SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-MİLLETE HİTABE

1-Dünyadaki tüm dengeler ve denklemler yıkıldı, yeni denge ve denklemlerin kurulması için şiddetli ve dehşetli bir mücadele devam ediyor.
2-Dünyanın batıdaki hakim kuvvet merkezleri zayıflıyor ve çöküyor, buna mukabil doğuda yeni kuvvet merkezleri inşa ediliyor. Zayıflayan ve kuvvetlenen merkezler arasındaki mücadele, hiçbir insani ve ahlaki sınır tanımaksızın sürüyor.
3-Son iki asırdır devam eden batının dünya hakimiyeti son buluyor, dünya yeni bir yol ve istikamet arıyor. Fakat batı, asırlardır hazırladığı açık ve gizli teşkilatlarla hakimiyetini korumak için ahlaksız bir mücadele yürütüyor.
4-Ahlak ve medeniyetin son temsilcisi olan Osmanlının yıkılmasıyla dünya kuvvet merkezleri; tüm insani ve ahlaki vasıflardan ve ölçülerden soyunmuşçasına birbirine saldırıyor. Masum milyonluk kütleler, hayvani bir hakimiyet kavgasında can veriyor.
5-Dünya; ahlaki ve medeni mesuliyet taşıyan tek bir ülkenin kalmadığı bir arenaya dönmüş durumdadır. Geçen bir asırlık tecrübe yüz milyondan fazla insanın katledildiğini gösteriyor. Anlaşılıyor ki; Osmanlıyla birlikte medeniyet yeryüzünden çekilmiştir.
6-İnsanlık; canhıraş bir şekilde ahlak ve medeniyeti temsil edecek bir millet bekliyor. İnsanlık; çaresiz gözlerle kurtuluş reçetesi sunacak bir ülke arıyor.
7-Biliyoruz; insanlık bizi arıyor, bizi bekliyor, bizim dirilişimizin hasretini çekiyor.
8-Öyleyse omuzlarımızda iki mesuliyet var; birincisi güzel ülkemizi dünyanın ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmek, ikincisi insanlığa kurtuluş reçetesi sunmak… İnsanlığa kurtuluş reçetesi sunmak için öncelikle ülkemizi ahlak ve medeniyet karargahı haline getirmemiz şarttır.

Öyleyse dinle, aziz ve necip milletim;

Okumaya devam et

Share Button

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

SEÇİM 2018 BEYANNAMESİ-İNSANLIĞA HİTABE

BEYANNAMENİN METNİ

1-Dünya; insan cinsine ihanet eden bir “Karanlık Akıl” tarafından esaret altına alınmıştır.
2-Karanlık Akıl; nursuz mahfillerin puslu ikliminde karar almakta, parapsikolojinin karanlık laboratuvarlarında insanlara zerk edilmekte, dünyayı karanlık dehlizlerden yönetmektedir.
3-Karanlık Akıl; insanların ruhunu, zihnini, aklını, ahlakını ve nihayet hayatını işgal ve imha etmiş, yerine kendi şeytani tabiatının hayvani içgüdülerini yerleştirmiştir.
4-Karanlık Aklın nüfuz ettiği her insan zihni, hızlı şekilde şeytanlaşmakta ve “insan” düşmanı haline gelmektedir. Karanlık akla sahip olan insanlar, hürriyet ve istiklal sahibi oldukları vehmine kapılmakta, karanlık aklın sahiplerine itaat ettiklerinin farkına varmamaktadır.
5-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin gereğini yapmayı, hürriyet ve istiklal olarak sunmaktadır. Hak, hürriyet ve istiklal mefhumunun muhtevasına zerk ettiği hayvani içgüdüler, insanlar arasında mütemadi çatışma ve savaşın sebebi olmaktadır.
6-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin kaçınılmaz savaşından kuvvet ve iktidar devşirmekte, yüz dolar için insan öldürecek hale getirdikleri vahşi tetikçilerle insanlığı köleleştirmektedir.
7-Karanlık Akıl; insanlığın tüm mahrem noktalarına girmiş, milletlerin mühim müesseselerine sızmış, ülkeleri askeri veya kültürel yolla işgal etmiştir.
8-Karanlık Akıl; hemcinsler arası beraberliği teşvik ederek insan neslini kurutmak, hakim olduğu coğrafyanın dışında savaşların kesintisiz devamını sağlayarak insanlığa kastetmek, insanlığın tüm kıymetlerini ve kaynaklarını sömürerek onları yokluğa mahkum etmek ve nihayetinde kendi hükümranlığını daim kılmak arzusundadır.
9-Karanlık Akıl; erkek ile kadını, ferd ile cemiyeti, halk ile devleti birbirinden ayırmış, her birine yalnız başına varlık iddiası zerk etmiş, böylece mütemadi çatışmanın tohumunu atmıştır. Bunları tek tek ideoloji haline getirerek dünyayı kan deryasına çevirmiştir.
10-İnsanlık; tarihin en derin işgal ve tehdidi altındadır.
11-İnsanlık ölüyor.
12-“Karanlık akıl”, şeytani hakimiyetini derinleştiriyor.
13-Karanlık Akla karşı silahla mücadele edilmez, zira akla mermi işlemez. Karanlık Akla karşı mücadele, yeni bir akılla, “Ahlaklı Akıl” ile mümkündür.

