Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabında Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor.

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen sadra şifa kitapta yer alan Yunus Emre Hazretlerinden şairlerin büyük atası Fuzûlî’ye kadar onlarca şairin beyitlerinin şerhi, modern cehaletten kurtulmamıza, kalbi ve gönlü olmayan pozitivist soslu sözde İslamcılık öğretilerinden irfanla donanmış güzel bir Müslüman olmamıza vesile oluyor.

Bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

TATBİK İLİMLERİNİN TASNİFİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimlerinin tasnifi, bir cihetten kolay, başka bir cihetten de zordur. Kolay tarafı, yukarıdan aşağı bakarken her tetkik ilminin tatbik ilimlerine sahip olmasıdır. Zor tarafı ise, mesele tatbikata geldiğinde müşterek tatbikat sahalarının zuhurudur. Yani bazı tatbikat sahaları için kurulan tatbik ilimleri, birden çok tetkik ilminden faydalanmak zorundadır.
İlim, tatbikat sahasına kadar indiğinde bilgi çeşitlenir ve çoğalır. İnsan ve hayatın girift yapısı, bir takım işlerin ve vakıaların birden çok bilgi alanıyla ilgili olmasını zorunlu kılar. Çeşitlenen ve çoğalan bilgi, hayatın girift yapısı için ortaya çıkan tatbikat sahalarına yönelik olarak tertip edilirken, keskin tasnif sınırlarını muhafaza etmek kabil olmaz. Bu durumu garipsemek gerekmez, zira insan ve hayatın tabiatı böyledir.
* Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

MEDRESE, VAROLUŞUN ÇEVRE EMNİYETİNİ SAĞLAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Medrese İslam’ın bilgi evrenini inşa eder, merkezini ve sınırlarını tayin eder, sınırlarına bilgi gümrükleri ve karantina merkezleri inşa kurar. Müslümanlar bu bilgi evreni (vatanı) içinde kalmalıdır, merkezini kaydırmamalı ve sınırlarını ihlal etmemelidir.
Medrese, bilgi evreninin genişlik buudunu inşa eder ve bir saha oluşturur. Tekke ise bilgi evreninin genişlik buuduyla oluşturduğu sahayı dışarıya çıkmadan, sınırları aşmadan derinleşmeye başlar. Mesele budur, yani sondajın nereden vurulacağını gösteren medrese, sondajı vuran ise tekkedir.
Şeriat, bilgi evrenimizi inşa eder, bu sebeple Şeriat’ı temsil eden medresedir. Fakat bilgi evrenimizin bir de derinlik buudu vardır ki onu medrese taşıyamaz. Bilgi evrenini iki buudlu (sadece genişliğine) kabul etmek, sığ bir bakış ve anlayıştır. Bilgi evreninin derinlik buudu olmadığında, idrak faaliyeti imkansızlaşmakta ve ezberlerin tatbikatından ibaret kalmaktadır. Bu durum ise orta zekaların işidir.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

“Nasıl” sorusuna cevabı medrese verir. Hayatın “nasıl” buudu, “niçin” buuduna mukaddemdir, bununla beraber “niçin” buudu, “nasıl” buudundan kıymetlidir. Zaten “nasıl” buudu genişliği, “niçin” buudu ise derinliği temsil eder. Derinlik genişlikten öncedir (mukaddemdir) zira genişlik yoksa, bir zemin yoksa derinlik, derinleşme imkanı yoktur.
“Nasıl” sorusuyla “niçin” sorusunu birbirinden tefrik etmek tabii ki kabil değildir. “Nasıl” sorusu, muhtevasında “niçin” sorusunu, “niçin” sorusu da muhtevasında “nasıl” sorusunu barındırır. Bu iki soruyu birbirinden bağımsızlaştırmak mümkün olmadığı gibi, lüzumlu da değildir. Sadece nazari çerçevede ve tedrisat maksatlı olarak ayrı ayrı ele almak ve her birinin asli merkezini göstermek ihtiyacı vardır. Bu sebeple medrese “nasıl” sorusunu cevaplarken, “niçin” sorusunun cevabını da verir, keza tekke de “niçin” sorusunu cevaplarken aynı zamanda “nasıl” sorusunun cevabını verir. Öyleyse medrese ile tekke arasındaki mevzu tasnifini ve vazife taksimini niye yapıyoruz, kadimde niye yapılmış? İşte can alıcı soru budur, bunun cevaplanması gerekir.
* Okumaya devam et

