KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU

KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU

İnsanımızın ahlâkını yozlaştıran bir mihrak arıyorsanız “Millî Piyango İdaresi” ne gidin. Cühelâ zümresinin parasını murdar eden “yasal” bir kumar odağıdır, devlet eliyle kumar oynatmanın adıdır “Millî Piyango Çekilişi.”

Dinimizce haram sayılan piyango çekilişi Kumarbaz Cumhuriyet eliyle resmîleştirilmiş bir kumar türüdür. Kemalist devletin şarlatanlıklarından biridir. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi” nin 4. cildinin “Cumhuriyet dönemi kültür sanat ve sosyal hayat” bölümünü sürerek anlatalım:

Millî Piyango İdaresi, M. Kemal tarafından projelendirilmesinin ardından 5 Temmuz 1939’da Hava Kuvvetleri’ne sözde yardım maksadıyla kurulur ve ilk çekiliş Cumhuriyet şeflerinin tâlimatıyla 19 Mayıs 1940 Törenleri’nde yapılır. Sonra “Şans Oyunu” reklâmlarıyla bütün cemiyete musallat edilir.
Okumaya devam et

Share Button

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancıların Chp’liler, yâni Kemalistler olduğunu bu kez de Mustafa Armağan’ın “Efsaneler ve Gerçekler” kitabından iz sürerek anlatalım.

26 Kasım 1920’de Samsun limanına gelen Amerikan Gemisi’nin komutanı, Vali Ethem Bey’e İstanbul’daki ABD Komiseri Amiral Bristol’un teklifi gereğince “Samsun’da resmî sıfatla görev yapmasına müsaade verilebilir mi?” diye sorduğunda “hayır” cevabı alır.
Okumaya devam et

Share Button

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

Koca İslâm âlemi üç buçuk İsrail devletiyle niye baş edemiyor suali İslâm devletlerinin izzet ve haysiyetini kıracak ağır bir sual. Şeytanın dölü İsrail, gâvurun “alçak sarısı” Amerika bir yandan Kudüs’ü “başkent” ilân ederken, bir yandan yeni katliamlara yol açacak tahriklerini sürdürüyor.

Buna rağmen ölü toprağı atılmış, birbirine düşmanlık etmekle meşgul Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır gibi bazı Müslüman devletler İsrail’le ittifak hâlinde olmayı elan sürdürüyorlar.

Mefluç hâlde olan İslâm âleminin üç buçuk İsrail’le niye baş edemediğinin cevabı, bazı İslâm devletlerinin katliamcı İsrail’le ittifak içinde olmalarıdır. En başta Suudi Arabistan kralları ve veliahtları Ortadoğu’daki katliamların elebaşı Amerika ve İsrail’in Kudüs’ü “başkent” olarak ilân etmelerini zımnen destekliyorlar.

HZ. PEYGAMBERİMİZİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ SUUDLAR!
Okumaya devam et

Share Button

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

Milletle iktidar olan yorulunca değil, Atatürkçülüğe özenince yıkılır

İktidar yanlısı televizyon ve gazetelerde köpürtülen “Milletimizin gönlündeki Atatürk ile sonradan kavramlaştıran Atatürkçülük farkı ortaya çıkmıştır. Sorun bir zihniyetin Mustafa Kemal’i kendi ideolojik amaçlarının simgesine dönüştürmüş olmasıdır” şeklindeki sözler yakın tarihte yaşanan gerçeklere göre son derece fahiş bir hatadır!

“Atatürk aslında şöyleydi böyleydi…” şeklinde gerçeklikten uzak, sun’i ve saçma sapan yazılar ve konuşmalar nezdimizde pespayelikten başka bir şey değil. “Atatürk ayrı, Atatürkçülük ayrı” iddiası çok gülünç ve gerçeklerden uzak. Atatürkçülüğün temellerini M. Kemal uygulamalarıyla bizzat kendisi atmıştır.

