdimi ve bayraktarı unvanına sahip Osmanlı’dan tevarüs ettiği üst kimliğiyle bünyesindeki
Müslüman kimlikleri de temsil eden Türkler millet vasfıyla ifade edilmeye başlanmıştır.

TÜRKLÜK OSMANLI ASIRLARINDA VAROLMUŞTUR
Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet Devleti İslâmî mânada milliyetçi değildir

Cumhuriyet Devleti İslâmî mânada milliyetçi değildir

Cumhuriyet devletinin resmî ilkelerinden biri olan ve anayasada zikredilen milliyetçilik, kimliğin târifinde, kültür ve eğitim anlayışında modern-ulus anlayışını esas aldığı için İslâmî mânada bir milliyetçilik değildir.

Bu ârızalı anlayıştan dolayıdır ki Cumhuriyeti Devleti milliyetçi sayılamaz. Çünkü anayasada belirtilen iki madde gereğince ve yürürlükte olan eğitim müfredatı ile seküler milliyetçi anlayışa sahip.

Din-i İslâm üzere olan Millî Mücadele’nin ve İlk Meclis’teki anayasanın ilkelerine sâdık kalmayıp yüz seksen derece dönüş yapan Kemalist kadro tarafından kurulan Altı Ok Cumhuriyeti’nin dayattığı milliyetçiliktir bu…
Okumaya devam et

Share Button

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batıda bilim mecrası, materyalist, rasyonalist, pozitif çerçeveye oturduğu günden itibaren idrakini “beş hassa”nın dışına kapadı. Beş hassa ile bilemediği varlığın ve vakıanın olmadığına inandı. Dikkat, inandı… Çünkü bilim ya kaynağında bir inanç taşır veya bir müddet sonra bazı kaideleri inanç haline getirir. Materyalist felsefe zaten bir inançtı, maddeyi de sadece akılla anlamaktan ibaret bir rasyonalist inanç eklendi, bunların bilim mecrası olarak da pozitivizm geliştirildi. Okumaya devam et

Share Button

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batının dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin altyapısı epistemolojik işgaldir. Batının can alan askeri işgalleri, kaynakları sömüren iktisadi işgalleri, iktidarları yöneten siyasi işgalleri, dezenformasyonla husumet ve çatışma üreten istihbarat işgalleri az ya da çok göze çarpmakta, farkına varılmakta, bunlara karşı ferdi ve içtimai sahalarda bazı tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. Dünyadaki her kültür coğrafyası kendi hususiyetlerine uygun bazı tedbirler alsa da, neticeye bir türlü ulaşamamakta, batının hakimiyeti kırılamamakta, istiklal mümkün olmamaktadır. Çünkü sayılan emperyal metotların altyapısını oluşturan epistemolojik işgal gözden kaçmakta, dünya bu işgali fark etmemekte, fark edenler ise önce kendi ülkelerinde derdest edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

MİLLET, ULUS DEĞİLDİR

Millet, ulus değildir

Millet kelimesini ulus karşılığında kullanmak mümkün değildir. Atatürkçü Cumhuriyet inkılâplarıyla Moğolca’dan ithal edilen ve İslâmî muhteva taşımayan ulus kavramı millet kavramına son derece zıttır. Her şeyden önce bu iki kavramla kastedilen topluluğun kimliğini belirleyen değerler aynı değil.

Cumhuriyetin dilde tasfiyecilik hareketiyle “millet” karşılığı olarak uydurulan ve İslâmî muhtevası olmayan “ulus” kavramı Batılılaşma yolunda modern milliyetçiliğin karşılığı olarak tercih edilir. Millet kavramına seküler-ulus değerler yüklenir ve milletin târifinden dinî muhteva çıkarılır. “Öz Türk / Hakiki Türk” gibi adlandırmalarla millet kavramına zıt istikâmette seküler “ulus” anlayışı resmîleştirilir.
Okumaya devam et

