NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN
Üstad Necip Fazıl ile ilgili söylenecek çok şey var. Burada uzun uzun onu anlatmaktan ziyade Tayyip Erdoğan ile ilgili bir özelliğini sözkonusu etmek istiyoruz. Necip Fazıl’ın Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı en temel kıymet, tabii ki Büyük Doğu ismiyle maruf dünya görüşü çerçevesidir. Bu yazının konusu ise, üstadın Müslümanlara bir ruh aşılamış olmasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

“Aksakalın Kitabı”ndan anıtmezar ziyaretine dair tekfir risâlesi

“Aksakalın Kitabı”ndan anıtmezar ziyaretine dair tekfir risâlesi

20. asrın başında yaşayan Kaşgar Türklerinden bir aksakalın vaaz ve öğütlerinden derlenip “Aksakalın Kitabı” adıyla neşredilen değerli kitaptan okuduğum bir bahsi, devlet adamlarının millî şuurunu uyanık tutacağına inandığım için sadeleştirerek hülâsa ettim ki cümle İslâm âlemi istifade eylesin…
——————
“Müslüman Türkler ve Müslüman kavimler tarihlerinin hiçbir döneminde önderleri için yapılan mezarlara mozole yahut anıtmezar dememiştir. Türbe yahut kümbet demişlerdir.
Okumaya devam et

Share Button

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

Suriyeli misafirlerin sayısı çoktan bir milyonu aştı, hem de epeyce aştı. Ülkeye ciddi bir maliyeti var, son zamanlarda görüldüğü üzere asayiş meselesi haline de geldi. Sebebi Suriyeliler veya yerliler ama neticede ciddi meseleler yaşanmaya başlandı. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, Suriyelilerle ilgili gelişen asayiş meselelerinin haklı veya haksızını aramak değil, başka bir meseleyi anlatmak niyetindeyiz.

İçeride bu tür gelişmeler yaşanırken, İran, Esed, Hizbullah şeytan üçlüsü ile Mısır’ın darbe yönetimi, İsrail, Avrupa, ABD gibi Türkiye’nin yeni halinden memnun olmayan birçok güç merkezi, Suriye iç savaşını uzatıyor, bitmesini istemiyor, özellikle de İsrail, Avrupa, ABD şeytan üçlüsü ise, iç savaşın dengede kalması ve devam etmesi için hangi taraf zayıflarsa ona yardım ediyor ve dengeyi yeniden kuruyor. Böylece Suriye’nin Türkiye’ye her alandaki maliyetini artırıyor, böylece Türkiye hükümetinin içeride zor duruma düşmesini, neticede de iktidarı kaybetmesini, bu olmazsa eğer Türkiye’nin Suriyelileri sınır dışı etmesini, böylece bölgede “hami” rolünü üstlenme imkanını kaybetmesini istiyor.
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN SELAMI VAR

AHMET DAVUTOĞLU’NUN SELAMI VAR

Akparti genel başkanı seçilen Ahmet Davutoğlu’nun kongredeki konuşmasındaki “selamlama” kısmını yayınlıyoruz.

***

“Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgililer sevgilisine selam olsun. Onun gül kokusunu bu diyarlara getiren Ebaili Ensari’ye selam olsun. İçinde bulunduğumuz başkentimiz Ankara’nın manevi mimarı ve kadim payitahtımız İstanbul’un Fatih’inin hocası Akşemsettin’in hocası Hacı Bayram-ı Veli’ye selam olsun. Aşkımız piri Mevlana’ya, piri Ahi Evran’a, erkanımızın piri Hacı Bektaş-ı Veli’ye selam olsun. Gönül dilimizin pirleri Yunus Emre’ye, Ahmed-i Hani’ye selam olsun. Zamana selam olsun. O zaman ki bize varoluşun ve tarihin sırrını öğretir. Bundan tam 943 yıl önce, bir 26 Ağustos sabahı etrafındaki Türk, Kürt, Zaza, Arap ve diğer Anadolu kavimleriyle Anadolu’ya yürüyen Alparslan Gazi ve yiğitlerine selam olsun. Selam olsun, bundan 92 yıl önce milletin istiklali için Kocatepe’den İzmir’e yürüyen Gazi Mustafa Kemal’e ve İstiklal ordusuna selam olsun.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.08.2014-ÖRGÜT MEDYASI NETLEŞTİ