İktidar mensubu muhafazakâr-mukaddesatçı bilinen bâzı gazeteci, yazar, milletvekili ve parti başkanları tarafından yapılan “Atatürk’ü Kemalistlere ve CHP’ye bırakmayalım” yollu konuşmalar gündemi hayli işgal etti ve zihinlerde soru işareti bıraktı. Okumaya devam et

Share Button

Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki arıza ve farklılıklar

TÜRKÇÜLERİN MEYLETTİĞİ MÜELLİFLERİN MEDENİYET FİKRİNDEKİ ÂRIZA VE FARKLILIKLAR

Medeniyetin İslâm’ın maddî ve mânevî olarak tecessüm ettiği Medine modelinden neşet ettiğine, böyle bir medeniyetin varlığında siyaset ve toplum yapısının fıkıh ahkâmına göre seyreden bir tekâmül olduğuna inandığımızı ölçü alarak Türkçü akımın meylettiği bazı müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıkları tahlil ve tenkid denemesi yapmak istiyoruz.
Evvel emirde belirtelim ki Türkçü ifadesinden kastımız, Türklüğe dair dünya görüşlerini laik / seküler zeminde sürdüren anlayış etrafında hareket eden cemiyetlerdir.
*Türkçüler Gökalp’ten tevarüs eden medeniyet fikrinde sabit… Okumaya devam et

Share Button

“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

Bütün “Atatürk” târifleri aynı kapıya çıkar. “ Doğru Atatürk” diyen de “Yanlış Atatürk” diyen de aynı yerde duruyor ve farklı sesler çıkarıyorlar. Nihayetinde temelden reddettiğimiz yahut İslâm’la var olan Türk milletinin temelden reddetmesi ve kendi hâline bırakılması gereken, dahası kendi taraftarlarınca beğenilmesine karışmamak lâzım gelen Atatürkçülük, onlarca defa söylediğimiz üzere lâdinî-pozitivist ve Protestan bir İslâm düşüncesini muhtevî bir dünya görüşüdür.

O devrin yazarlarınca yapılan her cihetten M. Kemal tasviri öyle durup dururken, M. Kemal’den habersiz, ona rağmen yapılmış değildir. Bizim yukarı satırlarda ileri sürdüğümüz lâdinî-pozitivist M. Kemal, bizzat kendi görüş ve siyasetinden neş’et ettiği, bizzat kendisinin böyle bir zemini hazırladığı, zaman zaman sessiz kalsa da benimsediği bilinen bir gerçektir.
Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet Millî Mücadele’nin devamı değildir

Cumhuriyet Millî Mücadele’nin devamı değildir

Cumhuriyetin, Millî Mücadele’nin devamı olmadığı tek cümleyle dahi anlaşılabilir: “Vatan-ı İslâmiyye ve hilafeti kurtarmak için millî cihad ilân edilmiştir…”

Millî Mücadele’nin ruhu İslâm, 1925 sonrası Cumhuriyet’in ruhu lâdinî ve pozitivisttir. Kemalist ilke ve inkılâplarından, diğer adıyla Chp programlarından teşekkül eden Cumhuriyeti Millî Mücadele’nin devamı zannedenler yanılıyorlar.

Millî Mücadele bir başka adıyla “Millî Mücahede / Mücahede-i Milliye” Birinci Dünya Savaşı’nda ardından Heyeti-i Temsiliye’nin ve sonraki teşekkülüyle Birinci Meclis’in fetvalarla aldığı millî cihadın ikincisidir.

Bu sebeple Türkiye dışından cihad ilânının dâvetine koşup gelen diğer Müslüman ülkelerin kanaat önderlerinden Şeyh Ahmed Senusî gibi birçok zât Millî Mücadele için canla başla çalışmıştır.

MİLLÎ MÜCADELE CİHATTAN İBARETTİR
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ NİÇİN KURULAMIYOR?

