RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

RİYASET TEŞKİLAT MENSUBİYET

*Teşkilat ve liderlik
Teşkilat ile liderlik arasındaki münasebet yanlış anlaşılır, aslında bunlar özü itibariyle çatışır, normal ve doğru olan teşkilatta liderliğin olmamasıdır, ne var ki bunun tam aksi kanaat yaygındır. Liderlik, yönetilme ihtiyacından doğar, bu cihetiyle de halk için söz konusudur. Teşkilat, yönetilme ihtiyacı içinde olan insanlardan teşekkül etmez, bilakis kendi kendini yönetebilen insanlardan teşekkül eder. Teşkilat kadrolarının hem yönetebilme hem de yönetilebilme maharetine sahip olması, yönetilme ihtiyacından kaynaklanmaz, sadece teşkilatın idare uzvunun bulunması, faaliyetinin nizami çerçevede gerçekleştirilmesi gibi şartlara tekabül eder. Okumaya devam et

Share Button

KUDÜS BİLDİRİSİ

KUDÜS BİLDİRİSİ

Medeniyet Akademisi, fikirteknesi.com sitesi, takipmaras.com sitesi, Terkip ve İnşa Dergisi, Karargah Anadolu Dergisi, Fikir Kadro Hareket Dergisi yazar kadrosu, aşağıdaki Kudüs Bildirisini müştereken hazırlamış ve imzalamıştır.

1-Kudüs’ün mana ve ehemmiyeti
1-1-Kudüs, maddi çerçevedeki bir mekanın ismi olmaktan önce manevi kıymet haritamızın ana merkezlerinden birisidir. Manevi kıymet haritamız, canımızdan üstündür ve canımız pahasına muhafaza listemizdir.
1-2-Kudüs, manevi kıymet haritamızın yeryüzündeki tecelli mekanlarından birisidir. Mekanın ve maddenin, mananın tecelligahı olmak cihetiyle kıymet kazandığı ender merkezlerimizdendir. Yeryüzündeki az sayıda mekan, mana haritamızın münhasır tecelli mahalli olmakla şereflendirilmiştir, Kudüs bunlardan birisidir. Kudüs’ün muhafazası, mekanda tecelli eden mananın müdafaasıdır, bu cihetiyle iradi değil zaruri cephelerimizdendir.
1-3-Kudüs, siyasi bir mesele değildir, Müslümanların harimine dahil bir varoluş merkezidir. Hiçbir siyasi fikir ve yaklaşım Kudüs’ün Müslümanlar için kıymet ve ehemmiyeti üzerinde operasyon yapamaz, ümmet harimine sahip çıkmalı ve siyasi operasyonlara müsaade etmemelidir.
1-4-Dünyada bir Kudüs ve Filistin sorunu yoktur, dünyada bir Yahudi ve İsrail sorunu vardır. Ve Yahudilerin, Müslümanların harimine dahil olan Kudüs’ü ve Filistin coğrafyasını işgal sorunu vardır. Temel teşhis budur ve tüm siyasi fikir imali, bu merkezde yapılmak zorundadır.

2-Bu çerçevede Türkiye Hükumetine çağrımızdır; Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT VE TEŞKİLAT

CEMAAT VE TEŞKİLAT

Türkiye’de Müslümanların içtimai bünyeleşmeleri cemaat şeklinde zuhur etti, bu sebeple cemaat bahsini ayrıca tetkik etmek ehemmiyet arzediyor. Cemaat bir tarafından bakıldığında müthiş bir teşkilat numunesidir, başka bir tarafından bakıldığında teşkilat numunesi değil, teşkilatların kuluçka makinesi gibidir. Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her fikir bünyeleşmek istediğinde önce cemaatleşiyor. Cemaat, kadimden beri kullanılan içtimai bünye numunesi olduğu için tecrübe müktesebatı da büyük, dolayısıyla içtimai oluşumlar tabii olarak bu havzaya akıyor. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE FERD

TEŞKİLAT VE FERD

*Nefs ve teşkilat
Nefs, özünde teşkilata muhaliftir. Fakat nefs bile bilir ki, menfaatin büyüğü teşkilatlılık halindedir. Ferdi hayat gerçekliğinde kaldığı müddetçe elde edeceği menfaat küçük çaplı olacaktır. Özünde ferdi menfaati esas aldığı için teşkilatlanmaya karşı olan nefs, daha büyük menfaatleri elde edebilmek için teşkilata karşı çıkmaz. Hatta teşkilatlanmayı teşvik bile eder. İşin merkezinden kaydığı nokta da tam olarak burasıdır.
Nefsin talep ettiği teşkilat, kendi merkezinde oluşmalı ve çalışmalıdır. Ferdiyetçiliğin ve ferdi menfaatin zirve noktalarından birisi budur. Kurulacak veya kurulmuş olan bir teşkilatın, tek kişinin ekseninde çalışmasını talep etmek, teşkilat değil menfaat manivelası tesis etmektir. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT VE ZEKA

