SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Yemen Türküsü’nü bilmeyen, söyleyemeyen birinin Osmanlı medeniyetine, Âl-i Osman Türklerine mensubiyet şuuru güçlü olmadığına kanaat ederiz. Yemen Türküsü’nün milletimizin yüreğinde bir sızı, bir hüzün, bir ağıt olarak ne ifade ettiğini anlamayan birinin, Yemen Harplerinde şehit düşen, gurbet acısı çeken, sıla hasretiyle yüreği kor gibi yanan ecdadıyla kalbî irtibatının zayıf olduğuna yorarız.

İçimizdeki modern-lümpenlerin bilmediği, anlamadığı Yemen Türküsü’nü Bosnalı bir millettaşımız söyleyince yüreğimizi daha bir sardı bu tarihî türkü. Esasında Osmanlı Devleti’nde her kavim için aynı duyguları, aynı gurbet acılarını hissettiren bu türkümüz Balkanlar’dan Azerbaycan’a, Erzurum’dan Mardin’e, Yozgat’tan İzmir’e, Halep’den Bağdat’a, Hakkari’den Kerkük’ e kadar Osmanlı mülkî ve medenî sınırlarımızdaki her milletttaşın mâşerî hüznünün türküsüdür Yemen Türküsü. Okumaya devam et

Share Button

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Evi barkı yıkan kitap delileri

Evi barkı yıkan kitap delileri

Kültür tarihçisi ve had safhada bir kitap tiryakisi olan Seyfettin Sağlam’ın kitap delileriyle hâtırası kadar kitap hastalarıyla ilgili araştırması da çok zengin. Evini barkını ihmal etmekten, ailesinin rızkını kitaplara ve kitapçılara kaptırmaktan endişe eden kitap tiryakileri onun (Bir kitapseverin anatomisi, Türk Yurdu dergisi / Mayıs 1999) anlattıklarını iyi dinlemeleri lâzım. Anlattıklarını biz de hülâsa ederek nakledelim:

Eski devirlerde kitap yüzünden evini barkını yıkanlar, birbirlerinden kitap alıp verme meselesinden dolayı kanlı bıçaklı olanlar var. Kendisinin de başına az kalsın böyle bir iş gelmek üzereymiş. Kitap alıp da iade etmeyen bir dostuyla kavga etmemek için umumi bir gazeteye “Artık kitaplarımı getir…” diye ilân vermiş.
Okumaya devam et

Share Button

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

27 Mayıs 1960 darbecilerinin radyodan ilk tebliği o karanlık günleri yaşayanların hâlâ hatırındadır: “Nato’ya, Cento’ya… bağlıyız.”

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Darbeler Tarihi” kitabına göre, ordu hantal ve hastadır diyerek, darbeye muhalif olan 235 general ve beş bine yakın subay ve astsubayın emekli edilmesini isteyen CHP’nin şefi İnönü yanlısı darbeci cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ödenmesi gereken yüklü ikramiye tutarını Nato Komutanı Norstad vasıtasıyla Amerikan örtülü ödeneğinden temin eder.
Darbe karşıtı subayların emekli edilmesi düşüncesinden Amerika ziyadesiyle memnundur.
Okumaya devam et

Share Button

“Yazma Hikâyeleri”

“Yazma Hikâyeleri”

Üç kuşaktan oluşan birçok yazar ve şairin yazmaya nasıl başladıklarını anlattıkları “Yazma Hikâyeleri” kitabının 2.baskısı birçok yazarın daha yazma hikâyeleri ilâve edilmiş ve 424 sayfadan 664 sayfaya erişmiş olarak İz Yayıncılık’tan çıktı.

Edebî açıdan faydalı birçok kitabın editörlüğünü yapan Duran Boz’un gayretleriyle çıkan bu güzel ve faydalı kitap özellikle talebelerin Türkçe ve Edebiyat derslerine âşina olabilmeleri bakımından yardımcı hüviyetinde bir kitaptır.

“Yazma Hikâyeleri”, yazarların ve şairlerin yazmaya başlama hikâyelerinden meydana gelmektedir. Kıdemli yazarlardan başlayıp bugünkü kuşağa kadar birçok bir yazarın yazı hayatına nasıl duhul ettiklerini, neler hissettiklerini, kimleri örnek aldıklarını, yazar olma yolunda kimlerden tesir aldıklarını, kimin kitaplarını okuyarak örnek aldıklarını hikâye ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

“Kitaba Çağrı”, “Yahya Kemal Kitabı”, “Bir Şimdiki Zaman Şairi Mehmet Âkif Ersoy” gibi birçok faydalı derlemeye imza atan Duran Boz’un yaptığı en önemli derlemelerden biri olan “Okuma Hikâyeleri” 437 sayfadan 624 sayfaya çıkarak, İz Yayıncılık’tan 2. baskısıyla okuyucu huzuruna çıktı.

