“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR?

“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:
“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız.
Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi olmuş nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ
Okumaya devam et

Share Button

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

TAKİPMARAS.COM SİTESİ

*Bu sitede; medeniyet, devlet, millet, şahsiyet gibi temel meselelere dair telif çalışmalarını tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; medeniyet devleti, medeniyet şehri, yeniden şehremini gibi nazariyat-tatbikat meselelerinin harmanlandığı telif çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*Bu sitede; lider, kadro, teşkilat, hareket gibi, Karargah Anadolu, ümmetin karargahının inşası gibi tatbikata dair çalışmalarımızı tefrika ediyoruz.
*TÜRKİYE’DE BU TÜR ÇALIŞMALARIN OLMADIĞINDAN EMİN OLABİLİRSİNİZ, SADECE MEDENİYET AKADEMİSİ KADROLARININ YILLARCA HAZIRLADIĞI TEKLİFLERİ BURADA GÖREBİLİRSİNİZ. Takip edin, faydalanırsınız.
VE… Okumaya devam et

Share Button

SİYASİ TAKİP MERKEZİ NEDEN KURULDU?

“SİYASET TAKİP MERKEZİ” NEDEN KURULDU?
İlim, irfan, hikmet, sanat ve tefekkür adamları siyasetten çok daha mühim ve kıymetli meselelerle meşguldür. Çünkü ilim ve tefekkür, “yüksek kıymetler” listesindedir, başka bir ifadeyle kıymetler piramidinin zirvesini işgal etmektedir.
Bununla birlikte ilim ve tefekkür, her sahanın kaynağıdır, özellikle de tatbikatın kaynağıdır. Siyaset de buna dahildir. Özellikle siyaset dahildir, zira siyaset hayatın her sahasını doğrudan etkileyen hacimdedir. Kaldı ki “kuvvet” unsurunu elinde ve inhisarında tutmaktadır.
*
Fikir ve ilim adamları, keşif ve imal ettikleri kıymet ve hikmetleri, hayattan ve tatbikattan uzak tutmamalıdır. Hayata tesiri olmayan, tatbikat altyapısı hazırlanmamış, teşkilat ve müessese numuneleri teklif edilmemiş fikir ve ilim, entelektüel gevezelik haline gelir. Müslüman fikir ve ilim adamları; fikir, ilim ve sanatı, batılı entelektüeller gibi nefislerinin tatmin malzemesi haline getiremez. İslam, fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlandığı bir hayat ister.
Siyaset, hem hayatın her sahasını etkileyen genişliği hem de fikri gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan “kuvvet” unsurunu kendi uhdesinde tuttuğu için; fikir ile fiilin, nazariyat ile tatbikatın harmanlanması gereken mühim sahalardan birisidir.
* Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Bilginin deveranı meselesi unutuldu, oysa bilginin kendisi kadar mühimdi. Modern dünyada bilginin deveranı denilince, kitle iletişim araçlarındaki bilgi akışı anlaşılmaya başlandı. Batının bilgi işgalinin teknolojik aletleri, bilgi kirliliğini, kendi isimlendirmeleriyle dezenformasyonu, bilginin deveranı olarak piyasaya sundular, ilginçtir bu yaklaşım da genel kabul gördü. Tam da bu noktada ağır bir işgale uğradık ama bu işgalin derinliğini fark edemedik.
Bilgi deveranı meselesi vuzuha kavuşturulmalı, deveran mecraları sıhhatli şekilde tespit edilmeli, o mecralara yabancı müdahalesine asla müsaade edilmemelidir. Aksi takdirde yeni İslam çağını başlatmak, yeni tefekkür hamlesini mayalamak kabil olmayacak, batının bilgi işgali (epistemolojik işgali) altında ne yapacağımızı bilemez halde savrulup duracağız.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET BEYANNAMESİ

MEDENİYET BEYANNAMESİ

(Medeniyet Akademisinin, “Ümmete Hitabe” mahiyetinde Medeniyet Beyannamesidir, Karargah Anadolu dergisinin 2. sayısında ek olarak verilmiştir)

