MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ
Kadim zamanlardan beri ümmetin karargahı ve insanlığın ilticagahı olan Türkiye, ağır bir taarruz altındadır. Hilafetin ilgası ile karargahı tasfiye ettiğine inanan “karanlık akıl” sahibi insanlık düşmanları, Türkiye’nin yeniden kendi istikametine dönmesi ve hamle istidadı kazanmasıyla birlikte harekete geçmiştir.

Ümmetin muhafızı ve hizmetkarı olan Türkiye, ağır saldırıya karşı vakarlı şekilde mukavemet etmeye niyetli ve kararlıdır. Ümmetin her parçasının fazlasıyla derdinin olduğunu bildiği bir vasatta, yardım talep etmemekte, saldırıya karşı yalnız başına mukavemet etmektedir.

Ümmetin her ferdinin, ümmetin karargahı olan Türkiye’ye karşı her taarruzda harekete geçtiğini müşahede eden Türkiye, mümin kalplerin kendisine yardım etmek için çarptığını ve çırpındığını bilmektedir. İmkanları nispetinde her kim ki karargahına yardım eder, kendine yardım etmiş olur. Bunu, ümmetin her ferdinin bildiği şuuruyla, kendi dertleriyle boğuşan ümmetin her parçasının ve ferdinin, yapamadığı yardımlar için hiçbir kırgınlık yaşamayacaktır.
Okumaya devam et

Share Button

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Medeniyet Akademisi bünyesinde kurulan 6 adet “Araştırma Merkezi”, raporlarını hazırlamaya, basmaya ve dağıtmaya başladı. Ağustos ayı raporları aşağıdadır.

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Rapor-1-Medeniyet Akademisi Rapor Haritası

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-2-Medeniyet Şehri
Rapor-3-Şehir Şurası

SİYASİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-7-Parti İl Teşkilatı-Siyasi Hedefler (Otuz milyonluk teşkilat)
Rapor-8-İl Belediye Seçim planı

Share Button

A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığının millî hassasiyeti

A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığının millî hassasiyeti

Değerli okuyucular!
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi logosunu taşıyan ve “A.Ü. Ziraat Fakültesi Öğrenci Etkinlikleri Koordinatörlüğünde 18 Haziran 2018 Mezuniyet Balosu / Tunalı Ramada Otel / Sınırsız yerli alkollü-alkolsüz içecek” ibarelerinin geçtiği afişi sosyal medyada okuyunca millî hassasiyetle “A.Ü. Ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi” başlıklı bir yazı kaleme almıştık.

Yazıyı bu hassasiyetle yayınladıktan hemen sonra, A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergin Dursun beyefendi Habervaktim sitesi sahibi ve yayın müdürü vasıtasıyla bizimle irtibat kurdu.

Söz konusu afişin A. Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, bir kısım öğrencilerin izinsiz olarak kendi iradeleriyle hazırladıklarını ve sosyal medyada duyurduklarını bu haberle öğrendiklerini belirtti.
Okumaya devam et

Share Button

a.ü. ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi

a.ü. ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi

Bu ülkede Kemalist soslu alkolsever zavallı üniversitelerin bittiğini sanıyorduk.
1930’ların alkolsever Kemalist Cumhuriyet âdetlerinin yakın yıllara kadar üniversitelere yayıldığı sayısız misalleriyle bir gerçek.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin millî eğitim müfredatına ve anayasanın 58. maddesine aykırı mezuniyet balosu afişi utanç vericiydi. Sosyal medyada bir üniversiteye ait albenili bir afiş dikkatimizi çekince okumaya başladık.

Nesillerin ve bu ülkenin geleceğini üniversiteler belirleyeceği için bu albenili afiş daha baştan pek müeddep bir intiba vermeyince daha detaylı araştırdık ve maalesef bu yüz kızartıcı afiş adı geçen fakülte tarafından hazırlanmış ve duyurulmuş.
Okumaya devam et

Share Button

Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Gözyaşı herkeste var, herkes ağlayabilir. Fakat gözyaşının dökülme sebepleri farklıdır. Bâzan tövbedir, duadır, şükürdür. Bâzan gönüllerin inşirah bulması ve hâlden hâle geçiştir.

“Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun” diye buyuran Resûller Resûlü Efendimiz’in sözü, istikâmetini kaybeden Müslümanların kalplerinden taşra düşmüş olacak ki Müslümanlar sefil hâldedirler.
Allah’ın, üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanları ile bir tuttuğunu söyleyen Hz. Mevlânâ, Mesnevî’sinde (cilt:2) gözyaşını, katılaşmış kalpleri dirilten yağmura benzetir ve ağlayan ilk insanın Hz. Âdem olduğunu anlatır:
Okumaya devam et

Share Button

“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”

“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”

Ağlamak, Resûller Resûlü Efendimiz’in, vefat eden oğlu İbrahim için döktüğü mübarek gözyaşlarıdır…

Allah’tan kuluna bir hediyedir ağlamak. Müminin gözlerinden seccadeye dökülen birkaç damla yaştır. Bizden evvel giden ahbaba ağıt ve hüzündür. Cehenneme giden yolun ateşini söndüren su’dur. Sözün bitip gözlerin dile geldiği vakittir…

Mârifet işidir ağlamak. Mârifetullah’a sahip olanlar, yâni Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilenler ağlamanın ecrini görebilirler ancak.

Ağlamak, Yakub’un gözlerinden akan Yusuf’tur. Yusuf da babası Yakub’dan uzak kaldığı için o kadar ağladı ki, zindandakiler: “Ey Yusuf! Ya geceleri ağla gündüzleri sus veya gündüzleri ağla geceleri sus!” dediler.
Okumaya devam et

Share Button

Açlığa medhiye

Açlığa medhiye

Yalnızca akla itibar eden modernlikten mâlûl bir kısım Müslümanlar, İbrahim Hakkı Hazretlerinden ödünç aldığımız yazı başlığına, yâni açlığa medhiye düzüşümüze “tasavvuf saçmalığı” diyecekler.

Modern kapitalizmin tüketim ve tokluk saldırılarına karşı dik durmak ve nefse gâlip gelmek için “Mârifetnâme” sindeki manzum nasihatlerden bir miktar okuyup öyle çıkmalı sokağa…

Muhterem zâta göre, açlık öyle bir şeydir ki, her mânanın sırrına onun vasıtasıyla varılır. İnsan ancak açlıkla bulur Rabbini. Nefsini dinleyenler için bir zindan, gönül ehline ise hoş bir meydandır açlık. Gönle safa ve lezzet verir, çünkü Allah’tan Hak erenlerine verilmiş bir ihsandır. Peygamberlerin yiyeceği, evliyanın halleri ve makamlarıdır. Cümlesi açlıkla beslenmişler.
Okumaya devam et

Share Button

Cennetin kapısını aç iken çalın

Cennetin kapısını aç iken çalın
Kim çok yemek muhabbeti eder, o midesinin esiridir.

Kim dost meclislerinde yemek çeşitlerinden bahis açar, o kişinin tefekkür ve gönle dair cehdinde azalma vardır.

Kim az yemekle yetinir, lafını etmek aklına düşmezse, o kişinin fikir ve gönül tâlimi tamamdır.

“Bütün hâllerin efendisi ve büyüğü az yemektir” buyuran Resûller Resûlü Efendimiz’e uyan Sahabe-i Kiram az yerdi.

“Müslüman olduktan sonra âhir ömrüme kadar tıka basa karnımı doyurmadım” diyen Hazret-i Ebu Bekir az yerdi.

Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin, Peygamber Efendimiz gibi açlığını bastırmak için siyah bir taşı vardı, onu karnına bağlardı.
Okumaya devam et

Share Button

Az yemeyi bilen Müslüman çoğalırsa…

Az yemeyi bilen Müslüman çoğalırsa…

Her ne fesat koparsa mideden kopar, diyor ecdadımız. Çok yiyenin şefkat ve merhameti azalır. Nefs, aç olmayınca benlik dâvasını bırakmaz. Bundandır ki çok yemek kâfir hasletidir.