Bu faydalı kitabın “Okuma Hikâyeleri” başlığı taşıyan önsözünde gayesi şöyle anlatılıyor:

“Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta. Okuma Hikâyeleri’ndeki metinlerin her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çırpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılar örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanabilir.”

Okuyunca anlıyoruz ki “Okuma hikâyel Okumaya devam et

Share Button

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

Bilginin, düşüncenin ve edebiyatın kapısını kitaplar açar. Milletlerin ilmî ve edebî mahsullerini kitaplardan öğrenir insan. Kitap ve insanın dostluğu semavî kitaplarla başlar. Sonra mukaddes kitapların izini süren ve şerh eden kitaplar sâyesinde insan ve kitap arasındaki teati günümüze kadar kültürler yoluyla iktidarını sürdürüp gidiyor.

Tarihten bugüne âlim, muallim, hoca gibi cemiyetimizde cazibesi ve sosyal tesiri olan statüler için kitapla iştigal etmek hürmete şâyandır. Fakat kitap ve insan arasındaki rabıta bâzan aklın, faydanın sınırını aşarak sevimsiz bir müptelâlığa ve patolojik bir iştigale dönüştüğü de olur.

“Faydasız ilimden Allah’a sığınmak” düsturundan uzak, haddi aşan bir şekilde kitaba tutulanlar kitap hastası veya kitap delisi denilerek küçümsenmiştir.

BİBLİYOFİL MİSİNİZ BİBLİYOMAN MI?
Okumaya devam et

Share Button

“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?”

“İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan?”

Kâinat yaratıldıktan sonra insan yaratıldı ve ardından yüce Kitap… İnsanoğlu Kitab’sız olamazdı, Kitab’ı olmalıydı. Kitab-ı Mübin istikâmetinde kitapları da olmalı ve yazmalıydı. Ne zaman ki kitaptan koptuk şirâzemiz bozuldu.

Bundandır ki Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte hakikisinden kitap okumak ve yazmak yerine, istisnalar hâriç mâlâyânî kitaplarla uğraşıyoruz. Kitap dâvasında yeterince muvaffak olamadığımızı sitemkâr bir öfkeyle ifade ediyor üstad Necip Fâzıl:

“Her birinin kitabı hâlinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Aynı sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu; kitap mı insandan? Kitap yazın, kitap!”
Okumaya devam et

Share Button

BİR ŞAİRİN “KAHİRE VE PARİS” NOTLARI

Bir şairin “Kahire ve Paris Notları”

Şevkle okuyup bitirdiğim bir kitap var başucumda: “Kahire ve Paris Notları.” Cümle Yayınları’ndan çıkan akıcı mı akıcı, sürükleyici mi sürükleyici, dili ve üslûbu güzel bu kitap, Balıkesir Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi ve mümeyyiz vasfı şair olan Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın yayınlanan son kitabıdır.

“Orhan Kemal’in Romanları Üzerine Bir İnceleme”, “Şiir ve Mekân” (İnceleme), “Roman Sevdaları” (inceleme), “Roman Ne Anlatır” (inceleme), “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” (inceleme), “Edebiyat ve Delilik” (inceleme), “Şiir Burcu-Cumhuriyetten Bugüne Türk Şiiri (inceleme)”, “Öykü Burcu /Kuramsal Yaklaşımlar / Çözümlemeler /Değiniler” (İnceleme), “Çağdaş Türk Romanı” (Anadolu Üniversitesi için hazırlanmış müşterek çalışma), “Tanzimat’tan Bugüne Yeni Türk Edebiyatı Şiir Çözümlemeleri” (müşterek) adlı kitaplar şairin akademik çalışmalarının ürünüdür. “Çiçekler Satılmasın”, “Ruhumun Evvel Yazıları”, “Dil Kapısı” ve “Ömürlük Yara” adlı şiir kitapları da okuyucu câmiasında alâka gören kitaplarıdır.
Okumaya devam et

Share Button

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”

Kendi ifadesiyle “Şifa kabul etmez derecede ağır bir kitap hastası” olan merhum Nusret Özcan’ın bu güzel hastalığını Kitap Postası dergisi Mart 2005 sayısında okuduğumda bir hayli duygulanmıştım. Anlattıklarını kitap hastası olan herkes iyi dinlesin. Hülâsası şöyle:

Alamazsam korkusuyla içini günlerce rahatsız eden kitapları borç harç satın alıp, bir aşk iştiyakıyla kütüphânesinin en seçkin yerine yerleştirince ruhen ve bedenen rahatlayan, bir el yazması eseri bulduğunda kaybolan evlâdını bulmuş gibi sevinen biridir. Kimsede olmayan bir kitabı bulduğunda benzerlerine karşı üstünlük hissettiğini söylüyor.
Okumaya devam et

Share Button

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Cumhuriyet öncesi münevverlerinden Ali Emîrî’den sonra, kitap yazıcılığı ve toplayıcılığı ile büyük şöhret sahibi olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ı (l87l-l957) yâd etmek bir hakikatin teslimidir.

