MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

MÜCERRET İLMİN TATBİKAT SAHASINA NAKLİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, tabiatı gereği mücerrettir. Zaten bilgi; varlık ve vakıaların nazari-zihni ifade imkanıdır. İlmin; varlık, insan ve hayata en yakın olan çeşidi, tatbik ilimleridir, bu cihetten tatbik ilimleri bilginin en müşahhas ifadesidir. Buna rağmen tatbik ilimleri bile, mücerret ilme nispetle en müşahhas bilgi çeşidi olmasına rağmen, maddenin kendine nispetle mücerret kalır.
Batının materyalist felsefe ve onun tabii neticesi olan pozitif bilim anlayışı üzerine oturan bilgi telakkisi, doğrudan doğruya maddeyle alakalı ve maddeye bağımlıdır. Bu sebeple batı bilimi, özü itibariyle mücerret ilimden veya ilmin mücerret halinden anlamaz. Ne var ki bilgi tabiatı gereği mücerret olduğu için, bu meseleden de kurtulamaz. Bu sebeple berzahta kıvranır durur. Okumaya devam et

Share Button

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabında Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor.

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen sadra şifa kitapta yer alan Yunus Emre Hazretlerinden şairlerin büyük atası Fuzûlî’ye kadar onlarca şairin beyitlerinin şerhi, modern cehaletten kurtulmamıza, kalbi ve gönlü olmayan pozitivist soslu sözde İslamcılık öğretilerinden irfanla donanmış güzel bir Müslüman olmamıza vesile oluyor.

Bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz
Okumaya devam et

Share Button

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Cumhuriyet öncesi münevverlerinden Ali Emîrî’den sonra, kitap yazıcılığı ve toplayıcılığı ile büyük şöhret sahibi olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ı (l87l-l957) yâd etmek bir hakikatin teslimidir.

Birçok tarih ve hâl tercümesi yazma komisyonlarındaki resmî vazifesinin yanında onlarca kitap araştırmasını da birlikte yapan, Osmanlı devlet adamları, şâirleri, mûsikişinasları ve hattatları üstüne hâl tercümesiyle eski eserleri inceleme kitapları yazan İbnülemin, ayrıca kitap düşkünlüğü ve usanmak bilmez kitap arayıcılığıyla şöhret sahibidir.

Ağır kitap yârânının hayatlarını araştıran Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphâneler” kitabında yazdığına göre, bir devlet adamının veya bir âlimin hâl tercümesini yazabilmek için o dönemde Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Mekke,
Medine gibi tarihî birçok şehirlere kadar uzanan yazışmalarla kitap ve kaynak araştırması yapan kitap allâmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimlerinin tasnifi, bir cihetten kolay, başka bir cihetten de zordur. Kolay tarafı, yukarıdan aşağı bakarken her tetkik ilminin tatbik ilimlerine sahip olmasıdır. Zor tarafı ise, mesele tatbikata geldiğinde müşterek tatbikat sahalarının zuhurudur. Yani bazı tatbikat sahaları için kurulan tatbik ilimleri, birden çok tetkik ilminden faydalanmak zorundadır.
İlim, tatbikat sahasına kadar indiğinde bilgi çeşitlenir ve çoğalır. İnsan ve hayatın girift yapısı, bir takım işlerin ve vakıaların birden çok bilgi alanıyla ilgili olmasını zorunlu kılar. Çeşitlenen ve çoğalan bilgi, hayatın girift yapısı için ortaya çıkan tatbikat sahalarına yönelik olarak tertip edilirken, keskin tasnif sınırlarını muhafaza etmek kabil olmaz. Bu durumu garipsemek gerekmez, zira insan ve hayatın tabiatı böyledir.
* Okumaya devam et

Share Button

Kitap yârânının efendisi

Kitap yârânının efendisi

Ağır kitap yârânından bahsetmek icap ettiğinde daha dokuz yaşındayken kitap sevdasına düşen ve ölünceye kadar da bu sevdasını sürdüren Ali Emîrî Efendi (l854-l924) ile başlamak hürmet gereğidir. Meşhur Millet Kütüphânesi’nin, ömrü boyunca büyük fedakârlıklarla topladığı l6.000 cilt yazma ve matbû eserle
l9l6 yılında onun tarafından kurulduğunu kitapla âşina olanlar bilirler.

