İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitaplarında anlatılmaz.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
Okumaya devam et

Share Button

İSLÂM MEDENİYETİNDE MÛSİKÎ “HİKMETTEN BİR CÜZDÜR”

İSLÂM MEDENİYETİNDE MÛSİKÎ “HİKMETTEN BİR CÜZDÜR”

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimiz s.a.v.’ın Sünnet’inden neşet eden İslâm medeniyetinin sanata bakışı İslâm’ın dünya ve âhiret anlayışından doğmuştur.
Bu imânî sebepledir ki İslâm medeniyetine mensup bir sanatçı sanatını kendi indî anlayışıyla ve benliğini yüceltmek gayesiyle icrâ etmez; haddini bilir. İcrâ ettiği sanatın Allah ve dininin ölçülerine göre olması gerektiğinin idrâkindedir. Benlik duygusu Allah’ın ulviyeti karşısında yok olmuştur.
Batılı seküler sanatçı gibi kendisini Yaradan’ın yerine koymaz. Sanat yoluyla ortaya koyduğu her şekil, ses, renk ve düşünce Allah’ın cemal sıfatından neşet eden ölçülerle uyumludur. Allah’ın güzeli sevdiğini bilir ve sanatını da bu bilgiyle icrâ ederek güzele ulaşmaya çalışır. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi, cilt: 31, sayfa: 257-261) Okumaya devam et

Share Button

“ÖMÜRLÜK YARA”

“Ömürlük Yara”

“Ömürlük Yara” nam şiir kitabını gecenin iki vakti arasında, kitabın şairiyle olan hâtıralarımın zihnimde canlanışıyla ve hüzünle demlenen çay eşliğinde okudum. Ama nasıl okudum?

Şiirsever bir okuyucu veya şiir tahlil egosuna tutulmuş ağyar biri gibi okumadım. Kitaptaki şiirlerin şairin gönlünde nasıl demlendiğine, her bir şiirin şairin yüreğinin üstünden nasıl geçtiğine ve diline nasıl düştüğüne bazen aynel yakin, bazen ilmel yakin şâhitlik etmiş bir hüzünkâr dostu olarak okudum ve gönlümün turnalarıyla ona haber saldım:
Okumaya devam et

Share Button

Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!

Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!

Hem içtimaî, hem ferdî yanımıza dokunmayan, derûnunuza inemeyen, yüreğimizin üstünden geçmeyen, “Havalar yağmurluydu / ayaklarımı sahile vurdum/ güneş başımı çarptı / çakıl taşları ayaklarımı okşuyor / havalarda bozdu nedense…” tarzı Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri kol geziyor piyasada. Nane ruhu davul tozu kabilinden saçma sapan mısralar yazılıyor. Yazılanların da çoğu birbirine benziyor.

Yeni nesil kusura bakmasın, bir kısım şiir heveslileri, şâirâneliği tutup, bu neviden mısraları edebî kamuya takdim ediyorlar. Okuyanlar şifa bulsun, kendinden geçip “ah!” desin. Bu tür naylon şiirlerin devri geçti, boşa uğraşıyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

NUMARALI BLOKLARIN ÇOCUKLARI

Numaralı Blokların Çocukları

Bizim doğduğumuz evler bilmediğin evdi
Bildiğin evdi diyemem
İnek,koyun ,kuzu öldüğünde yas tutulur
Teraziler kurulurdu ve ahbabın komşunun merhameti
Ölenin yerine yenisini koymak için koşardı teraziye
Hane halkı nasıl yiyebilirdi ki Sarıkızın etini
Evler bir namla bilinir
Evler ki Türkmen dergahıydı
Eve dergaha girilir gibi girilir
Kör Mehmetlerin evinin kapısı açılmadı bugün
Deli Hüseyin sabah sabah telaşla giderken görülürdü
Bir kıymetli aş pişse
Yaşlı,hasta,loğusa,emzikli hesap edilir
Öyle yenirdi
Çocuk dedenin ve ebenin dilinde büyür
Yüreğinden nağmeler devşirilirdi
Oyuncaklar ağaçtan kay kaylar kayadan beri
Şimdi tarihe döndü bizim evler de
Kapitalizm ve postmodernizmden beri

