HAKAN ALBAYRAK’IN SORULARI

HAKAN ALBAYRAK’IN SORULARI

Star Gazetesi yazarı Hakan Albayrak’ın 02.08.2014 tarihli yazısında, Ekmeleddin İhsanoğlu, Ekrem Dumanlı ve Hizbullah (aslında Hizbuşşeytan) için hazırladığı sorular var. Yazıyı tamamen yayınlamak isterdik ama telif kanunu ile uğraşmak istemeyiz. Bu sebeple birkaç soruyu iktibas edip, yazıya dikkat çekelim istedik.

“Konumuz Gazze. Konumuz Filistin. Konumuz Siyonist İşgal Rejimi’ne direniş. Peki, “Direniş Hattı”nın yılmaz savunucusu Hasan Sözde Nasrullah ve adamları nerede, kime karşı ve ne için savaşıyor? Suriye’de, Liva-ut Tevhid ve Ahraruşşam gibi antisiyonist devrim gruplarına karşı, Allah düşmanı katil şebbiha düzeni için savaşıyor. O düzeni değiştirmek isteyen mücahitlere direniyor. İran basınından öğrendiğimize göre “Araplarla bütünleşmek isteyen Türkiye’yi durdurmak için Irak ve Suriye’de hat çekildi”; demek ki Araplarla bütünleşmek isteyen Türkiye’ye de direniyor bunlar. Ve demek ki “Direniş Hattı” dedikleri şey İsrail’e direniş hattı değil İttihad-ı İslam’a direniş hattı.”
Okumaya devam et

Share Button

BİLİM DİKTATORYASI

BİLİM DİKTATORYASI-1-TAKDİM
Bilim mefhumunu batı bilim anlayışını ve onun verimlerini esas alarak kullanıyoruz, bu manada bilim dediğimizde mesela İslami ilimleri kastetmiyoruz. İslam irfan müktesebatından bahsederken “ilim”, batı müktesebatından bahsederken “bilim” mefhumlarını kullanıyoruz. Yazılarımızda ilim ve bilim mefhumlarının böyle anlaşılması, mana haritasını sarih hale getirecek, keşmekeşi önleyecektir.
Bilim mefhumu, sihirli bir kelimedir. Mefhumun muhtevasındaki “tanzim edilmiş veya disipline edilmiş bilgi” hususiyeti dikkate alındığında paradoksal bir ifade gibi görünen bu cümle, aslında meselenin özünü ifade etmektedir. Bilim mefhumu, aslında muhtevasında tereddüt ve şüphe, tahkik ve tetkik, idrak ve nüfuz gibi tayin ve tahrik edici unsurları taşımasına rağmen, “bilimsel” dendiğinde takınılan tavır ve muhatabından takınması istenilen tavır dikkate alındığında tam bir sihirli etkiden bahsedildiği görülür. Bilime nispet edilerek üretilen bilimsel kelimesi, bilimin muhtevasındaki tereddüt, şüphe, müphemiyet gibi tüm unsurları iptal eder ve onların yerine kat’ilik, mutlaklık vasıflarını ikame eder, böylece “nihai hükmü” inhisarına geçirir, hakikat üzerinde hususi mülkiyet inşa eder.
Bilimsel kelimesi, kendisinden doğduğu bilim mefhumunun mana haritasını ve muhteva hususiyetini fersahlarca aşmış, bilimi kuşatmış, onu sanki esir almış gibidir. Bir bilim adamı, aynı paragraf içinde, hem bilimin şüpheciliğinden bahsedebilmekte hem de bilimsel (kesin) hükümler ikame edebilmektedir. Dikkat çekici nokta, bilim adamının bilimden bahsederken ifade ettiği şüphecilik, muhatabındaki “inanç” veya “bilgi” sistemini imha etmek için kullanılmakta, arkasından eklediği “bilimsellik” kelimesiyle de kendi inanç ve bilgi sistemini “mutlaklık” vasfına sarıp sarmalayarak muhatabına zerketmek için kullanılmaktadır. İzahsız bir sahtekarlık… Okumaya devam et

Share Button

SON DEM TEMAYÜLÜ – İNKAR

Mevcudu inkar noktasında birleşti akıllar, hemen hemen herkes!

Bakmayın akıllar dediğimize, onlara sorduklarında, akılları sıra, akıllarını tatmin etmeye çalıştıklarını söylerler. Rahatsızlık duydukları meseleleri, şu şu şu kötüdür, çünkü şundan bundan dolayı gibi mantık silsileleriyle izah ederler bir bir.