TEŞKİLAT VE ZEKA

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Zekanın tabiatı bağımsızlıktır. Yüksek zekalarda bu hususiyet ifrat halinde tezahür eder. Bu hususiyet zekayı “teşkilatlılık halinden” uzak tutar. Hatta teşkilatları çözen, dağıtan ve yıkanlar yüksek zekalardır.
Zekanın emir almaktan hoşlanmayan, sıraya girmekten nefret eden, zapt altına alınmaya isyan eden tabiatı, teşkilatlandırılması en zor insan türünün yüksek zeka olduğunu gösterir. Ne var ki yüksek zekanın olmadığı teşkilatlar, küçük hacimli, dar ufuklu, basit yapılı olur ve sürekli bilinen bazı davranışları tekrarlar. Teşkilatların en ciddi paradoksları, yüksek zeka meselesinde ortaya çıkar. Okumaya devam et

Share Button

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

TABİİ TEŞKİLATLILIK HALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

*İman ve teşkilat
İman, ruhi yöneliştir, ruhun istikamet kazanmış halidir. Bu sebeple iman, ruhi teşkilatlanma halidir. Ruhi teşkilatlanma, müşahhas değil, mücerrettir. Şahıslara veya müesseselere bağlılık değil, manaya bağlılıktır. İnsanların aynı istikamete yönelmesidir, bu sebeple kendiliğinden bir teşkilatlılık haline işaret eder. Muhataplarına iman teklifinde bulunmalarından dolayı dünyadaki en büyük teşkilatlar, dinlerin ta kendisidir.
İman, derin ve muhkem bir teşkilatlılık halidir. Dış etkiyle mümkün olmayan, kendi kendine zuhur eden, insanı ruhundan kavrayan, kalbini ve zihnini teşkilatlandıran ve idare eden bir kıymettir. İnsanı büyük hadiseler karşısında ayakta tutan, ağır yükleri taşımasını mümkün kılan, şiddetli saldırılar karşısında mukavemet ettiren bir ruhi kıymettir. İdeolojilerin arayıp da bulamadığı, teşkilatların elde etmek isteyip de üretemedikleri bir kıymet…
* Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLAT NEDİR?

TEŞKİLAT NEDİR?

(Terkip ve İnşa dergisi 10. sayı)

Hayat ferdi gerçeklikten ibaret olsaydı ve içtimai gerçeklik olmasaydı teşkilat denilen yapıya ihtiyacımız olmazdı. Ferdi hayat, teşkilata ihtiyaç duymaz, içtimai havzadaki gerçekliklerden biri değilse. Ferdi hayat, içtimai gerçekliklerden biri olduğu için onun bile teşkilata ihtiyacı var.
Hayat ferdi gerçeklik ile içtimai gerçekliğin toplamından meydana geliyor, çünkü insan mutlak ferdi hayat yaşayamıyor. Özet olarak “insan sosyal varlıktır” şeklinde ifade edilen bu hususiyet, birçok şekilde izah edilebilirse de Müslümanların bilmesi gereken en önemli boyutu, “mutlak ferdiyetin” tevhid mevzuu olduğudur. Sadece insan değil hiçbir varlık, yalnız başına var olabilme ve varlığını devam ettirebilme kudretinde değildir. “Mutlak ferdiyet” iddiası, uluhiyet iddiasıdır. Okumaya devam et

Share Button

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

REKABETTEN UHUVVETE DÖNMEK İÇİN

Meşhur hikâyedir; Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethine hazırlandığı günlerde bir sabah erkenden tebdil-i kıyafetle Edirne çarşısında alışverişe çıkar. Girdiği ilk dükkândan bir şey satın alır. İkinci bir şey daha satın almak istediğini söyleyince, dükkân sahibi, “Ben siftahımı yaptım; onu da yandaki dükkândan alınız.” diyerek komşusu esnafa yönlendirir Fatih’i. Genç padişah yandaki dükkânda da diğer dükkânlarda da aynı tavırla karşılaşır. Esnafın böylesine bir tok gözlülükle birbirini kollamasından pek memnun olmuştur. “Ben bu milletle değil İstanbul’u, dünyayı fethederim!” diyerek Allah’a hamd ü senada bulunur. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ VE MEDRESE