Okumaya devam et

Share Button

BİZİM HÂLİMİZ

BİZİM HÂLİMİZ
Çocukluk Yılları
Dağca yalnızlığın içinde korku ve keder dolu
Geçit vermez coğrafyanın kara çocuğu
Masalsız ve şarkısızdık elimizde çoban değneği
Sürüye saymışlardı sayanlar bizi de
Kerbela ve Hüseyin güzellemeleri içinde
Öylesine keder doluydu heybemiz
Okumaya devam et

Share Button

KİTAP BASKISI YENİDEN BAŞLIYOR

KİTAP BASKISI YENİDEN BAŞLIYOR
Fikirteknesi yayınevi birkaç ayda 85 adet kitap bastı, muhtemelen Türk matbuat tarihinde bir rekor kırdı. Rekor kırdı ama aynı nispette de yoruldu. Bir müddettir dergi basımı ve sempozyum hazırlıklarıyla meşgul olan yazar arkadaşlarımız, yayına hazırlanmış kitaplarını yayınevine teslim etti.
Kısa sürede çok kitap basmak, mali kaynak, mesai, titizlik gibi meseleler bakımından çok zorluydu. Yeni baskı döneminde kısa sürede çok kitap basılmayacak. Hafta bir kitap olmak üzere yavaş bir ritimle kitaplarımız basılmaya başlanacak. Haftada bir kitap basma yoğunluğu, mali kaynak cihetinden fazla yormayacağı gibi mesaimizi de almayacaktır.
Yayına hazırlanan kitap listesi aşağıda;
HAKİ DEMİR
1-İslam tarih telakkisi
2-İslam irfanının teknolojisi
3-Büyüklere sorular
4-Akl-ı Selimin teşekkülü
Okumaya devam et

Share Button

NUH FASSI

Nuh Fassı
Ne çok mürtet, ne çok hain, ne çok gammaz
Şubatta başka gemi, aralıkta başka gemi
Yedekte saklı bir referans ne olur ne olmaz
Rozetlerden örülü bir kimlik gösterisi
Ne çok geminiz var ama hiç bilmediniz
Yakılan gemileri!
Okumaya devam et

Share Button

PANORAMA

PANORAMA

Korktukça sustu korkusunda boğuldu
Gölgelerde var oldu gölgesi kayboldu
Alkış tufanında uç beyi
İsa’yı ihbar eden havari
Tüfekleri de ancak bir meczuba doğrulur
Yüzünde kat kat imaj denemesi
Emredersiniz efendim kulunuz
Sekretere not bıraktıran köle
Don Kişotu onlardan
Tarık Bin Ziyadı bizden
Es geçen Pollyanna
Yeni kazanımlar peşinde
-Yaşasın ölüm!-
Okumaya devam et

Share Button

Türk Şiirinin Aksakalı Bahaettin Karakoç’a Doktora Pâyesi

Türk Şiirinin Aksakalı Bahaettin Karakoç’a Doktora Pâyesi

KSÜ tarafından Türk şiirinin beyaz kartalı Bahaettin Karakoç’a verilen fahrî doktora pâyesinin gerekçesi Türk şiirine kazandırdığı hâlis Türkçe kelime ve mısralardan dolayıdır. Onun ödüllere ihtiyacı yok ama, KSÜ’nün usta şairimize bu ödülü vermesi bir hakkın teslimidir. Geç kalan bu edebî hak nihayet sahibini buldu. Usta şaire doktora pâyesi verilmesini beş yıl kadar önce gündeme getiren ve bu düşünceyi üniversite âmirleri nezdinde sürekli olarak anlatarak “Üniversitenin, şiirimizin aksakalına hürmeten doktora vermeli, adını bir okuma salonuna ve bir kütüphaneye koymalı…” diyen, aynı üniversitenin öğretim görevlisi İsmail Göktürk ve onun fikrî ve mânevî hocası Semerkand Dergisi yazarı Ali Yurtgezen hocadır.