Kalplerdeki sıkışmalar, iç bunaltıları, gönül aleminde dalgalanan buhranlar… Yazık ki insanoğlu tüm bunların altında rasyonel nedenler arar durur bir kaç zamandır… Zaman insana ruhunu unutturduğundan bu yana, insan var gücüyle ruhundan gelen sesleri duymazlıktan gelir, adeta var gücüyle sıkar kendini!

Batı’nın her alandaki hakim muktesebatı, insanoğlunun yalnızca öfkeli inkarına muhatap artık.

Zamanın ortak aklının ittifakla hem fikir olduğu unsur; “İNKAR”!
Okumaya devam et

Share Button

İLGİNÇ BİR YAZI

NOT: Yazıyı olduğu gibi yayınlıyor ve değerlendirmesini okuyucuların irfanına bırakıyoruz. Fikirteknesi

NECİP FAZI, BEDİÜZZAMAN VE DEMOKRASI

Devlet yetkisi kullananların ve bürokratların, insanımızı, M. Kemal’i ve Anıtkabir’i “sevmeye ya da seviyormuş gibi görünmeye” zorlamasını eleştiriyoruz ve ideolojisiz devlet istiyoruz.
“Değiştirin anayasayı”, derken de aslında ve öncelikle anayasanın ideoloji dayatmaktan vazgeçmesini istediğimizi yazıp duruyoruz.

Melikşah Sezen adlı okuyucumuz yorumunda diyor ki: “Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü adlı kitabında da okumuşsunuzdur. İdeolojisiz devlet ve millet olmaz.”
Yani demek istiyor ki “Kemalist ideolojiye karşı çıkmanıza destek olurum. Ama tam demokrasi isteğinize, kendi dinim ve ideolojim adına karşı çıkarım”. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-3 (İŞSİZLİK SORUNU)

AMERİKA’DA İŞSİZLİĞİN DÜŞTÜĞÜ YALANI

Başta Amerikan medyası olmak üzere batı medyasının ABD ekonomisinin güya iyileşmekte olduğuna işaret olarak gösterdiği son işsizlik oranları koca bir yalandan başka birşey değil. Aslında birazdan açıklayacağımız verilerden de anlaşılacağı üzere işsizlik oranlarında herhangi bir değişme yok.

Öncelikle işsizlik oranlarının nasıl hesaplandığıyla ilgili kısa bir bilgi verelim.

ABD de, her ülkede olduğu gibi belli bir yaş aralığı “iş gücü nüfusu” olarak belirleniyor. İş gücü nüfusu şöyle açıklanıyor;

“İş gücü çalışabilme yaşında olan kişilerin sayısıdır.[1] Bu da genel olarak 16 yaş üstü ve 65 yaş altı olarak belirtilir. Bunların içinden öğrenci olanlar, emekliler, ev hanımları, mahkumlar ve iş bulmaktan ümidini kesmiş olanlar(discouraged workers) gibi kişiler bu sayıdan düşülür.” Kalan sayı iş gücüne dahil olan kişilerin sayısını verir.[2] Bu sayı içinde bir işi olmayan kişilerin sayının[3] da iş gücü tabir edilen sayıya([2])  oranı işsizlik oranını verir.(İşsizlik oranı = [3]/[2] olarak ifade edilebilir bu durumda.) Bu sayıdan arta kalanlar([2]-[3]) ise çalışan toplam kişi sayısıdır[4]. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-1 (İKTİSADİ DURUM)

İKTİSADİ DURUM
Amerikan rüyası kabusa dönüyor Amerikan devleti ve halkı için. Fikirteknesinde Batı’nın çöküşünün felsefi ve psikolojik temelleri üzerinde çokça durduk. Bu minvalde yaptığımız araştırmalar sonucu elde ettiğimiz sayısal veriler de bizi çok çarpıcı sonuçlara ulaştırdı.

Bırakın süper güç olmayı, bir kaç sene sonra ciddiye alınacak bir Amerika bile kalmayabilir dünya sahnesinde.

Durmaksızın para bastığı halde neredeyse değişmeyen devlet bütçesinin yanında 2008’den bu yana yılda ortalama 1.5 trilyon dolar artan bir borç yüküyle karşı karşıya ABD. Bugün toplamda 16.3 trilyon doları bulan bir borç yükünden bahsediyor Amerikan resmi kaynakları.

100 milyon kişinin devletin yardımıyla ayakta kaldığı bir Amerika var artık.

