Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği

Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği

Ey azizan!

Bu havadisi size duyurmazsam rahat edemem. Hatırlarsanız, T. Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şubesi, mânevî adıyla Fikir ve Gönül Dükkânı dostlarımın arasında Somalili Mahmut nam, asıl adıyla Muhammet Mahmut Şıh Ali diye güzel bir dost vardı.

“Nerelisin” diye sorduklarında vecd ve imanla “Anadolu’nun Somali kasabasındanım…” diyen, Cenab-ı Hakk’ın, simsiyah teninden nur yaydığı, aydınlık saçtığı güzel Mahmut’tan bahsettiğimi anlamanız lâzım.
Okumaya devam et “Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği”

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-2-SOMALİ MESELESİ

FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-2-SOMALİ MESELESİ
Fikirteknesi, Somali ile ilgili değerlendirmesini ta 16.09.2011 tarihinde yapmıştı, yazının başlığı şu; “Türkiye’nin Afrika’daki Üssü, Somali”… O zamanlar Somali’de kıtlık ve açlık vardı, Türkiye, hükümeti ve sivil toplumuyla Somali’ye yardım seferberliği başlatmıştı. Sadece kıtlık ve açlığın olduğu ve sadece yardım seferberliğinin yürütüldüğü dönemde, Fikirteknesi meselenin başka bir boyutuna dikkat çekmişti. Dikkat çektiği nokta, Türkiye’nin Somali’de devlet kurması gerektiğiydi, bu ihtiyacı da harikulade bir çerçeve içinde sunmuştu.
Yazı şöyle bir girizgah ile başlıyor; “Hükümetin Somali’ye gösterdiği alaka, yardımdan ibaret değil. Çok daha fazla konuyu ihtiva eden bir alaka görüyoruz. Büyükelçilik açmak, TOKİ ile ülkeyi imar etmek, yatırımlar planlamak, iç savaşı sona erdirecek teşebbüslerde bulunmak ila ahir. Meseleye sathi bir kavrayışla (yani Kemalist açıdan) bakıldığında para ve emeğin boşa harcanacağını söylemek mümkün.” O tarihte elde hiçbir istihbarat verisi olmadan bu tespiti yapmak kolay değil ama “fikirteknesi”nin başarısı işte burada gizli.
Yazının devamında şu tespit ve teklif yapılıyor; “Yatırım maliyetlerinin düşük olması, ülkenin imar edilmesini kolaylaştırır. Başka herhangi bir ülkeye yapılacak yardımın onda biri Somali’ye yapıldığında, hesaplanamaz tesirleri olur. Bu güne kadar yapılan ve bundan sonra yapılacak olan yardımlar, Somali halkını Türkiye’ye kalbinden bağlar. Kalbi bağlılık, karındaşlıktan bile ileri ve sağlamdır. Türkiye, Somali’yi biraz kendine getirdiği anda, Afrika’da ilk eyalet oluşmuş demektir. Bu kadar az maliyetle bu kadar büyük netice alınabilecek şu anda başka bir ülke yok. Afrika’ya bir Afrika ülkesi ile girmek doğru bir stratejidir. Somali’nin üs haline getirilmesi ve bir model inşa edilmesi, Afrika’da, Türkiye için hayal bile edilemeyecek ufuklar açar.” Somali’deki büyükelçiliğimize saldırı düzenlenmesi, hiçbir bedel ödemeyi göze almayanlar için bir anlam ifade edebilir ama bizim için bunlar ödenmesi gereken bedellerdir. Şu anda Somali, Türkiye’nin Afrika’daki Üssü haline gelmiştir, tabii ki yapılacak daha çok iş var ama bunların hızla yapıldığı da gelen haberler arasında. Yeni Şafak Gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Karagül’ün 02.08.2013 tarihli yazısı, iki yıl önce “fikirteknesi”nde yapılan teşhis ve teklifin yeni yeni anlaşılmaya başlandığını gösteriyor. Bir gazete ve bir televizyon yöneten İbrahim Karagül’ün bu gün, hem de hükümet kaynaklarından elde ettiği bilgi ile ulaşabildiği stratejik anlam, sitemiz tarafından iki yıl önce hem teşhis olarak hem de teklif olarak ortaya konulmuştu. Dikkat çekici değil mi? Okumaya devam et “FİKİRTEKNESİNİN BÜYÜK BAŞARISI-2-SOMALİ MESELESİ”

“TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK”

“TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK”
Yazının başlığı, Sabah gazetesinin internet sitesinde 02.11.2012 tarihine yayınlanan bir haberin başlığı… Haber özetle şöyle;
“Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçisi Cemalettin Kani Torun, “Somali’de yeni bir devlet yapısı oluşturmak için Türkiye’den uzmanlar getirip, burayı işleyen bir devlet mekanizmasına kavuşturmak istiyoruz” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Ağustos 2011’deki ziyaretinin Somali için bir dönüm noktası olduğunu belirten Torun, şunları kaydetti: “Türkiye Cumhuriyeti olarak son bir yılda yardım faaliyetlerine ilaveten kalkınma faaliyetlerine başladık. Yol, okul, hastane inşası yanında, devletin yeniden inşası gibi bir faaliyetimiz var. Çünkü, burada işleyen bir devlet mekanizması yok. İnşallah bu konuda da elimizden geleni yapacağız. Somali’de yeni bir devlet yapısı oluşturmak için Türkiye’den uzmanlar getirip burayı işleyen bir devlet mekanizmasına kavuşturmak istiyoruz.”

Bizim için bu haberin önemi, benzer başlıkla sitemizde yayınlanan bir yazıdaki fikrin gerçekleşiyor olmasıdır. Yazı Haki Beye ait… Yayınlanma tarihi, 16.09.2011… Hani Somali’de kıtlık olmuştu ve Türkiye yardım seferberliği gerçekleştirmişti, o hadisenin akabinde yazılan bir yazı… Yazının başlığı, “Türkiye’nin Afrika’daki üssü Somali”… Okumaya devam et ““TÜRKİYE SOMALİ’DE DEVLET KURACAK””

TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ ÜSSÜ, SOMALİ

TÜRKİYE’NİN AFRİKADAKİ ÜSSÜ, SOMALİ
Somali, kuraklığın, açlığın ve belki de en kötüsü iç savaşın kavurduğu ülke… O kadar fakr ve acz içindeki, değil problemlerini kendi kendine çözmek ve ihtiyaçlarını karşılamak, düşünmeye bile mecali yok. Bir ülke bu hale gelebilirmiş…
Ülkenin içinde bulunduğu durum duyulur duyulmaz Türkiye yerinden sıçradı. İnsiyaki olarak sivil toplum kuruluşları harekete geçti. Hükümetin ve başbakanın hususi alakası ise ülkede seferberlik havası oluşturdu. Gerçekten âlicenap ve asil bir millet.
Bütün bunlar ve çok daha fazlası kamuoyunda biliniyor, bizim konumuz başka…
*
Hükümetin Somali’ye gösterdiği alaka, yardımdan ibaret değil. Çok daha fazla konuyu ihtiva eden bir alaka görüyoruz. Büyükelçilik açmak, TOKİ ile ülkeyi imar etmek, yatırımlar planlamak, iç savaşı sona erdirecek teşebbüslerde bulunmak ila ahir. Meseleye sathi bir kavrayışla (yani Kemalist açıdan) bakıldığında para ve emeğin boşa harcanacağını söylemek mümkün.
Dış ticaretinizin sıfıra yakın olduğu bir ülkeye büyükelçilik açmak hangi gerekçeyle izah dilebilir? Ülkenin ciddi stratejik bir değeri olduğunu da söylemek kabil olmadığına göre… TOKİ tarafından inşa edilecek olan meskenleri maliyetinin altında bile satmak mümkün olmayabilir. Zaten ülke ekvator kuşağında olduğundan dolayı çadırda bile yaşamak mümkünken ve en önemlisi insanlar gıda gibi birinci derecede zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamazken mesken almaları beklenmez değil mi? İç savaşın olduğu bir ülkede ise yatırım yapmak, bırakın karlılığı, akıl karı değil. Ne kaldı geriye? Laikler ve Kemalistler için koca bir hiç… Müslümanlar içinse Allah rızası…
Durum gerçekten böyle mi yoksa hükümetin alakasının bu gün için görünmeyen başka bir nihai hedefi mi var? Kabinede arkadaşımız olmadığına ve dünyadaki büyük istihbarat teşkilatlarından birinin de başında bulunmadığımıza göre hükümetin nihai hedefini bilme imkanımız yok. Öyleyse Türkiye ile Somali arasındaki münasebetlerin stratejik seviyeye çıkarılmasını mümkün kılacak ihtimalin peşine düşelim. Görebildiğimiz kadarıyla iki ihtimal var. Birincisi, Somali’yi Afrika kıtası için üs haline getirmek, diğeri ise dışarıda bir model inşa etmek…
*
Somali’yi Türkiye’nin Afrika’daki üssü haline getirmek… Somali’nin içinde bulunduğu olumsuzluklar, üs yapılmak için fevkalade imkanlar oluşturuyor. Türkiye’nin ve başbakanın İslam coğrafyasındaki itibarı en büyük sermayedir. Türkiye ciddi bir çalışmayla Somali’deki iç savaşı bitirebilir. Türkiye’nin iç savaşı bitirmesi, ülkeye sahip olması demektir.
Yatırım maliyetlerinin düşük olması, ülkenin imar edilmesini kolaylaştırır. Başka herhangi bir ülkeye yapılacak yardımın onda biri Somali’ye yapıldığında, hesaplanamaz tesirleri olur. Bu güne kadar yapılan ve bundan sonra yapılacak olan yardımlar, Somali halkını Türkiye’ye kalbinden bağlar. Kalbi bağlılık, karındaşlıktan bile ileri ve sağlamdır. Türkiye, Somali’yi biraz kendine getirdiği anda, Afrika’da ilk eyalet oluşmuş demektir. Bu kadar az maliyetle bu kadar büyük netice alınabilecek şu anda başka bir ülke yok. Afrika’ya bir Afrika ülkesi ile girmek doğru bir stratejidir. Somali’nin üs haline getirilmesi ve bir model inşa edilmesi, Afrika’da, Türkiye için hayal bile edilemeyecek ufuklar açar.
*
Hususi olarak Afrika’ya, umumi olarak da dünyaya sunulacak olan bir model inşa etmek. Büyük devlet olmak, dünyayı veya dünyanın büyük bir bölgesini idare etmek iddiası, kendi ülkesinde emsal teşkil edecek bir model inşa etmeyi gerektirdiği kadar, kendi dışında da emsal alınacak bir model inşa etmeyi gerektirir. Başka bir ülkede model inşası daha önemlidir. Zira kendi ülkesinde güzel bir model(!) üreten ülkelerin başka ülkelerde sadece müstemleke modelleri ürettiğine son birkaç asırlık zaman laboratuarı şahitlik etmektedir.
Büyük devletlerin tamamının “harici ülke modeli” var. “Harici model” dünyaya sunmak istediği her şeyi sergilediği fuardır. Siyaset, hukuk, ilim, sanat, fikir, model, medeniyet, kültür, hayat hatta adab-ı muaşeret… (Yerimiz dar, az sözümüz çok anlaşılsın).
Zamanın çok hızlı aktığı bir çağdayız. Ve bu çağın, devasa değişimlerin hamilelik sürecindeyiz. Türkiye, harici modelini inşa etmek için kendi içindeki problemlerin bitmesini bekleyemez. Her iki cephede de seferberlik ilan etmelidir.
Somali, “harici model” inşası için fevkalade müsait. Yazının girişinde saydığımız olumsuz durumlar, yeni bir model inşası için fırsat. Ülkenin tamamında bir hükümet yok. Her bölgede bir yönetim… Türkiye Somali’ye ciddi ve büyük bir projeksiyonla gittiğinde tüm tarafları aynı iklimde buluşturabilir. Hem iç savaşı bitirmiş olur hem de savaşın taraflarını barıştırmanın hacimli çerçevesini oluşturur. Afrika, aklı gözünde olacak kadar acz içinde. Güzel bir model inşa etmek, Afrika’yı fethetmektir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