Share Button

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Mevzu haritasının dışında yazmaya devam ediyoruz. Artık dergide, mevzu haritası dışında bir mecra açmak ve az sayıda da olsa yazı yayınlamak niyetindeyiz. Gerçi her ne kadar mevzu haritası dışında yazıyor olsak da, neticede aynı tefekkür havzasında bulunmaya devam ediyoruz.
*
Terkip ve İnşa dergisinin mevzu haritaları, temel meselelerle ilgilidir, tabii olarak temel telakkileri tetkik etmektedir. Bu tür mevzular, zaruri olarak mücerred tefekkür faaliyetini gerektirir. Dergimizi takip eden dostlar, mücerred tefekkür faaliyetinin ve bu yolla imal edilen fikrin tatbikatıyla ilgili tereddüt etmek, endişeye kapılmak veya soru sormak ihtiyacı duyabilir. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıyametin koptuğu bir dönemde, temel meseleler ve mücerred tefekkürün zamanı mıdır? Veya tatbikata dönük acil ihtiyaçlarımız varken bu kadar ağır meselelerle ilgilenmek doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplanması, aynı zamanda mücerred tefekkür ile tatbikat meselesini izah etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Bir sonraki yılın mevzu haritasını, üç-beş ay önceden yayınlıyoruz. Böylece yazarlarımızın ve yazmayı düşünenler için güzergah haritası hazır hale geliyor. Yazarlarımız, ayın yazısını yazmak zorunda kalmıyor, mevzu haritasına göre yılın son sayısının yazısını bile yazma imkanı elde ediyor. Bu durum ciddi bir imkan oluşturuyor, zira insan zihni farklı sahalarda farklı verimler peşine düşebiliyor. Yıllık mevzu haritasının hazır olması, zihni evreni belli bir mevzua mahkum olmaktan kurtarıyor. Hem yazı çalışmalarında böyle bir serbestlik imkanı oluşturmak hem de nizami bir çalışmanın altyapısını hazırlamak cihetiyle yıllık mevzu haritamızı yayınlıyoruz.

25.SAYI-ISLAH NEDİR?
*Islah nedir?
*Islah, eski hali ikame etmek midir?
*Islah ile inşa arasındaki girift münasebet
*Islah ihtiyacı nasıl doğar?
*Islahın usulü
*Islahın şartları
*Islahın faydası
*Islahın imkansızlaştığı şartlar
*Islahın imkansızlaştığı şartlarda ıslah çabasının neticeleri
*Çürüme ve ıslah
*Bozulma ve ıslah
*Muhtevanın ıslahı
*Suretin (şeklin) ıslahı
Okumaya devam et

Share Button

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

CAMİNİN MÜESSESELEŞTİRİLMESİ PROJESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

CAMİ-CEMİYET-HAYAT TASAVVURU
*İslam şehrinin merkezi camidir
“Şehir merkezi” tabiri, bir müddetten beri işyerlerinin yoğunlaştığı nokta olarak anlaşılmaya, şehirlerde bu anlayışa göre kurulmaya başlandı. Osmanlıdaki şehir planlaması, “cami-i kebir”i yani ulu camii merkez alırdı ki bu tatbikat Medine’deki Mescid-i Nebevi ile mutabıktı.
Şehrin merkezinde ne olduğu ile ilgili ve sınırlı bir meseleden bahsetmiyoruz, şehir anlayışının merkezinde ne olduğunu izah etmeye çalışıyoruz. İslami hayatın merkezi ubudiyettir, öyleyse İslam şehrinin merkezi camidir.
Ulu caminin şehir merkezinde olması, mekan haritasıyla sınırlı bir mesele değil, caminin hayatın merkezi olmasıyla ilgili bir bahistir. İslam cemiyeti, günde beş vakit camide cem olur ve oradan tekrar hayata döner. İslam cemiyetinde hayat, cami ekseninde deveran eder.
Cami, İslam cemiyet ve şehrinde, sadece namaz kılınacak bir mekan tertibi değil, içtimai meselelerin istişare edileceği, kararların ve tedbirlerin alınacağı, tatbikatın oradan başlayacağı içtimai karargahtır.
Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ

MÜSLÜMAN AİLE NUMUNESİ
Aile tedrisatından önce, Müslüman aile numunesi üzerinde durmamız gerekiyor. Müslüman aile nasıl bir içtimai bünyedir, nasıl kurulur, nasıl yaşar, temel özellikleri nedir? Bu ve benzeri birçok soruyu cevaplamadan Müslüman aile numunesi oluşturmamız ne mümkün… Müslüman aile numunesi oluşturmalıyız ki, onun üzerinden bir aile tedrisatı geliştirme ve teklif etme imkanına kavuşalım.
İçinde yaşadığımız çağ, şekil bilgisinin hakimiyet kurduğu bir kültür iklimi oluşturdu. İlkokuldan itibaren aile tarifi; “baba, anne ve çocuklardan meydana gelen sosyal birim” türünden bir şekil bilgisine mahkum edildi. Ne kadar muhtevasız, manasız, maksatsız bir tarif… Tarifi böyle yaptılar ki, muhtevayı televizyonla doldurabilsinler, yani televizyonlardaki ifrazatla… Aile tarifini, çekirdek aileye mahkum etmelerinin faciasından bahsetmiyoruz bile… Okumaya devam et

Share Button

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Ali Yurtgezen hoca “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “Belâmlar ibret için var” (Semerkand Dergisi Eylül 2016) yazısında, din âlimi kisvesinde din-i mübin’i kendi indî hesaplarına âlet eden, Müslümanların aleyhine olan faaliyetlere vasıta yapan, dinin ölçülerini ve cemaat anlayışını ihlal eden “Belâmlara” dikkat çekiyor.