Suç oranları vahim boyutlara ulaşmış durumda ve gittikçe de önü alınamaz bir kaosa doğru sürükleniyorlar. Öyle ki bazı eyaletlerin güvenlik ofisleri, halka gerektiğinde kendilerini korumaları için silahlarını dolu tutmalarını söylüyor. Okumaya devam et

Share Button

PSİKİYATRİDE TANIMLI “KİŞİLİK BOZUKLUKLARI” KONUSUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK

Yayın Tarihi…………………: 26 Kasım 2012
Yayın Organı………………..: Newyorktimes Gazetesi
Yazar…………………………….: Benedict Carey
Yazının Orijinal Başlığı…: Thinking Clearly About Personality Disorders
Çevirmen……………………..: Sinan Demir
Yazının Orijinal Metni….: Tıklayın
Yazar Hakkında…………….: Tıklayın

Yıllarca kimsesizler ve yoldan çıkmışlar olarak, uyumsuz karakter yığınları olarak kendi adalarında yaşadılar. Tuhaf olanları da vardı muhtaç olanları da, güvenilmez olanları da vardı dolandırıcıları da ve heybetli olanları da vardı korkakları da.

Gelenekleri ve ritüelleri herhangi bir kabileninki kadar büyüleyici, en azından şaşırtıcı. Onların dünyalarını ziyaret eden her “zihinsel antropolojist”, tuhaf davranışlarını açıklamak için yeni bir kalıpla ayrılmış gibi görünüyor oradan. Okumaya devam et

Share Button

YENİ BİR ÇALIŞMA KONUSU “AKIL İNŞASI”

İlköğretim süreci, yüzde doksan akıl inşası sürecidir. Fakat ülkede bu konunun adı bile zikredilmiyor. İlköğretimde akıl inşa edilmiyorsa, sadece okuma yazma öğretiliyor demektir. Üstüne biraz da bilgi veriliyor.
*
Akıl meselesinde yayınlanmış bir tane ilmi(!) eser yok ülkede. Dolayısıyla kalın tarifi bile yok. Ülkenin haline bakınız. Aklın ne olduğu, nasıl oluştuğu, terkip unsurlarının neler olduğu bilinmiyor. Nasıl çalıştığı, ne işe yaradığı üzerinde düşünülmüyor. Fakat herkes akıllı… Hem de en akıllı… Ne kadar komik…
*
Eğitim meselesinin akıl inşası ile ilgilenmemesi neyle açıklanır? Akıl konusu ile ilgilenmeyen eğitimin adı, başka bir şey olmalı değil midir?
*
Haki beyin ısrarla üzerinde durduğu bu konu, her nedense bir türlü gündeme gelmiyor.
*
Bu günden itibaren, Haki beyin eserlerini merkeze alarak AKIL İNŞASI konusu üzerinde çalışmalarımı paylaşmak istiyorum.

Share Button

orda bir savaş var içimde-Hakan Albayrak

kokla şair bu taşı gazzeden getirdim
bu görmüş olduğun kurşun
filistinin göğsünden çıktı
sen oğuz atayda yüzerken
intihar yeyip intihar kusarken
bir çocuk adam gibi öldü.

Hakan Albayrak-1990

Share Button

Sen geçerken Gazze’den sessizce / Gemiler kalkar yüreğimden gizlice -Murat Menteş

İsrail’le aram hep berbattı.
Fakat artık iş iyice kişiselleşti.
Böyle olacağını tahmin etmeliydim.
Gazze’ye insani yardım götüren gemilerde çok yakın dostlarım var:
Hakan, Sinan, Bahadır, Ebubekir…
Yoksul, yetim çocuklara ekmek götürüyorlar.
İsrail, bu yardıma mani olmak için silaha sarılıyor.
Bildiği başka bir ifade, davranış biçimi yok zaten.
60 senedir katliam, cinayet, suikastla insanlığa saldırıyor.
Öldürmekten, işkenceden, kan dökmekten başka bir şey bilmiyor.
Şimdi de arkadaşlarıma sataşıyor.
Kardeşlerimin başlarına ateş ediyor.
İsrail hiçbir zaman insaflı, zeki, medeni, ölçülü olmadı, olamadı.
İsrail her zaman belasını aradı.
İsrail askeri, cahil kabadayı pozlarından hiç vazgeçmedi.
Tüm insanlığın bedduasını almaktan kaçınmadı.
Lanetlenmekten sakınmadı.
Dostlarımı, geri zekalı sapıkların gübre dolu pençelerine terk etmeyeceğim.
Terörist İsraillileri sürekli aşağılayacağım!
Onları öyle pataklayacağım ki, “Keşke çocukken ölseydim” diyecekler!