BİRİNCİ KISIM-HAL MUHASEBESİ

1-Kadim müktesebat ile irtibatımız koptu, külliyat çapında eser veren âlim ve mütefekkirler yetişmez oldu.
2-İslâm ile Müslüman arasındaki irtibat ve münasebet kesildi, bu münasebeti kuran tedrisat anlayışı ve müesseseleri çöktü.
3-Tedrisat müesseselerimizin yıkılması ve mevcutlarının zehirlenmesi, İslâm’a iman eden ama Müslüman şahsiyeti kuşanamayan insanlar doğurdu.
4-Önce bilgi vatanımız yok edildi, sonra insanımızın şahsiyeti, nihayet coğrafi vatanımız…
5-Bilgi vatanımız kaç parçaya bölündüyse, coğrafi vatanımız o kadar parçalandı, bilgi vatanımız parçalanmaya devam ediyor, coğrafi vatanımızın sınırları da yeniden çizilmeye çalışılıyor.
6-Tüm bunlar, batının bilgi ve zihin işgâlinin neticeleridir.
7-İlk kaybettiğimiz tefekkürdü, ilk bulmamız gereken de tefekkürdür.
8-Tefekkürü kaybettiğimiz için her şeyi kaybettik, tefekkürü bulduğumuzda her şeyi tekrar buluruz.
9-Ezbere ve tekrara mahkûm olduk, idrâk edemediğimiz için yeni bilgi üretemedik, kendimizi batının bilgi ve zihin işgâline hazırladık.
10-Tefekkürde ucuzluk, batının bilgi işgâlini kendi elimizle devam ettirdiğimiz anlamına geliyor.
11-İslâm ile insan arasındaki münasebet yolları tıkandı, batı başta olmak üzere gayrimüslimler İslâm’ın insanlara ulaşmasını mümkün kılacak yol ve müesseseleri tuzakladı ve zehirledi.
12-İslâm’ın temsilindeki çok başlılık, İslâm’ın idrâk ve izahındaki zafiyet, İslâm’ın bilgi evreninin ihyâ ve inşâsındaki kifayetsizlik, batılı gizli servislerin İslâm adına konuşan örgütler kurmasına fırsat verdi.
13-Tam bir keşmekeş içindeyiz.
14-Keşmekeş (kaos) sadece sahada değil, esasen idrâk ve tefekkürdedir.
15-Sadece sahadaki keşmekeşi görmek, idrâk ve tefekkürdeki kaosun farkına varmamaktır.
16-Keşmekeşi sahada bitirme niyeti, büyük katliamlara kadar uzanan biteviye çatışmaların kaynağıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET HAMLESİ

MEDENİYET HAMLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 1. sayı)

Medeniyet hamlesinin başlatılması için en uygun şartlar bugün için Anadolu coğrafyasında mevcut görünüyor. Daha doğru bir ifadeyle, İslam dünyası tetkik edildiğinde, mukayeseli olarak Anadolu coğrafyasının daha uygun olduğunu söylemek kabildir. Yoksa Anadolu coğrafyasının tepesinde bulunan mevcut siyasi rejim, Müslümanların iktidarına rağmen hala medeniyet hamlesini mayalayacak tüm şartları ve hususiyetleri ihtiva eden bir muhafız ve muharrik kuvvet olmaktan uzaktır. Ne var ki mukayeseli olarak en uygun yerin burası olması, karargah olarak Anadolu’nun seçilmesini, yığınağın buraya yapılmasını, hamlenin buradan başlatılmasını gerektiriyor.
Mevcut hükümetin nispeten “güvenli alan” haline getirdiği Anadolu coğrafyası, medeniyet hamlesi ve inşası için lazım olan “emniyetli saha” ihtiyacımızı karşılayacaktır. Medeniyet hamlesinin başlatılabilmesinin ilk şartı emniyetli sahadır, emniyetli saha oluşturulamadığı, sınırları muhafaza altına alınamadığı takdirde medeniyet inşasının herhangi bir safhasında meydana gelecek bir saldırı, bugünün silah sistemlerine bakıldığında ülkeyi ve inşa sürecini yerle bir eder. İslam dünyasında “emniyetli saha” ihtiyacını karşılayacak şu an itibariyle bir ülke yok, sayısız başka sebepleri de olmasına rağmen sadece bu sebeple bile medeniyet hamlesinin Anadolu coğrafyasından başlatılması, lazım olmanın çok ötesinde elzemdir.
* Okumaya devam et