Yokluk çektiği günlerde bile büyük paralar teklif edilmesine rağmen bir kitabını dahi satmayan ve böylelikle bu ülkeye emsalsiz bir kütüphâne bırakır. Bu muhteşem kütüphâneye kendi adının verilmesi yerine Millet Kütüphânesi denmesini ister.

Değerli bir kitabı dostlarına göstereceği zaman “Alın, bakın, inceleyin” sözleri yerine “Ziyaret buyurun” demesiyle kitap-kültür muaşeretine edebî bir usul getirmiştir. Kitap yârânının efendisi dediğimiz Ali Emîrî’nin bu muhteşem hasleti ilkokuldan üniversiteye kadar bütün nesillere anlatılmalı.

OKUDUĞU KİTAPLARI UYKUSUNDA TEKRAR EDEN ADAM
Okumaya devam et

Share Button

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

ÂKİF, İSLÂM; GÖKALP, BATI MED ENİYETİNDEN YANADIR

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mehmed Âkif, İslâm medeniyetinden yanadır. Safahat’ın “Süleymâniye Kürsüsünde” dile getirdiği mısralarında İslâm medeniyetini fazilet ve insanî değerleri üstün tutan bir medeniyet olarak tavsif eder:
“…Gömerek dipdiri evlâdını kum çöllerine / (…) / Önce dağdan getirip yonttuğu taş parçasını /Sonra hâlık tanıyan bir sürü vahşî yığını / Nasıl olmuş da, otuz yılda otuz bin senelik / Bir terakki ile dünyâya kesilmiş mâlik? / Nasıl olmuş da o fâzıl medeniyyet, o kemâl / Böyle bir kavmin içinden doğuvermiş derhal? / Nasıl olmuş da zuhûr eyleyebilmiş Sıddîk!/ Nereden gelmiş o Haydar’daki irfân-ı amîk? / Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da, Ömer / Sonra bir adle sarılmış ki: Değil kâr-ı beşer?/ Hâil olsaydı terakkiye eğer şer’-i mübîn / Devr-i mes’ûd-i kudûmuyle giren asr-ı güzîn / En büyük bir medeniyyetle mi eylerdi zuhûr?”
Hülâsa bir ifadeyle, câhiliye dönemlerinde kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşî ve câhil bir kavimden Hz. Ebubekir Sıddık, Hz. Ali, Hz. Ömer gibi medeniyet inşacılarının çıkması, İslâm medeniyetinin fâzıl bir medeniyet olduğunun delâletidir diyor. Okumaya devam et

Share Button

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı olsun, ümmetdaşı olsun bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan içtimaî, medenî ve siyasî bir kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde kavmiyetçi ve seküler ırkçı düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek, korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet temsilcisi olarak bu hüviyetiyle İlâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz

Dergiler, kitapların uç beyleridir. Yazılacakların fütühatına çıkar ve zihnî ön tâlime hazırlık yaptırır. Kitaplar, mevzu ve meseleleri yekpâre olarak nizama sokar, dolayısıyla kalıcıdır. Dergiler ise, edebî ve fikrî cephedeki oluşları teri soğumadan haber verir ve dolayısıyla zihnimizin ön hazırlığı bakımından faydalıdır. Bundandır ki “iyi” dergileri okumak lâzım.

SEMERKAND dergisi ağustos 2017 sayısında Ali Yurtgezen hoca T. Ziya Ergunel müstearıyla yazdığı “Bayram o Bayram Olur” adlı yazısıyla, iki bayramımızdan ikincisinin yaklaşması dolayısıyla bayram anlayışının pek de yazılmayan bir veçhesine temas ediyor. Bayramımızı Kur’ânî mânasıyla idrak etmek için bu yazıdan bâzı kısımları okuyucularımızla paylaşmak istiyorum:
Okumaya devam et

Share Button

KİTAP VE DİL

Kitap ve dil

Dil, âciz derûnumda hâşâ bir mâbed gibidir yahut dinimizin mânalar âlemine götüren büyük bir vasıtadır. Dîvân şairi Taşlıcalı Yahya Bey şu mısralarını haddimiz değil ama fakir için yazmış sanki:

“Kitâbı şol ki okur dikkat eyler / Kitâbun sâhibiyle sohbet eyler / Kimi şemşîr-i âteşbâra benzer / Kimisi revzen-i envâra benzer / Eyi söz eskimez nitek-i altun / Olur yevmen- feyevmâ kadri efzûn.”