15 Temmuz Darbesi’nin plânlayıcısı ve mücrimlerinin cemaat ve din âlimi sıfatıyla millete ve devlete “Hizmet okulları” adı altında ihanet eden, Batılı devletlere ajanlık yapan Belâmlar olması yüzyılın en ibretlik meselesidir.

Hassasiyeti olanlar bilir ki modern zamanların Belâmları televizyonlarda icra-yı faaliyet gösteriyorlar. İsrail menşeli Belâm’ın zihnî sulbü, yâni modern türevi dinî kisve altında, İslâm âlimi kıyafetinde, cemaat önderi ve hocaefendi unvanıyla siyasî, kültürel ve iktisadî emperyalizmin ajanlığını yapabiliyor.
Okumaya devam et

Share Button

Adalet Merkezi Çalışmaları: “Günümüzde Adalet”

GÜNÜMÜZDE ADALET
TAKDİM
Günümüzde ülkemizde ve dünyada “adalet fikriyatı” kalmadı. Adalet, nefsin menfaat talebinin hak kisvesi altında gizlenmiş manevrası veya vasıtası haline geldi.
Modern dünyada adalet, sadece hukuka sıkıştırılmış durumdadır. Adaletin ahlak ve edep kaynağı ve çerçeveleri unutuldu. Unutuldu zira batı bunları bilmez, onun hukuk dediği şekli kaidelerden ibarettir.
Türkiye modernleştiği nispette adaletten uzaklaşmaktadır zira hem “üstün hukuk”tan hem de ahlaktan uzaklaşmaktadır. Kaynağı siyaset olan hukuk, nefsin menfaat çatışmasından başka ne olabilir ki? Önce bir hal muhasebesi yapmak, marazları teşhis etmek ve nihayet adaleti asli mihrakına irca etmek zorundayız.
Aşağıda, “Adalet Merkezi”nin hazırladığı “mevzu haritası”nın, “günümüzde adalet” kısmının teferruatlı halini bulacaksınız. Söylemeye gerek yok ki mevzu haritası üzerindeki çalışmalarımız devam ediyor.

HAL MUHASEBESİ

*Adaletin kaynağı hukuk
-Adalet sadece hukuka teslim edildi
-Hukuk dışında mesela örf, ahlak, edep adaletin kaynağı olmaktan çıkarıldı
-Ülkedeki hukuk ise Avrupa’dan ithal edildi
-Adalet ile ilgili kadim müktesebatımızdan tek cümlelik bilgiye dayanılmadı
-Adalet, İslam dışı her yerde arandı, sadece İslam’da aranmadı
Okumaya devam et

Share Button

Adalet Merkezi çalışmaları başladı

ADALET MERKEZİ
Adalet yeryüzünden çekildiği birkaç asırdan beri en fazla istismar edilen mefhum oldu. Tarifinin bile unutulduğu adalet, önce bir fikri altyapıya kavuşturulmalıdır. Medeniyet Akademisi bünyesinde kurulan “Adalet Merkezi” çalışmalarına başlamıştır.
Remzi TEMİZKALP başkanlığında oluşturulan heyet, ilk iş olarak “mevzu haritası” hazırlamaktadır. Aşağıda mevzu haritasının özeti hazırlanmış ve yayına verilmiştir. Mevzu haritası üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.
Adalet Merkezimizde çalışmak isteyenler, Remzi TEMİZKALP (remzitemizkalp@yandex.com) ile irtibata geçebilirler.