MEDENİYET AKADEMİSİ VE MEDRESE

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

Niçin doğrudan medreseden bahsetmiyoruz da, medeniyet akademisinden bahsediyoruz. Medrese kurulsa medeniyet akademisine ihtiyaç kalır mı? Medeniyet akademisi, medreseye giden güzergahın ara menzili mi yoksa medreseden daha ilerideki bir menzil mi? Medreseyle birlikte medeniyet akademisinden bahsediyorsak aralarındaki fark nedir, medresenin olduğu yerde medeniyet akademisine niçin ihtiyaç hissedilir?
Medeniyet akademisi ile medrese arasındaki farklılıkların birkaçını misal cinsinden açıklayalım.
*Medeniyet akademisi medrese değil, fikir teknesidir
Öncelikle medeniyet akademisi medrese değildir, medresenin üstünde bir müessesedir. Medeniyet akademisi; bilgiyi, ilmi, fikri, irfanı yoğuracak bir teknedir. Medeniyet akademisi, özellikle tefekkürün yoğrulduğu, harmanlandığı, terkip edildiği, tahrik ve teşvik ile iltifat ve mükafata tabi tutulduğu bir karargahtır. Okumaya devam et

Share Button

SADIRLARDAKİ İLİM – I

SADIRLARDAKİ İLİM – I

(Terkip ve İnşa dergisi 9. sayı)

İnsan, yeryüzü hilafetinin mütemmim cüzü olarak kendisine sunulan “ilm”i ancak usûlü dairesinde talim ve tatbik eylerse Cenab-ı Mevlâ’nın muradı istikametinde bir imar ve inşa mesuliyetini hakkıyla yerine getirebilecek, yeniden bir medeniyetin bânisi olabilecektir. Bizim irfanımızdaki “el-ilmü fi’s-sudûr lâ fi’s-sutûr” yani “ilim satırlarda değil sadırlardadır” mütearifesi umumi olarak ilmin usulünü hulasa eder. Bu kelam-ı kibar, ilmin mahiyetinden talim metoduna, tasnifinden tatbikine kadar pek çok manayı muhtevi olmakla şerhe muhtaçtır. Kısmetse bu sayıdan itibaren zahirinden başlayarak batınına doğru, birbirine bağlı mana mertebelerini izaha çalışmak niyetindeyiz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.
*Hıfz
Okumaya devam et

Share Button

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

*Bu sitede; medeniyet, devlet, millet, şahsiyet gibi temel meselelere dair telif çalışmalarını tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; medeniyet devleti, medeniyet şehri, yeniden şehremini gibi nazariyat-tatbikat meselelerinin harmanlandığı telif çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; lider, kadro, teşkilat, hareket gibi, Karargah Anadolu, ümmetin karargahının inşası gibi tatbikata dair çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*TÜRKİYE’DE BU TÜR ÇALIŞMALARIN OLMADIĞINDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ, SADECE MEDENİYET AKADEMİSİ KADROLARININ YILLARCA HAZIRLADIĞI TEKLİFLERİ BURADA GÖREBİLİRSİNİZ. Takip edin, faydalanırsınız.
VE… Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin reşit olmayan çocuğudur. Tetkik ve terkip ilimleri tarafından kesintisiz şekilde vesayet altında tutulmalı, bağımsızlaşmasına müsaade edilmemelidir.
Tatbik ilimleri, “ilim” mefhumunun tüm unsurlarını bünyesinde taşımadığı için, reşit olma, yani kendini ikmal etme imkanı yoktur. Bu sebeple sürekli tetkik ilimlerinden süt emmek zorundadır, bunun için tetkik ilimlerinin de mütemadiyen bilgi üretmesi gerekir. Tetkik ilimlerindeki inkişaf durduğu (süt üretemez olduğu) zaman tatbik ilimleri aç kalacağı için, süt yerine rakı içmeye (batıdan veya başka bilgi evreninden bilgi transferine) başlar. Tetkik ilimleri bilgi üretmeye devam ederken de tatbik ilimleri oradan süt emmekten imtina edebilir, kendini reşit görmek, müstakil ilim olduğu vehmine yakalanmak gibi ihtimaller mevcuttur. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma ve tetkik ilimlerinin vesayeti meselesi ehemmiyet arz eder.
* Okumaya devam et

Share Button

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabında Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor.

