İSLAM SANAT TELAKKİSİ

İSLAM SANAT TELAKKİSİ

İman tevhide, insan vahdete, hayat nizama bağlıdır. Muhtemel ki meseleler nihai tecritte bu üçünden ibarettir. İmanımızla tevhide, insanımızla vahdete, hayatımızla nizama bağlıyız ama kesret aleminde yaşıyoruz. Muhtemeldir ki temel paradoks da bundan ibarettir. Muhtemeldir ki dünyadaki hilafet vazifesi; hayatın üstün nizamını, cemiyetin asli mihraka bağlı vahdetini, insanın kalbi ve ruhi evrenindeki tevhid imanını idrak ve inşa etmekten ibarettir.
İman, ruhi yönelişin aynı zamanda en güzelidir. İmanın en güzeli ise İslam’ın teklif ettiği imandır. Vahdetin en güzeli, insanın iç alemini ruhi merkezde tertip ve terkip etmektir. Nizamın en güzeli ise, Allah’ın rızasını asli mihrak kabul eden içtimai terkiptir. İslam sanat telakkisinin aranacağı havza, burası olsa gerektir.
Bu havza, “doğru”nun hukuk (fıkıh) tarafından, “iyi”nin ahlak tarafından, “güzel”in edep tarafından temsil ettiği bir çerçeveye sahiptir. İslam; doğru, iyi, güzel mikyasının, kainattaki yaratıcı mülkiyet sahibi olan Allah Azze ve Celle tarafından insanlara bildirilmiş külli manzumesidir. İslam’ın tevhid ve vahdet esasları, doğru, iyi, güzel ölçülerinin birbirinden tefrik edilmesine müsaade etmez, tefrik teşebbüsü ancak idrak ve izah meselesine (yani tedrisata) mebnidir ve bu cihetle zaruret ifade eder. Ne var ki hikmet, üçünü muhtevidir ve üçünün terkibi bünyesini idrak etmeyi gerektirir. Okumaya devam et

Share Button

Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür

Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür

Milliyetçi fikirlerde İslâm’ın esas alınıp alınmadığına bakmak lâzım. Milliyetçi olduğunu söyleyenler, milliyetçiliğin İslâm’la meczolan Türk milletini sevmek ve ihya etmek mânasına geldiğini bilmekle sorumludurlar.

Türkiye’nin “din ü devlet mülk ü millet” olarak payidar olmasının “Milliyetçilikle” mümkün olduğunu söyleyenlere, milliyetçiliği İslâm zemininde anlayıp anlamadığını sormalı. İslâmî mânada “milliyetçiyim” diyenlere “şeriat yolunda olduğunu” söylemeli.

Bu istikâmeti reddedip, Cumhuriyetin modern seküler anlayışıyla “milliyetçiyim” diyenlere de “siz milliyetçi değil, ulusçusunuz” demek gerek.
Okumaya devam et