Öyleyse dinle, ey insanoğlu…
Okumaya devam et

Share Button

Allah, adam olana dert verir

Allah, adam olana dert verir

Ataların sözüdür: Adam olanın derdi olur. Allah, adam olana dert verir. Adamın kim olduğu bu yazının mevzuu değil. Ali Yurtgezen hoca “Bizim kültürümüzde ‘adam’ın tam karşılığı ‘insân-ı kâmil’dir. Böyle olduğu içindir ki her insan ‘adam’ değildir.” diyor.

Adamlık dert çekmededir. “Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı” diyen Fuzûlî üstadı sıkça tâlim etmek lâzım.

Cezbesine ve diline meftun olduğum Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin “İnile ey derdli gönül inile / Ehl‐i derdin inleyecek çağıdır / İnlemek sana yaraşur derd ile / Hem gözün kan ağlayacak çağıdır” mısralarında ifade edilen mânevî tâlimi Lokman Hekim hikmetine sahip olmayan modern tıp eğitimi almış doktor verebilir mi?
Okumaya devam et

Share Button

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

“Ehl-i derdin sohbetine mahrem olmak”

Ehl-i dert olmaklığımızı kuvvetlendirmek için Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerifi’nin (Gülzâr-ı Aşk) “Dua ve İltica Faslı” nda yer alan (s.797) “Sana lâyık kullar ile hem-dem it / Ehl-i derdün sohbetine mahrem it” beytinin (286. beyit) şerhi üzerinden tâlim etmeden dert ehlinin vasıflarını anlamak ve kuşanmak mümkün değildir.

Gönüllere âbad eden bu muhterem kitabı şerh eden Hüseyin Vassâf Efendi “Ehl-i derdden maksût ehl-i aşktır. Ehl-i derdin sohbeti gibi lezzetli, zevk-âver (zevk getirici) sohbet olmaz.” diyor. (a.g.e., s. 798)

Dert ehli, Âdem Peygamber’den bugüne hep var olmuştur. Kendini bilen ulvî hüzün sahibi insan dertlidir. Derdi olan, aynı dertten dertli dost ve insan-ı kâmil arar. Derdi olan insan dert ehline mahremdir. Ehli derdin hâlini ehl-i dert bilir ancak. Dertsizler derdinin namahremidir. Çünkü bilip anlamazlar ve derde ağyardırlar.
Okumaya devam et

Share Button

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

“Dermân arardım derdime / derdim bana dermân imiş”

Niyazî-i Mısrî Hz.lerinin, “Dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş” sözünün üstüne derdimizi derman bilmek büyük meziyettir. Bu cezbeli mübarek zat rehberimiz olsun derdimize.

Bu ulu kişinin “Derd-i Hakk’a tâlib ol, dermana erem dersen” nasihatinden sonradır ki, fakir, derdini Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm’a yollar her gece:
“Derdmendim mücrimim, dermâne geldim yâ Resûl.”