İslâm milletlerine yön veren nice sultanlar ve beyler, nice ümera ve ulema hâkimiyetin ve meşruiyetin temsilcisi iken, midelerinin esiri oldukları içindir ki kemâlâtını kaybetmedi mi?
Az yemek, yalnızca dervîşân ve ehl-i irfan için değildir. Âlimandan üdebaya, devletlüden ticaret sınıfına, siyasîlerden idareci zümreye kadar her mes’ul kişi bu ölçüye riayet ettiğinde neler olur bu ülkede neler… Merhamet ve yüreğin hâkim olduğu bir toplum ve devlet meydana gelir.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Allah, çok yiyip içeni sevmez; az yiyip, bedeni hafif olan mümini sever” buyruğuna sadâkat gösteren, az yemeyi tefekkürle terkip eden Müslümanların sayısı çoğalırsa bilin ki o gün millet de devlet de kurtulur.
Okumaya devam et

Share Button

Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli

Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli

Şeytan, Âdemoğullarını azdırabilmek için karınlarının tok olduğu zamanı kollarmış. Az yemek için bu sebep yetmez mi?

Allah dostlarının sözüdür: İlim ve amel az yemekte… Az yemek her derde deva. Kalbi inceltir, arzuları kırar, günah işlemeye mâni olur. Dahası nefs-i emmare ile mücadele yoludur.

Az yiyenin gönlünde merhamet, dilinde ve simasında ulvî hüzün olur ki has Müslümanın sûret ve sîretidir bu. Bu ulvî düsturdan dolayı az yemeyi meşrep hâline getirmek gerek.

Müslüman, dünya kadar malı olsa da, envaı çeşit nimetlere sahip bulunsa da isteyerek ihlâsla arada bir aç durmalı ve daima az yemeli. Kur’an-ı Kerîm ölçüyü koymuş: Midenin üçte biri kadar taam…
Okumaya devam et

Share Button

Doğu’nun oğulları

Doğu’nun oğulları
Türkiye’de ma’rûfu emredip münkeri önlemeye çalışanlara, üstünlüğü soy, etnisitede görmeyenlere, takvâda üstünlüğü üstünlük bilenlere, millet olmayı Hazret-i Peygamberimiz’in ümmetine bağlayanlara, Türkiye’yi İslâm’ın etrafında toplanılan ülke ve vatan hâline getirmeye çalışanlara, hâkimiyetin kayıtsız şartsız İslâm’la meczolmuş millete ait olduğunu kabul edenlere, kendisini İslâm’dan başka hiçbir şeye mensup hissetmeyenlere, dil itibariyle Türk oluşunun “kan ve kemik olmadığına”, Türkçenin İslâm milletinin vecibelerini ilelebet taşıması gerektiğine ve bu keyfiyetin kendi dillerinde diğer Müslüman unsurlar için de geçerli olduğuna inananlara Doğu’nun oğulları denilir.

DOĞU’NUN OĞULLARINA İBNÜ’L İSLÂM DENİR

Doğu’nun oğulları ifadesi yalnızca Müslüman olanları haizdir. Doğu’nun oğullarına ibnü’l-İslâm, yani İslâm’ın oğulları da denilir. Bu ülkede en büyük şeref millet-i necibe’den, yâni Doğu’nun oğullarından olmaktır. Dünyanın neresinde olursa olsun bunlar kendilerini bilir, birbirlerini severler.
Okumaya devam et

Share Button

Batı’nın oğulları üretme merkezi

Batı’nın oğulları üretme merkezi

Cumhuriyetle başlayan Batı’nın oğulları hikâyesinin ikinci kısmı bizden zannettiğimiz aydınların ve “önderlerin” hikâyesidir ki çok fena! Cumhuriyet döneminde Batı’nın oğullarının en şedidi ve öncüsü M. Kemâl’dir. Onun yolunu takip eden İsmet İnönü ile 27 Mayısçı, 12 Eylülcü, 28 Şubatçı generallerin yekûnu ve ulusalcılar Batı’nın oğullarındandır.