Share Button

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-İNGİLİZCE-

DECLARATION OF INDEPENDENCE & MORALITY

1. The world has been captivated by a “Dark Mind” that betrays the human race.
2. The Dark Mind takes decisions in the hazy climate of circles that has no divine light, and injects the people in the dark laboratories of parapsychology and rules the world from dark tunnels.
3. The Dark Mind has invaded and destroyed people’s souls, minds, intellects, morals and eventually lives, and then placed the animal instincts of its satanic nature in their stead.
4. The mind of every person infiltrated by the Dark Mind is rapidly demonised and becomes the adversary of the “human”. People who have the dark mind are fooled by the disillusion that they have freedom and independence and they do not realise that they are in fact submitting to the owners of the Dark Mind.
5. The Dark Mind presents itself as doing what is required by animal instincts as freedom and independence. The animal instincts that have been injected by the Dark Mind into the concepts of rights, freedom and independence cause continuous conflicts and war among people.
6. The Dark Mind gains strength and power from the inevitable war of animal instincts and enslaves humanity through those who have been turned by the Dark Mind into violent gunmen that can kill people for a hundred dollars.
7. The Dark Mind has entered all secluded parts of humanity, infiltrated into all the important institutions of states, and invaded countries by military or cultural means.
8. By encouraging same-sex relations, the Dark Mind wants to cause humanity’s extinction; by ensuring that wars occur outside the regions it rules continue uninterruptedly, it wants to make an attempt against humanity, and; by exploiting all values and resources of humanity, it wants to sentence them to poverty and eventually make its own sovereignty permanent.
9. The Dark Mind has separated men and women, individual and society, people and the state and injected all of them with the idea of being an entity on its own. Through these, it has planted the seeds of continuous conflict. By turning each of these notions/concepts into individual ideologies, it has flooded the world with blood.
10. Humanity is facing the deepest invasion and threat in history.
11. Humanity is dying.
12. “The Dark Mind” is deepening its satanic rule.
13. You cannot fight the Dark Mind by weapons, because bullets cannot harm the mind. The only way one can fight the Dark Mind is by forming a new mind, that is to say forming the “Moral Mind”.