Share Button

BENİ TUTMA-YUSUF HAYALOĞLU

……
Beni tutma, gazabım yakar ellerini.
Beni tutma, hurdahaş olursun.
Yıllardır öyle kırıldım ve öyle küstüm ki
Şimdi bir ah ederim,
Kaskatı kesilir, taş olursun..

Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyayı
Ama sen körsün, ısrarla görmüyorsun.
Ben şimdi beynine çakıyorum hayatı
Ama bir türlü algılamak istemiyorsun. Okumaya devam et

Share Button

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT-Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT

Nerdesin şevketlim, sultan hamid han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına.

Tahkire yeltenen tac-ü tahtını,
Denedi bu millet kara bahtını;
Sınadı sillenin nerm ve sahtını,
Rahmet et sultanım suz-i âhına.

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî padişâhına. Okumaya devam et

Share Button

A be epimiz Çingeneyiz -Ahmet Turan ALKAN

A be epimiz Çingeneyiz

Biyolojik evrim teorisinin sahihliği hakkında fikir yürütmeyeceğim fakat zihnî evrim, daha doğrusu tekâmülün gerekliliği hakkında hiç tereddüt etmiyorum. Biz insan soyu, tabiatımızda yerleşik duran (verili) kötülüklere karşı tekâmül geçirmek zorundayız. Okumaya devam et

Share Button

Kuşlar Da Gitti-Behçet AYSAN

yalnızlık senin o konuşkan kuşun
hani hep duvarlara anlattığın
hapislerden kalma sürgünlerden.

yalnızlık senin o konuşkan kuşun
bulutlar taşıdığın yakut sürahide
begonyalar büyüten eski alışkanlık.

yalnızlık senin o konuşkan kuşun
kırk kapıdan geçmiş kırk kilitten.

yaralı, dili lal, kanadı kırık
vurulmuş başında bir yokuşun.

Behçet Aysan

Share Button

“Resûlullah’sız Mevlânâ düşünülemez”-Ö. Tuğrul İNANÇER

Ömer Tuğrul İnançer’in Bizim Aile dergisinde Fatma Yılmaz’la gerçekleştirmiş olduğu söyleşiyi Sunuyoruz.

 

“Resûlullah’sız Mevlânâ düşünülemez”

 

Malûmu ilâm nev’inden olacak ama, sizi tanıyabilir miyiz?

Okumaya devam et

Share Button

İNSANÎ AÇILIM, KEMALİZM-PKK ÇAPRAZ ATEŞİNDEYKEN İSLAMÎ STK’LAR NEREDE?

İNSANÎ AÇILIM, KEMALİZM-PKK ÇAPRAZ ATEŞİNDEYKEN

İSLAMÎ STK’LAR NEREDE?

 

Yarı-ithal/yarı-yerli bir proje olarak Kemalizm’i incelediğimizde, bu ideolojinin, herhangi bir dinî referansı kaale almayan, bil-akis dini referans alan her fikriyata ve fiiliyata cepheden karşı olan, ama bununla beraber ‘memleketi elden geldiğince ıslaha çalışan, bunu da tarifsiz bir ‘çağdaşlık’ ve ‘laiklik’ konsepti içinde dayatan’ bir ideoloji olduğunu görürüz.

Okumaya devam et

Share Button

BİR AKŞAMÜSTÜDÜR-Ahmed ARİF

BİR AKŞAMÜSTÜDÜR


Bir akşamüstüdür şarabî
Bahçeler ve dağlar üzre hükümran;
Tam dünyayı dolaşmak saatindesin.
Ay ışığı su içer birazdan.
Kızarmış kalçalarını çanlar
Alabildiğine vurur.
Sen çocuk tulumunda
Matbaa mürekkebi
Rüsva olmuş ellerinin emeği,
Manşetlerde kilometre kilometre yalan
Sallanır durur.

Bir akşamüstüdür katil, muhteşem
Alıp götürmüşler dost dediğini
Almış rüzgârlar içini,
Ümide benzer, sevdaya benzer…
Soğuk bir namludur kör ve pusuda
Ense kökünde zulüm,
Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
Burnun dibine hürriyet.
Seviyorum mümkün değil;
Aranızda kurşun, yasak bölge var
Sen genç, sevdan ölünecek kadar güzel
Kanunu yapanlar ihtiyar.