Share Button

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 3. YIL MEVZU HARİTASI

(Terkip ve İnşa dergisi 20. sayı)

Bir sonraki yılın mevzu haritasını, üç-beş ay önceden yayınlıyoruz. Böylece yazarlarımızın ve yazmayı düşünenler için güzergah haritası hazır hale geliyor. Yazarlarımız, ayın yazısını yazmak zorunda kalmıyor, mevzu haritasına göre yılın son sayısının yazısını bile yazma imkanı elde ediyor. Bu durum ciddi bir imkan oluşturuyor, zira insan zihni farklı sahalarda farklı verimler peşine düşebiliyor. Yıllık mevzu haritasının hazır olması, zihni evreni belli bir mevzua mahkum olmaktan kurtarıyor. Hem yazı çalışmalarında böyle bir serbestlik imkanı oluşturmak hem de nizami bir çalışmanın altyapısını hazırlamak cihetiyle yıllık mevzu haritamızı yayınlıyoruz.

25.SAYI-ISLAH NEDİR?
*Islah nedir?
*Islah, eski hali ikame etmek midir?
*Islah ile inşa arasındaki girift münasebet
*Islah ihtiyacı nasıl doğar?
*Islahın usulü
*Islahın şartları
*Islahın faydası
*Islahın imkansızlaştığı şartlar
*Islahın imkansızlaştığı şartlarda ıslah çabasının neticeleri
*Çürüme ve ıslah
*Bozulma ve ıslah
*Muhtevanın ıslahı
*Suretin (şeklin) ıslahı
Okumaya devam et

Share Button

FİKİR KADRO HAREKET DERGİSİ 1. YIL MEVZU HARİTASI

FİKİR KADRO HAREKET DERGİSİ YILLIK MEVZU HARİTASI

1.SAYI-LİDER
*Lider nedir?
*Liderliğin vasıfları
*Liderliğin zuhur şartları
*Lider çeşitleri nedir?
*Fikri liderlik
*İçtimai liderlik
*Siyasi liderlik
*Manevi liderlik
*Lider ve mefkure
*Lider ve kuvvet
*Lider ve müeyyide
*Lider ve itaat
*Lider ve itiraz
*Lider ve istişare
*Lider şahsiyet terkibi
*Liderlik şahsiyetinin cem etme mahareti
*Liderlik ve tek adamlık
*Tek adamlığın tehlikeleri
*Liderliğin zarureti
*Tek adamlığın tedbirleri
Okumaya devam et

Share Button

MUSTAFA YILDIZ İLE “ZAMAN-MEKAN-İDRAK” KONULU MÜLAKAT

MUSTAFA YILDIZ İLE MÜLAKAT

Mülakatın takdimi

Türkiye’de efkar-ı umumiyeyi tarassut altına alıp, ilim ve tefekkür derinliği olan kıymetleri keşfedecek ve onlara itimat ve itibar nişanları verecek bir müessese yok. Herhangi bir maden (mesela petrol) araştırması için yüzlerce milyon dolarlık bütçeler ayıran devlet, insanın altın madeni olan tefekkür ehlini bulmak ve demir madenine gösterdiği kadar itibar göstermek hassasiyetine sahip değil. Böyle bir hassasiyetin müessesesi de kurulmadığı için, itimat ve itibar merci ve merkezleri, medyanın şovmenleri tarafından hoyratça işgal edildi. Bu hususta tek teklif sahibi olan Necip Fazıl’ı rahmetle yad etmek ve “Başyücelik Akademyası”nı hatırlamak manevi mesuliyetimiz gereğidir.

Terkip ve İnşa dergisi, tüm ülke sathını takip ve tetkik edecek kaynaklara ve imkanlara sahip değil, bununla birlikte manevi mesuliyetini yerine getirmek için, sadece ilim ve tefekkürdeki teçhizat ve maharetini esas alarak “altın madenlerini”, acizane tespit etmek gayretindedir. Kıymet bilmeyenin Allah Azze ve Celle nezdinde de kıymetinin olmayacağı hikmetince, tespit edebildiğince ehl-i ilim ve ehl-i tefekkürü nazara vermek gayretindedir.