So then listen O Mankind…
Okumaya devam et

Share Button

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ARAPÇA-

إعْلَاَنُ الْأخْلَاقِ وَالْاِسْتِقْلَالِ
١- الدُّنْيَا: تَمَّ أَسْرُهَا مِنْ قِبَلِ ” عَقْلٍ مُظْلِمٍ ” يُهِينُ الْجِنْسَ الْبَشَرِيِّ.
٢- عَقْلٌ مُظْلِمٌ: يَأْخُذُ قَرَارَتِهِ فِي الْمَحَافِلِ الضَّبَابِيَّةِ الْمُظْلِمَةِ، وَيَحْقِنُ أَفْكَارَهُ مِنَ الْمُخَتَبِرَاتِ التَّخاطَرِيَّةِ السَّوْدَاءِ لِلْبَشَرِيَّةِ، وَيُدِيرُ الْعَالَمَ مِنَ الْمَمَرَّاتِ الْمِطْلِمَةِ.
٣- عَقْلٌ مُظْلِمٌ: اِحْتَلَّ روحَ وَعَقْلَ وَأخْلَاقَ الْبَشَرِ وَدَمَّرَ حَيَاتَهُمْ، وَاِسْتَبْدَلَهَا بِطَبِيعَتِهِ الشَّيْطانِيَّةِ وَغَرَائِزِهِ الْحَيَوَانِيَّةِ.
٤- سُرْعَانَ مَا تَتَشَيْطَنَ الْعُقُولُ الْمُخْتَرِقَةُ مِنْ ” الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ ” وَتَتَحَوَّلُ إِلَى عَدُوٍّ ” الْإِنْسَانِ”. إِنَّ الْأَشْخَاصَ ذَوِي الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ مَوْهُومُونَ بِأَنّهُمْ أَصحَابُ حَرِيَّةٍ وَاِسْتِقْلَالٍ، وَلَا يُدْرِكُونَ أَنّهُمْ يُطِيعُونَ مَالِكِي ” الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ ”
٥- وَإِطَاعَةِ الْغَرَائِزِ الْحَيَوَانِيَّةِ، تُقَدَّمُ عَلَى أَنّهَا حَرِيَّةَ وَاِسْتِقْلَالٌ. وَتَتَسَبَّبُ الْغَرِيزَةُ الْحَيَوَانِيَّةُ الَّتِي حَقَنُوهَا فِي مَفَاهِيمِ الْحَقِّ وَالْحُرِّيَّةِ وَالْاِسْتِقْلَالِ فِي حُروبٍ وَصِراعَاتٍ دَامِيَةٍ بَيْنَ الْبَشَرِ.
٦- الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ: يَكْتَسِبُ الْقُوَّةَ وَالسُّلْطَةَ مِنَ الْحُروبِ النَّاتِجَةِ عَنِ الْغَرِيزَةِ الْحَيَوَانِيَّةِ، مُسْتَغِلًّا المُحَفِزَات ِ الْوَحْشِيَّةِ الَّتِي أَوْصَلَتْ الْبَعْضُ لِقَتْلِ إِنْسَانٍ مِنْ أَجْلِ مِائَة دُولَارٍ فِي اِسْتِعْبَادِ الْإِنْسَانِيَّةِ.
٧- العقل المظلم : دخل إلى جميع النقاط الحساسة للإنسانية، تسلل إلى المؤسسات الهامة للأمم، واحتل الدول بالوسائل العسكرية والثقافية.
٨-الْعُقُلُ الْمُظْلِمُ: يُشَجِّعُ عَلَى الشَّذُوذِ الْجِنْسِيِّ لِتَجْفِيفِ الْعِرْقِ الْبَشَرِيِّ، يُحَافِظُ عَلَى نِيرَانِ الْحَرْبِ فِي الْمَنَاطِقِ الَّتِي لَا يَحْكُمُهَا مُشْتَعِلَةً مُسْتَهْدِفًا بِذَلِكَ الْجِنْسَ الْبَشَرِيِّ وَالْإِنْسَانِيَّةِ، يَسْتَعْمِرُ قِيَمَ الْبَشَرِ وَيَحْتَلُّ مُصَادِرُهُمْ لِيُقَوِّدَهُمْ إِلَى الْعَدَمِ الْمُحَتَّمِ، سَاعِيَا بِكُلِّ ذَلِكَ لإدَامَةِ هَيْمَنَتِهِ.
٩-الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ: فَرَّقَ بَيْنَ الرَّجُلِ وَالْمَرْأَةِ وَبَيْنَ الْفَرَدِ وَالْمُجْتَمَعِ وَبَيْنَ الشَّعْبِ وَالدَّوْلَةِ وَفَصْلِهِمْ عَنْ بَعْضِهِمْ الْبَعْضَ لِيَحْقِنَ بَيْنهُمْ فِكْرَةَ الْوُجُودِ الْفَرَدِيِّ، وَيَزْرَعُ بِذَلِكَ نُوَاةَ الصِّراعَاتِ طَوِيلَةَ الْأَمَدِ، وَحَوَّلَ الْعَالَمَ إِلَى مَجْرَى دَمٍ بِنَشْرِهِ لِلْإيدُيُولُوجِيَّاتِ الْفَرْدِيَّةِ.
١٠- الْإِنْسَانِيَّةُ: تَحْتَ أَعْمِقِ اِسْتِعْمَارٍ وَأُخْطِرِ تَهْدِيدٍ فِي التَّارِيخِ.
١١- الْإِنْسَانِيَّةُ تَمُوتُ.
١٢-” الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ ” يُرَسِّخُ الْحُكْمَ الشَّيْطَانِيَّ.
١٣- ” الْعَقْلُ الْمُظْلِمُ ” لَا يُحَارِبُ بِالسِّلَاحِ، لِأُنَّ الْعَقْلَ لَا يَتَعَامَلُ مَعَ الرَّصَاصِ، إِنَّ النِّضَالَ مَعَ الْعَقْلِ الْمُظْلِمِ مُمْكِنٌ بِإِنْشَاءِ عَقْلٍ جَديدٍ، عَقْلٍ ذُو أَخلَاقِ.

لِذَا اِسْمَعْ يا بَنِي الْإِنْسَانِ…

Okumaya devam et

Share Button

15 TEMMUZ PROGRAMININ TAKDİMİ

15 TEMMUZ PROGRAMININ TAKDİMİ

15 Temmuz destanının fikriyatını konuşmak, insanlığın istiklali için bir beyanname yayınlamak, milletlerarası bir ŞURA oluşturmak için çağrı…