AHMED ARİF

Share Button

İNCE SIZI-İSMET ÖZEL

Var mıdır nalçaları sevincin
gün tene değince kanatları uzar mı
derin bir secde gibi rüzgara aşılanmak
dostları düşünmenin çarpıntısından mı

Yokum arkadaş düşünmekle varılan tada
hayata yalnızca kafanı banmak
gövdende namusluca güdebilmek sevinci
elbet burkulup kalmaktan iyi.
Kara gözlerimde uğuldayan bu değil ancak
elde tüfek, elde alet, yürekte kor
cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarına papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak

ben bir deli fışkın değil miyim
sahibim Köroğlu'nun da sahibi değil mi
ve çocukların ezbere bildiği gömleğimin
kendirini kendim ekmedim mi

Öyleyse arkadaşım sinem kanayadursun
ta ki sürgün ya da mahpus kırışıklar yerine
yüzümüz köylü ve gurbetçi yanıklığa dursun
sevmekle doğrulanmıyor madem kalbimiz
girelim yarimizin avlusuna tam tekmil
ve mürdüm erikleri
ve dopdolgun elmalarıyla o bahçede
o geniş kalçalı yarimizi dört kere.

(1968)

İsmet Özel

Share Button

İRLANDALI TÜRK ŞAİRİ: JAMES CLARENCE MANGAN

İRLANDALI TÜRK ŞAİRİ: JAMES CLARENCE MANGAN
Şeref BİLSEL 

"İrlanda'nın başkenti Dublin ile İstanbul arasındaki mesafe, takriben 4000 kilometredir. İrlanda Türkiye'ye çok az benzer. Kalem gibi ince minareleriyle göğe yazı yazarmış gibi görünen camileri yoktur. Sokaklarda leblebi veya köfte satıcısı bulunmaz. Onun yerine, kızarmış patates satılır. Bir kelimeyle, İrlanda'da asla bir Türkiye havası yoktur. İki ülke arasında büyük bir benzerlik de yoktur. Ama Dublin'in büyük meydanlarından birine giderseniz, İrlanda ile eski Türkiye arasında bir bağ olduğunu derhal görebilirsiniz. Dublin'in Saint Stephen meydanında bir heykel vardır: Çok meşhur bir İrlandalı şair olan James Clarence Mangan'ın heykeli. Onun şiir tekniği her İrlanda okulunda öğretilir. Genç, ihtiyar herkes Mangan'ın şiirdeki ustalığını biraz bilir. İngiltere ve İrlanda'da yayımlanan her şiir antolojisinde mutlaka onun birkaç şiirine raslarsınız."
(Peter Hird, Tarih Mecmuası, 1 Eylül 1968)

Eski dergileri karıştırmayı severim. Özellikle edebiyat ve tarih dergilerini. Edebiyat ağırlıklı dergilerin bizde yaklaşık 150 yıllık bir geçmişi var. Bir buçuk asırdır edebiyatımızın üzerinde durduğu meselelerde büyük bir değişim olmadığını eski dergileri karıştıranlar yakından görüyordur. Fakat "tarih" öyle değil; üzerinden kırk yıl geçmeden bir hadisenin tarih müfredatı içinde yer alması bile kabul görmüyor; olayların nedenleri kadar sonuçları ve gelecek zamanlara tesirleri de önemseniyor elbet. Edebiyat ve Tarih bilimleri karşılıklı olarak birbirine yardımcı olmayı sürdüredursun, bizde eli kalem tutan hemen herkes "İrlanda" deyince, aralarında: Samuel Beckett, W. B. Yeats, G. Bernard Show, James Joyce, Oscar Wilde'ın da yer aldığı Dünya Edebiyatı'na önemli eserler kazandırmış şair ve yazarları sıralar. Fakat James C. Mangan adı birkaç kişi dışında kimse için bir şey ifade etmez. Size birazdan bahsedeceğim İrlandalı Şair James C. Mangan'a bir tarih dergisinde rastladım. Şevket Rado'nun "Tarih Mecmuası"nda.