Diyor ki şair: Kitabı dikkatle, mânası içre okuyan kimse / kitabın sahibiyle sohbet eder / Kimi ateş yağdıran kılıca benzer / Kimisi ışık saçan pencereye benzer / İyi söz eskimez altın gibidir / Günler geçse de değeri çoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?

Türk milliyetçisi olduğunu iddia eden biri, “Türk devletinin kurucusu, Türklüğün Himalayası ve büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk…” diye başlıyorsa söze, Türklüğünü Müslüman olunca kazanan Türk milletinin bin yıllık hâdim devlet geleneğine hürmetsizlik ediyor demektir.

Bir Türk milliyetçisi, “Atatürk’ün hayatı ve kişiliği milliyetçiliğimize ışık tutacak bir hazinedir” diyerek yola çıkıyorsa, İslâm zemininde Türk olmuş bir milletin milliyetçiliğini yaptığı söylenemez.

Bu mantaliteye sahip Türk milliyetçisi, Atatürkçülük Türkiye’dir, Cumhuriyet’tir, devlettir, Türk milletinin ortak ve kurucu değeridir diyorsa, Türklerin İslâm’la yekpâre bir şekilde bütünleşince millet, devlet ve medeniyet olduğunu ya göz ardı ediyor ya da bilmiyor, demektir.
Okumaya devam et

Share Button

İyi yazı kütük ve nakış sahibidir

İyi yazı kütük ve nakış sahibidir

Yazının ve üslûbun serdarlarından Necip Fâzıl’ın “Çile” kitabının “Poetika” kısmında iyi şiir için yazdıklarından faydalanarak iyi yazının vasıflarını şöyle târif etmek mümkün:

Zarf ve mazruf, yâni kütük ve nakış, iyi yazının olmazsa olmazlarıdır. Kütük, yazının oturduğu zemin, yâni fikir ve ana maddesidir. Nakış, duygu ve fikrin dış yüzü, yâni estetik havasıdır. Mânaca derin, fikirce inandırıcı bir mevzu üzerine işlenen nakış isabetle oturursa ortaya tam mânasıyla iyi yazı çıkar.

Bir yazının kütüğü var, nakışı yoksa yavandır. Nakışı var, kütüğü yoksa kısırdır, köksüzdür. İyi yazı hem kütük, hem de nakış sahibidir. Bu vasfından dolayıdır ki aynı mevzuu işleyen yüzlerce benzerinden üslûbuyla ve nakşıyla ayrılır, “neyi, nasıl söyledi” düsturuyla kütüğe farklı nakış vurur.
Okumaya devam et

Share Button

CHP Yöneticilerini; darbeye teşebbüs başta olmak üzere on adet suçtan savcılığa şikayet ettik

Medeniyet Akademisi başkanımız Av. Haki DEMİR’İN, Kemal KILIÇDAROĞLU ile birlikte CHP MKYK ve PM üyelerini toplan on adet suçtan savcılığa şikayet ettiği dilekçe…

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
GÖNDERİLMEK ÜZERE
K.MARAŞ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA
K.MARAŞ

MÜŞTEKİ : Haki DEMİR Ergenekon İşhanı, kat: 1 no: 4 K.MARAŞ
ŞÜPHELİ : Kemal KILIÇDAROĞLU, CHP MKYK üyeleri, CHP Parti Meclisi üyeleri
SUÇ : 1-Suçu ve suçluyu övme, 2-İftira, 3-Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, 4-Cumhurbaşkanına hakaret, 5-Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama, 6-Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, 7-Devlete karşı savaşa tahrik, 8-Anayasayı ihlal, 9-Hükumete karşı suç, 10-Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine karşı silahlı isyan
SUÇ TARİHİ : 2017 yılı

1-SİYASİ DEĞERLENDİRME

1-1-Giriş
Bir siyasi partinin idarecilerinden bahsediyoruz, sanık olarak… Öyleyse, hayat alanlarından biri ve en yaygın olan siyasetten bahsediyoruz demektir. Hayatın siyasi veçhesi doğru anlaşılmadığında, mezkur siyasi parti idarecilerine ya imtiyaz tanımak veya haksızlık yapmaktan kurtulamayız. Oysa bizim tek talebimiz ADALETTİR…
Aynı zamanda bir muhalefet partisinden hem de ana muhalefet partisinden bahsediyoruz. Öyleyse yürütme kuvvetine muhalefet etmek ile yürütme kuvvetini ıskat etmek, yani darbe yapmak arasındaki sınırı doğru çizebilmek; siyasi sahanın, siyaset müessesesinin ve siyasi faaliyetin doğru anlaşılması şartına bağlıdır.
Okumaya devam et