Birçok tarih ve hâl tercümesi yazma komisyonlarındaki resmî vazifesinin yanında onlarca kitap araştırmasını da birlikte yapan, Osmanlı devlet adamları, şâirleri, mûsikişinasları ve hattatları üstüne hâl tercümesiyle eski eserleri inceleme kitapları yazan İbnülemin, ayrıca kitap düşkünlüğü ve usanmak bilmez kitap arayıcılığıyla şöhret sahibidir.

Ağır kitap yârânının hayatlarını araştıran Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphâneler” kitabında yazdığına göre, bir devlet adamının veya bir âlimin hâl tercümesini yazabilmek için o dönemde Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Mekke,
Medine gibi tarihî birçok şehirlere kadar uzanan yazışmalarla kitap ve kaynak araştırması yapan kitap allâmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

Kitap yârânının efendisi

Kitap yârânının efendisi

Ağır kitap yârânından bahsetmek icap ettiğinde daha dokuz yaşındayken kitap sevdasına düşen ve ölünceye kadar da bu sevdasını sürdüren Ali Emîrî Efendi (l854-l924) ile başlamak hürmet gereğidir. Meşhur Millet Kütüphânesi’nin, ömrü boyunca büyük fedakârlıklarla topladığı l6.000 cilt yazma ve matbû eserle
l9l6 yılında onun tarafından kurulduğunu kitapla âşina olanlar bilirler.

Yokluk çektiği günlerde bile büyük paralar teklif edilmesine rağmen bir kitabını dahi satmayan ve böylelikle bu ülkeye emsalsiz bir kütüphâne bırakır. Bu muhteşem kütüphâneye kendi adının verilmesi yerine Millet Kütüphânesi denmesini ister.

Değerli bir kitabı dostlarına göstereceği zaman “Alın, bakın, inceleyin” sözleri yerine “Ziyaret buyurun” demesiyle kitap-kültür muaşeretine edebî bir usul getirmiştir. Kitap yârânının efendisi dediğimiz Ali Emîrî’nin bu muhteşem hasleti ilkokuldan üniversiteye kadar bütün nesillere anlatılmalı.

OKUDUĞU KİTAPLARI UYKUSUNDA TEKRAR EDEN ADAM
Okumaya devam et

Share Button

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm Hira mağarasında iken, Cebrail Aleyhisselâm O’na “Oku!” diyor. “Okuma bilmem” dediğinde, O’nu kollarının arasına alıp sıkıyor ve bu emri üç kez tekrar ediyor: “Yaradan Rabbi’nin adıyla oku!…” Vahyin ilk emri bu (Alak sûresi, 1.âyet ).

Resûller Resûlü Efendimiz bu âyetle emrolunduktan sonra Allah’ın bütün insanların üzerindeki rahmet ve keremini okudu. Kâbe’nin kudsîliğini, kâinatı, geceyi, gündüzü, mevsimleri, dağları, hayvanatı ve nebatâtı okudu. Kavimlerin helâk oluşlarını, zulümlerini ve nasıl ihya olacaklarını okudu.

Nebevî ve ulvî okuma emrinin mesajı ve mânası bir hayli derin. Bu ulvî emir bize şu mesajı da vermiyor mudur? Kâinattaki her varlığın mâna ve vazifesini anlamak için asıl “Kitab”a bağlı ilmî, edebî ve fikrî kitapları da tahkiki bir zan da olsa okuyun.
Okumaya devam et

Share Button

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir

Bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin emeği darbeci bir generalin statüsünden değerlidir. İhtiyacı için ekmek çalan, namusu için kaatil olan bir insan darbeci bir generalden asildir.
Kalpleri yoktur darbeci generallerin? Oysa bir buğday yetiştiricisinin, bir maden işçisinin kalbi vardır. Çünkü toplumuna emeğini, yâni millete mensubiyetini sunuyor.
Bir buğday yetiştiricisi en iyi buğdayı yetiştirmekle, bir maden işçisi en çok kömürü çıkarmakla vatanını ve milletini darbeci generallerden daha çok sevdiğini gösteriyor.
Kendi toplumuna yabancılaşan darbeci generaller geceleri uyuyamazlar. Oysa bir buğday yetiştiricisi, bir maden işçisi geceleri huzurla uyurlar.
GÖNÜLLERİN DEĞİL, DARBELERİN UZMANIDIRLAR
Okumaya devam et