A-İnsanlığın istiklali için batının karanlık işgal ordularını deşifre etmeliyiz
1-Milletimizin, 15 Temmuz tarihindeki mukavemeti, istiklal mücadelesidir fakat bu mücadele, milletimizle sınırlı değildir, insanlığın istiklalinin bidayetidir
2-Bu çerçevede, batının karanlık işgal ordularının Türkiye şubesi olan FETÖ’ye karşı mücadele, insanlığın istiklal mücadelesinin bir şubesidir
3-Her ülkede, batının karanlık işgal ordularının farklı kisvelerle örgütlenmiş şubeleri vardır
4-Türkiye’de FETÖ ile diğer ülkelerde karanlık işgal ordularının tamamını konuşmak üzere bir sempozyum tertip edilmektedir

B-İnsanlığın istiklali için bir beyanname yayınlanmalıdır
1-Müzakere başlangıcı olmak üzere bir “Ahlak ve İstiklal Beyannamesi” hazırlandı
2-Bu metin üzerinden, 01.07.2018 tarihine kadar müzakere süreci devam edecek ve nihai metin hazırlanacak
3-Nihai metin, imza sahipleriyle birlikte basın toplantısıyla dünyaya duyurulacak
Okumaya devam et

Share Button

15 TEMMUZ PROGRAMI MEVZU HARİTASI

15 TEMMUZ PROGRAMI MEVZU HARİTASI

A-“Karanlık Akıl” çeşidi olarak Fetö
*Fetö’nün karanlık itikadi altyapısı
*Fetö’nün karanlık zihni altyapısı
*Fetö’nün karanlık örgüt yapısı
*Fetö’nün ihanet derecesi
*Fetö’nün “yabancılık” derecesi
*Fetö’nün ahlaksızlaştırıcı tesiri

B-15 Temmuzun Türkiye için anlamı
*Fetö’den arınma bakımından anlamı
*Darbe geleneğinden arınma bakımından anlamı
*Millet hakimiyetinin tesisi bakımından anlamı
*Yeniden kuruluş sürecini başlatması bakımından anlamı
Okumaya devam et

Share Button

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

AHLAK VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ

1-Dünya; insan cinsine ihanet eden bir “Karanlık Akıl” tarafından esaret altına alınmıştır.
2-Karanlık Akıl; nursuz mahfillerin puslu ikliminde karar almakta, parapsikolojinin karanlık laboratuvarlarında insanlara zerk edilmekte, dünyayı karanlık dehlizlerden yönetmektedir.
3-Karanlık Akıl; insanların ruhunu, zihnini, aklını, ahlakını ve nihayet hayatını işgal ve imha etmiş, yerine kendi şeytani tabiatının hayvani içgüdülerini yerleştirmiştir.
4-Karanlık Aklın nüfuz ettiği her insan zihni, hızlı şekilde şeytanlaşmakta ve “insan” düşmanı haline gelmektedir. Karanlık akla sahip olan insanlar, hürriyet ve istiklal sahibi oldukları vehmine kapılmakta, karanlık aklın sahiplerine itaat ettiklerinin farkına varmamaktadır.
5-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin gereğini yapmayı, hürriyet ve istiklal olarak sunmaktadır. Hak, hürriyet ve istiklal mefhumunun muhtevasına zerk ettiği hayvani içgüdüler, insanlar arasında mütemadi çatışma ve savaşın sebebi olmaktadır.
6-Karanlık Akıl; hayvani içgüdülerin kaçınılmaz savaşından kuvvet ve iktidar devşirmekte, yüz dolar için insan öldürecek hale getirdikleri vahşi tetikçilerle insanlığı köleleştirmektedir.
7-Karanlık Akıl; insanlığın tüm mahrem noktalarına girmiş, milletlerin mühim müesseselerine sızmış, ülkeleri askeri veya kültürel yolla işgal etmiştir.
8-Karanlık Akıl; hemcinsler arası beraberliği teşvik ederek insan neslini kurutmak, hakim olduğu coğrafyanın dışında savaşların kesintisiz devamını sağlayarak insanlığa kastetmek, insanlığın tüm kıymetlerini ve kaynaklarını sömürerek onları yokluğa mahkum etmek ve nihayetinde kendi hükümranlığını daim kılmak arzusundadır.
9-Karanlık Akıl; erkek ile kadını, ferd ile cemiyeti, halk ile devleti birbirinden ayırmış, her birine yalnız başına varlık iddiası zerk etmiş, böylece mütemadi çatışmanın tohumunu atmıştır. Bunları tek tek ideoloji haline getirerek dünyayı kan deryasına çevirmiştir.
10-İnsanlık; tarihin en derin işgal ve tehdidi altındadır.
11-İnsanlık ölüyor.
12-“Karanlık akıl”, şeytani hakimiyetini derinleştiriyor.
13-Karanlık Akla karşı silahla mücadele edilmez, zira akla mermi işlemez. Karanlık Akla karşı mücadele, yeni bir akılla, “Ahlaklı Akıl” ile mümkündür.