Derginin Eylül 1968 tarihli sayısında Peter Hird imzalı İrlandalı bir yazarın mektubu eşliğinde bir de makalesi yer alıyor. Peter Hird, bu makalesinde, Türklere âşık İrlandalı bir şâir hakkında çok çarpıcı bilgiler veriyor. Bu tarihe kadar Türk Edebiyatı çevreleri tarafından kimsenin haberdar olmadığı şair Clamence J. Mangan'a dâir bilgilerdi bunlar. Peter Hird, yazısına İrlanda ile Türkiye'yi karşılaştıran- yazının girişine aldığımız- bir bölümle başlıyor. Mangan, Türkiye'yi hiç görmemiş olmasına rağmen Türk gibi düşünerek Türkiye'ye dâir şiirler yazmıştır. Din, dil, tarih, iklim bakımından hiçbir benzerliği olmayan İrlanda'da doğmuş ve hayatı boyunca bu ülkeden dışarı adım atmamış birisi nasıl olur da Türk şiirinin kalıplarına ve yerel duyarlığına uygun şiirler yazabilirdi? "En meşhur İngiliz Şiir Antolojisi" adlı eserde yer alan birkaç Türk şiirinin şâiri Mangan'dır. Çok sayıda şiiri bulunan Mangan'ın en güzel şiirlerinin Türk temi üzerine yazdıkları söylenir. Peter Hird, yazısını şöyle sürdürür: "Şüphe yok ki, Mangan'ın kendisini bir Türk yerine koyarak yazdığı eserler, İngiliz okuyucusunu şaşırtır. Çünkü bu şiirlerinde Mangan, İrlandalı vatandaşlarına değil, fakat Türk dostlarına hitap etmektedir. Bu bakımdan da okuyucusunu Türk Tarihi'ni biliyor kabul etmiş, Türkiye tarihine ait çeşitli telmihler yapmıştır." Evet bu telmihler, Türk Tarihi'ni yeteri derecede bilmeyen İrlandalı okurlar tarafından anlaşılmaz. "Kan, kemik ve boğazlanmış erkekler/Murad-ı Ekber" diye başlayan "Karamanian Exile" ( Karamanlı Sürgün) adlı şiirinde, kendisini, baba ocağından koparılıp Erzurum'a savaşmaya gönderilmiş bir delikanlının yerine koyar.

"Seni daima rüyalarımda görürüm,
Karaman!
Senin yüzlerce tepeni, binlerce dereni…
Karaman, Karaman!…"

Peter Hird, Mangan'ın Türkiye'ye gitmiş olabileceği üzerine kafa yorar, fakat bunun, içinde bulunulan koşullar dikkate alındığında mümkün olmadığını söyler ve "Üç Kalender" şiirini okuyunca insanın onun Türkiye'ye gittiğine inanası geldiğini de belirtir. Söz konusu şiirde "Lâ ilâhe, illallah!, Boğaziçi, Emrah, Osman, şarap, gül" gibi bu topraklara ait sesler ve motifler ustalıkla işlenmiştir. Mangan adetâ kendini bir Türk'ün yerine koyarak bu şiiri kaleme almıştır.

"Lâ ilâhe, illallah!
Kuşlar gibi neşeli uçtuk
Biz: Emrâh, Osman, Perizâd;
Güldük, şakalaştık ve seyrettik.
Şarap, güller, neş'e, türkü söyledik.
Bütün şöhretlerden vazgeçtik.
Altın ve mücevhere değer vermedik hiç.
Lâ ilâhe, illallah!
Boğaziçi, Boğaziçi
Bize engel olmadı
Her gün neş'e içinde
Yeşil Boğaziçi'ni
Bir yelkenliyle geçtik"