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen sadra şifa kitapta yer alan Yunus Emre Hazretlerinden şairlerin büyük atası Fuzûlî’ye kadar onlarca şairin beyitlerinin şerhi, modern cehaletten kurtulmamıza, kalbi ve gönlü olmayan pozitivist soslu sözde İslamcılık öğretilerinden irfanla donanmış güzel bir Müslüman olmamıza vesile oluyor.

Bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz
Okumaya devam et

Share Button

“İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

Doç. Dr. HACI ALİ BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

*Mülakatın takdimi
Hacı Ali Bozkurt Beyefendi, 1943 Erzincan doğumlu, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Arapça bilen ilim adamlarımızdandır. Doçenttir, felsefe sahasında mütehassıstır.
Anadolu’nun “kıymet mahzeni” olduğu fikrimiz ve umudumuz, bizi sürekli arayışa sevk etmekte, Allah Azze ve Celle ümit ve gayretimizi boşa çıkarmamaktadır. Bu cümleden olarak bulduğumuz kıymetlerden birisi de Hacı Ali Bozkurt Beyefendidir. Hacı Ali Bozkurt Beyefendi; ilmi teçhizatı, fikri derinliği, tecrit ve terkip mahareti takdire şayan bir ilim (bilim değil) adamlarımızdandır. Hem kadim müktesebatımıza vukufiyeti hem de felsefeye nüfuzu dikkat çekici derinliktedir. Ümmetin mühim ve acil meselelerinden olan “ilimlerin tasnifi” bahsine gösterdiği hassasiyet ve atfettiği kıymet, bu mevzuun unutulmuş olmasına hayret edecek kadar derindir.
Şahsiyeti hürmete, idraki itibara layık olması cihetiyle daha uzun soluklu müşterek çalışmalar yapmak temennisindeyiz. Bu mülakat, telefonda yapıldığı için hacmi küçük lakin muhtevası büyük bir çalışma oldu. Rızaları istikametinde, bununla iktifa etmek niyetinde değiliz.
Okumaya devam et

Share Button

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm Hira mağarasında iken, Cebrail Aleyhisselâm O’na “Oku!” diyor. “Okuma bilmem” dediğinde, O’nu kollarının arasına alıp sıkıyor ve bu emri üç kez tekrar ediyor: “Yaradan Rabbi’nin adıyla oku!…” Vahyin ilk emri bu (Alak sûresi, 1.âyet ).

Resûller Resûlü Efendimiz bu âyetle emrolunduktan sonra Allah’ın bütün insanların üzerindeki rahmet ve keremini okudu. Kâbe’nin kudsîliğini, kâinatı, geceyi, gündüzü, mevsimleri, dağları, hayvanatı ve nebatâtı okudu. Kavimlerin helâk oluşlarını, zulümlerini ve nasıl ihya olacaklarını okudu.

Nebevî ve ulvî okuma emrinin mesajı ve mânası bir hayli derin. Bu ulvî emir bize şu mesajı da vermiyor mudur? Kâinattaki her varlığın mâna ve vazifesini anlamak için asıl “Kitab”a bağlı ilmî, edebî ve fikrî kitapları da tahkiki bir zan da olsa okuyun.
Okumaya devam et

Share Button

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısı elimize geç ulaştı. Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı, “Hak ile bâtıl mücadelesi devam ediyor”, “İlimsiz müçtehidler”, Akıl mı esas, nakil mi?”, “Modern akıl ve Müslüman akıl” ara başlıklarından oluşan “Akl-ı Selim mi Akılcılık mı?” başlıklı yazısı âciz kanaatime göre bir hayli önemli.

Çünkü televizyon ve gazetelerde sayısı giderek artan akılcı İslâm allamelerinin ortalığı karıştırdığı malûm. İslâm’ın akl-ı selim dediği çizgiyi şaşırıp, rasyonel bir çiğ akıl yolu tutturan bu taifenin verdiği zararlardan korunmak için adı geçen yazı kendini önemli kılıyor. Bu sebeptendir ki bazı bölümlerini paylaşmak istiyorum:

“Başlangıçta bir hakikat arayışı ve ıslah çabasıyla yola çıkıldığını kabul etsek bile, düz akılcı tavrını bugün felsefe profesöründen pop şarkıcısına kadar pek çok insanı saygısız, cüretkâr, ilimsiz, amelsiz birer ‘müçtehid’ hâline getirdiği ortada. Sadece ekranlarda ve internet ortamında değil, gündelik hayatın içinde de karşımıza çıkan bu nevzuhur müçtehidlerin yüksek perdeden ahkâm kesmeleri karşısında “Ben bunların neresini düzelteyim” çâresizliğini yaşıyorsunuz…”
Okumaya devam et

Share Button

SİYASİ TAKİP MERKEZİ NEDEN KURULDU?