GÜNÜMÜZDE ADALET
*Hal muhasebesi
-Adaletin kaynağı hukuk
-Hukukun kaynağı siyaset
-Siyasetin kaynağı nefsaniyet
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEZA HUKUKU VE BEŞERİ HUKUK -16-

İslam Ceza Hukukunun Tecavüze Uğrayan Hakkındaki Hükmü

İslam Ceza Hukukunda tecavüze uğrayanın canına, malına veya haklarından herhangi birisine tecavüz edilen kişidir. İslam hukukunda tecavüze uğrayan kişiye de mecniyyunaleyh adı verilir. İslâm hukuku tecavüze uğrayan kişinin idrak ve ihtiyar sahibi olmasını –suçluda aradığı gibi- şart koşmaz. Çünkü suçlu cezaî mesuliyete haizdir ve bundan dolayı muaheze olunur. Hem mesuliyet kanun koyucusunun buyruklarına isyan fiiline tereddüb etmektedir. Kanun koyucunun buyruklarına ise ancak idrak ve ihtiyar sahibi olan kimse muhattab olur. Tecavüze uğrayan kişi ise mesul değildir. O tecavüze uğramıştır ve uğradığı tecavüz dolayısıyla tecavüz edene karşı (suçlu) bir hak elde etmiştir. Hak sahibinin idrak ve ihtiyar sahibi olması şartı yoktur. Onun sadece hakkı elde etmeye ehliyetli olması şartı vardır.

Okumaya devam et

Share Button

TÜRK TABÂBET TARİHİ -1-

TÜRK TABÂBETİ’NİN BİDÂYETİ

Azgın Moğol istilalarına karşı Oğuz aşiretlerinin bir kısmı Süleyman Şah’ın önderliğinde Ahlat bölgesini terk ederek batıya doğru göç etmekteydi. Yüce Yaratıcının, nesline bereket verdiği Osman Gazi Hazretlerinin verdiği mücadeleler ve emekler ile Kayılar devlet olma yolunda hızla terakki ediyordu. Osman Gazinin ömrü, devletin tamamıyla kurulmasını görmeye kafi gelmemişti. Orhan Gazi zamanında ise ancak ilk kanunlar hazırlanıyor, evvela ülkenin genişlemesi ve savunması için gerekli olan ordunun esasları, Hacı Bektaş Veli’nin duasıyla tesbit ediliyordu. Bir yandan hızla ordunun ikmali tamamlanırken, diğer taraftan ulvi İslam Medeniyetinin tasavvuruna alt yapı teşkil edecek müessese modelleri üzerine kafa yorulmakta idi…

Okumaya devam et

Share Button

Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?

Kurban günündeyiz. İsmail’den kurbanlar geçiyor yüreğimizin üstünden. Her yer İsmail, her yer kurban! Bir yanımız İsmail, bir yanımız İbrahim.

İbrahim ve İsmail olmaya çağrılıyoruz. İsmail’in boynuna bıçağı süren kendini İbrahim gibi bilmeli, bıçağı İbrahim gibi tutmalı.

İsmail, İbrahim’in imtihanı. İbrahim ulvî ateşler içinde. Karşıdan İsmail geliyor. Allah’ın emrine uymuş, vecd ve iman içinde kurban olmaya duruyor. Kurban, Allah’a yakın olmaktır. İsmail, imtihanı geçen kurban.
Haydi inananlar! Bugün bir İsmail alın yanınıza. İbrahim gibi olup İsmaillerinizi kurban edin. İsmail gibi olup kurban olun Allah’a, ümmete ve sevdiklerinize.
Okumaya devam et

Share Button

KABİL GÖMLEĞİ ÜZERİMİZDEYKEN İSMAİL KURBAN’IN NERESİNDE

KABİL GÖMLEĞİ ÜZERİMİZDEYKEN İSMAİL KURBAN’IN NERESİNDE

Bazı kelimeler vardır tadına doyulmaz:kurban,gardaş,gönül,can,dost ve daha nicesi…Ama kurban kelimesi zihnimizde,kalbimizde hem masum Habil’i,hem teslim olmuş İsmail’i taşır ki şuurlu veya şuursuz kullanılsın kurban denildiğinde bir adanmışlık,yakınlık,sözün muhatabına candan yaklaşımı hissettirir.Dini anlamda ise kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi özel olarak da Alllah’a yakınlık sağlamak yani ibadet(kurbet) amacıyla belli vakitte belli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -14- ‘İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir’

İslam Hukuku Bölgesel Hukuk Değildir

 

Geçen yazılarımızda İslam hukukunun evrensel hukuk olduğunu belirtmiştik. İslam hukuku evrensel hukuktur. Fakat günümüzde tatbikatı sınırlı olduğu için bölgesel olması neticesini doğurduğunu, bu yüzden sadece dâr’ül-islâmda tatbik zemini bulduğunu belirtmem gerekiyor.

İslam hukukunun bölgeselliği hakkındaki sınırları tetkik etmeye çalışalım. İslâm hukukunun hükümleri islam ülkelerinde yaşayan herkese mi uygulanır, yoksa bir kısmına uygulanır bir kısmına uygulanmaz mı? İslâm hukuku dâr’ül-islamda işlenen suçlara uygulanırsa dâr’ül-islamın ahalisinin dâr’ül-harbde bulundukları sıraada bu suçları işlemeleri halinde onlara yine islam hukuku tatbik edilir mi edilmez mi?

Okumaya devam et

Share Button