Hakiki ilim ve tefekkür ehlinin, “ben varım, buradayım” diye avazı çıktığı kadar bağırmadığını, böyle bir edayı edebe mugayir bulduğunu biliriz. Ülkedeki medyanın da, kıymetli insanları keşfetmek için bir kuruşluk mali kaynak ve bir saniyelik mesai tahsis etmediği de malum. Bu hal, ülkenin fikir ve ilim hayatının neden inkişaf etmediğinin de hulasası olsa gerek.

Okumaya devam et

Share Button

NE YAPMALI-1-GİRİŞ

NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz açık. Olağan zamanlarda yaptıklarımız, olağan alışkanlıklarımız bu dönemde ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğinin emsali olmaz. Meseleyi olağanüstü şartlar çerçevesinde değerlendirmek, neler yapılması ve nelerden uzak durulması gerektiğini tespit etmek gerekiyor.
*
Önce nelerin yapılamayacağını ve yapılmaması gerektiğini doğru ve net bir şekilde tespit etmeliyiz. Nelerin yapılamayacağı meselesi, biz istesek de muhatapların düşünce kökleri bakımından yapılması mümkün olmayan işlerdir, bunları yapma çabası beyhudedir, yapılmasının mümkün olmadığını anlamamak ise ahmaklık alametidir. Neleri yapmamamız gerektiği meselesi ise muhataplarımız yalvarsa da yapmaktan uzak durmamız gereken işlerdir.
Düşünce kökleri itibariyle Batılılaşmış olan guruplar, anlaşma yapılamayacak, birlikte hareket edilemeyecek cinstendir. Milletin ve memleketin felahı ve bekası için bunlarla anlaşmak, birlikte hareket etmek mümkün değildir. Bunlar, bu milletin can düşmanıdırlar, memleketin fikir hainleridir. Bunların anlaşma masasına oturması sadece stratejik manevradan ibarettir ve asla gerçek anlamda “anlaşma” düşüncesine sahip olmazlar. Bunların taahhütlerine itimat etmek, akrebin sözüne güvenmekten daha ahmakçadır. Okumaya devam et

Share Button

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA
Tayyip Erdoğan paralel ihanet örgütüne her istediğini verdi, onlar sinsice Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Tayyip Erdoğan seksen yıllık Kemalist rejimin zulümle ürettiği ve büyüttüğü Kürt meselesini, “siyasi hayatıma mal olsa da çözeceğim” dedi, cumhuriyet tarihinde Kürtlere en fazla hakkı verdi, HDP ve PKK ihanet örgütü Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Erdoğan, tüm dünyanın İran’a karşı cephe aldığı dönemde İran’ı destekledi, İran ve Şiiler Erdoğan’ın kuyusunu kazdı.
Bu misaller, kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti, kapalı kapılar arkasında değil. Paralel ihanet örgütü, bu ülkede herkes gibi Kemalistlerden zulüm gördü, Erdoğan geldi onların zulmünden kurtardı, onlar sinsi ihanet planlarıyla darbeye kalkıştılar. Kemalistler seksen yıldır Kürtlere, çarşıda bile Kürtçe konuşturmadı, Erdoğan geldi Kürtçe televizyon bile kuruldu, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP ve PKK ihanet örgütleri, sinsi planlarla silah depoladılar. Okumaya devam et

Share Button

Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…

Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…

1920 ilk Meclis muhtevasına uygun bir üniter yapıyı sağlayamayan ulusalcı-Kemalist Cumhuriyet rejiminin ârızalarıyla yol alan Türkiye şimdi de Kürt etnikçilerin özerklik ve Kürtçe resmî dil talepleri altında eziliyor.