Pozitivizmi ve lâdinîliği bu ülkeye yaymak gayesiyle M. Kemâl tarafından dikte edilen “Vatandaş İçin Medenî Bilgiler Kitabı” nın (1931) yazarı Âfet İnan gibi kafatası ölçen ve Mahmut Esat Bozkurt gibi İslâm’a “14.asırlık sakat din” diyerek hakaret eden pozitivistler Cumhuriyet’in Batılı oğullarından birkaçıdır.

M. Kemâl’in “Yolumuz Şark’ın çürümüş medeniyeti değil, bilimci, rasyonalist Batı uygarlığıdır. Parti programımız gökten indiği sanılan ilâhî ölçülerden alınmamış, muasır Avrupa’nın aydınlanmacı görüşlerinden esinlenmiştir” sözlerini 1937’de parti programına koyan Chp, asıl asıyla Kemalizm yahut Atatürkçülük Batı’nın oğulları olmanın ideolojik sistemi ve üretme merkezidir. (Afet İnan’ın adı geçen kitabı)
Okumaya devam et

Share Button

Batı’nın oğulları

Batı’nın oğulları

Batı’nın oğullarının hikâyesi, ailesinin ve hânesinin kimliğini ve mülkünü redd-i miras eden oğulların içimizde açtıkları yaranın hikâyesidir.

Türkiye’de Müslüman kimliğinden utananlara, Osmanlı-İslâm medeniyetini hâkir görenlere, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar Batı “uygarlığından” gözleri kamaşanlara, Batı’nın toplum düzenine, edebiyat ve düşüncesine hayran olanlara, modernizmin, materyalizmin, pozitivizmin yayılmasına yataklık edenlere, İslâm’ın kamu ve devlet idaresindeki varlığının gereksiz olduğunu söyleyenlere Batı’nın oğulları denir.

Batı’nın oğullarından olmanın tarihi 1832’de “Tercüme Odası” dır. Burada İnançlarını ihânet merkezine dönüşen bu “oda” da kaybetmeye başladılar. İslâm hüviyetlerini küçük görmeyi, Batı’nın oğlu olmayı ilk burada telaffuz ederler.
Batı’nın oğullarının alâmet-i fârikası, konuşmalarına daima azılı Batıcılardan Kılıçzâde Hakkı’nın aşağılık sözüyle başlamalarıdır:
Okumaya devam et

Share Button

Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Lânetlenmiş İblis’in dölü İsrail

Gâfil Müslüman Devletleri! Dünyayı kimin idare ettiğini sanıyordunuz? Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak isteyen İsrail’in zulümleri devam ediyor.

İsrail: Şeytan-ı Racim, yâni bilinen şeytanın daha şenisi, daha âdisi… Şeytanın özel ismi, yâni İblis…

İblis, yâni İsrail “Hayırdan ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Âdem Peygambere itaat etmeyen, kendisine yapma denileni yapan, yap denileni yapmayan şeytanların şeytanı, katilliğin müşahhas numunesi, tâlim merkezi…

Yahudiler, Kur’an-ı Kerim’de “lânetlenmiş kavim” olarak bildiriyor : “Bunlar Allah’ın lânetlediği kimselerdir. Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın” (Nisâ: 52. âyet).
Okumaya devam et

Share Button

Gâvurun “alçak sarısı Amerika katil katil!”

Gâvurun “alçak sarısı Amerika katil katil!”

On altıncı asırdan bu yana dünyâdaki bütün cinayetlerin, bütün katliamların ve sömürgeciliğin baş faili katil Amerika, yâni gâvurun “alçak sarısı” binlerce katliamına İblis’in dölü İsrail eliyle bir yenisini daha ekledi Kudüs’te.

Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilân edilmesine ve katil Amerikan’ın elçilik açılışı yapmasına karşı direnen mazlum Filistinlilerin kanı göklere yayıldı.