GÜNLÜK (10 MART 2009)

            Gündem ne kadar yoğun… İnsan takip ederken bile yoruluyor. Önümüzdeki günler çetin geçecek… Seçim, seçim sonrası gelişmeler, dünya iktisadi krizi, krizi takibeden çöküşler, Ergenekon’un ikinci iddianamesi gelecek haftaya kalmaz ortalığa dökülür. Ne dehşet iddialar var. Esas kavganın cereyan ettiği noktalardan biri de DOĞAN MEYDA gurubu ile siyasi iktidar arasında… AKP bu defa Doğan medya gurubunun (amiyane tabirle) kafasına sıkacak gibi görünüyor. Gelişmelere bakıldığında, Aydın DOĞAN ile ilgili hükumetin yaptığı işler, pazarlık malzemesi cinsinden hamlelere benzemiyor. Galiba bu defa Aydın DOĞAN’ın suyu ısındı.

 

*

Somali kabinesi, ülke genelinde şeriat uygulanması kararı aldı.Enformasyon Bakanı Farhan Ali Muhammed, kabinenin şeriat yasasını kabul ettiğini, parlamentonun da buna onay vermesini ümit ettiklerini söyledi. Muhammed, şeriatın anayasaya da yazılacağını ifade etti. 18 yıldır süren çatışmalar nedeniyle harabeye dönen Somali'nin Devlet Başkanı Şeyh Şerif Ahmed, bugün Reuters ile yaptığı mülakatta, aralarında El Şebab örgütünün de bulunduğu isyancılarla yapılan barış görüşmelerinde ilerleme olduğunu, yakında isyancılarla doğrudan diyaloğa geçmeyi umduğunu söyledi. Ocak ayında Devlet Başkanlığına seçilen Ahmed, Somali'de güvenlik ve istikrarın tesis edilmesine çalışıyor. Uzmanlar, hükümetin şeriat kararının, iki yıldır saldırılarının dozunu artıran aşırı dinci militanları zayıflatma amacı taşıdığını belirtiyor.  (Star gazetesi 10.03.2009)

            Somali’de Şeriat ilan eden yönetim, Şeriat Mahkemeleri Birliğine karşı savaşan komşu ülke Etiyopya’nın güdümünde kurulmuş olan hükumet… Bu çok önemli bir alamet… Uzun söze gerek yok, küçük bir tahlil, konunun anlaşılmasına yardımcı olur.

            Bir ülkede, Şeriat isteyenlere karşı, bu taleplerinden dolayı savaş açacaksınız fakat onlarla mücadele edebilmek için siz Şeriat ilan edeceksiniz. Her iki ihtimalde de ülkeye Şeriat hakim olacak… Öyleyse neden savaşıyorsunuz? Bu sorunun cevabı malum, iktidarı elde etmek için… İktidar için Şeriat’ı da istismar edersiniz. Fakat, hiçbir kıymet, sahtesinden daha düşük değere sahip olamaz. Ve hiçbir kıymet kendini ilanihaye istismar ettirmez.

            İslam coğrafyasındaki kırılma noktalarından birisidir bu… Artık İslam coğrafyasında hiçbir güç İslam’a karşı savaşamayacak. İslam, kendi coğrafyasını teslim alacak. Hatırlanırsa, Afganistan’da da kukla yönetim Şeriat ilan etti, Irak’ta da… Öyle ya da böyle, İslam, kendi coğrafyasına hakim ve sahip olacak ve yakın zamanda ise istismarcılar da tasfiye edilecek.