Bu dizelerde hem Osmanlı şiirinin edası hem de; "Bütün şöhretlerden vazgeçtik/Altın ve mücevhere değer vermedik hiç" mısralarından ve "uçtuk" fiilinden hareketle tasavvufi bir hâl, bir cezbe var! Buradaki motifler birer kolaj, yapıştırma gibi durmuyor; içeriden hissedilerek yazılmış sanki. Mangan, 1 Mayıs 1803'te Dublin'de doğdu. 20 Haziran 1849'da aynı kentte yaşama veda etti. Kırk altı yıllık bir ömür sürdü. Ünlü "Oxford Antologie English Verse" Mangan'ı İrlandalı şairler arasında değil; Türk şairleri başlığı altında gösterir. Babasına parasal açıdan yük olmamak için öğrenimini yarıda kestiğini ve bir kütüphanede çalışmaya başladığını söylüyor kaynaklar. Acaba bu kütüphane'de Osmanlı'ya dâir kimi tarihî ve folklorik bilgileri barındıran kitaplar mı okumuştur? Bilemiyoruz. Araştırmacılar Mangan'ın Türkiye'ye ve Türkçe'ye neden ilgi duyduğunun bir "sır" olduğu konusunda birleşiyor. Yaşadığı dönemde daktilo olmadığı için elle yapılan çoğaltma işlerinde çalıştığı ve özellikle adlî metinlerin kopyalarını çıkarttığı üzerinde de değişik görüşler var kaynaklarda. Bu görüşlerden biri: "Bir yakınına Türkçe ve Türk şiiriyle Almanca bir tercüme sayesinde tanıştığını anlatmış" olmasıdır. Türk şiiri üzerine çalışmanın zorluğunu anlattığı "University Magazin"deki bir yazısında şöyle diyor: "Türk Edebiyatı'nı anlamak çok zor. Türkçe gramer okumakla, küçük izahları dinlemekle olacak iş değil bu. O bilgiyle Osmanlıca'yı yazıp okuyamazsınız. İşi ciddi tutmak, uzun bir süre için kendi memleketinizi unutmanız gerekiyor. Adetâ yeminli bir Müslüman gibi olmalısınız. Osmanlı'yı, Türk şiirini anlamak ancak böyle mümkün". Son cümlesi ise oldukça sert ve dikkat çekicidir: "Yani Avrupalılığın bütün eskimiş paçavralarından kurtulmak, onları rüzgâra savurmak gerek". Osmanlı Devleti, İngiltere'nin işgali altında sefalet içindeki İrlanda'ya 1840'ta, beş gemi dolusu patates gönderir. Şiiri dışında, Osmanlı'nın merhametinin de İrlanda topraklarına ulaşmış olduğunu görüyoruz. Mangan'ın, arkasında, bir divan oluşturacak kadar Türkçe eser bıraktığı söyleniyor. Bugüne dek Mangan hakkında birkaç yazı dışında Türkçe'de dikkate değer hiçbir metin yayımlanmadı. Bu yazılardan birini "Ayine-i İskender" köşesinde 21 Ekim 1999 tarihinde İskender Pala yayımladı. Bir diğer yazı ise" Dublin'de Aruz Vezni" başlığı altında Avni Özgürel imzasını taşıyordu. Özgürel yazının bir yerinde şöyle demektedir: "Döneminde bedava gezi tantanalı ağırlamadan yararlanmak, Osmanlı Sarayı'ndan bahşiş koparmak için eser üreten tipte sanatçılardan biri değil Mangan. İskender Pala ise, Mangan'ın "İrlanda'nın Edgar Allen Poe"su olduğunu söylemektedir.

Mangan ölmeden önce yazdığı son şiirlerinden birinde şöyle demektedir:

"Şimdi kervan yola çıkıyor… meçhul bir ülkeye doğru / Çanları hareket işaretini vermeye başladı bile… / Sevin ruhum… zavallı kuşum, kurtuldun nihayet / Nihayet kafesin çöküyor…Demirleri dağılacak yakında / Elvedâ gaileli dünya, günahlarla haşir neşir olan dünya / Ruhum Allah'ın sakin yurdunda dinlenecek artık…"

"kuş-kafes" ilişkisiyle "ten ile can" ortaya konuyor. Bu benzetmeler Doğu Şiiri'ne dolayısıyla Osmanlı Şiiri'ne ait. Kervan'ın "meçhul bir ülkeye doğru" yola çıkması… Sanki Mangan'ın ölümünden kırk yıl sonra dünyaya gelen Yahya Kemal'e ait. Yahya Kemal'in "Sessiz Gemi"si şu beyitle açılıyordu:

"Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan"

"Oxford Book of English Verse" kitabındaki 900 şiir arasında tek bir gazel vardır; o gazelin altında "Mangan" imzası yer alır. "Dünya" adlı bu 16 mısralık gazel, insanın nereden gelip nereye gittiği sorusu üzerine kurulmuştur. Peter Hird "Aynı kelimenin bir mısra atlayarak mısra sonlarında tekerrür etmesi, İngiliz şiir diline çok aykırıdır. Aslında bu şekilde yazılmış bir tek şiir biliyorum: Mangan'ın gazeli" diyecektir. Evet, Mangan Türk gazel formunu ustalıkla şiirlerinde kullanmıştır. Mangan, aynı zamanda İrlanda Millî Marşı'nın da yazarıdır. Mangan öldüğü zaman yastığının altında bir kitap bulundu. Bu kitap bir Türk şairinin Almanca tercümesiydi. Şiirde kimi duyguların "baskın" oluşu halklara ve halkların yaşadığı coğrafyanın sosyo-kültürel dokusuna göre değişim gösterir. Bazı kavramlar, motifler bizim şiirimizde önemli bir yer tutarken başka bir milletin şiir serüveninde yüzeysel bir şekilde ortaya çıkabilir.