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.08.2014-ÖRGÜT MEDYASI NETLEŞTİ

Paralel medya, dershane meselesinde ağır bir muhalefet yürüttü ama o muhalefet, yalan haber ve iftiralara rağmen örgüt faaliyeti değildi. Çünkü kanuna uygun olarak kurulmuş dershanelerin kapatılıp kapatılmaması bir eğitim meselesiydi ve kapatılmamasını savunmak, kapatılmasını savunmak kadar meşru bir tavırdı.

17 ve 25 Aralık operasyonlarını haberleştirmek ise gazetecilik yapıldığı şeklinde savunulması mümkün bir yaklaşımdı. Gerçi o operasyonlardaki bilgilerin el altından paralel örgüt medyasına servis edilmesi, gizli olan soruşturmanın o medyada alenen yayınlanması suç teşkil ediyordu ama neticede bu suç örgüt medyası olduğu iddiasını ispatlamaya kafi değildi.

Ve nihayet paralel örgüte karşı hukuki soruşturmalar başladı. İşte bu operasyonlar karşısındaki tavır, paralel medyanın, örgüt bağlantılarını deşifre etti.
Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

NAKİBÜ’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

Meşayıh niyabeti, cemiyetin kalbi idare merkezidir. Hayatın kalbi-manevi hünkarları olan meşayıh, kendi alemlerindeki makam ve mertebeleri, manevi meclislerinde mahfuz ve cari olmak üzere, zahiri hayat ölçüleriyle bu niyabete bağlıdır.
Meşayıh Niyabeti, velayet iddiasındaki her şahsı hesaba çekmek, imtihan etmek, ceza veya beraat kararı vermek salahiyetine maliktir. Mezkur Niyabet, bu işleri yapmak üzere muvakkat veya daimi “meşayıh şurası” teşkil edebilir.
Meşayıh Niyabeti, cemiyetin ve hayatın merkezini, kalbi daireye ve hassasiyete taşımakla vazifelidir. İhtilafları kalbi hassasiyet ölçülerine göre halletmek işiyle meşguldür. Hayatı, feragat ve fedakarlık, af ve merhamet, teavün ve tesanüt, infak ve ikram üzerine kurmayı gaye edinir. Hak ölçüleri keskindir, Şeriat kat’i ölçülerden mürekkeptir. Oysa kalp merkezinde doğan ve büyüyen edep ve ahlak, munistir, mutedildir, muhittir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

Bir fikre inanıyorsunuz, o fikrin dünyayı ve insanlığı kurtaracağına kanaat getirmişsiniz, çünkü hakikati bulmuşsunuz, geriye kalan tek şey insanların o fikre inanması, liderinin önünde sıraya girmesi ve emir beklemesidir. Çok özet olarak anlattığımız bu olay, insanın psikolojik evreninde nükleer patlamaları tetikleyecek kadar büyük gerilimler üretir.

Paralel örgüt misali ise çok ilginçtir. Müslümanların ufku, mehdidir. Müslümanların meczupları ancak mehdiliğini ilan etmiştir, bu tür meczup ise tarihte çok sayıda mevcuttur. Hıristiyanların meczupları ise Hz. İsa olduğunu iddia ve ilan eder, çünkü onların mehdisi odur. Delilik kültürel özellikler taşır, her kültürün delisi, o kültürün ufkunda dolaşır. Pagan kültür evrenlerindeki deliler, tanrı olduklarını iddia etmişlerdir ve bu durum yaygındır.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

Ali Ünal, bir taraftan anlama melekesini kaybetti diğer taraftan edebini… Haddini bilmez adam, Diyanete, ulemaya, meşayihe sorular soruyor, hem de öyle ukala şekilde soruyor ki, neden cevap vermedikleri soru sorma tarzında mahfuz.