Share Button

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Mutlak ilim, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Bu iki kaynak aynı zamanda İslam’ın ta kendisidir, bu sebeple İslam bizatihi ilimdir.
Mutlak ilmin muhtevasındaki mana yekununun idraki, izahı ve tatbiki için nispi ilimler kurulmuştur, nispi ilimlerin sayısı çoktur ve hala kurulması gereken yüzlerce ilim dalı müellifleri (kaşifleri) beklemektedir.(*)
“İslami İlimler” başlığı altında tetkik edilen tüm ilimler “nispi ilimler” cümlesindendir. Bu sebeple ilk tasnif, “mutlak ilim”, “nispi ilim” şeklindedir.
Istılahta (bir açıdan dar manada) İslami İlimler, tefsir, fıkıh gibi doğrudan kitap ve sünnetin muhtevasıyla meşgul olan ilimleri kast etmektedir. Bu tür bir tarif ve tavsif, İslami İlimlere müteveccih hürmet ve hassasiyeti ikame etmek içindir. Aslında ise “İslami İlimler” bahsi ve başlığı, yeryüzünde kurulmuş ve kurulacak tüm ilim dallarını muhtevidir. Zira Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin muhteva hacmi, kâinattaki varlık ve vakıa yekûnunun hakikatini ve tüm tezahürlerini ihata eder. Mesele o ki, mana ve hikmet mecmuu, kâşiflerini beklemektedir.
* Okumaya devam et

Share Button

Cezbe hâlinde misiniz?

Cezbe hâlinde misiniz?

Cezbe ve vecd bezm-i elest’te kendini bilen insana bahşedilmiş ikiz kardeş kelimelerdir. Cezbe vecde göre daha güçlü. Elest meclisinde bütün ruhlar ulvî sarhoşluk hâlindeyken hem “evet”, hem “dert, ıstırap” mânasına gelen “belâ” sözüyle “Sevgili” den ayrılışın hüznüne gark olurlar ve o gün bugündür cezbe ile vuslata ermeye çalışırlar.

Bu ulvî hicrandan dolayı tasavvuf ehli dünya hâllerinden uzaklaşmak ve “Sevgiliye” kavuşmak için yola cezbeli çıkmayı tavsiye ediyor. Bundandır ki Yunus Emre Hazretleri yolun başında cezbesizliğinden şikâyet eder: “Cezbe-i aşk olmayınca neylesin şeyhim beni…”

CEZBEDE MUHABBET VAR, KANIN ATEŞLENMESİDİR
Okumaya devam et

Share Button

“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

“FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ” İSİMLİ ESERİN TETKİKİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

TAKDİM
Her insanın bir merkezi vardır. İnsana ait o merkezi tanımak “insanı tanımanın yarısı”dır. İnsanın merkezi tanındığında “diğer hususiyetlerinin tamamına dair ön fikir” edinmek mümkündür. “İnsanın merkezi, hayatı kendisiyle anladığı ve yaşadığı unsurdur.” İnsanın sahip olduğu merkezin boyutu insan, hayat ve varlığa dair yaklaşımını ortaya koyacaktır. “İnsanın merkezleri; ben hassası, zeka, akıl, duygu ve imandır.” İnsan kendi haline bırakıldığında, sahip olduğu istidat ve zafiyetlere göre bu merkezlerden birisine bağlı bir zihni evren oluşur. Müslüman şahsiyet inşasında merkez, iman ve imanın idrak maharetiyle teçhiz edilmiş hali olan akl-ı selimdir.
İnsana yapılacak kötülüklerden birisi, merkezini kendi dışına taşımak ve bir başka insanın merkezine kilitlemektir. İnsan başka bir merkeze bağlandığında ona yaptırılamayacak hiçbir şey yoktur. Fethullah Gülen, üyelerini kendi merkezine bağlayarak onları ALLAH ve Resulünün davasından uzaklaştıran ve istismar eden bir haindir. Fıtraten temiz olan insanlar farkında olmadan Fethullah Gülen merkezine bağlanmıştır. Kendi ruhlarına ve oradan Allah’a ulaşacaklarını zannettikleri vasatta Gülen’e ulaştıklarının ve orada kaldıklarının farkına dahi varmamışlardır. Okumaya devam et

Share Button

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadimden günümüze İslam medeniyetinde iki büyük mecrası açılmıştır; ilim mecrası ve irfan mecrası… Tefekkür mecrası, üçüncü mecra olarak var olsa da, ilim ve irfan mecralarının muhtevasında ve bünyesinde devam etmiş, müstakil bir mecra haline gelmemiştir. Bu iki mecra, birbirinden tamamen müstakil mecralar değillerdir. Toplam olarak meseleye bakılınca ilim, irfan ve tefekkür mecraları, İslam ilim telakkisini oluşturur. İslam ilim telakkisi, bu üç mecranın bütününü muhtevidir. Bu üç mecranın her birinin kendine münhasır usulleri mevcuttur. Bu usuller ise üç mecrayı aynı kaynakta, yani Mutlak İlimde buluşturur. Aynı kaynaktan yola çıkarak külli anlayışa ulaşmak, ilim, irfan, tefekkür mecralarının bütününe ulaşmak ve bunların terkibi mimarisini oluşturmakla mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

