“Bir derdim var bin dermâna değişmem”

“Bir derdim var bin dermâna değişmem”

Şah Hatayî gibi “Bir derdim var bin dermâna değişmem” âcizâne. Dert ile arınmak ne güzel. Derdimin gönlünü almak için onun mısralarını nenni gibi okurum:

“Ben derdimi dost edindim kendime / Bir dostumu bin yabana değişmem / El çek tabip dermân olma derdime / Bir derdimi bin dermâna değişmem.”

“GELİN HEY DERTLİLER / BU DERDİMDEN SİZDE ALIN”

Yunus Emre Hz.lerinin mısralarıyla, “Gelin hey dertliler gelin / bu derdimden siz de alın / Dertli bilir dertli hâlin / ya dertsizler bunda n’eyler” diyerek cezbeye kapıldığımız oldu mu?
Okumaya devam et

Share Button

Allah, adam olana dert verir

Allah, adam olana dert verir

Ataların sözüdür: Adam olanın derdi olur. Allah, adam olana dert verir. Adamın kim olduğu bu yazının mevzuu değil. Ali Yurtgezen hoca “Bizim kültürümüzde ‘adam’ın tam karşılığı ‘insân-ı kâmil’dir. Böyle olduğu içindir ki her insan ‘adam’ değildir.” diyor.

Adamlık dert çekmededir. “Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı” diyen Fuzûlî üstadı sıkça tâlim etmek lâzım.

Cezbesine ve diline meftun olduğum Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin “İnile ey derdli gönül inile / Ehl‐i derdin inleyecek çağıdır / İnlemek sana yaraşur derd ile / Hem gözün kan ağlayacak çağıdır” mısralarında ifade edilen mânevî tâlimi Lokman Hekim hikmetine sahip olmayan modern tıp eğitimi almış doktor verebilir mi?
Okumaya devam et

Share Button

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

Ehl-i dert olmaklığımızı kuvvetlendirmek için Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerifi’nin (Gülzâr-ı Aşk) “Dua ve İltica Faslı” nda yer alan (s.797) “Sana lâyık kullar ile hem-dem it / Ehl-i derdün sohbetine mahrem it” beytinin (286. beyit) şerhi üzerinden tâlim etmeden dert ehlinin vasıflarını anlamak ve kuşanmak mümkün değildir.

Gönüllere âbad eden bu muhterem kitabı şerh eden Hüseyin Vassâf Efendi “Ehl-i derdden maksût ehl-i aşktır. Ehl-i derdin sohbeti gibi lezzetli, zevk-âver (zevk getirici) sohbet olmaz.” diyor. (a.g.e., s. 798)

Dert ehli, Âdem Peygamber’den bugüne hep var olmuştur. Kendini bilen ulvî hüzün sahibi insan dertlidir. Derdi olan, aynı dertten dertli dost ve insan-ı kâmil arar. Derdi olan insan dert ehline mahremdir. Ehli derdin hâlini ehl-i dert bilir ancak. Dertsizler derdinin namahremidir. Çünkü bilip anlamazlar ve derde ağyardırlar.
Okumaya devam et

Share Button

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin, “Dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş” sözünün üstüne derdimizi derman bilmek büyük meziyettir. Bu cezbeli mübarek zat rehberimiz olsun derdimize.

Bu ulu kişinin “Derd-i Hakk’a tâlib ol, dermana erem dersen” nasihatinden sonradır ki, fakir, derdini Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm’a yollar her gece:
“Derdmendim mücrimim, dermâne geldim yâ Resûl.”

Ehl-i dert olmak gerekmiş. Müslüman, Hz. Eyyüp gibi dert adamıdır. Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî Hz.lerinin sözüyle, “Dert iste sen, aşk derdine dermân sorma.”

Hz. Mevlânâ gibi, “Allah’ım bana dert ver” diye yalvarabiliyor muyuz? En büyük dert Allah’a dost olmaktır.
Okumaya devam et

Share Button

Hapishâne risâlesi-2

Hapishâne risâlesi-2

Fikirli ve inançlı insanlar için hapishâneye düşmek mesele değil. Hapishânede nasıl yatılacağını ve vaktin nasıl “ibnülvakt” olarak geçirileceğini bilmek için tarihten bugüne İslâm âlimlerinin, üstadların, fikir adamlarının ve ediplerin hapishâne hayatlarını okuyup tâlim etmek ve onların hapishâneyi Medrese-i Yusufiye’ye nasıl çevirdiklerini öğrenmek gerek.