MEDENİYET AKADEMİSİ NİÇİN KURULAMIYOR?

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Medeniyet akademisinin neden ihtiyaç olduğu muhtelif yazılarda izah edildi. Niçin kurulamadığı üzerinde derinliğine bir tahlil ve muhasebe yapmak gerekiyor. Niçin kurulamadığı sorusu sıhhatli, doğru ve derinliğine cevaplanabilirse, nasıl kurulması gerektiği bahsi de vuzuha kavuşur zannındayız.
Medeniyet akademisinin kurulamamasının sebeplerini, nazari ve tatbiki sahada ayrı ayrı tetkik etmeliyiz. Nazari ve tatbiki sahanın birbirini derinden etkilediği, bu sebeple birbirinden tefrik etmenin zorluğunu biliyoruz, bu hususa dikkat ederek meseleye bakalım.
*Nazari (fikri) sahadaki kifayetsizlikler
Ümmetin meselelerinin ne kadar hacimli, girift, çetin olduğuna dair idrak zafiyeti yaşadığımız malum. Her şeyimizi kaybettiğimiz bir çağda, her şeyimizi tekrar keşfetmek, yeni hal için yeniden inşa etmek, bu çalışmaları sıfırdan başlayarak değil kadim müktesebatımızı tedvin ederek yürütmek ihtiyacı içindeyiz. Kadim müktesebatın tedvin edilmesi, ümmetin keşif ve telif faaliyetlerinin ne olduğunu ve nerede kaldığımızı tespit için zarurettir. Nerede kaldığımızı bilmeden nereden başlayacağımızı bilmemiz muhal… Bu manada sadece kadim müktesebatın tedvini bile medeniyet akademisinin kurulmasını ihtiyaç olmanın çok ötesinde bir zaruret haline getiriyor. Okumaya devam et

Share Button

“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR?

“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:
“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız.
Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi olmuş nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ
Okumaya devam et

Share Button

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:
“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”
Hülâsa bir ifadeyle, câhiliye dönemlerinde kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması, İslâm medeniyetinin fâzıl bir medeniyet olduğunun delâletidir diyor. Okumaya devam et

Share Button

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi
Lozancılardır

“Atatürk şöyleydi böyleydi” hurafesi yine hızlandı. İktidara mensup faal bir milletvekili de yalan söyleyen Atatürkçüler gibi konuşmuş:

“…Atatürk ve arkadaşları Lozan’da bir anlaşma yaptılar. Bana göre o günkü şartlar içinde yapılan en iyi anlaşmadır. Devletin tapusudur. Lozan’dan gelenler Ankara’ya gelince ağladı. Artık 100 yıl savaşmayacağız geleceğimizi kurtardık diye. Mustafa Kemal ölmeden önce Hatay’ı da memleketimize dâhil etti. Ömrü yeterse Musul ve Kerkük’ü de vatan topraklarına katacaktı fakat ömrü yetmedi.”

Bu beyanata aklın ola da inanasın. “Lozan o günkü şartlar içinde iyi anlaşmadır” demek bir fasaryadır. Beyan sahibi kafadan atmış. Lozan anlaşmasını bilmediği veya zamâneye uyarak popülizm yaptığı açık.

Haçlıların, yâni Avrupalıların Lozan’da verdiği sertifikaya “Devletin tapusudur” demek, Türk millet ve devletine ağır saygısızlıktır, cehalettir, tarih bilmemektir. Devletimizin tapusu 1071’de tescil edilmiştir. 1453’de ve 1920 İstiklâl Harbiyle de devletimiz tapusunun tescili şüheda kanlarıyla tescili bir daha yapılmıştır. Okumaya devam et

Share Button

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Kemalist ve altı ok’çuluğu tescilli, zina ve ahlâksızlık propagandacısı Hürriyet’in domuz reklâmcılığında da sabıkası çok. 2010’lu yıllarda yayın hakkını aldığı Egmont Yayıncılığın çocuklar için hazırladığı kitaplarda domuz sevimli ev hayvanları olarak gösteriliyor.