“Vecdi olmayanın dinî zevki yoktur”

“Vecdi olmayanın dinî zevki yoktur”

Vecdinizi bir kazığa bağlamazsanız tepetakla götürür, kontrolsüz bir sarhoşluğun ve coşkunun girdabında akıl ve kalp dengenizi kaybedersiniz. Bu mânada vecd veya vecd fazlası tehlikelidir. Vecdiniz dîni yahut tasavvufî hâl ve mukaddeslerden beslenmiyorsa, istikâmeti belirsiz bir divaneliğin kıskacında kıvranır durursunuz. Böyle bir vecd trajik ve sefil bir hayata mahkûm eder, mesuliyetlerden alıkoyar.

İman ve kemâlin kaidelerine, irfanî bir düşünceye, bir mürşide tâbi olmayan vecd hâli, sahibini neye niçin hüzünlendiğini veya sevindiğini bilmeyen bir divâneye dönüştürür, haddini hududunu bilmez hâle sokar, yardan aşağı uçurur.
Okumaya devam et

Share Button

Yılbaşı kutlama pespâyeliği lâ-dîni Cumhuriyetle resmîleşti

Yılbaşı kutlama pespâyeliği lâ-dîni Cumhuriyetle resmîleşti
Osmanlı döneminde yılbaşı kutlamaları gayr-ı müslimlerce yapılırdı. 1829’da İngiliz elçisinin İstanbul Haliç’te bir gemide tertip ettiği yılbaşı kutlamasına Mustafa Reşit Paşa gibi Avrupa yanlısı Osmanlı devlet adamları da çağrılır. 1856’da Sultan Abdülmecid, Fransız elçisinin dâvet ettiği yılbaşı balosuna Islahat Fermanları’nın oluşturduğu siyasî baskıdan dolayı gitmek mecburiyetinde kalır.

YAHUDİLER YILBAŞI KUTLAMALARINI “RANT”A DÖNÜŞTÜRÜYOR

“Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi”, Batılılaşma yanlısı olanlarla Türkiye vatandaşı olan Yahudilerin yılbaşı kutlamalarına nasıl meylettiğine dair bilgiler veriyor.
Okumaya devam et

Share Button

Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu

Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu

Devlet eliyle kumar oynatmanın adıdır “Millî Piyango Çekilişi.” İnsanımızın ahlâkını yozlaştıran bir mihrak arıyorsanız “Millî Piyango İdaresi” ne gidin. Cühelâ zümresinin parasını murdar eden “yasal” bir kumar odağıdır.

Dinimizce haram sayılan piyango çekilişi Kumarbaz Cumhuriyet eliyle resmîleştirilmiş bir kumar türüdür. Millî Piyango İdaresi M. Kemal tarafından projelendirilmesinin ardından 5 Temmuz 1939’da Hava Kuvvetleri’ne sözde yardım maksadıyla kurulur ve ilk çekiliş Cumhuriyet oligarşisinin tâlimatıyla 19 Mayıs 1940 Törenleri’nde yapılır. Sonra “Şans Oyunu” reklâmlarıyla bütün cemiyete musallat edilir.
Okumaya devam et

Share Button

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

CAMİLERİ TEDRİSAT MEKANI HALİNE GETİRMEK

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Batılılaşmanın, devletin temel siyaseti, cemiyetin ana mecrası, fertlerin zihni merkezi haline gelmesiyle birlikte, İslam’a ait her kıymet, maksadının hilafında bir mahiyete inkılap etmiştir. ALLAH’ın halifesi olan insanın kendisine lütfedilen değeri idrak nispetinde kulluğunu izhar ve tatbik edeceği camiler, esas mahiyetinden uzaklaştırılmıştır. İslam dairesinde yer alan bir millet için cami, merkezi bir hüviyet ihtiva eder. ALLAH’a kulluk etmek için yaratılan insan, ibadetle mükelleftir.
“İbadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir.” Cami, Müslümanlar için ibadetin zirveleşmesi, bu zirvenin, yani ibadetin “remzi”dir. İbadetle boyanan insan İslam’ın muhteva yekununu anlama cihetinde ilk önemli adımı atmıştır. İbadete sarılan Müslüman kendisinde saflaşan iman muharrik kuvvetiyle “İslam irfanını” kendisinde ve hayatta gerçekleştirebilmenin kudretine ve ufkuna sahip olacaktır. Okumaya devam et

Share Button