Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

Kemalist-ulusalcı Soner Yalçın 1 Kasım 2009’da Hürriyet’te “Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflanan bir yazı yazıyor ve domuz etini “bilimsel açıklamalarla” savunuyordu:

“Domuz etinin yenilmesi haram kılınmıştır. Bunun rasyonel bir nedeni var mıydı? Sağlık nedenleri ileri sürülmektedir. Sağlık nedeniyle yenilmesi haram olsa, bu hal mutlaka kutsal kitaplarda belirtilirdi. Domuzun önüne ne gelirse yemesi de haram sayılmasına neden olarak gösteriliyor. Bu tezin doğruluğu tartışma götürür; çünkü birçok hayvan da (örneğin tavuk-horoz-hindi) yiyecek konusunda domuzdan farklı değildir. Hayvanların yedikleriyle temiz oldukları arasında pek doğru orantı yoktur. Özellikle halkın ileri sürdüğü nedenler pek inandırıcı değildi. Gelelim Türklerin neden domuz eti yemedikleri meselesine… Türklerin bu hayvana nefret düzeyinde yaklaşmalarıyla İslâm’ın domuz etini haram sayması arasında pek bir ilgi yoktu.”

Adı geçen gazeteci hınzır etinin haramlığının hurafe olduğunu anlatmaya şöyle devam ediyordu:
Okumaya devam et

Share Button

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden ismi bizde mahfuz bir talebe (ismini verip de başını belâya sokmayalım) “…Bölümümüzde istenmemesine rağmen maalesef Domuz Besleme Dersi veriliyor. Biz bu dersi istemiyoruz. Sizden bunu haber yapmanızı bir takipçiniz olarak istiyoruz. İnşallah bu şekilde domuz dersini kaldırırlar…” diyen sâfiyâne bir imdat nidasıyla e. mektup göndermiş.

Müslüman mahallesinde domuz dersi anlatılır mı? Ah, laikçi Cumhuriyet rejimi nedir senden çektiklerimiz!

Kısa bir araştırma neticesinde öğrendik ki, adı geçen üniversite ile iki yıllık ziraat meslek yüksekokulları da dâhil birçok ziraat fakültesinin zootekni bölümleri ile veteriner fakültelerinde adı batasıca ders müfredatta yer almaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

Rakısever Chp’lilerin huyu değişmiyor

CHP’li bir mebus Tekirdağ’daki rakı fabrikasının zarar etmesinden dolayı kapatılmasına hayıflanmış. Bu rakı fabrikasının 1931’de kurulduğunu, Türkiye’de benzerinin olmadığını, kar-zarar hesabının ötesinde bir anlamının olduğunu, savaştan yorgun ve yoksul çıkmış bir halkın, Cumhuriyet’i kurduktan sonra canını dişine takarak yaptığı büyük sanayileşme hamlesinin sembolü sayıldığını beyan etmiş.

Böylesine eğri büğrü ve millet değerleriyle uzaktan yakından alâkası olmayan beyanatın neresini düzeltmeli? Bir rakı fabrikasının kapatılmasına üzülmek, benzerinin olmadığını, halkın canını dişine takarak yaptığını ve sembol bir değer taşıdığını söylemek bu ülkede psikiyatrik bir vak’a olarak kabul edilir. Müslümanlığıyla var olan bir milletin ülkesi olan Türkiye’de böylesine abes ve akla ziyan sözlerin sahibi hangi akıl ve fikirle siyaset yaparak iktidar olacağını düşünüyor?
Okumaya devam et

Share Button

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Okumaya devam et

Share Button

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar

“Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup kuzuya ağlayanlar” dan kendinizi koruyunuz. Bu münâfıkları tanıyıp zararlarına mâni olmak Kur’an-ı Kerim’in buyruğudur.

Bakara sûresi 204. âyeti, “kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla oturup ağlayanları” târif ediyor: “İnsanlardan öylesi vardır ki, onun dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. O, kalbinde olmayana Allah’ı şahit tutar. Oysaki, düşmanların en amansızıdır. Dönüp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesilleri helâk etmeye koşar.”
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?