Bahaettin Karakoç, yetmiş yıllık şiir yolculuğunun destansı usta şairidir. Aşkın ve tabiatın bütün değerleri onun şiirinde binlerce kelimeyle vücut bulur. O Türk dilinin mecrasındaki bütün kelimeleri harmanlayarak yeni bir söyleyişle gerçek bir şiire çeker. Kendi ifadesiyle kelime avcısıdır. Türkçe yazılmış şiirlerde en güzel Türkçe kelimeleri onun şiirlerinde bulabiliriz ancak. Onun şiirlerinde Cumhuriyetin dil devrimleriyle dayattığı Ataç Türkçesi veya uydurukça kelimeleri görmek mümkün değil. O, yaşayan Türkçe’nin en temizini ve ecdâdımızın dilindeki en şeraretli kelimeleri şiirleştirir. Şiirleriyle bin yıllık İslâmlaşmış Türkçe’mize hizmet eden bir usta şairdir o.
Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

SEÇİM MİTİNGLERİ İÇİN SLOGANLAR-2-

Üstad Necip Fazıl’dan slogan olacak mısralar. Buyurun…

*

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin

*
Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya

*
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal
Hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal
Okumaya devam et

Share Button

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı Medeniyetinden Yanadır

Âkif, İslâm; Gökalp, Batı Medeniyetinden Yanadır

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:

“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”

Hülâsa bir ifadeyle, câhiliye dönemlerinde kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması, İslâm medeniyetinin fâzıl bir medeniyet olduğunun delâletidir diyor.

ÂKİF’İN İSLÂMLARA VE MEDENİYETE BAKIŞI
Okumaya devam et

Share Button

İSMAİL’İN, BİLGE KİŞİ’NİN KAPISINDA DİLENCİ OLMASI

İsmail’in, Bilge Kişi’nin Kapısında Dilenci Olması

İsmail, Bilge Kişi’nin evinin caddeye bakan kapısında oturuyordu. Arkasında duran büyükçe bir kartonda “Ben, Bilge Kişi’nin Dilencisiyim” yazılıydı. Üzerinde her zamanki kıyafeti yoktu; eskiliği uzaktan belli olan pejmürde bir kıyafet vardı. Gelip geçenler kartondaki yazıya bakarak dudak büküp gidiyor, bazıları da durup okuyor, sonra İsmail’in hüzünlü sîmasına bakıyor ve önündeki mendile para atarak gidiyorlardı.

Yanına yaklaştım, “Nedir bu hâlin?” dedim. Cezbe hâlindeydi. “Bilge Kişi, ‘çilen doldu’ diyene kadar burada dilencilik yapacağım” dedi. Önündeki mendilde bir miktar para vardı. Ham ervaha has bir ifadeyle, “Sen bir Kalenderî dilencisine benzemişsin İsmail, boynunda bir keşkülün eksik, dilendiklerini nereye koyuyorsun. Dilencilik kanuna aykırıdır, cemiyet tarafından kınanacak bir iştir, evine git, yoksa zabıtaya haber verir, seni buradan kaldırtırım” dedim.
Okumaya devam et