Ehl-i dert olmak gerekmiş. Müslüman, Hz. Eyyüp gibi dert adamıdır. Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî Hz.lerinin sözüyle, “Dert iste sen, aşk derdine dermân sorma.”

Hz. Mevlânâ gibi, “Allah’ım bana dert ver” diye yalvarabiliyor muyuz? En büyük dert Allah’a dost olmaktır.
Okumaya devam et

Share Button

“El vurup yaramı incitme” doktor!

“El vurup yaramı incitme” doktor!

Eskiden hastalar, “Tabibin elinde sümbül yaprağı gibi letâfet bulurdu.” Şimdiki zamanda tabib sıfatını haiz olmayan doktorun elinde inşirah bulan var mı?

Devâ bulmaz dertlerin sancıları sarmışsa yüreğinizi doktora mı, şifa ehli tabibe yahut hikmet sahibi bir hekime mi gidersiniz? Nesimi’nin sözüyle, “Her tabib aşka yâr olmaz / ondan sorma ilacı / Lokman Hekim’e sor.”

“Hasta-i gamdır, şifa ister gönül / Dost elinden bir devâ ister gönül” diyerek dertleşebilir misiniz doktorla. Dertten anlar mısın? Dermân nedir bilir misin, sualinin cevabını alabilir misiniz doktordan?

Reçete yazma, gönül ve hikmet diliyle yaz ilaçlarını, Latince tahlil terimleri anlatma. Şifa nedir, nerededir, onu anlat bana, diyebilir misiniz?
Okumaya devam et

Share Button

Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Evvel emirde beyan edelim ki aşağıda tasvir ve târif ettiğimiz, hastasına her cihetten yâr ve şifa olamayan doktor tipi ferdî değil, umumîdir. Elbette iki asırlık Batılılaşma neticesinde kurumlaşmış, tıp eğitimi ve hasta anlayışı bir türlü değişmeyen ve dokunulmazlığı olan bir sınıfın içinde doktorluğuna irfan ve hikmeti de katan nice doktorlar vardır.

MODERN DOKTORLUĞUN DİNİ YOKTUR, SEKÜLERDİR

Doktor olmak isteyen bir kişi insan bilgisini tahsil etmek için evvela bir müddet tasavvuf mektebinde tâlim etmeli, sonra tıp doktorluğu okumalı. Modern doktorluk, Avrupa menşeli pozitivist ve materyalist temelli bir meslektir. Hikmetten uzak, maddeci Batı’nın ürettiği bir bilimdir. Bu sebeptendir ki modern doktorluğun dini yoktur, sekülerdir.
Okumaya devam et

Share Button

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur’ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini haiz olmayan Asya Türklüğü değil, Anadolu’dur.

Türk milleti lafzını, amigo ve futbol seyircisi seviyesinde ağzında sakız gibi çiğnemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle islâmlaşan, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim’le Mekke ve Medine’nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu gökle yer arasında her varlık “bildim ve kalbimle kabul ettim” diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ’lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.
Okumaya devam et

Share Button

“Bitmeyen millî mücadele”

“Bitmeyen millî mücadele”

Ali Yurtgezen hocanın, Semerkand Dergisi Mart 2018 sayısındaki “Bitmeyen Millî Mücadele” adlı yazısı, millet vasfımızı ve tarihî millî mücadele şiarımızı azimle korumamızı hatırlatan ve mutlaka okunması gereken muhteşem bir yazı… Kitap çapındaki mevzuu altı sayfalık bir makâlede heyecanla okumamızı ve anlamamızı sağlıyor.