Aklını kaybeden adamın ölçüsü mü olur? Kur’an-ı Kerim’den ayet-i kerime’yi alıyor, sanki Allah’ın beyanı sadece kendilerini tasdik için inmiş gibi, kendileri onunla mesul değillermiş gibi, kendileri sırat köprüsünü geçmişlerde geride kalanlara sopa gösterir gibi…
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.
Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME-

NİKABET TEŞKİLATI-NAKİBU’L EŞRAF-MUKADDİME

Nikabet teşkilatı, Abbasilerden başlayarak İslam Devlet Cihazında ve ananesinde hususi ehemmiyete sahiptir. En son ve en mütekamil haliyle Devlet-i Ali Osmanide ihdas ve tanzim edilmiştir.

Malum olduğu üzere nikabet teşkilatı, Seyyid ve Şerifleri hami olan, onların ahval ve efalini takip eden, diğer nüfus unsurlarından tefrik ile sicilini tutan, lüzumu halinde kendi mensuplarının cezai işlerini (muhakemelerini) gören müessesedir.

Bir neslin baştacı edilmesinin yolu, öncelikle onları tanınır hale getirmek, sonra imtiyazlar tanımak, nihayet devlet cihazında altın ile örülmüş bir sütun yapmaktır. Ehl-i Beyt neslinden bahsedildiğinde ise, hassasiyetin irtifa kesbetmesini, hürmetin ise bazı hal ve hareketlerden (davranışlardan) ibaret kalmamasını iktiza eder. Bu cihetle, fikirde ve amelde, mevzuatta ve tatbikatta Ehl-i Beyti doğrudan işaretleyen, mücevherden inşa edilmiş sarayda iskan eden, ülkenin en itibarlı sicilinin “defter-i tayyibe” olduğunun devlet riyasetinden cemiyetin madun kadrosundaki serkeşine kadar ferd ve cemiyet yekununun kalbine ve kafasına kazıyan bir hukuk, ahlak, adap gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-AKADEMYA AZALIĞI

Üstad, Akademya azalarının nasp ve tayin salahiyetini Başyüce’ye vermiştir. Mevzuu, İdeolocya Örgüsünde şöyle ifade edilmiştir; “Başyücelik Akademyası’nın azasını, kemmiyet haddiyle kayıtlı olmayarak, doğrudan doğruya Başyüce tayin eder.” (Sahife 274) Nakibü’l Eşraf müessesesinin olmadığı bir devlet ve cemiyet tasavvurunda bu tanzim doğrudur. Fakat Nakibü’l Eşraf teşkilatını raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda Akademya azalarını tayin salahiyeti Başyüce’ye verilmemelidir.

Nakibü’l Eşrafı raptettiğimiz devlet ve cemiyet tasavvurunda, bazı salahiyetlerin Nakibü’l Eşrafa verilmesine Üstadın itiraz etmeyeceği zannındayız. Bu sebeple mevzuu (devlet tasavvuru ve teşkilatı) üzerinde rahat çalışıyoruz,
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-TEŞKİLAT ESASLARI-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-TEŞKİLAT ESASLARI

Üstad Başyücelik Akademyası’nın üç ana şube halinde teşkilatlanacağını beyan ediyor. “Başyücelik Akademyası’nın üç ana kolu vardır: İlim ve Tefekkür Kolu, Fen ve Keşifler Kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar Kolu…” (İdeolocya Örgüsü sayfa 273) Bu tasnif aslında teşkilat haritasından ziyade ana mecraları tayin fikrini gösteriyor. Başyücelik Akademyası gibi bir müessesenin teşkilatlanmasını bundan ibaret görmek, hem Büyük Doğu’yu hem de Necip Fazıl’ı anlamamaktır.

Üstadın tespit ve işaret ettiği üç kol, Akademi azaları olan münevverlerin ana mecralarını gösterir ve bu şubeler teşkilatlanmada esas alınır. Bu taksimle beraber her sınıftan (koldan) azaların ihtiyaç adedince bir araya gelmesiyle başka bünyeler de oluşturulur. Bu bünyeler, teşkilat haritasını değil, vazife ve mesuliyet haritasını oluşturur.
Okumaya devam et

Share Button

SİYASET AHLAK VE CEMAATLAR

SİYASET AHLAK VE CEMAATLAR
(ANADOLU BULUŞMALARI – 9 / 12–17 Ağustos 2014 Kuzuluk)
PROGRAM:

12 AĞUSTOS 2014 Salı
21.00–23.00 – Açılış, Sinevizyon ve Selamlama Konuşmaları/ Celal Eyinç
Açılış Konuşması: Siyaset Ahlak ve Biz / Turgay Aldemir

13 AĞUSTOS 2014 Çarşamba
Sabah Panel (10.00–11.15) DİN-DEVLET-SİVİL TOPLUM VE CEMAATLER

Moderatör: Halime Kökçe

Sunumlar:
STKlar-Siyaset İlişkisi: Yılmaz Ensaroğlu

Din-Devlet İlişkisi Çerçevesinde İslami Yapıların Devletle ilişkisi: Prof.Dr. Hasan Ayık

Devlet Yapılanmasında Bürokratik Oligarşi: Av Cüneyt Toraman

Öğlen Panel (11.30–13.00) İSLAM DÜŞÜNCE GELENEĞİ VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

Moderatör: Necla Koytak

Sunumlar:
Şia ve Yeni Yüzleri: Av. Haki Demir

Sufilik Ve Yeni Yüzleri: Prof. Dr. Ekrem Demirli

Ehli Sünnet Ve Yeni Yüzleri: Prof. Dr. Selahattin Polat
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-16-İSTİBDAT USTASI

Nefs ahlakına sahip kişinin en bariz hususiyeti güçlü karşısında fahişe kadar haysiyetsiz ve iffetsiz itaat, zayıf karşısında ise uçsuz bucaksız bir hakimiyet hırsıdır. Bu hususiyetin en bariz neticesi ise istibdattır.

Fethullah Gülen, niyetini gizlemek, siyasetle iştigal etmediğini ispatlamak, muktedirlere karşı zararsız görünmek için Hazreti Cebrail Aleyhisselama muhalefet edecek iffetsiz, izansız, ilkesiz bir itaatkar, zayıf insanlarla karşılaştığında ise Müslüman olmasına rağmen en şedit, en ölçüsüz bir zalim ve müstebittir.

Bazıları “alim” olduğunu düşündükleri Fethullah Gülen’in böyle biri olabileceğine ihtimal vermiyor. İhanet örgütünün özel eğitiminden geçmiş ve beyinsizleştirilmiş güruh bir tarafa, onların dışında da az sayıda böyle düşünenlerin olduğunu görmek, bu meselenin izahını gerektiriyor. Bu meselenin izahı da, bir önceki yazıda olduğu gibi “nefs ahlakı”nda mahfuz, bu sebeple oradan devam etmek zaruretindeyiz.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-İHTİYAT HÜKÜMETLERİNİN FAALİYETLERİ-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-İHTİYAT HÜKÜMETLERİNİN FAALİYETLERİ-

İcrai hükümetin istişare taleplerine cevap verir, istişare yapar, fikirlerini beyan eder. Temel hükümet siyasetlerinin tayininde tüm ihtiyat hükümetlerinin katılacağı istişare toplantıları tertip edilir, tamamının fikir ve teklifleri kayda geçirilir.

***
İhtiyat hükümetleri her sahada paralel hükümet olarak faaliyet gösterir, tek eksikleri icrai salahiyete sahip olmamasıdır. İhtiyat hükümetlerinin vekilleri, resmi hükümet terkibini oluşturan vekilliklerdeki tüm bilgilere ulaşabilir, her safhada fikir ve tekliflerini arzeder, yanlış tatbikatlar gördüklerinde ikaz eder, kayıt altına alır, rapor hazırlar.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-02.08.2014-ABDÜLHAMİT BİLİCİ İHANETİ AÇIKÇA YAZMIŞ

İHANET GÜNLÜKLERİ-02.08.2014-ABDÜLHAMİT BİLİCİ İHANETİ AÇIKÇA YAZMIŞ

Abdülhamit Bilici, 02.08.2014 tarihli, “Gazze’ye yeni yöntem gerek!” başlıklı yazısında, Müslümanlara karşı ihaneti, İsrail ve Yahudilere karşı da itaati açıkça yazmış. Açıkça yazmış dememe bakmayın, adam yazısında “ihanet ettik” demiyor tabii ki… Yazıyı, “aklı gözünde olanlar” okuduğunda ihanet görmez ama “gözü aklında olanlar” yani basiret sahipleri okuduğunda ihanetin itirafı çok berrak ve açık…