15 Temmuz şafağında, ey darbeci generaller size haddinizi bildirecek bir millet var karşınızda, diye nida ettiğimde şair Cahit Koytak’ın “Mahrem bir soru soruyor bir anne bir generale” şiirini okuyarak yüreğimdeki öfke ateşini düşürmeye çalıştım. Şiirinde bir ana bir generale soruyor:

“Tankları, topları, uçaklarıyla / On binlerce postal, on binlerce miğfer / On binlerce tüfek, on binlerce süngü / Ve onları kemiklerine kuşanmış / On binlerce savaş makinesiyle / Koca bir orduyu / Ve kesin bir zaferi general / Mareşal nişanıyla birlikte / Değişmez miydiniz / Tanrı, gizlice sorsaydı size / Değişmez miydiniz doğru söyleyiniz / Şakağına bir tek kurşunla / Meşum bir delik açılmış / Gencecik oğlunuzun canıyla / Söyleyin de duyalım, komutan / Söyleyin de bilelim / Görev duygusu nasıl bir şeymiş.”
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci generallerin çöküşü

Darbeci generallerin çöküşü
Bir zamanlar bu ülkede zulümkâr darbeci generaller hükümferma idi. Vesâyet rejimlerinde eziliyordu millet. Hak ve adâlet, sevgi ve merhamet yoktu despot iktidarlarında. Zulüm ve zorbalık, Kemalizm ve lâ-dinîlik hâkimdi.

1923 sonrası kanlı inkılâp devirlerinde “Tek ve dokunulmaz şef” idi generaller. Kimsenin haddi olamazdı ideolojik ve vesayetçi ihtişamlarına gölge etmek. Halk ayağı çarıklı fasa fisoydu. Ortaçağ kafasıydı ve ezilmeliydi din-i mübin. Yeni din ve rejim Kemalizm’di.

Kan ve darbe üstüne yükseliyordu generallerin iktidarı. 27 Mayıs 1960 darbesinde vesayetçi güçlerini daha da artırdılar. Anayasayı ve parlamentoyu kendi elleriyle yazıp oluşturdular. Kanlı darbeye imza atan Millî Birlik Komitesi’ne milletin bütçesinden ölünceye kadar maaş ve imtiyazlı vatandaşlık statüsü bağışladılar.
Okumaya devam et

Share Button

Modern insanın sözü kıyl ü kâl’dir

Modern insanın sözü kıyl ü kâl’dir

Sözü mâna, hikmet ve îcaz’a büründürmüş bir medeniyetin ahfadıydız. İslâm medeniyetinde söz yüceydi, hatırlıydı, muteberdi… Medeniyetimizi “redd-i miras eden” zihniyet itibardan düşürdü, söz geleneğimizi modern seküler dille yok etmeye çalıştı.

Her şeyi dere tepe dümdüz konuşan modern zaman insanı, “Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu, söylemediğimden hiç pişman olmadım” diyen irfan sahibi ecdadın nasihatinden bihaber.

Mukaddeslerin emrinde olan bedii sözü ayağa düşürmek ve ruhsuz kelime yığınına çevirmek modern anlayışın yaydığı bir hastalık. Sözü kavl-i sui (kötü söz) ve kavl-i münkere (çirkin söz) dönüştüren bu güruh, sözü daha da çoğaltarak ve anlamsızlaştırarak çok konuşmayı “endüstri” hâline getirdi.
Okumaya devam et

Share Button

BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Bilginin deveranı meselesi unutuldu, oysa bilginin kendisi kadar mühimdi. Modern dünyada bilginin deveranı denilince, kitle iletişim araçlarındaki bilgi akışı anlaşılmaya başlandı. Batının bilgi işgalinin teknolojik aletleri, bilgi kirliliğini, kendi isimlendirmeleriyle dezenformasyonu, bilginin deveranı olarak piyasaya sundular, ilginçtir bu yaklaşım da genel kabul gördü. Tam da bu noktada ağır bir işgale uğradık ama bu işgalin derinliğini fark edemedik.
Bilgi deveranı meselesi vuzuha kavuşturulmalı, deveran mecraları sıhhatli şekilde tespit edilmeli, o mecralara yabancı müdahalesine asla müsaade edilmemelidir. Aksi takdirde yeni İslam çağını başlatmak, yeni tefekkür hamlesini mayalamak kabil olmayacak, batının bilgi işgali (epistemolojik işgali) altında ne yapacağımızı bilemez halde savrulup duracağız.
* Okumaya devam et