Kendini bilen için hapishâne türlü türlüdür. Üdeba ve fikir erbabı için hapishâne tecbrübesi çok olan Necip Fâzıl’ı dinleyelim önce: “Bu zindan?.. O da dünya hapishânesinin içinde başka bir hapishâne… Büyük hapishâne içindeki küçük hapishânenin içine atılmış vücut hapishânesi içinde mahpus, zavallı ruh! Düşünün; büyük ve engin hürriyete kavuşmak için, bu ruh, kaç bin kapının kilidini kırmaya mecburdur?” (Cinnet Mustatili)

Mezhep imamımız İmam-ı Âzam Hz.lerinin, Abbasi Halifesi Mansur’un başkadılık teklifini kabul etmediği için işkence altında hapiste yattığını her beş vaktin ardından hatırlayıp tâzimde bulunmalısın. İkinci defa hapse girdiğinde günlerce ağır şekilde kırbaçlanıp zehirlenmiş ve hapishânede vefat etmiştir. Yetmez mi bu büyük misâl sana? (İslâm âlimleri Ansiklopedisi, cilt:4, s.71)
Okumaya devam et

Share Button

Hapishâne risâlesi-1

Hapishâne risâlesi-1
Hapishâneye düştüğünü anlattığın teessür dolu mektubunu okudum. Demek ki artık kelimelerinde hüzün olacak, hapishâne gurbetini ve efkârını anlatan nâmeler gelecek, fikir cenklerinden dosthânesine çekilmiş olan fakir emekliliğin âsûde zamanlarını yaşayamayacak. Çünkü, Fazlı dost kader kurbanı olmuş, demir kapılar ardında imtihan olmaya gitmiş, sabır ve tahammül tedrisinden geçmek üzere hapishâneye girmiş. Fesüphanallah!

Zaten keyiften, emeklilikten bir muradım yoktu. Âhir ömrümde yine dost nâmına yüreğim hapishâne türkülerinin nağmeleriyle sızlayacak. Her yer dost, her yer hasret diye figan edeceğim. Sulh ve selâmet ehli olmaya vesile olacak hapishâne tâliminden mülhem hapisnâmeleri zayıflamış kalbimle okuyacağım.

Çok hapis gördüm. Nice hapislerin derdiyle derdmend oldum da yıkılmadım. Amma ki, senin hapisliğin yüreğimi yaktı. Bunu da savuşturur muyum bilmem? Daha çok hapis eskitirim. Bu da gelir bu da geçer dost!

GENCECİKKEN HAPİS DONLARI GİYECEK NE VARDI?
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-1

Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-1

“Arap hayranlığı Türk milletinin kimliğini yozlaştırıyor” diye feveran eden Bâtıl Türkçü, Batı hayranlığının ve lâdinî Kemalist ulusallaşmanın Türklüğü yozlaştırdığını görmezlikten geliyor; çünkü zihniyetinin bir kolu bu taraftadır.

Bâtıl Türkçünün endişesi sadece bu değil. “Milletleri din değil, dil ayakta tutar, devlet ve milletin temel harcı dildir” diyor. Dil kaybolursa birlikte ağlayamaz ve gülemezmişiz.

Bu endişesinden(!)dolayıdır ki, Türkiye’deki Kur’an harfli tabelaları, ikamet eden Arapları ve Arapça lisan üstüne yapılan kültürel faaliyetleri “Sessiz ve derin tehlike: Araplaşma” olarak görüyor.

BÂTIL TÜRKÇÜNÜN TÜRKÇESİ DİNLİ MİDİR DİNSİZ MİDİR?
Okumaya devam et

Share Button

Kitap müptelâlarının hayatından kısa hikâyeler

Kitap müptelâlarının hayatından kısa hikâyeler

Kitap tiryakilerini yakından tanımışlığı kadar çok zengin malûmatı da olan kültür tarihçisi Seyfettin Sağlam’ın anlattığı (Bir Kitapseverin Anatomisi, Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1999) birkaç vak’a daha var ki, düşmanım da olsa bir kitap tiryakisinin başına gelmesin, derim. Onların hayatını gerçek isimleriyle değil, lakaplarıyla hikâye ederek anlatıyor. Biz de hülâsa ederek nakledelim:

KİTAP HASTASI TEKAÜT RIZA EFENDİ’NİN AKIBETİ

Bundan yarım asır önce Ankara’da yaşayan kitap tiryakisi Tekaüt Rıza Efendi’nin akıbeti dramatiktir. Öldüğünde cenazesi memleketine götürülür. Kocasının kitap müptelâlığından memnun olmayan karısı cenaze evden çıkar çıkmaz, kocasının birinci karısı ve kendisinin kuması olan kitaplarını etrafta fırsat kollayan kitap avcılarına alelacele satarak evden uzaklaştırır. Böylece dünyanın en tatlı şeyi olan intikam alma zevkini tattığını söyler. Artık ev genişlemiş ve toz derdi de ortadan kalkmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitaplarında anlatılmaz.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Yemen Türküsü’nü bilmeyen, söyleyemeyen birinin Osmanlı medeniyetine, Âl-i Osman Türklerine mensubiyet şuuru güçlü olmadığına kanaat ederiz. Yemen Türküsü’nün milletimizin yüreğinde bir sızı, bir hüzün, bir ağıt olarak ne ifade ettiğini anlamayan birinin, Yemen Harplerinde şehit düşen, gurbet acısı çeken, sıla hasretiyle yüreği kor gibi yanan ecdadıyla kalbî irtibatının zayıf olduğuna yorarız.

İçimizdeki modern-lümpenlerin bilmediği, anlamadığı Yemen Türküsü’nü Bosnalı bir millettaşımız söyleyince yüreğimizi daha bir sardı bu tarihî türkü. Esasında Osmanlı Devleti’nde her kavim için aynı duyguları, aynı gurbet acılarını hissettiren bu türkümüz Balkanlar’dan Azerbaycan’a, Erzurum’dan Mardin’e, Yozgat’tan İzmir’e, Halep’den Bağdat’a, Hakkari’den Kerkük’ e kadar Osmanlı mülkî ve medenî sınırlarımızdaki her milletttaşın mâşerî hüznünün türküsüdür Yemen Türküsü. Okumaya devam et

Share Button

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Evi barkı yıkan kitap delileri

Evi barkı yıkan kitap delileri

Kültür tarihçisi ve had safhada bir kitap tiryakisi olan Seyfettin Sağlam’ın kitap delileriyle hâtırası kadar kitap hastalarıyla ilgili araştırması da çok zengin. Evini barkını ihmal etmekten, ailesinin rızkını kitaplara ve kitapçılara kaptırmaktan endişe eden kitap tiryakileri onun (Bir kitapseverin anatomisi, Türk Yurdu dergisi / Mayıs 1999) anlattıklarını iyi dinlemeleri lâzım. Anlattıklarını biz de hülâsa ederek nakledelim:

Eski devirlerde kitap yüzünden evini barkını yıkanlar, birbirlerinden kitap alıp verme meselesinden dolayı kanlı bıçaklı olanlar var. Kendisinin de başına az kalsın böyle bir iş gelmek üzereymiş. Kitap alıp da iade etmeyen bir dostuyla kavga etmemek için umumi bir gazeteye “Artık kitaplarımı getir…” diye ilân vermiş.
Okumaya devam et

Share Button

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

27 Mayıs 1960 darbecilerinin radyodan ilk tebliği o karanlık günleri yaşayanların hâlâ hatırındadır: “Nato’ya, Cento’ya… bağlıyız.”

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Darbeler Tarihi” kitabına göre, ordu hantal ve hastadır diyerek, darbeye muhalif olan 235 general ve beş bine yakın subay ve astsubayın emekli edilmesini isteyen CHP’nin şefi İnönü yanlısı darbeci cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ödenmesi gereken yüklü ikramiye tutarını Nato Komutanı Norstad vasıtasıyla Amerikan örtülü ödeneğinden temin eder.
Darbe karşıtı subayların emekli edilmesi düşüncesinden Amerika ziyadesiyle memnundur.
Okumaya devam et

Share Button

“Yazma Hikâyeleri”

“Yazma Hikâyeleri”

Üç kuşaktan oluşan birçok yazar ve şairin yazmaya nasıl başladıklarını anlattıkları “Yazma Hikâyeleri” kitabının 2.baskısı birçok yazarın daha yazma hikâyeleri ilâve edilmiş ve 424 sayfadan 664 sayfaya erişmiş olarak İz Yayıncılık’tan çıktı.