İslâm düşmanlığı aşılayan bu kitaplardan sadece biri olan “Tanrıya Nereden Gidilir?” masalı insanı dehşete düşürüyor. Hülâsa ettiğimiz şu satırları okurken irkiliyor insan:
Okumaya devam et

Share Button

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

Sayfaları bol miktarda Atatürkçülük soslu video, resim ve yazılarla donatılmış, seküler Türkçülüğü ve yüksek dozda ulusalcılığıyla temayüz etmiş günlük bir gazetenin yazarı yakın tarihle ilgili bir mevzuu öyle çarpıtmış ki ileri sürdüğü iddiaları değme Atatürkçülerin dahi kabul edeceği şüphelidir.
Mesele şu: İktidara mensup üst seviyede bazı siyasilerin, Tek Parti döneminde M. Kemal ve İnönü’nün câmi kapatıp yıktırdıklarını dile getirmesine hayıflanmış ve bir Atatürkçü olarak savunmaya geçmiş. Savunması yakın tarih gerçekleriyle uzaktan ilgisi olmayan bir garabet:
“Ne Atatürk döneminde, ne sonraki yıllarda böyle densizlik yapıldı… Aksine Atatürk, İstanbul’da iki câminin onarılması için tâlimat vermiş, câmilerimizin iyi muhafaza edilmesi gerektiğini öğütlemişti. İsmet Paşa da 2. Dünya Savaşı sırasında silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan halkın yardımlarının câmi avlularında toplanmasını, hepsinin cemaatin gözetimi altında tutulmasını ve oralardan ordunun levazım yetkililerine aktarılmasını istemişti… Sen bu gerçekleri görmezden gel, yalana dolana dayan, iftira et… Siyaset böyle yapılmamalı…”
Her tarafı eğri büğrü olan bu iddianın neresini düzeltmeli? Prof. Dr. Cemil Koçak’ın 2 ciltlik “Türkiye’de Millî Şef Dönemi” kitaplarıyla Mustafa Armağan’ın “Satılık İmparatorluk” ve “Tek Parti Devri” adlı kitaplarından edindiğimiz bilgilere göre, M. Kemal ve İnönü’nün bizzat imzalarıyla birçok câmiin satıldığını, bazı câmilerin Chp binası olarak tahsis edildiğini ulusalcı gazetenin yazarı ya bilmiyor ya da Atatürkçü-ulusalcılığına gölge düşüreceğini düşünerek bu elim gerçekleri örtmeye çalışıyor. İkinci ihtimal daha kuvvetli.

LÂDİNÎ DEVRİMLER İÇİN SATIŞA ÇIKARILAN CÂMİLER
Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

Kemalist-ulusalcı Soner Yalçın 1 Kasım 2009’da Hürriyet’te “Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflanan bir yazı yazıyor ve domuz etini “bilimsel açıklamalarla” savunuyordu:

“Domuz etinin yenilmesi haram kılınmıştır. Bunun rasyonel bir nedeni var mıydı? Sağlık nedenleri ileri sürülmektedir. Sağlık nedeniyle yenilmesi haram olsa, bu hal mutlaka kutsal kitaplarda belirtilirdi. Domuzun önüne ne gelirse yemesi de haram sayılmasına neden olarak gösteriliyor. Bu tezin doğruluğu tartışma götürür; çünkü birçok hayvan da (örneğin tavuk-horoz-hindi) yiyecek konusunda domuzdan farklı değildir. Hayvanların yedikleriyle temiz oldukları arasında pek doğru orantı yoktur. Özellikle halkın ileri sürdüğü nedenler pek inandırıcı değildi. Gelelim Türklerin neden domuz eti yemedikleri meselesine… Türklerin bu hayvana nefret düzeyinde yaklaşmalarıyla İslâm’ın domuz etini haram sayması arasında pek bir ilgi yoktu.”