Öyleyse dinle, ey insanoğlu…
Okumaya devam et

Share Button

Ali Hocam yazısı

Ali Hocam yazısı

Ali isminin çağrışımı her insan ve cemiyette farklı olabilir. Kimine göre bir mübarek zâtın, bâzısına göre bir gönül dostunun ismidir. Bazen de gönülden bağlanılan sâhil-i selâmet âlim ve fâzıl bir kişidir. Hz. Peygambere ümmet olmuş, İslâm medeniyetinin içinde erimiş Türk, Kürt, Arap, Acem, Pakistanlı, Afganlı, Mağribli ve Habeşli olarak Ali isminde insanlar vardır. Herkes bir cihetten Ali ismindeki kişilere bir ünsiyet ve bir kurbiyetle bağlıdır.

Malûmdur ki, Ali isminin necip milletimizde ilim, irfan ve fazilet sahipliği bakımından isim ve sıfat olarak nice değeri vardır. İlk dönem Müslüman ceddimizden neşet eden Ali isminin hususiyetlerine gönül bağı vardır milletimizin. Bu millet Ali ismine meftundur. Sâlih ameliyle temayüz etmiş Ali ismindeki her kişiye meftun olunabilir, yakınlık duyulabilir.

Hz. Ali Efendimiz’den başlar bu sevgi ve ta’zim. Mescid-i Haram’ın kırk yedi giriş kapısından biri de “Ali Kapısı”dır. Ali ismi, ilmin ve sadâkatin kapısı olarak O’nun yüce şahsiyetinde sembolleşmesiyle ümmet mensupları, mürüvvet sahibi olsun, Ali gibi cömert ve murtaza olsun, âliabâ’nın ve ehlibeyt’in mânevî sulbünü taşısın, faziletli, haysiyetli ve ilim sahibi olsun diye çocuklarına Ali ismini koymuşlardır. O’nun mübarek vasıflarından dolayı “cömertlikte Ali’sin sen” mânasında sayısız mısralar yazılmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Sene iki bin dokuz, soğuk mart ayının yirmi beşiydi. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuştu karlı dağların yamaçlarına. Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde:

Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Yüreğimiz kaldı / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Alperenler gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar ürktü. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar eridi. Yüreklerinden sayha kopuyor, dillerinden dua:

Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin Muhsin Beğ’imizi!

Geceler gündüzlere, gündüzler gecelere hüzünle bağlandı. Alperenlerin feryadı göklere erişti. Dağlarda her yer hüzün, her yer Muhsin Beğ’imizdi. Dağlar ses vermeyince yüreklerinde figan koptu:
Okumaya devam et

Share Button

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

Kur’ân, Hz. Peygamber ve Osmanlı’sız Türklük olmaz

“Türk milleti” derken üç şeyi dimağ ve kalbinizde tutmalısınız: Kur’ân, Hz. Peygamber ve Âl-i Osman. Bu üç unsur olmadan Türk milleti olmaz.

Kavimler üstü kültürel, medenî ve siyasî bir hüviyet olan Türklüğün fikir ve inşa merkezi, bizi dört başı mamur ölçülerimizle temsil etme kabiliyet ve idrakini haiz olmayan Asya Türklüğü değil, Anadolu’dur.