 

*

Bağdat Güvenlik Planı Askeri Sözcüsü Tümgeneral Kasım Ata Musavi AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bağdat'ın 30 kilometre batısındaki Ebu Gurayb ilçesinde, Irak hükümetinin desteğinde ulusal barış için yapılan aşiret liderleri toplantısından sonra aşiret liderlerinin güvenlik güçlerinin eşliğinde halk pazarında dolaştıkları sırada bir intihar eylemcisinin aşiret liderlerinin arasına sızıp üzerindeki patlayıcıları patlattığını söyledi. Saldırıda 33 kişinin öldüğü, 46 kişinin yaralandığı ifade edildi. Irak İçişleri Bakanlığı kaynakları, Musul'un El Hamdaniye bölgesinde polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 5 kişinin öldüğünü, 10 kişinin yaralandığı söyledi. Bu arada, Kerkük'te bu sabah polis devriyesini hedef alan intihar saldırısında 2 polisin öldüğü, 5 polisin yaralandığı belirtildi. (Star gazetesi, 10.03.2009)  

            Irak’ta savaşın (direnişin) bittiğini zannedenler erken sevinmişlerdi. Bitmeyecek… Bitemez… Bazen yavaşlar, bazen dinlenir, bazen tamamen sessizliğe bürünebilir ama ne Irak’ta ne de İslam coğrafyasının başka bir parçasında direniş bitmez. Çünkü, “İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞLARI ÇAĞI” başladı. İkinci Kurtuluş Savaşları hedefine ulaşıncaya kadar bu coğrafyada savaş bitmez. Hele de batının çökmeye başladığı bir dönemde bu savaşın biteceğini düşünmek saflık olur.

 

*

Recep Tayyip Erdoğan (Ak Parti): Bir ayda 33 miting İlk mitingini 8 Şubat'ta Kocaeli'de yapan Erdoğan Kırşehir, Kastamonu, Sivas, Nevşehir, Amasya, Sinop, Samsun, Kırıkkale, Aksaray, Sakarya, Diyarbakır, Adıyaman, Kahramanmaraş, Mardin, Yozgat, Çorum, Afyon, Van, Batman, Siirt, Kayseri, Gaziantep, Isparta, Manisa, Artvin, Rize, Şanlıurfa, Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Aydın… Devlet Bahçeli (MHP): 8 günde 13 miting Miting yarışlarına rakiplerinin çok gerisinde başlayan MHP Lideri Devlet Bahçeli 1 Mart'ta Mersin'de meydanlara indi. Bahçeli sekiz gün içinde 13 yerde miting düzenleyerek anamuhalefet partisini geride bırakmayı başardı. 29 Mart'a kadar 40 ayrı yerde halka hitap etmeyi düşünen Bahçeli Mersin'den sonra sıra Çorum, Çankırı, Yozgat, Kırıkkale, Afyon, Uşak, Sakarya, Kocaeli, Manisa, izmir Aydın ve Muğla'da miting yaptı. Deniz Baykal (CHP): 17 günde 11 miting 21 Şubat'ta meydanlara inen Deniz Baykal bugüne kadar 11 ayrı yerde halka hitap etti. İlk mitingini Adana'da yapan Baykal ardından Kocaeli, Çorum, Sinop, Adıyaman, Yalova, Burdur, Malatya, Kırşehir, Amasya ve Giresun'da seçmenleriyle buluştu. (Zaman, 10.03.2009) 

            Genelde muhalefete özelde ise Deniz Baykal’a bayılıyorum. Hem tembel tembel oturacaksın ve hem de iktidar olacaksın. Başbakan en yüksek oyun sahibi bir partinin genel başkanı ve bu seçimde de birinci parti çıkacağı konusunda kimsenin tereddüdü yokken, nefes neredeyse almaksızın çalışıyor. Öyle ki, ilçelerde bile (bugün K.Maraş’ın Elbistan ilçesinde) miting yapıyor. Muhalefetin tüm siyasi stratejileri tartışılabilir ama benim burada bahsini ettiğim nokta, TEMBELLİK. Tembelliğin tartışılacak bir yanı yok ki…

 

*

 

On beş gün önce Savcı Zekeriya Öz ile görüşen ABF Genel Başkanı Ali Balkız, Ergenekon'un suikast planlarını görünce ürperdiğini söyledi. Balkız, "Evimin fotoğrafını, krokisini, 9 kişiyi, patlayıcıyı kimin temin edeceğini ve düzeneklerini gördüm. O anda aklıma Mumcu ve Hablemitoğlu'nun karanlık güçlerce katledilişi geldi." dedi. (Zaman, 10.03.2009)

 

            Ali BALKIZ’da belgeleri görüp ikna olanlar kervanına katıldı. Ergenekon terör örgütü hakkında tereddüdü olan samimi insanların artık “kesin kararlı” olma zamanı geldi.