Edebî açıdan faydalı birçok kitabın editörlüğünü yapan Duran Boz’un gayretleriyle çıkan bu güzel ve faydalı kitap özellikle talebelerin Türkçe ve Edebiyat derslerine âşina olabilmeleri bakımından yardımcı hüviyetinde bir kitaptır.

“Yazma Hikâyeleri”, yazarların ve şairlerin yazmaya başlama hikâyelerinden meydana gelmektedir. Kıdemli yazarlardan başlayıp bugünkü kuşağa kadar birçok bir yazarın yazı hayatına nasıl duhul ettiklerini, neler hissettiklerini, kimleri örnek aldıklarını, yazar olma yolunda kimlerden tesir aldıklarını, kimin kitaplarını okuyarak örnek aldıklarını hikâye ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

Okumaya çağıran kitap: “Okuma Hikâyeleri”

“Kitaba Çağrı”, “Yahya Kemal Kitabı”, “Bir Şimdiki Zaman Şairi Mehmet Âkif Ersoy” gibi birçok faydalı derlemeye imza atan Duran Boz’un yaptığı en önemli derlemelerden biri olan “Okuma Hikâyeleri” 437 sayfadan 624 sayfaya çıkarak, İz Yayıncılık’tan 2. baskısıyla okuyucu huzuruna çıktı.

Bu faydalı kitabın “Okuma Hikâyeleri” başlığı taşıyan önsözünde gayesi şöyle anlatılıyor:

“Her insanın bir hikâyesi vardır sonuçta. Okuma Hikâyeleri’ndeki metinlerin her birinden tutkuların en asiline sevdalanan beyinlerin ürpertisi süzülür. Bir yüreğin, hülyalara açılan bir yüreğin ilk çırpıntıları görülür bu metinler toplamında. Çeşitli deneylerden geçerek okumak ülkesine ram olan bu seslerin hepsinden öğrenilecek güzellikler vardır. Bu güzellikleri paylaşmak, yeni güzelliklere kapı aralamak gayretini göstereceklere bir pusula olsun amacıyla söz konusu metinler bir araya getirildi. Bu yazıların her birinden taşan okuma deneyimleri içselleştirilerek yeni yaşantılar örülebilir. Yeni yollara, yeni yolculuklara başlanabilir.”

Okuyunca anlıyoruz ki “Okuma hikâyel Okumaya devam et

Share Button

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”

Bilginin, düşüncenin ve edebiyatın kapısını kitaplar açar. Milletlerin ilmî ve edebî mahsullerini kitaplardan öğrenir insan. Kitap ve insanın dostluğu semavî kitaplarla başlar. Sonra mukaddes kitapların izini süren ve şerh eden kitaplar sâyesinde insan ve kitap arasındaki teati günümüze kadar kültürler yoluyla iktidarını sürdürüp gidiyor.

Tarihten bugüne âlim, muallim, hoca gibi cemiyetimizde cazibesi ve sosyal tesiri olan statüler için kitapla iştigal etmek hürmete şâyandır. Fakat kitap ve insan arasındaki rabıta bâzan aklın, faydanın sınırını aşarak sevimsiz bir müptelâlığa ve patolojik bir iştigale dönüştüğü de olur.

“Faydasız ilimden Allah’a sığınmak” düsturundan uzak, haddi aşan bir şekilde kitaba tutulanlar kitap hastası veya kitap delisi denilerek küçümsenmiştir.

BİBLİYOFİL MİSİNİZ BİBLİYOMAN MI?
Okumaya devam et

Share Button

“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?”

“İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan?”

Kâinat yaratıldıktan sonra insan yaratıldı ve ardından yüce Kitap… İnsanoğlu Kitab’sız olamazdı, Kitab’ı olmalıydı. Kitab-ı Mübin istikâmetinde kitapları da olmalı ve yazmalıydı. Ne zaman ki kitaptan koptuk şirâzemiz bozuldu.

Bundandır ki Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte hakikisinden kitap okumak ve yazmak yerine, istisnalar hâriç mâlâyânî kitaplarla uğraşıyoruz. Kitap dâvasında yeterince muvaffak olamadığımızı sitemkâr bir öfkeyle ifade ediyor üstad Necip Fâzıl:

“Her birinin kitabı hâlinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Aynı sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu; kitap mı insandan? Kitap yazın, kitap!”
Okumaya devam et

Share Button