Share Button

İHTİSASLAŞMA VE TERKİP İLİMLERİ

İHTİSASLAŞMA VE TERKİP İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

İhtisaslaşma, bilgide yoğunlaşma olarak oraya çıktı ve şüphesiz ki birçok faydası vardı. Gerçekten batıda son birkaç asırdır ihtisaslaşmadan kaynaklanan çok sayıda fayda elde edildi. Bir bilgi alanında ihtisaslaşmak, bilgiyi o alanda tatbik etmeyi kolaylaştırdı, bilgiden ve onun tatbikinden elde edilen fayda azami seviyeye çıktı. İhtisaslaşmanın birtakım faydaları olduğunu tartışmak beyhudeydi. Okumaya devam et

Share Button

BÜTÜN FİKRİ VE EKLEKTİZM

BÜTÜN FİKRİ VE EKLEKTİZM

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Hakikat yekparedir, tüm alemleri kuşatır. Bütün zamana ve mekana şamildir. Hakikatin ta kendisi olan İslam, dolayısıyla hayatı tüm üniteleri ile kuşatır, çünkü Allah’ın dininde boşluk ve zafiyet yoktur. “Kurucu şahsiyet”lerin öncülüğünde, mutlak ilim merkezli, akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim eksenli olmak üzere hayatın tüm alanları inşa edilir. Kurucu şahsiyetler hayatı inşa ederken; akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim ile “mutlak ilme” bağlıdırlar. Hayatın inşası meselesi de dünya görüşümüzde olduğu gibi hakikate ayarlıdır, bu sebeple yekpare, yeknesak ve müstakildir. Okumaya devam et

Share Button

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleştirmiş ve resmî hâle getirmiştir. İslâm’a aykırı alkollü hayatı devlet erkânının sofralarına ve resmî protokollere sokan, bu şenî ve haram âdet için mevzuatlar çıkaranlar Atatürkçü Chp kadrosudur.
ALKOLLÜ HAYAT ATATÜRKÇÜLÜĞÜN VE CHP’LİLİĞİN ŞARTLARINDANDIR

Kemalist Chp’li olmanın şartlarından birincisi laiklikle alkolü hususi ve umumi hayata dâhil etmektir. Alkollü laik hayat Atatürkçü Chp’li olmanın olmazsa olmazlarındandır. Bundandır ki bu haram ve Avrupaî âdeti yaymak ve dayatmak için yapılan propagandalar avamın ve lümpen toplulukların köksüz idraklerine kadar sloganlaştırılmıştır: “Eski kafalılıktan kurtulmak istiyorsan önce kafayı çekeceksin…”
Okumaya devam et

Share Button

İDRAK VE BEYİN

İDRAK VE BEYİN

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Beyinle ilgili çalışmaların ulaştığı son nokta, bedenin hareketleriyle ilgilidir. Sinir sistemiyle beyin arasındaki münasebete dair ileri derecedeki tespitler, bedenin hareketlerini beynin emir-komuta sistemiyle yönettiğini gösteriyor. Bedenin hareketleri kas ve sinir sistemine, kas ve sinir sistemi de beyne bağlı olarak çalışıyor. Buraya kadar biyolojik temelli bir sistemden bahsediliyor ki doğrudur.
Bedenin hareketlerinin beyne bağlı olması, insanın nihai merkezinin beyin olduğu manasına gelmiyor. Beyinden daha ötede ve derinde bir merkez olduğu fakat pozitif bilim temelli insan telakkisinin oradan öteye gidemediği malum… Kalb ve ruh, pozitif bilim mecrasına mahkum olan batının anlayabileceği bahisler değil. Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitapları dışında her yerde yazılıdır.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
Okumaya devam et

Share Button

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

MERKEZKAÇ DÜŞÜNCELERİN BEDEVİLİĞİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

İslam’ın ana mecrası Ehl-i Sünnettir. İslam bu mecradan sıhhatli ve saf şekliyle akmış günümüze gelmiş, kıyamete kadar da devam edecektir.
Vehhabi, modern selefi, mealci gibi Ehl-i Sünnet dışı merkezkaç düşünceler İslam’ı idrak iktidarında olmayan savruluşlardır. Şia, merkezkaç düşünceler içinde en disiplinlisidir ama o da, yanlış istikamette yol almış ve İslam ve ümmet ile arasındaki uçurumu kapatılamayacak derecede açmıştır. Okumaya devam et