Bir şairin gitmediği, yaşamadığı bir coğrafyaya dair şiir yazması anlaşılır bir şeydir. Edebiyat Tarihi'mizde bunun çok ve başarılı örnekleri mevcuttur; fakat bir toplumun değerlerine "iltica" ederek o değerler içinden ortaya başarılı şiirler koymak oldukça güçtür. Bu güçlüğü, 4000 kilometre uzaklıktan, bundan 160 yıl önce aşabilmiş bir örnek olarak duruyor karşımızda Mangan. Hiçbir ülke edebiyatında buna benzer bir örnek gösteremeyiz. Mangan, sıradan bir empatiyle sadece kendisini "Türk" yerine koymamıştır; "Türkçe"yi de dilinin yerine koymuştur. Bu ülkede ömrünü edebiyata vakfetmişler arasında, bir avuç insan dışında Mangan'ın ismini duyan yok. Bu da meselenin başka bir yönü!

MOSTAR
Aylık Medeniyet Kültür ve Aktüalite Dergisi
Sayı:45

Share Button

İLİM ve TASAVVUF – Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

İLİM ve TASAVVUF

* Marifet-i İlahiyye Tarikat-ı Aliyye

Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

İmamı Malik hazretleri buyurmuşlardır ki; "Kim ki fakih olurda mutasavvuf olmazsa, fasıktır. Kim de mutasavvuf olur da şeriatı yaşamazsa zındık olur." 28

Başka bir üslupla:

Tasavvufsuz ilim atıldır
İlimsiz tasavvuf ise batıldır

Bu ikisini cem eden alim de hakikate ulaşır.

İlim amellerin esası ve tashih edicisidir. Amelsiz ilirnde fayda olmadığı gibi, ilimsiz amelde de fayda yoktur.

İlim ve amel birbirinin mütemmimidir, ayrılmazlar. Salik, Allah'ı bilmek, iman yolunda onun rızasına kavuşmak isterse sulukun hangi merhalesinde olursa olsun ilim tahsil etmelidir. Tahsili lazım gelen ilimIerin başında akaid ilmi ile ibadet ve muamelatların sıhhatına dair fıkıh ilmi yer alır.

Tasavvuf; zahir ve batın yönlerin hepsinde noksansız olarak İslam'ın ameli tatbikatından başka bir şey değildir. Bu da ilimsiz olmaz.

İlmin fazilet ve ehemmiyeti Kur' an ve Sünnetle sabittir.

Allahu Teala buyuruyor:

" … O kulları içinden ancak alimler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır." 29

Bu ayette takvayı havf ve haşyet manasında alırsak en takvalı demek Allah'tan en çok korkan demektir.

Şu da bir gerçektir ki Allah'tan korkmak O'nun azabından korkmak demek değildir. Allah korkusu azap korkusundan daha üstündür. Allah sevgisini kendisine şiar edinen kimse daha yüksek takva ve vera sahibidir. Gerçek şu ki, bir kulun ahsen-i takvim üzere yara­tılmasına ve ilahi tecelliye mazhar olmasına sebep olan Allah sevgi­sidir. Bu sevgiyi kaybetmesi hüsranların en müthişi, acıların en feci­sidir. Çünkü bu öyle bir kayıptır ki insanı cehennemde ebedi kal­maya müstehak kılar.

Onun için arifler şöyle demişlerdir: "Mukallit azaptan korktuğu için günahlardan kaçınır. Gayesi cennettir."

"Muhakkik günahkar olmaktan korktuğu için haramlardan sakınır. Niyeti rıza, arzusu da cennettir."

"Ehlullah ise, Allah celle celaluhu'nun sevgisini kaybetmemek için günah işlemekten sakınır. Onlar yalnız Allah celle celaluh' a müştakdır'ar. Aksa'l gayeleri ve arzularının müntehası ise, Cemalullah' dır. Ehlullahın en büyük kaygısı Allah sevgisinden mahr­um kalmaktır"

Allahu Teala buyuruyor:

"Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." 30

28 Aliyy-ül Kari, Ayn-ül Şerhi

29 Fatır Suresi, Ayet 28

30 Zümer Suresi, Ayet 9

Share Button