Ne diyor Abdülhamit Bilici yazısında? Özet olarak şu; İsrail ile Filistin arasındaki savaşın dengesiz güçler arasında olduğunu, sürekli benzer saldırıların tekrarlandığını, neticenin aynı olduğunu, artık bu yolla devam edilemeyeceğini, Filistinlilerin mücadele yöntemini değiştirmesi gerektiğini söylüyor. Hatta yazısının sonunda düşüncesini desteklemek için şu iktibası yapıyor; ““Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemek deliliktir” diyen Einstein, haklı değil mi?” Nasıl? İktibas da bir Yahudi’den…
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

FETHULLAH GÜLEN’İN FİKİR HİLESİ-15-NEFS AHLAKININ ŞAHİKASI

Ahlak meselesinin sadece “ahlak” başlığı altında tetkik edilmesi, bugünün dil ve ıstılah kaosunda meseleyi anlamayı imkansız kılıyor. Ateist birisi de çıkıyor ve ahlaktan bahsediyor, oysa onun bahsettiği ölçüler bizim (Müslümanlar) için tam bir ahlaksızlık ifadesi. Diğer taraftan kelimeler ve mefhumlar, zaman içinde mana erozyonuna uğruyor ve merkezinden ve kaynağından kopuyor, günün kültürel değerler sistemi içinde başka manalar ifade etmeye başlıyor. İslam irfanının “ıstılah haritasının” unutulduğu ve ona ulaşmanın da imkansıza yakın bir zorluk arzettiği bugün, mefhumları tetkik ederken, ana kaynağına ve ölçüsüne irtibatlayacak tavsifler elzem hale geldi. Istılah haritamızın yerli yerinde olduğu, cemiyetin olmasa bile münevver camianın anlayış çerçevesinde bulunduğu zamanlarda “ahlak” dendiğinde ne kastediliyorsa, o maksadı ifade etmek için bugün başına bir sıfat ekleme ihtiyacı hasıl oldu.

İslam irfanının “ıstılah haritasına” ulaşmanın zorlaşması, aynı zamanda ona ulaşmayı ihtiyaç olmaktan da çıkardı. Bir taraftan ıstılah haritamızı kaybettik, diğer taraftan sanki ıstılah haritası yerindeymiş, herkes biliyor ve anlıyormuş gibi ıstılahları hoyratça, ucuzca, kolayca kullanıyoruz. Bu hal, en geniş ve derin manada istismarın önünü açıyor, hatta istismara davetiye çıkarıyor.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-İHTİYAT HÜKÜMETLERİ AZALARININ SEÇİMİ-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-İHTİYAT HÜKÜMETLERİ AZALARININ SEÇİMİ

Yüceler Kurultayı azalarının insan kaynaklarını arayıp bulacak müessese, Yüceler Kurultayı bünyesinde ihdas edilmiş olan bir müessesedir. Bu müessese, “Vatan ileri gelenlerinden en layıklarına Yüceler Kurultayına namzet unvanı altında, sayıyla kayıtlı olmayarak, manevi bir derece verir”.

Yüceler Kurultayı teşri mercii ve meclisi olduğu için esas mevzuu, kanun yapmaktır. Teşri vazifesi (kanun yapmak), nazari boyutu, ameli (tatbiki) boyutundan daha kesif bir faaliyettir. Teşri faaliyetinin bu hususiyeti, İslam’ı, namütenahi derinlik güzergahında uçsuz bucaksız bir mesafe alışla ve asgari kainat genişliğindeki muhitini kuşatışla idrak etmeyi ilzam eder. Bu manada teşri meclisinin (Yüceler Kurultayının) azası olabilmek için alim olmak bile kafi değil, allame olmak zarurettir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZ-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZ-

Büyük Doğu Devlet Nizamı, Başyücelik Hükümetini, Yüceler Kurultayı dışından teşkil eder, sadece hükümet reisinin Yüceler Kurultayından olmasına müsaade eder ki bu aynı zamanda amir hükümdür. Bu hükmün hikmeti, teşri merciinin (kanun yapma meclisinin) icra merciinden (hükümetten) üstte bulunmasını temin etme, üstünlüğünü ise hem nazari dairede hem de ameli/tatbiki dairede muhafaza etme çabasıdır. Hakikaten de teşri mercii icra merciinin üstünde olmalıdır, kanun yapma işi, kanunun tatbik edilmesinden çok daha mühimdir. Demokratik siyasi sistemlerde de teşri mercii icra merciinin üstündedir ama bu sadece kağıt üzerinde böyledir, asla tatbiki sahaya aksetmemiştir. Büyük Doğu’daki bu esasın muhafaza edilmesi şarttır.