Adı geçen gazeteci hınzır etinin haramlığının hurafe olduğunu anlatmaya şöyle devam ediyordu:
Okumaya devam et

Share Button

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden ismi bizde mahfuz bir talebe (ismini verip de başını belâya sokmayalım) “…Bölümümüzde istenmemesine rağmen maalesef Domuz Besleme Dersi veriliyor. Biz bu dersi istemiyoruz. Sizden bunu haber yapmanızı bir takipçiniz olarak istiyoruz. İnşallah bu şekilde domuz dersini kaldırırlar…” diyen sâfiyâne bir imdat nidasıyla e. mektup göndermiş.

Müslüman mahallesinde domuz dersi anlatılır mı? Ah, laikçi Cumhuriyet rejimi nedir senden çektiklerimiz!

Kısa bir araştırma neticesinde öğrendik ki, adı geçen üniversite ile iki yıllık ziraat meslek yüksekokulları da dâhil birçok ziraat fakültesinin zootekni bölümleri ile veteriner fakültelerinde adı batasıca ders müfredatta yer almaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

CHP’li bir mebus Tekirdağ’daki rakı fabrikasının zarar etmesinden dolayı kapatılmasına hayıflanmış. Bu rakı fabrikasının 1931’de kurulduğunu, Türkiye’de benzerinin olmadığını, kar-zarar hesabının ötesinde bir anlamının olduğunu, savaştan yorgun ve yoksul çıkmış bir halkın, Cumhuriyet’i kurduktan sonra canını dişine takarak yaptığı büyük sanayileşme hamlesinin sembolü sayıldığını beyan etmiş.

Böylesine eğri büğrü ve millet değerleriyle uzaktan yakından alâkası olmayan beyanatın neresini düzeltmeli? Bir rakı fabrikasının kapatılmasına üzülmek, benzerinin olmadığını, halkın canını dişine takarak yaptığını ve sembol bir değer taşıdığını söylemek bu ülkede psikiyatrik bir vak’a olarak kabul edilir. Müslümanlığıyla var olan bir milletin ülkesi olan Türkiye’de böylesine abes ve akla ziyan sözlerin sahibi hangi akıl ve fikirle siyaset yaparak iktidar olacağını düşünüyor?
Okumaya devam et

Share Button

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Okumaya devam et

Share Button

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar” dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’an-ı Kerim’in buyruğudur.

Bakara sûresi 204. âyeti, “kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup ağlayanları” târif ediyor: “İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. O, kalbinde olmayana Allah’ı şahit tutar. Oysaki, düşmanların en amansızıdır. Dönüp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesilleri helâk etmeye koşar.”
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

15 Temmuz şafağında, ey darbeci generaller size haddinizi bildirecek bir millet var karşınızda, diye nida ettiğimde şair Cahit Koytak’ın “Mahrem bir soru soruyor bir anne bir generale” şiirini okuyarak yüreğimdeki öfke ateşini düşürmeye çalıştım. Şiirinde bir ana bir generale soruyor:

“Tankları, topları, uçaklarıyla / On binlerce postal, on binlerce miğfer / On binlerce tüfek, on binlerce süngü / Ve onları kemiklerine kuşanmış / On binlerce savaş makinesiyle / Koca bir orduyu / Ve kesin bir zaferi general / Mareşal nişanıyla birlikte / Değişmez miydiniz / Tanrı, gizlice sorsaydı size / Değişmez miydiniz doğru söyleyiniz / Şakağına bir tek kurşunla / Meşum bir delik açılmış / Gencecik oğlunuzun canıyla / Söyleyin de duyalım, komutan / Söyleyin de bilelim / Görev duygusu nasıl bir şeymiş.”
Okumaya devam et

Share Button