Aşağıda takdim ettiğimiz yazının ara başlıklarının, millî mücadele tarihini az-çok bilen okuyucuları cezbedeceğini ve alâkalarını çekeceğini düşünüyorum:

“Millî mücadele mi, kurtuluş savaşı mı?”, “Millî mücadelenin ‘millet’i”, “Ümmet-i Muhammed Milet-i İbrahim’dir”, “Millet meclisi”, “Kur’anî kavramları yerinden etmek”, “İmametle yükümlü ümmet”, “Anadolu’nun liderlik ehliyet ve liyakati”, “Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler”, “Uzun süren kara kış”, “İstiklâl için bir kere daha milletin azmi ve kararı”, “Tek başına millet olan yiğitler”, “Seyyid Ahmed Şerif Es-Senûsî k.s.”, “Millet ehli Müslümandan beklenen”
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermektir. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden korunması çabası taşımaktadır)

Türkiye’nin geleceğindeki ideolojik tehlikelerden biri de bâtıl Türkçülüğün zararlı fikirleridir. Bâtıl Türkçünün hülâsa ettiğimiz aşağıdaki düşünceleri, İslâmlaşınca millet hüviyetine sahip olan Hakk’a tapan Türklere zararlı olmadığını kim söyleyebilir? Aşağıdaki satırlar ara başlıklar da dâhil Türklüğü yozlaştırmaya çalışan bu gürûhun düşünceleridir:
Okumaya devam et

Share Button

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Evi barkı yıkan kitap delileri

Evi barkı yıkan kitap delileri

Kültür tarihçisi ve had safhada bir kitap tiryakisi olan Seyfettin Sağlam’ın kitap delileriyle hâtırası kadar kitap hastalarıyla ilgili araştırması da çok zengin. Evini barkını ihmal etmekten, ailesinin rızkını kitaplara ve kitapçılara kaptırmaktan endişe eden kitap tiryakileri onun (Bir kitapseverin anatomisi, Türk Yurdu dergisi / Mayıs 1999) anlattıklarını iyi dinlemeleri lâzım. Anlattıklarını biz de hülâsa ederek nakledelim:

Eski devirlerde kitap yüzünden evini barkını yıkanlar, birbirlerinden kitap alıp verme meselesinden dolayı kanlı bıçaklı olanlar var. Kendisinin de başına az kalsın böyle bir iş gelmek üzereymiş. Kitap alıp da iade etmeyen bir dostuyla kavga etmemek için umumi bir gazeteye “Artık kitaplarımı getir…” diye ilân vermiş.
Okumaya devam et

Share Button

ÖLÜM VE HAYAT AYNASINDA ŞEHİR TASAVVURU

ÖLÜM VE HAYAT AYNASINDA ŞEHİR TASAVVURU

Tüm tefekkür mevzularında olduğu gibi şehir tasavvurunu da, varlık, insan ve hayat telakkilerinden bağımsız olarak geliştiremeyiz. Şehir tasavvurundan önce temel telakkilerimiz olan, varlık, insan, hayat konularına vakıf olmak gerekir. Mevzuu külli bakış açısıyla, bir medeniyet tasavvuru çerçevesinde ele alabilmek için temel meselelere dair temel fikirlerimizin olması gerekir. Şehir, dünya görüşümüzün tecessüm etmiş halidir. Temel telakkilerden sonrası insanın idrak derinliği ile alakalıdır. İnsan derinliğine mesafe aldıkça, tecrit ve tenzih güzergahında ilerledikçe, idrak ve tarassut melekeleri ve faaliyetleri rikkat ve hassasiyet kazanacaktır. Derinleştikçe külli meseleler idrak edilecek, o çerçevede cüzlerin inşası mümkün hale gelecektir. Şehir, külli anlayışın cüzlerinden birisidir ama büyük bir cüzdür. Okumaya devam et

Share Button

FİKİRSİZ ŞEHİR VE ŞEHİRSİZ FİKİR

FİKİRSİZ ŞEHİR VE ŞEHİRSİZ FİKİR

Şehir ile fikir arasında münasebet kurmakta zorlanan bir toplumda (cemiyet değil) yaşıyoruz. Zaten fikir dendiğinde, “bu adam neden bahsediyor?” diye aval aval bakan bir çoğunluk içinde yaşıyoruz. Fikre uzak olanların şehir için fikre ihtiyaç duymaması bir tarafa, fikre yakın olanların ise şehirsiz fikir ile meşgul olmaları veya şehir fikri üzerine çalışmaması daha vahim ve tahammül edilmez bir durum. Fikir adamlarının şehir fikri olmadığı, şehir fikrine ihtiyaç duymadığı bir ülkede belediye başkanlarının şehir için fikre ihtiyaç duymasını beklemek, ne kadar ütopik bir iyimserlik olur. Okumaya devam et