Share Button

“İYİ YAZI KÖTÜ YAZI”

“İyi yazı kötü yazı”

Peyami Safa’nın, yazı sanatına takdire şâyan ölçüler getiren “Objektif:2 / Sanat Edebiyat Tenkit” kitabındaki “İyi Yazı Kötü Yazı” makâlesi, yazıyla nikâhlananların, yazıya dost olanların başucunda bulundurması gereken bir rehber vasfında. Hülâsa ifadeyle diyor ki:

İyi yazının ilk cümlesi mevzua girmek için tereddüt etmeden atılmış ilk adımdır. Peşinden gelen cümleler vezinli adımlarla aksamadan, sendelemeden onu takip eder.

Kötü yazının ilk cümlesi mevzuun eşiğinde korku geçirir; ne içeri girebilir, ne de oradan uzaklaşabilir; alevin etrafındaki pervane sarhoşluğu ile dört döner, kendini oraya buraya çarpar, yorulur ve sersemleşir. Bazen mevzuun içine girer, fakat çok durmayarak kendini dışarı atar, başka mevzuların eşiklerine sürünür, bazen de yabancı mevzuların cazibesine yakalanır.
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

TATBİK İLİMLERİ NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayısı)

Öncelikle “ilim”, saf manaya verilen isimdir. Bu sebeple tüm ilimlerin kaynağı olan Mutlak İlim (Kitap ve Sünnet), saf manadır. Mutlak İlmin kendi içindeki tasnifi bakımından Kur’an-ı Kerim, Allah Azze ve Celle’nin kelamı olduğu için hakikattir, yani saf manadır. Sünnet-i Seniyye ise, Mutlak İlmin kendisine inzal edildiği ve ancak O’nun taşıyabileceği hakikatin, O’nun tarafından tatbikatı, Risalet tatbikatıdır, yani saf tatbikattır. Saf mananın saf tatbikatı da, mutlak ilme dahildir.
Mutlak İlmin tatbikatı mevkiinde olan Sünnet-i Seniyye, ilimlerin dikey tasnif haritasındaki tatbik ilimlerinden değildir. Sünnet-i Seniyye, değiştirilmesi muhal olduğu, kendisinde en küçük şüphe bulunmadığı için “Mutlak İlim” çerçevesindedir. Böylece Kitap ile hakikatin muhtevası, Sünnet ile hakikatin doğrudan tatbikatı sübut bulmuştur ki, İslam bu ikisinden ibarettir. Okumaya devam et

Share Button

Modern insanın sözü kıyl ü kâl’dir

Modern insanın sözü kıyl ü kâl’dir

Sözü mâna, hikmet ve îcaz’a büründürmüş bir medeniyetin ahfadıydız. İslâm medeniyetinde söz yüceydi, hatırlıydı, muteberdi… Medeniyetimizi “redd-i miras eden” zihniyet itibardan düşürdü, söz geleneğimizi modern seküler dille yok etmeye çalıştı.

Her şeyi dere tepe dümdüz konuşan modern zaman insanı, “Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu, söylemediğimden hiç pişman olmadım” diyen irfan sahibi ecdadın nasihatinden bihaber.

Mukaddeslerin emrinde olan bedii sözü ayağa düşürmek ve ruhsuz kelime yığınına çevirmek modern anlayışın yaydığı bir hastalık. Sözü kavl-i sui (kötü söz) ve kavl-i münkere (çirkin söz) dönüştüren bu güruh, sözü daha da çoğaltarak ve anlamsızlaştırarak çok konuşmayı “endüstri” hâline getirdi.
Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

TETKİK İLİMLERİ VE “MEVZU HARİTASI”