Türk milleti lafzını, amigo ve futbol seyircisi seviyesinde ağzında sakız gibi çiğnemekten başka mârifeti olmayan ulusalcı bâtıl Türkçülere deriz ki:

Alparslan Gâzi Hazretleriyle bütünüyle islâmlaşan, Osman Beyle irfan ve fütüvvet ehli olan, Yavuz Sultan Selim’le Mekke ve Medine’nin hâdimi olan şanlı asırların mayaladığı Türk milletinden olduğumuzu gökle yer arasında her varlık “bildim ve kalbimle kabul ettim” diyecek ve dahi her amel ve fikrimizin yüreğimizden fışkıran İ’lâ-yi Kelimetullah üzere olduğunu gür nâramızdan işitip duyacak.
Okumaya devam et

Share Button

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

İstiklâl Marşı’nın başına gelenler

Ezanı Türkçe okutan, Kur’an-ı Kerîm’den laikliğe aykırı sûreler çıkarılıp, yerine uydurma sûreler ilâve edilmesini Millet Meclisi’ne sunan, Türkçe ibadet için “dinde reform” hazırlayan Atatürkçü Cumhuriyet’in, “laikliğe aykırı olduğu” gerekçesiyle yeni bir İstiklâl Marşı yazılması için tâlimat verdiği resmî tarih kitaplarında anlatılmaz.

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphânesi Müdürü Bekir Şahin’in “Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi” sitesindeki “İstiklâl Marşı’nı Değiştirme Girişimleri ve Belgeleri (1925)” adlı yazısına göre, Cumhuriyet oligarşisi Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı’ndan pişmanlık duyar. Cumhurbaşkanı M. Kemal, Başbakan İnönü ve Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’in imzalarını taşıyan tâlimatın ardından, Maarif Vekâleti Hars Müdürü Dr. Hamit Zübeyir Koşay tarafından “Yeni İstiklâl Marşı için Yarışma Şartnâmesi” hazırlanır.

M. KEMAL’İN ADININ GEÇMEMESİ KUSUR SAYILIYOR
Okumaya devam et

Share Button

“Bitmeyen millî mücadele”

“Bitmeyen millî mücadele”

Ali Yurtgezen hocanın, Semerkand Dergisi Mart 2018 sayısındaki “Bitmeyen Millî Mücadele” adlı yazısı, millet vasfımızı ve tarihî millî mücadele şiarımızı azimle korumamızı hatırlatan ve mutlaka okunması gereken muhteşem bir yazı… Kitap çapındaki mevzuu altı sayfalık bir makâlede heyecanla okumamızı ve anlamamızı sağlıyor.

Aşağıda takdim ettiğimiz yazının ara başlıklarının, millî mücadele tarihini az-çok bilen okuyucuları cezbedeceğini ve alâkalarını çekeceğini düşünüyorum:

“Millî mücadele mi, kurtuluş savaşı mı?”, “Millî mücadelenin ‘millet’i”, “Ümmet-i Muhammed Milet-i İbrahim’dir”, “Millet meclisi”, “Kur’anî kavramları yerinden etmek”, “İmametle yükümlü ümmet”, “Anadolu’nun liderlik ehliyet ve liyakati”, “Ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler”, “Uzun süren kara kış”, “İstiklâl için bir kere daha milletin azmi ve kararı”, “Tek başına millet olan yiğitler”, “Seyyid Ahmed Şerif Es-Senûsî k.s.”, “Millet ehli Müslümandan beklenen”
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3

Asya’daki Türkî soydaşlar Göktanrı ifadesiyle tek Allah’ı kastediyor ve inanıyor olabilirler. Âmenna!

Fakat Türkiye’deki bâtıl Türkçüler, kendi iddiaları olan “Arap İslâmlığına bulaşmış Türkleri” güya aydınlığa kavuşturmak için İslâm’ın tevhid ve akaid anlayışının hilafına, Göktanrı inancı ile Kur’an ve Sünnet gibi iki temel kaynaktan koparılmış İslâm’ı “Türk’ün inancı” olarak yayıyorlar. Meselenin tehlikeli olan tarafı budur.