Share Button

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığı çeşitlidir. Sahtesiyle gerçeğini birbirinden ayırmak gerek. Meselâ bir zamanların meşhur solcu-Kemalistlerinden İlhan Selçuk’un, Mümtaz Soysal’ın Amerikan aleyhtarlığı naylondur. Keza derin psikopatlardan Yalçın Küçük’ün ve çok maskeli derin adam Doğu Perinçek’in Amerikan aleyhtarlıkları da sunidir ve derin vazifelerindeki şartlara göredir.

İktidar olmadıkları, olamadıkları için ağzı dolusu konuşan ulusalcı sağcı ve solcuların “Bağımsız Atatürk milliyetçisi Türkiye” diye nârâ atarak, Amerikan aleyhtarlığı yapmaları bir rol, bir taktiktir.

CHP’LİLERİN AMERİKAN ALEYHTARLIĞI SAHTEDİR
Okumaya devam et

Share Button

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT NEDİR?

TEŞKİLAT NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına var olabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” iddiası, uluhiyet iddiasıdır. Okumaya devam et

Share Button

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethine hazırlandığı günlerde bir sabah erkenden tebdil-i kıyafetle Edirne çarşısında alışverişe çıkar. Girdiği ilk dükkândan bir şey satın alır. İkinci bir şey daha satın almak istediğini söyleyince, dükkân sahibi, “Ben siftahımı yaptım; onu da yandaki dükkândan alınız.” diyerek komşusu esnafa yönlendirir Fatih’i. Genç padişah yandaki dükkânda da diğer dükkânlarda da aynı tavırla karşılaşır. Esnafın böylesine bir tok gözlülükle birbirini kollamasından pek memnun olmuştur. “Ben bu milletle değil İstanbul’u, dünyayı fethederim!” diyerek Allah’a hamd ü senada bulunur. Okumaya devam et

Share Button

Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki arıza ve farklılıklar

TÜRKÇÜLERİN MEYLETTİĞİ MÜELLİFLERİN MEDENİYET FİKRİNDEKİ ÂRIZA VE FARKLILIKLAR

Medeniyetin İslâm’ın maddî ve mânevî olarak tecessüm ettiği Medine modelinden neşet ettiğine, böyle bir medeniyetin varlığında siyaset ve toplum yapısının fıkıh ahkâmına göre seyreden bir tekâmül olduğuna inandığımızı ölçü alarak Türkçü akımın meylettiği bazı müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıkları tahlil ve tenkid denemesi yapmak istiyoruz.
Evvel emirde belirtelim ki Türkçü ifadesinden kastımız, Türklüğe dair dünya görüşlerini laik / seküler zeminde sürdüren anlayış etrafında hareket eden cemiyetlerdir.
*Türkçüler Gökalp’ten tevarüs eden medeniyet fikrinde sabit… Okumaya devam et

Share Button

İSLAM VE TEŞKİLAT

İSLAM VE TEŞKİLAT

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

İslam’ın her hükmü teşkilata atıf yapar. Hiçbir din ve dünya görüşü İslam kadar teşkilat meselesini ciddiye almamıştır.
Doğrudan veya dolaylı olarak içtimai gerçekliğe atıf yapmayan İslami ölçü yoktur. Her ibadet ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliği harmanlar, sadece birine ait ibadet bulmak mümkün olmaz. İçtimai gerçeklik, aynı zamanda teşkilat demektir. Bazı ibadetlerin ferdi gerçeklik kısmı ağır basar, bazılarının içtimai gerçeklik boyutu ağır basar ama hiçbir ibadet tek gerçeklik üzerine oturmaz. Çünkü İslam’ın insan telakkisi, ferd ile cemiyeti terkip eden veya ferdi ve cemiyeti insan telakkisinin iki tezahür mecrası olarak kabul eden bir muhtevaya sahiptir. Okumaya devam et

Share Button