Bâzan güler yüzlü bir şeytan olan, bâzan gâvurun “alçak sarısı” bir sûrete bürünen Amerikan devletinin yaradılıştan “katil” olduğunu en önce Kızılderililer ve Kunta Kinte’nin çocukları Afrikalı zenciler bilirler.

Amerikan katilliğinin sayısız siyahî kurbanlarından Malcom X (Malik El-Şahbaz)’in acı çekmiş, zulümle dağlanmış yüreğinden fışkıran sözleri dünyânın her yerinde Amerikan karşıtlığını bir insanlık dâvası getirmişti:
Okumaya devam et

Share Button

Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar

Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar

Bâzıları için mebusluk, hayâlleri süsleyen ve bir türlü kavuşulamayan bir zümrüd-ü ankadır… Bâzıları için de insanüstü iksirli bir statüdür. Mebusluğun dayanılmaz câzibesi öyle bir câzibedir ki, ne paranın, ne altın pusatın, ne hikâye-i kıssalarda anlatılan dilberin câzibesine benzer.

Nefs-i emmareye hitap eden bu câzibe adamın gözünü kör eder, selim akılla düşünme kabiliyetini kilitler. Kudsî ve ulvî olmayan bu câzibenin karşısında gözleri kamaşan, vakarını ve recüliyetini kaybeden ve fikrî istikametini bozanlar var.

“Müslüman Türkiye” ve “âdil düzen” gibi kendince İslâmî saydığı ilkelere sahip olduğunu iddia edenlerin kanlı lâdinî inkılâplarla doksan yıldır millete hasım olan Kemalist Halk Fırkasıyla “ittifak” yapması, mebusluğun yahut iktidar olmanın şehveti değil de nedir?
Okumaya devam et

Share Button

Anıtkabir’de îman tazelenir mi?

Anıtkabir’de îman tazelenir mi?

Anıtkabir’i ziyaret eden birisine “Niçin buradasınız?” sorulduğunda “Îmanımızı tazelemek için buradayız, îmanımı tazeledim…” diye cevap verirse ne düşünürsünüz?

“Allah’tan başka ilâha mı îman ediyorsunuz?” sualini sormak aklınıza gelmez mi? Böyle bir sual karşısında “Lâ ilâhe illallah” demediyse onun hakkındaki kanaatiniz herhalde iyi olmaz. Bilirsiniz ki bu kişi 1930’larda ortaya çıkan Kamâlizm dinine mensuptur.

Anıtkabir’de Kamâlist Cumhuriyete mi îman tazeliyorsunuz sualine de “Kâbe Arab’ın olsun, Anıtkabir bize yeter” diye cevap verirse normal mi karşılarsınız, yoksa şaşırır mısınız?

Anıtkabir, Cumhuriyet Devleti’nin kurucusunun kabridir, ibadet ve îman tazeleme yeri değildir, dediğinizde, azılı Kemalist Şeref Aykut’un “Kamâlizm” kitabından bir cümle sarf edecek ve “Kamâlizm bütün dinlerin üstünde bir yaşamak dinidir!” diye sizi azarlayacaktır.
Okumaya devam et

Share Button

Hapishâne risâlesi-7

Hapishâne risâlesi-7

Hapishâne çilesiyle imtihan olan dost! Fikirli ve şanlı mahpusluğun büyük kahramanı Bediüzzaman Hazretlerinin hapishâne öğütlerini çokça okuyup etrafındakilere anlatmalısın.