            Merak ettiğim bir nokta var; laik, Kemalist, solcu, ateist gibi alt başlıkların toplandığı “ulusalcı” kesimin, Ergenekon terör örgütünün “provokasyon” için kendilerinden olan adamları öldürdüğü konusunda ne düşünüyorlar, dahası neler hissediyorlar? Bunların içinde şunu söyleyecek yiğitler var mı acaba? “Benim canım, dava için feda olsun, beni öldürmeleri gerekiyorsa, öldürsünler”. Bakmayın siz bu soruyu sorduğuma, sorunun cevabını biliyorum. Asla…

            Ulusalcıların ilk ciddi imtihanı, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı görevinin dolmasına yakın zamanda başlattıkları bir tartışmaydı. Sezer’in görevinin bitmesine yakın zamanda, üniversite rektörlerinin görevlerinin istifa etmesi ve Sezer tarafından yenilerinin seçilmesiydi. Çok iyi takip ettiğim bu tartışmanın neticesinde bırakın onlarca rektörün bu düşünceyle istifa etmiş olmasını, bir tanesi bile istifa etmemişti. Hatta görevinin bitmesine birkaç ay kalan rektörlerden bile istifa eden olmadı. Birkaç ay fazladan rektörlük yapsan ne olur, yapmasan ne olur? Orada anladım ki, bunların idealist bir özelliği yok. Hiçbirinde mefkure yok ve oturdukları koltukta birkaç ay fazladan oturmaları onlar için her şeydir.

 

*

90’larda faili meçhul kurbanlarının atıldığı iddia edilen Silopi’deki Botaş kuyularında geçen hafta ertelenen kazı çalışmaları başladı. Kepçelerin de katıldığı kazıların ilk gününde iki kemik ve bir kanlı fanila parçası bulundu. Çıkartılan kemikler incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. (Taraf, 10.03.2009)

            Kıyamet daha yeni kopmaya başlıyor. Güneydoğuda yapılan kazılardan “faili meçhul/meşhur” şahısların cesetleri çıkmaya başladığında, Türkiye ikinci depremi yaşayacaktır. Bu güne kadar Ergenekon terör örgütünün canı yandı ama bu depremin altında kalacak olanlar doğrudan TSK olacak.

            Bu aralar JİTEM’in belgeleri ortalıkta dolaşıyor ya, zemin yumuşatılıyor. JİTEM, JİTEMİN ceset tarlaları vesaire birkaç hadise bir araya geldiğinde, TSK ikinci depremden kurtulamayacak.

 

*

ABD Savunma İstihbarat Kurumu Başkanı Korgeneral Michael Maples, Somali'deki kökten dinci El Şebab örgütünün El Kaide ile birleşmek üzere olduğunu söyledi. Korgeneral Maples, Senato Silahlı Hizmetler Komitesinde yaptığı konuşmada, her iki örgütün de son dönemlerde yaptığı propagandaların, aralarındaki ideolojik benzerlikleri ortaya koyduğunu belirterek, birleşmenin yakın olduğu görüşünü bildirdi. (Yeni Şafak, 10.03.2009)

            Bu ilginç bir haber… El Kaide’nin ABD tarafından “düşman” ihtiyacını karşılamak için sürekli abartıldığını gördük yıllarca… Bu abartmayı yok saysak ve ABD mahreçli El Kaide haberlerini doğru kabul etsek, görmemiz gereken nokta şu olacak… El Kaide dünya çapında bir KOMUTANLIK kuruyor.

            ABD, El Kaide’yi gerçekten abartmıyor ve hakikaten El Kaide, dünya çapında bir DİRENİŞ KOMUTANLIĞI MI KURUYOR YOKSA?