Share Button

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergiler, kitapların uç beyleridir. Yazılacakların fütühatına çıkar ve zihnî ön tâlime hazırlık yaptırır. Kitaplar, mevzu ve meseleleri yekpâre olarak nizama sokar, dolayısıyla kalıcıdır. Dergiler ise, edebî ve fikrî cephedeki oluşları teri soğumadan haber verir ve dolayısıyla zihnimizin ön hazırlığı bakımından faydalıdır. Bundandır ki “iyi” dergileri okumak lâzım.

SEMERKAND dergisi ağustos 2017 sayısında Ali Yurtgezen hoca T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “Bayram o Bayram Olur” adlı yazısıyla, iki bayramımızdan ikincisinin yaklaşması dolayısıyla bayram anlayışının pek de yazılmayan bir veçhesine temas ediyor. Bayramımızı Kur’ânî mânasıyla idrak etmek için bu yazıdan bâzı kısımları okuyucularımızla paylaşmak istiyorum:
Okumaya devam et

Share Button

KİTAP VE DİL

Kitap ve dil

Dil, âciz derûnumda hâşâ bir mâbed gibidir yahut dinimizin mânalar âlemine götüren büyük bir vasıtadır. Dîvân şairi Taşlıcalı Yahya Bey şu mısralarını haddimiz değil ama fakir için yazmış sanki:

“Kitâbı şol ki okur dikkat eyler / Kitâbun sâhibiyle sohbet eyler / Kimi şemşîr-i âteşbâra benzer / Kimisi revzen-i envâra benzer / Eyi söz eskimez nitek-i altun / Olur yevmen- feyevmâ kadri efzûn.”

Diyor ki şair: Kitabı dikkatle, mânası içre okuyan kimse / kitabın sahibiyle sohbet eder / Kimi ateş yağdıran kılıca benzer / Kimisi ışık saçan pencereye benzer / İyi söz eskimez altın gibidir / Günler geçse de değeri çoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Yarın ölecekmiş gibi yazmak

Yarın ölecekmiş gibi yazmak

Yazmak asla gaye değil, bedî ve fikrî bir vasıtadır. İyi ve bedî yazılarla derûnum cezbeye kapılsa da hiçbir yazı dinimizle amel etmekten ve insan dostluğundan üstün olamaz.

Bir teselli veriyor fakat bu teselli, yazıyı dinin yahut hakikatin yerine geçiren modernlerin tesellisi ve hasta bir ruhun gıdası değil.

İnsandaki aydınlığı ve karanlığı anlatmak için karınca kararınca yazının gücüne sarılıyorum. Bunalım ve hırs değil yazıya sarılışım. Yazıyla mücahede ediyorum âcizâne.

Yazıyla fâniliğe direnenlerin ruh hâleti içinde de değilim. Fâniliğini bilip, yazıyla sual edilecekmiş gibi yazıya dost olanlardandır fakîr.

YAZI CEHENNEMİM DEĞİL, CENNETİM OLACAK
Okumaya devam et

Share Button

Yazmak konuşmaktan daha sıhhatli ve temkinli

Yazmak konuşmaktan daha sıhhatli ve temkinli

Gönlüme sürur, kalbime mânevî güç veren yazılar yazmayı severim. İnsanın yazıya söylettikleri kendisidir. Meramımı yazıyla anlatmayı daha mânalı ve bedî, daha temkinli ve hatasız bulurum.

Ali Hocam’a ve dostlarıma duygu ve fikirlerimi konuşarak anlatamam, yazıyla anlatırım. Konuşmaktan daha sıhhatli ve ölçülü bir yol. Durup düşünme imkânı veriyor.

Yazı geceleri gelir ve konar gönlüme. “Yalnızsın, yine geldim” der. Söylediği sadece bu üç kelime. Semâ yaparım onunla. Fâniliğini hurufata geçiren fakîre kendini teslim eden, varlığına bedel biçmeyen hasbî bir dosttur. Gönül dostlarımdan sonra dil ve sohbet kaynağımdır. Medeniyetimizin edebî güzellikleri kalbime yürüdüğünde, hüznümle baş başa kaldığımda, dostlarım gönlüme düştüğünde bir sığınaktır yazı.

RÜYAMDA YAZI GÖRÜYOR, CÜMLELER KURUYORUM
Okumaya devam et

Share Button