“SİYASET TAKİP MERKEZİ” NEDEN KURULDU?
İlim, irfan, hikmet, sanat ve tefekkür adamları siyasetten çok daha mühim ve kıymetli meselelerle meşguldür. Çünkü ilim ve tefekkür, “yüksek kıymetler” listesindedir, başka bir ifadeyle kıymetler piramidinin zirvesini işgal etmektedir.
Bununla birlikte ilim ve tefekkür, her sahanın kaynağıdır, özellikle de tatbikatın kaynağıdır. Siyaset de buna dahildir. Özellikle siyaset dahildir, zira siyaset hayatın her sahasını doğrudan etkileyen hacimdedir. Kaldı ki “kuvvet” unsurunu elinde ve inhisarında tutmaktadır.
*
Fikir ve ilim adamları, keşif ve imal ettikleri kıymet ve hikmetleri, hayattan ve tatbikattan uzak tutmamalıdır. Hayata tesiri olmayan, tatbikat altyapısı hazırlanmamış, teşkilat ve müessese numuneleri teklif edilmemiş fikir ve ilim, entelektüel gevezelik haline gelir. Müslüman fikir ve ilim adamları; fikir, ilim ve sanatı, batılı entelektüeller gibi nefislerinin tatmin malzemesi haline getiremez. İslam, fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlandığı bir hayat ister.
Siyaset, hem hayatın her sahasını etkileyen genişliği hem de fikri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan “kuvvet” unsurunu kendi uhdesinde tuttuğu için; fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlanması gereken mühim sahalardan birisidir.
* Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

İSMAİL BAYRAMI

İsmail bayramı
“Kalpten itaat, teslimiyet ve tevekkül” demektir Hz. İsmail. Fıtratından ve sîretinden dolayı verilmiş bu sıfatlar ona. Boynundaki bıçağa rağmen babası Hz. İbrahim’e itaati ilahî emre sadakatin ilk numunesidir. Saffat sûresi / 37. âyetinde “İsmail, uslu çocuk, teslim olan, sözüne sâdık” olarak tavsif edilir.

Hz. Peygamberimizin “Ben iki kurbanlığın oğluyum” diyerek (ikincisi babası Abdullah’tır) onunla iftihar etmesi, Kâbe’nin inşasında babasıyla çalışması, kurban vak’asındaki teslimiyeti Müslümanlar arasında hususî bir Hz. İsmail sevgisi oluşturmuştur.

Resullar Resulü Efendimiz’in, ümmetini “Ey İsmail oğulları, ok atınız; babanız da ok atıcı idi” diyerek teşvik buyurması, Kıssa edebiyatımızda yer aldığı üzere farklı mezhep ve anlayışa sahip Müslüman toplumlarda Ali ismine olduğu gibi İsmail ismine de menkıbevi bir yakınlık duygusu hâsıl ettiğini okuyan herkes bilir.

İSMAİL TERBİYESİ
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

TATBİK VE İNŞA FİKRİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İslam’ın anlaşılmasına mani olan çok sayıda zihni bariyer var. Bunlardan birisi de terkip, tatbik, inşa gibi bahislerin idrak süreçlerine dahil olmadığı vehmidir. Aslında idrak nedir, hangi sürece tabidir, hangi safhaları bulunmaktadır türünden soruların bile gündeme gelmediği, bu sebeple anlamanın tarifinin bile yapılmadığı bir dönemde bu, beklenen bir seviyesizliktir. Zihni süreçlerin; ezberleme ve öğrenme, anlama ve keşif, tecrit ve terkip gibi yukarıya doğru irtifa kazandıran güzergahı, oradan aşağıya doğru ise inşa, tatbik, tecrübe gibi bir güzergahı olduğunu bile bilmiyoruz. Bunun aynı zamanda bilgi deveran haritası olduğunu, tecrübe ile biten deveranın tekrar başladığını, hem tatbikatla elde edilen tecrübenin doğru-yanlış cetvelinde test edilmesi hem de daha derinlere nüfuz için ihtiyaç duyduğumuzu, duymamız gerektiğini fark bile edemedik. Okumaya devam et

Share Button