Share Button

“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

“DİN İNŞASI” VE “DİN İLE İNŞA”

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Dinin vazedilmesi ve tatbikatı altmış üç yıl sürmüştür. Kırk yıllık ilk devre Risalet inşası, yirmi üç yıllık ikinci devre ise bizzat dinin vazedilmesidir. Risalet dine dairdir ve birinci devre olan kırk yıllık zaman dilimi de dinin inşa sürecine dahildir.
Din, kitap ve sünnetten mürekkeptir ve ona dair başka da bir şey yoktur. Yirmi üç yıllık ikinci devrede ümmetin (Sahabe-i Kiram’ın) tüm keşif, idrak, izah ve tatbikatları, ya teyiden sünnettir veya redden daire dışına atılmıştır. Yirmi üç yıllık devrede, Sahabe-i Kiram’ın nazari ve tatbiki tüm gayreti, Hz. Risaletpehan Aleyhisselatü Vesselam Efendimize arz edilmiş, böylece Risalet nefesi değmiş, yanlışlar tashih, doğrular teyit edilmiştir. Okumaya devam et

Share Button

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batıda bilim mecrası, materyalist, rasyonalist, pozitif çerçeveye oturduğu günden itibaren idrakini “beş hassa”nın dışına kapadı. Beş hassa ile bilemediği varlığın ve vakıanın olmadığına inandı. Dikkat, inandı… Çünkü bilim ya kaynağında bir inanç taşır veya bir müddet sonra bazı kaideleri inanç haline getirir. Materyalist felsefe zaten bir inançtı, maddeyi de sadece akılla anlamaktan ibaret bir rasyonalist inanç eklendi, bunların bilim mecrası olarak da pozitivizm geliştirildi. Okumaya devam et

Share Button

ORYANTALİST TAARRUZ

ORYANTALİST TAARRUZ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Birkaç asır önce başlayan oryantalist taarruz, yirminci asırda netice almaya başladı, yirmi birinci asırda ise pisliklerini temizlemek zorunda kalıyoruz. Oryantalist taarruz o kadar derine nüfuz etti ki, temizlemek çok zor. Zira oryantalist taarruzun neticeleri, “Sahih İslam” başlığı altında kadim müktesebatı imha etmek için faaliyet gösteriyor.
Oryantalist taarruzun tüm tesirlerini temizlemek çok zor… Oryantalizmin her çeşit tesirini, her Müslüman ferdin zihin ve kalb dünyasından temizlemek için dünya çapında bir seferberlik gerekiyor. Bunu yapmak için seferber edilecek insan gücü ve zaman, başka işlere fırsat ve imkan bırakmayacağı için doğru da değil. Bunun yerine İslam medeniyet tasavvuru ve inşa sürecini başlatmak, doğru ortaya konulduğunda yanlış anlaşılacağı için tercih edilmelidir. İslam medeniyet tasavvuruna giden yol açıldığında, o ufka doğru atılan her adım, yanlış anlayışların bir kısmını telafi edecektir. Bu sebeple oryantalist taarruz veya batının başka çeşit hamleleriyle yoğun şekilde vakit kaybetmek yerine, meselenin de ehemmiyetine binaen özet kabilinden bazı tespitler yapıyoruz. Batıya dair tenkitlerimizin bu çerçevede okunması ve aşırı teferruat aranmaması gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batının dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin altyapısı epistemolojik işgaldir. Batının can alan askeri işgalleri, kaynakları sömüren iktisadi işgalleri, iktidarları yöneten siyasi işgalleri, dezenformasyonla husumet ve çatışma üreten istihbarat işgalleri az ya da çok göze çarpmakta, farkına varılmakta, bunlara karşı ferdi ve içtimai sahalarda bazı tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. Dünyadaki her kültür coğrafyası kendi hususiyetlerine uygun bazı tedbirler alsa da, neticeye bir türlü ulaşamamakta, batının hakimiyeti kırılamamakta, istiklal mümkün olmamaktadır. Çünkü sayılan emperyal metotların altyapısını oluşturan epistemolojik işgal gözden kaçmakta, dünya bu işgali fark etmemekte, fark edenler ise önce kendi ülkelerinde derdest edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Okumaya devam et

Share Button