Bediüzzaman Hazretleri “Sözler” eserinin “Onüçüncü Söz” ünde (s.133-137) hapishâneye düşenleri şöyle teselli ediyor:

“Ey hapis arkadaşlarım ve din kardeşlerim! (…)
Evet, bir genç, hapiste yirmi dört saat her günkü ömründen tek bir saatini beş farz namazına sarf etse ve ekser günahlardan hapis mâni olduğu gibi o musibete sebebiyet veren hatâdan dahi tövbe edip sâir zararlı, elemli günahlardan çekilse hem hayatına, hem istikbâline, hem vatanına, hem milletine, hem akrabasına büyük faidesi olması gibi o on-onbeş senelik fâni gençlikle ebedî parlak bir gençliği kazanacağını…”

“Eğer mahpus, zulmen mahkûm olmuş ise, farz namazını kılmak şartiyle, her bir saati, bir gün ibâdet hükmünde olduğu gibi, o hapis onun hakkında bir çilehane-i uzlet olup eski zamanda mağaralara girerek ibâdet eden münzevî sâlihlerden sayılabilirler.”
Okumaya devam et

Share Button

Hapishâne risâlesi-6

Hapishâne risâlesi-6

Genç yaşta hapis donları giyen dost! Hapishânede sabır üstüne tâlim nasıl yapılır? En evvel öğrenmen gereken budur. Kader bu ya, her insanın bir gün düşebileceği hapishânede mukavemetli olmak için bu sızlatıcı sualin cevabını önceden bilmesi lâzım. Hapisliğin panzehiri sabırdır deyip, sabrın insan için kuvvetli bir mânevî meziyet olduğunu din büyüklerimizin sözlerine ve üstadlarımızın tecrübelerine müracaat ederek her gün tefekkür etmelisin.

Hz. Yusuf’un zindandaki sabrı Allah’a olan inancına dayanıyordu. Zindan hayatının ecrini gördü; hürriyetine kavuştu. Bu sabrın, yâni zindan hayatının sahibini ne bahtlı günlere çıkarttığını ve nebî makamına yükselttiğini unutabilir mi aklı başında insan? Bir türkümüzde söylendiği gibi: “Yusuf sabır ile vardı Mısır’a / Bu da gelir bu da geçer ağlama.”
Okumaya devam et

Share Button

Hapishâne risâlesi-5

Hapishâne risâlesi-5

Bu mektubumda Müslüman câmiasında yakın tarihin en dirençli, en fâziletli kadın mahpusundan, dâvası için bir adım bile geri atmayan Yusufiye ehli Mısırlı Zeyneb Gazâli’den bahsedeceğim.

1950’li ve 60’lı yıllarda Mısır diktacılığına başkaldıran İslâmcı hareketin öncülerinden Hasan El Benna ve Seyyid Kutub’un hapishânelerde zulüm görmelerine rağmen hücrelerde dahi dâvalarını tebliğ etmekten geri durmadıkları malûmdur. Bu âlimlerin şâkirdi olan ve tefsir yazan âlime bir hatun, yâni “Müslüman Kardeşlerin annesi” Zeyneb Gazâli de aynı şekilde ağır zulme rağmen altı yıllık hapishâne hayatında namazını eda etmiş ve dâvasından tâviz vermemiştir.

Bu mücahide mahpusun anlattıklarını okurken ta’zim duygusu içinde olmalısın: “34 numaralı zindan, kabir gibi dar, karanlık ve korkunç bir yer, bir hücre. Yanıma iki köpek vererek kapıyı kilitlediler. Teyemmümle namaz kıldım. Kıblenin bile ne taraf olduğunu bilemiyordum. Bir namazı bitirip diğerine duruyordum. Allah’a, bu zâlimlerin elinden beni kurtarması için dua ediyordum. Rükû’da, secdede köpekler üzerime tırmanıyor, başımı, el ve ayaklarımı, yüzümü tırmalıyorlardı. Öldürmeden önce acı çektirmek için eğitilmişlerdi. Bir saat sonra kapı açıldı ve köpekler çıkarıldı. Tutukluğum boyunca işkenceler devam etti. Bayılıncaya kadar kırbaçladılar. Belime kadar su içinde bekletildim, fakat yılmadım. Dâva arkadaşlarım hakkında ağzımdan tek bir suizan cümlesi çıkmadı.” (Zindan Hâtıraları, Zeyneb Gazâli)

YAZARLIĞINI HAPİSHÂNEDE KEMÂLE ERDİRENLER
Okumaya devam et

Share Button