Share Button

ŞİİRİMİZİN BEYAZ KARTALI BAHAETTİN KARAKOÇ VE DOLUNAY

Şiirimizin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve Dolunay

Kahramanmaraş Belediyesi tarafından organize edilen (Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Serdar Yakar’ın emeğiyle) “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç ve 17. Dolunay Şiir Şöleni” şiirseverlere çeyrek asırlık bir geleneği bir daha tattırdı. Program, şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç’un hayatını ihtiva eden slayt gösterisi ile başladı ve Ramazan Avcı tarafından her Dolunay Şiir Şöleni’nde okunan “Dede Korkut Duası” okunarak devam etti.
Şiirler okunmadan önce “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç Paneli” yapıldı. KSÜ öğrt. gör. Yrd. Doç. Dr. M. Fethi Yanardağ’ın oturum başkanlığındaki panelde; şair Muhsin İlyas Subaşı; “Hayat Çizgisinde İnişi Olmayan Adam”, şair Metin Önal Mengüşoğlu; “Anadolu Duyarlılığının Bahaettin Karakoç’taki Tezahürü”, eğitimci-yazar Ramazan Avcı; “Bahaettin Karakoç’un Şiirlerindeki Aşkın Tezahürü” ve oturum başkanı Yrd. Doç. Dr. M. FethiYanardağ ise; “Bahaettin Karakoç’un Poetikası” başlıklarıyla Bahaettin Karakoç’u anlattılar.
Çeyrek asırlık şiir geleneğine sahip 17. Dolunay Şiir Şöleni’nde Türkiye dışından ve Türkiye’nin her bölgesinden gelen kırktan fazla şairin okuduğu şiirlerle mâzi duygularımızı yeniden yaşadık. Hafızamda kalan şairler Hasan Ejderha, Lütfü Şehsuvaroğlu,Yasin Mortaş, Mehmet Mortaş, Bünyamin Küçükkürtül gibi isimlerdir… Bendenizi en çok duygulandıran şair Azerbaycanlı genç bir şairdi. Şiirini okurken “efendim” hitabı çok olan hüzünlü bir türkü söylüyordu adeta.
Şiirimizin yaşayan aksakalı Bahaettin Karakoç 83 yaşında 70 yıllık soylu bir şiir hayatıyla şairlerin şeyhidir. Şiirleri hakkında yüzlerce inceleme yazıları ve tezler yazıldı. O, anadan doğma şairdir. Sonradan olmuş bir şair değildir. Kendi ifadesiyle “Kâlübelâdan beri muhacirim ben / Her nereye gitsem Ensar karşıladı / Bir at, bir kurt, bir yılan anladı da / Kendi cinsimden olanlar anlamadı / Omuz vurup geçenlerin açtığı yara / Kevgire çevirdi sevdalı yüreğimi / Ey Sevgili / Ne zaman darda kaldımsa / Hep sana yazdım arzuhalimi / Hep sen yetiştin imdada / / Bir kabir kapısının ağzında / Ne bir Münker, ne bir Nekir’im ben.” Okumaya devam et

Share Button

GİDELİM, MÜSAADE GEREKMEZ

GİDELİM, MÜSAADE GEREKMEZ

Yürek rutubet aldı, feleğin mühleti doldu
Geçti şarap mevsimi, parklar tenha değil.
Ben dağlara yanmıştım, Musa ırmaklara vuruldu
Bu şarkılara içilir mi Musa, bu çalan bizim hava değil.

Şimdi kentler, kamusal alanlarında üşüyor
Musa, dünyanın çözülen büyüsüne dipnot düşüyor.

Biz çarpıp çıkalım kentin kapılarını
Gemileri limanlarında bu şehrin, kim yakarsa yaksın.
Sen ıslık çalmayı bilirsin, söyle artık şarkılarını
Gir koluma Musa, hayaletlere çarpacaksın.

Bütün kaleler düşüyor Musa, sıyrılıyor erdeminden
Hüzün karlı dağlar ardında, çıktı insanın gündeminden.
Okumaya devam et