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Mevzu haritası, bilgi sahasının tesviyesidir. Bilgi sahalarının ilmi çerçeveye alınabilmesi, ilim dallarına tevzi edilmesi, ilim dallarının temellerinin atılması, yeni ilim dalına ihtiyaç olup olmadığının anlaşılması için hazırlık çalışmasıdır. Mevzu haritası, terkip ilimlerinin murakabesi altında tetkik ilimleri tarafından hazırlanacak bir saha taramasıdır.
Bir bilgi sahasının mevzu haritası hazırlanmadığında orada ilim binası inşa edilemez. Mevzu haritası bir manada ilim dalının mimari haritasıdır, o harita yoksa inşaatın başlatılmasında fayda yoktur. Üst üste ve yan yana dizilen malzemelerle (bilgilerle) ilim sarayı ortaya çıkmaz, olsa olsa bir gecekondu vücut bulur. Oysa bilginin ilim hali, muhteşem bir saraydır. Okumaya devam et

Share Button

“DİLİNİ KALBİNE YANAŞTIR”

“Dilini kalbine yanaştır”

Dil yarası yaraların en derini… Dilin verdiği acı acıların en yakıcısı… Dil, kalbe tâbi olmazsa kırıp döker, verdiği hasar büyük olur. Dilin sokması, yılan sokmasından beter, demiş atalarımız.

Diliyle dostunu yaralayanlara Hz. Mevlânâ, Mesnevî’sinde (cilt:3) ağır konuşuyor: “Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır. Kalbinden geçmeyeni diline değdirme.”

Bunun için, “Dil, insanın terazisidir” (Mârifetnâme) sözünü birbirine dost olanlar bilmeli önce.
Okumaya devam et

Share Button

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

TETKİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA NASIL OLMALIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Batıdaki ve onun kötü bir kopyası olan Türkiye’de ihtisaslaşma, ilim adamı yetiştirmek yerine cahil yetiştirmeye başladı. Bir bilim (ilim değil) dalında ihtisaslaşan bilim adamı (mesela profesör), diğer tüm bilim dallarına körleşti. İhtisas sahalarının binlerce olduğu hatırlanırsa, bir profesörün ne kadar cahil olduğu mukayeseli olarak anlaşılır.
Yüzlerce bilim dalına ilkokul talebesi kadar uzak olmak, insanı bilim adamı yapabilir ama asla ilim adamı (alim) yapmaz. İslam’ın ilim telakkisi ve alim şahsiyet terkibi ile batı bilim telakkisi ve bilim adamı kişiliği arasındaki mühim farklardan birisi budur. Peşin olarak söyleyelim ki, hiç kimse bilgi müktesebatının artmasından dolayı birçok bilim dalında tahsil imkanı olmadığından bahsetmesin. Bu itiraz, sadece ataletin ve konforun neticesidir.
* Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

İLİMLERİN TASNİFİNİN ALTYAPISI TETKİK İLİMLERİDİR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Fikirteknesi külliyatında ilimlerin tasnifi, yatay ve dikey olmak üzere iki boyutlu olarak yapılmıştır. Yatay boyut, dört ilim mecrasını tespit etmiş, dikey boyut ise üç mertebeyi esas almıştır. Yatay boyut ana ilim mecralarını göstermektedir, bu da kainattaki dört ana mevzua denk gelir; Kur’an ilimleri mecrası, Tevhid ilimleri mecrası, Beşeri ilimler mecrası, Müspet ilimler mecrası… Dikey tasnif ise; terkip ilimleri, tetkik ilimleri, tatbik ilimleri şeklindedir.
Terkip ilimleri, her ilim mecrasının zirvesinde oturan bir adet terkip ilminden ibarettir, dört ilim mecrasını temsil etmek üzere toplam da dört adettir. Fakat tetkik ilimleri, her ilim mecrasının zirvesindeki bir adet terkip ilminin altında olmak üzere çok sayıdadır. Bu sebeple ilimlerin tasnifinin teferruata doğru devam eden haritası tetkik ilimlerindedir. Okumaya devam et

Share Button

RAMAZAN HATIRINA “DİZ ÇÖK EY ZORLU NEFS”

Ramazanın hatırına “diz çök ey zorlu nefs!”

Modern ve seküler zihniyete sahip olanlar nefsin ne olduğunu bilmiyorlar. Bilseler de umurlarında değil. “Nefsini temize çıkar…” dediğinizde hakarete mâruz kaldıklarını sanıyorlar.

Mesnevî’sinde (cilt:5) “Ey nefsim! Seni sen yapan benim, beni de ben yapan sensin. Ya yola gel beraber gidelim ya da yoldan çekil ben Hakk’a gideyim…” diyen Hz. Mevlânâ’nın cehdine ne kadar muhtacız bugün.
Okumaya devam et

Share Button