“HDPKK” nın özerk bir Kürdistan veya “kantonlara” ayrılmış özerk yönetimler istediğini sağır sultandan karıncalara kadar her mahlukat biliyor. Bu kanlı örgütün geri dönüşü yok. Operasyonlar devam etse de, kendiliğinden de olsa bu kanlı ve hainâne “Kürdistan dâvasından” vazgeçmeyeceği açık.
Okumaya devam et

Share Button

TRABZON ORTAHİSAR DÜŞÜNCE ARAŞTIRMA DERNEĞİ SEKRETERİ ARSLAN BALTA İLE MÜLAKAT

ARSLAN BALTA: KUR’AN İSLAMI KANAATİMCE PROJEDİR

GEÇMİŞTEKİ BİLGİLER REDDEDİLEMEZ

METİN ACIPAYAM: Hadis ve Sünnet inkarcıları yerli oryantalistler midir? Bu inkarın tabii neticesi olarak Hz. Peygambersiz bir İslam anlayışı istenildiği aşikar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

ARSLAN BALTA: Hiçbir zaman bir başkasını kendi öznel düşüncemden yola çıkarak tanımlama taraftarı değilim. Ben sadece bugün hadis ve sünnet çerçevesinde var olan düşünceye karşı kendi düşüncelerimi olabildiğince ilmi boyutta ortaya koymaya çalışıyorum. Kim kendisini nasıl tanımlamak istiyorsa öyle tanımlasın. Benim usulüm böyle. Ben var olan tüm düşüncelerin bir ön yargı olmaksızın anlaşılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Anlamaya çalıştıkça önceden önyargıyla baktığım birçok düşüncenin, hiçte düşündüğüm gibi olmadığını görmüşümdür. Eleştirilerimiz makaleler üzerinden olmalıdır. Birbirimizi inkâr ederek hiçbir yere varamayız. Tam aksine düşünce dünyamızı fakirleştiririz. Batıya eleştirel gözle bakmakla birlikte, düşünce dünyalarındaki renkliliğin, bilgiyi üretmede kendilerine ciddi katkılar sağladığını görmek gerekir. İslam düşünce tarihinde çok önemsediğimiz bazı alimlerin birbirini eleştirmek yerine, tekfir etme gibi bir yol seçmeleri bence iyi olmamıştır. Bu gelenek maalesef bugün değişik bir boyutta devam etmektedir. Birbirimiz hakkında hüküm verme yerine, düşünce planında seviyeli bir tartışma ortamı hazırlamalıyız. Genç kuşaklara bizler böyle bir zemini miras bırakmalıyız.

Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEZA HUKUKUNA GİRİŞ -12-

İslam Hukuku Evrensel Hukuktur

 Cezai Hükümlerin Mekan Bakımından Tatbiki

İslam hukukunda aslolan; getirdiği hükümlerin mekan bakımından belli bir sınıra bağlı bulunmayıp evrensel oluşudur. Zira islâm bütün kainat için gelmiştir, yoksa kainatın bir bölümü için değil. İslam bütün insanların dinidir, bir kısım insanların değil. İslam bütün insanların sistemidir, bir kavme ait bir sistem değildir.

İslam bütün kainatın nizamıdır. Hem müslümana, hem de müslüman olmayanlara seslenir. İslamın hitabına hem islam ülkelerinde yaşayanlar, hem de müslüman ülkeler dışında yaşayanlar muhataptır. Fakat bütün insanlar islama inanmayacaklarından islâmın onlar için hüküm koyması bahis konusu olmaz. Bu yüzden şartların elvermemesi hasebiyle islâm hukuku ancak müslümanların egemenlikleri altında bulunan ülkelerde tatbik imkânı bulmuş, diğer ülkelerde tatbik durumu bahis konusu olmamıştır. Böylelikle islam hukukunun tatbiki müslümanların hakimiyeti ve kuvvetleriyle alâkalı bir durum olmuştur. Müslümanların hakim oldukları bölgeler genişledikçe islam hukukunun tatbik sahasıda genişlemiştir. Bu bakımdan islam hukuku evrensel hukuktur.

Okumaya devam et

Share Button

Türkiye’nin sulh ve selâmeti nizâm-ı âlem siyasetiyle mümkün

Türkiye’nin sulh ve selâmeti nizâm-ı âlem siyasetiyle mümkün

Prof. Dr. Osman Turan “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” adlı eserinde nizâm-ı âlem kavramını asıl mânâsını iyi bildiği halde İslâm’la milliyetçiliği birleştirmek isteyen kitlenin fikir gücüne güç katmak ve gaye ufkunu genişletmek için dünyaya nizam vermek mânasında kullandığını onu tanıyan birçok yazar söylemektedir.