Share Button

DİL KAPISI’NDAN GURBETE GİDEN ŞAİRİMLE HASBIHAL

Dil Kapısı’ndan Gurbete Giden Şairimle Hasbıhal

Hasbıhâlime şöyle başlarım: Derûnumun şairinden bir kelimecik dahi dil yâresi görmedim bugüne kadar. Batı gurbetine çıkarken azığına azık katmadım şairimin, yüreğindeki azığı kâfidir diye. Gurbete çıkacağı söylendiğinde, dilimin bilicisi şairimi mezara götürüyorlarmış gibi yüreğim daraldı. Zayıflık alâmeti göstermek, ehl-i dilden değildir sözü aklıma geldi ve şu talihsiz ifadeyi kullandım: “Allah müstehakını versin, varsın.”
Dostperest bir yürekten beklenmeyen ham bir ifadeydi bu. İş işten geçmişti ki, şairim dil makamından kelimeler düşmüştü dosthânemdeki takvim yaprağına. Yazdığı kelimeler yüreğimi yakıp geçti:
“Efendim, dosthânenize bir damla yaş bırakmaya gelmiş idim; bir damla aşk, bir damla şiir. Derûnunuzda hep böyle kalmak isterim. Haklısınız ‘Allah layığım neyse onu verecek’. Fakat hâlimiz böyle pozitivist Müslümanca tesbitini beklemez; ‘hâli mâlumumdur’ demenizi bekler idim. Neyse ki dosttan gelen her söz kalbimin gıdasıdır. Köseğinizi attığınız, köseğinizin ucunda ben varım farzediniz. Efendim yüreğimin yanında olması için duâ buyurunuz.”
Daha gurbette pişmeye çıkmadığı günlerde, şairimle dil dil üstüne sürtünür ve âmak-ı dilin sarhoşluğunu yaşardık. Şairimin yazgıma ve yüreğime dair kelimeler devşirdiği Dil Kapısı’na bir mâbede girer gibi girerdim. “Dil var dilde dilden içeri” deyince şairim; dil makamından söyleyince türkülerini; iksirli kelimelerden meydana getirince şiirlerini; o vakitten beridir onunla dost olmuş, dildaş olmuş ve şöyle demiştim: “Sen kalbimin şairisin.” Okumaya devam et

Share Button

ÇOCUK EY ÇOCUK

Çocuk Ey Çocuk

Ay yansıyacak bir alem arıyor
Gümüş alnını aya sunsana çocuk.

Ay gümüş sofralarda çocukları ağırlıyor
Bizim yüzümüz eskidi, ay ihtiyarlıyor.

Ay öpüyor seni yanaklarından
Aya bir kez dokunsana çocuk.

Sen bir paratonersin, bilmezsin
Kötülüğü nasıl izâle ettiğini.
Sen bir fenersin ıssız koylarda
Uzak ilhamlardan yüreğime
Bir görünür bir sönersin.
Sen bir gümüş paratonersin
Bilemezsin gücünün nelere yettiğini.
Okumaya devam et

Share Button

KELİMELERLE YÜRÜMEK

KELİMELERLE YÜRÜMEK

Sana kelimeler sunmak isterdim
Sözden sükûttan öte, lâl.
Sana götürmeseydi kelimelere küserdim
Kelimeler ki soramaz hâl üzre suâl.

Turna kanatları, karanfil yaprağı üzre
Serin selviler. Mezar toprağı üzre
Güvercin bakışları, yürek sunağı üzre
Melâlime bigâne, kelimeler ki kıyl-ü kaal
Okumaya devam et

Share Button

AÇIKTA

AÇIKTA

Yerli yerinde her şey, yersiz olan benim.
Maskelerim anlamlarını bir bir yitirdi
Son maskemi çıkarmada mütereddidim
Huzurunuzda yüzsüz kalabilirim belki

Bütün görüntülerini kaydet zira
Bu simülatik yaşam az sonra resetlenecek
Bir büyülü gizemi yoksa kim çeker pazara
Aşka dair ve aşkın ne varsa denetlenecek
Okumaya devam et

Share Button

NEFES

NEFES
-Ali Yurtgezen Hocama hürmetle-

“Merhamet et her şeye agâhım Ali
Var mı senden başka söyle, ilticâgâhım Ali”
Neyzen Tevfik

Ehli hâl değilim, esrârı kapalı semânın
Esmâya muhatap âdem olamadım Ali.
Pür kusurum hem pişman, şâkisiyim daru’l emânın
Dünyaya yüzüstü düşmüşüm, doğrulamadım Ali.

Bunca yıl kapındayım, yine ağyârım Ali
Nâçârım, eşiğinden geçmedi âhu zârım Ali

Rind-i Kerbelâ iken dilencisiyim dergâhının
Ahvâl-i arza ne hâcet, müşkilim sana âyandır.
Meczûbuyum, hayrânıyım ilm-i ledün mâhının
Ahâlî ta’n eylemiş, hâlim ehl-i irfâna tuğyandır.
Kuşatılmış sadrım, hem zebûnum, dermânım Ali
Nedâmetten melâmete kalbet fermânım Ali
Okumaya devam et

Share Button