Bâtıl Türkçü şöyle düşünüyor:

Türklerin dini en eski dönemlerden beri “Gök Tanrı” dinidir. Orkun Yazıtlarında açıkça bellidir: “Gökleri, yeri, kişioğlunu Tanrı yaratmıştır”… Tanrı Tek’tir, Tanrı Bir’dir, Tanrı Mengü’dür (Ebedi)… Gök Tanrıya yakın olan ve iyi eylemlerde bulunan kurtulmuştur. Tanrı Sonsuz Gök’tür. Yani varlığın tamamı… Görünen ve görünmeyen; bilinen ve bilinmeyen…

“BÜTÜN DİNLER TÜRK İNANCINDAN DOĞMUŞTUR”
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-2

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermektir. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden korunması çabası taşımaktadır)

Türkiye’nin geleceğindeki ideolojik tehlikelerden biri de bâtıl Türkçülüğün zararlı fikirleridir. Bâtıl Türkçünün hülâsa ettiğimiz aşağıdaki düşünceleri, İslâmlaşınca millet hüviyetine sahip olan Hakk’a tapan Türklere zararlı olmadığını kim söyleyebilir? Aşağıdaki satırlar ara başlıklar da dâhil Türklüğü yozlaştırmaya çalışan bu gürûhun düşünceleridir:
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-1

(Evvel emirde belirteyim ki gayem, Hadiümü’l Harameyn olan ve İslâmlaşınca millet olmak vasfını kazanan Türklerin idrakini bir asırdır ve hâlen karıştıran bâtıl ve seküler Türkçülüğün ârızalarını göstermek. Bu mevzuda yazdıklarımızda Türklük hüviyetine asla karşı bir anlayışımız söz konusu olamaz. Aksine, mensubu olmaktan şeref duyduğumuz hilafet sahipliği yapan Hakk’a tapan Türklerin bâtıl, yâni İslâm dışı tesbit ve târiflerden, ideoloji ve fikirlerden arındırılması çabası taşımaktadır.)

Hakk’a tapan Türk gençlerinin Batıl Türkçülerin ifsad edici ve zehirleyici düşüncelerine kapılmaması için bu gürûhun dediklerinin arka plânını anlamak gerek. Birikimi olmayan gençler Türk kelimesinin cazibesi altında dehşet verici şu düşüncelerle kandırılıyor. Yorum yapmadan son paragrafa kadar hülâsa ettiğimiz ifadeler bu gürûha aittir:

BÂTIL TÜRKÇÜYE GÖRE DİN YOK İNANÇ VARDIR
Okumaya devam et

Share Button

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!

Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Müslüman Türklüğü ifsad eden Bâtıl Türkçü’ye göre millet târifinde İslâm’ı esas aldığımızda Şaman, putperest, Budist, Musevî, Hıristiyan ve hattâ dinsiz olan Türkleri bu dairenin dışında tutmak gerekecektir.

Diyor ki bâtıl Türkçü: Orta Asya veya Asya’nın kuzey bölgelerinde Şaman ve putperest denilebilecek Türkler olabildiği gibi, Moğolistan ve Çin gibi ülkelere yakın yerlerdeki Türkler arasında az da olsa Budizm’e veya bu ülkelerdeki diğer dini inançlara mensup Türkler vardır. Bugün Azerbaycan’da bile Musevîlik dinine mensup olup, Hazar İmparatorluğu’nun bakayası olan Karaim Türkleri yaşamaktadır. Moldova’daki Gagavuz, yâni Gökoğuz Türkleri ise Hıristiyan’dır. Şu halde, din unsuru bir milleti millet yapan asli bir unsur değildir, olsa olsa tâli bir unsurdur.
Okumaya devam et

Share Button

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milleti

Hakk’a tapan Türk milleti

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı, ümmetdaşı bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan medenî, siyasî ve kültürel bir üst kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde ırkçı ve kavmiyetçi düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek ve korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet hüviyetiyle İ’lâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button