Bu sebeptendir ki Osmanlı Devleti’nde sıkça geçen nizâm-ı âlem kavramının sadece dünyaya nizam vermek demek olmadığını, devletin bekâsı, kamu istikrarı ve asayiş gibi mânalarda kullanıldığını çok sonra öğrendik.

1980 öncesi ve sonrası İslâmî gayeler taşıyan bir kısım milliyetçi kitle tarafından “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi…” ndeki târifiyle dünyaya nizam vermek ülküsü mânasında kullanıldığı hatırlardadır.
Okumaya devam et

Share Button

İTİKADI BOZUK ZÜMRELERİN HEZEYAN DOLU GÖRÜŞLERİNE CEVABLAR

 

Recm cezası ve recm inkarcılarına cevablar -1-

Recm cezasını Haricilerin bir kolu olan Erzakiler dışında bütün İslam hukukçuları kabul ederler. Haricilerden bir fırka olan Erzakiler tevatür derecesine varmamış olan haberi kabul etmedikleri için; evli ve bekâr zanilerin cezasının sopa olduğunu öne sürerler. Ve bu görüşlerini şu ayeti celileye dayandırırlar;

“Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun” [1]

Recm: Zina eden kimsenin taş ve benzeri şeyler atılarak öldürülmesidir. Recmin esası Hazreti Peygamberin kavli ve fiili sünnetidir. Şu halde recm hem fiili hem de kavli bir sünnettir.

 

Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN
Üstad Necip Fazıl ile ilgili söylenecek çok şey var. Burada uzun uzun onu anlatmaktan ziyade Tayyip Erdoğan ile ilgili bir özelliğini sözkonusu etmek istiyoruz. Necip Fazıl’ın Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı en temel kıymet, tabii ki Büyük Doğu ismiyle maruf dünya görüşü çerçevesidir. Bu yazının konusu ise, üstadın Müslümanlara bir ruh aşılamış olmasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

“Aksakalın Kitabı”ndan anıtmezar ziyaretine dair tekfir risâlesi

“Aksakalın Kitabı”ndan anıtmezar ziyaretine dair tekfir risâlesi

20. asrın başında yaşayan Kaşgar Türklerinden bir aksakalın vaaz ve öğütlerinden derlenip “Aksakalın Kitabı” adıyla neşredilen değerli kitaptan okuduğum bir bahsi, devlet adamlarının millî şuurunu uyanık tutacağına inandığım için sadeleştirerek hülâsa ettim ki cümle İslâm âlemi istifade eylesin…
——————
“Müslüman Türkler ve Müslüman kavimler tarihlerinin hiçbir döneminde önderleri için yapılan mezarlara mozole yahut anıtmezar dememiştir. Türbe yahut kümbet demişlerdir.
Okumaya devam et

Share Button

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

Suriyeli misafirlerin sayısı çoktan bir milyonu aştı, hem de epeyce aştı. Ülkeye ciddi bir maliyeti var, son zamanlarda görüldüğü üzere asayiş meselesi haline de geldi. Sebebi Suriyeliler veya yerliler ama neticede ciddi meseleler yaşanmaya başlandı. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, Suriyelilerle ilgili gelişen asayiş meselelerinin haklı veya haksızını aramak değil, başka bir meseleyi anlatmak niyetindeyiz.

İçeride bu tür gelişmeler yaşanırken, İran, Esed, Hizbullah şeytan üçlüsü ile Mısır’ın darbe yönetimi, İsrail, Avrupa, ABD gibi Türkiye’nin yeni halinden memnun olmayan birçok güç merkezi, Suriye iç savaşını uzatıyor, bitmesini istemiyor, özellikle de İsrail, Avrupa, ABD şeytan üçlüsü ise, iç savaşın dengede kalması ve devam etmesi için hangi taraf zayıflarsa ona yardım ediyor ve dengeyi yeniden kuruyor. Böylece Suriye’nin Türkiye’ye her alandaki maliyetini artırıyor, böylece Türkiye hükümetinin içeride zor duruma düşmesini, neticede de iktidarı kaybetmesini, bu olmazsa eğer Türkiye’nin Suriyelileri sınır dışı etmesini, böylece bölgede “hami” rolünü üstlenme imkanını kaybetmesini istiyor.
Okumaya devam et

Share Button