*
Yüceler Kurultayı azalarının en fazla on adet olmak üzere her biri hükümet kurabilmelidir. Hükümet kurmak isteyen “Yüce”, teşkil edeceği heyeti (hükümet azalarını) önce Başyüce’ye arzetmeli, onun tasdik etmesi halinde Yüceler Kurultayına arzetmelidir. Yüceler Kurultayının mutlak ekseriyeti ile kabul etmesi halinde sicile kaydedilmelidir. Yüceler Kurultayında hükümet işlerini kaydedecek, takip edecek bir müessese teşkil edilmelidir. Bunlar parti değil, hükümettir. Herhangi bir günün sabahı veya günün herhangi bir saati ülkeyi idare etmeye hazır halde bulunan hükümet…
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

İHANET GÜNLÜKLERİ-31.07.2014-AĞLAYARAK DİRENMEK!!!

Fethullah Gülen başta olmak üzere tüm ihanet örgütü kırk yıldır ağlıyor. Adamlar o kadar ağladı ki, kemikleri eridi, “dik” duramaz oldular, olur olmaz yerde eğilip bükülüyorlar. Son aylarda diklenmek istediler, ne mümkün… Kemikleri eridiği için diklenemiyorlar, diklenmek isterken kemikleri ne kadar acı verdi ki, ağlayıp sızlıyorlar.

Yaşanan bazı sahnelerin tahlilini yapalım, bakalım adamların hali nicedir. İsmini hatırlamadığım, hatırlamama da gerek olmayan ihanet örgütü mensuplarından bir polis vardı hani, teslim olmaya geldiğinde, adliyenin dışında kameralara, annesine indirdiği hatimin beş cüzü kaldığını, tamamlayamadığını, sevenlerinin o cüzleri tamamlamasını istemişti, gözyaşları içinde… Adam, “kaçmadım, işte teslim olmaya geldim” dediği bir demde, ağlıyor. Yani bir taraftan “kaçmıyorum” derken diklenmek istiyor, diğer taraftan diklenmek için kemiklerini ne kadar zorluyorsa, açıdan gözyaşı döküyor. Eskiden sadece ağlar sızlarlardı ve onu iyi yaparlardı, şimdi hem ağlayıp hem diklenmeye çalışıyorlar, ne var ki adamlarda direniş kültürü olmadığından bu ikisinin bir arada olmayacağını farkedemiyorlar. Bu kadar mı? Hiç olur mu? Adam bir de katıksız ahmak… Teslim olmaya gelirken iddiası şu; “ben suçsuzum, dolayısıyla zulme uğruyorum”… Gerçekten öyleyse, tutuklanması halinde zulme uğruyor olsa, duası en makbul kişi mazlum olandır, bu durumda tutuklulukta geçen sürede annesi için okuduğu Kur’an-ı Kerim ve yaptığı dua daha makbuldür. Gerçekten annesini düşünüyor olsa, mazlum olarak geçireceği süre annesine dua için hayatında eline geçmeyecek bir zaman dilimidir. O durumda bol da zamanı olacağına göre okur, dua eder, niyazda bulunur. Ama adam kameraların karşısında ağlayarak, başkalarının hatimi tamamlamasını istiyor. Bu adamlar robot oldukları için, düşünmezler, kendi yapacakları işi talimatla öğrenir ve robot sadakatiyle yerine getirir. “Ağla” denir, ağlar, “Dik dur” denir, diklenmeye çalışır. Robot oldukları için de hal ve hareketleri arasında bir bütünlük, uyumluluk, doğallık bulmak mümkün değildir.
Okumaya devam et

Share Button