            Böyle bir hadisenin yakın zamana kadar mümkün olmadığını düşünmek, açıklanabilir bir durumdu. Fakat batının mütemadiyen zayıfladığı ve dünyada inisiyatif kaybettiği bugünün dünyasında mümkün hale gelebilir. ABD mahreçli haber, yorum ve bilgilerde El Kaide’nin yakın zamana kadar abartıldığı fakat bundan sonra abartılmadığını düşünmemizi gerektiren gelişmeler olduğu vakadır. Fakat manipülasyon üstadı olan ABD, asla güvenilir bir kaynak olmadığı için hala tereddütle bakmakta fayda bulunuyor.

 

*

Financial Times gazetesi, "komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti" diyor. Abartı gibi görünse de, kapitalizmin bittiği tezi inandırıcı olmasa da, olayın vahametini ortaya koyma, olması gereken tartışma biçimini göstermesi açısından önemli bir tespit. Gazete, "Kapitalizmin geleceği" adlı yazı dizisine şu cümlelerle başlıyor: "Bir başka ideolojik ilah daha iflas etti. Siyaseti ve alınacak tutumları son otuz yıldan uzun bir süredir belirleyen varsayımlar, bir anda devrimci sosyalizm fikri kadar geçmişte kalmış görünüyor. Peki, dünya bu noktaya nasıl geldi? Sorunun cevabı önemli oranda liberalizm çağının, kendi çöküşünün tohumlarını barındırmış olmasında yatıyor." (Yeni Şafak, İbrahim KARAGÖL, 10.03.2009)

            Sosyalizmin çökmesinin diyalektik zinciri kırdığını ve anti-tezin tezden daha önce çökmesinin diyalektik işleyişin sonu olacağı tespitini geçen yıl yapmıştık. Diyalektik işleyişin sonunun gelmesi ise batının sonunun gelmesiydi.

Bu konudaki düşüncelerimizi; “İktisadi krizin sebepleri -1- Felsefi kriz ya da diyalektik işleyişin sonu” isimli makalemizi, 04 Ekim 2008 tarihinde yayınlamıştık. (www.idealdusunce.com, www.sivildusunce.com , www.derindusunce.com sitelerinde yayınlanmıştı, şu anda www.fikirteknesi.com sitesinde de yayınlanmaktadır) Tespitimizin bir paragrafı şöyle;

“Anti-tezin çökmesi karşısında zafer çığlıkları atan batı, matem tutmak yerine “tarihin sonu”nun geldiğine dair “son teorisini” üretmekle meşguldü. Anti-tezin çökmesi, tarihini, diyalektik işleyişe teslim eden batı için tabi olarak tarihin sonuydu. Fakat bu son “tarihin sonu” değil, “batı tarihinin sonuydu”. Batıda felsefenin tıkanmış olması, batı tarihinin sonunun geldiğini anlamasına mani oldu ve kendi tarihini dünya tarihi zanneden batı, dünya tarihinin sonunun geldiğini kabul etmekte zorlanmadı.”

 

            Batının içinde bulunduğu durumu anlamasını beklemek kabil değil. Zira çöküş, içinden anlaşılmaz. Anlaşılabilse, çöküş olmaz.

            İbrahim KARAGÖL, Financial Times gazetesinin “komünizmden sonra bir ideolojik ilah daha iflas etti” ifadesi için “abartılı gibi görünse” demek bahtsızlığında bulunuyor. Aslında İbrahim KARAGÖL’ün seviyesiyle mütenasip bir durum değil bu yaklaşım. Fakat kapitalizm de çöktü demek, çok büyük bir iddia olduğu için “köşe yazarı” olarak böyle bir ifade kullanmaktan imtina ediyor galiba. Ne var ki, kendisinin de çok defa ifade ettiği gibi “imkansızların mümkün olduğu, akıl almaz hadiselerin yaşanacağı ve bunlara hazır olunması” gerektiği bir devirde yaşıyoruz. Bu devir, büyük hadiselerin gerçekleştiği ve gerçekleşeceği, dolayısıyla büyük iddiaların ifade edileceği bir zaman dilimidir. Artık insanlar, “dünya çapında hadiselere” ve “dünya çapında fikirlere” hazır olmalılar.