TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

TERKİP İLİMLERİ VE TETKİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Türkiye’de ilimlerin tasnifi bahsi hatırlanmadığı için, maarif nizamı (eğitim-öğretim sistemi diyorlar) gelişigüzeldir ve hiçbir nizami altyapıya sahip değildir. Oysa maarif telakkisinin ve nizamının altyapısını oluşturan harita, ilimlerin tasnifidir. İlimlerin tasnifini yapmadan hangi okulu, hangi bölümü neye göre kuracağınızı ve orada neyin tahsilini yapacağınızı nasıl bilebilirsiniz?
Mevcut bilim telakkisine göre biyoloji temel (tetkik) bilim, tıp ise onun tatbik bilimidir. Bu durumda biyoloji tıbbın üstündedir, hem kıymet olarak hem de kaynak olarak… Fakat ülkedeki duruma bakıldığında, tıp bilimi biyolojiden çok daha kıymetli hale gelmiştir. Sebebi malumdur; biyoloji temel bilimlerden olduğu için doğrudan tatbik alanı yoktur, tıp ise biyolojinin tatbik bilimlerinden biridir, tatbik bilimi ise bir meslek haline gelmiş ve itibar kazanmıştır. Mesleklerin (ve tatbik bilimlerin) kaynağı temel bilimler olmasına rağmen, tatbik bilimlerin daha fazla kıymetli hale gelmesi, ülkede bilimin olmadığı, bilime itibar edilmediği manasına gelir. Bunun mühim sebeplerinden birisi hiç şüphesiz ilimlerin tasnifi yapılmadığı için temel bilimlerin tatbik bilimlerden daha “üstün” olduğuna dair bir kültür oluşmamasıdır. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET BEYANNAMESİ

MEDENİYET BEYANNAMESİ

(Medeniyet Akademisinin, “Ümmete Hitabe” mahiyetinde Medeniyet Beyannamesidir, Karargah Anadolu dergisinin 2. sayısında ek olarak verilmiştir)

BİRİNCİ KISIM-HAL MUHASEBESİ

1-Kadim müktesebat ile irtibatımız koptu, külliyat çapında eser veren âlim ve mütefekkirler yetişmez oldu.
2-İslâm ile Müslüman arasındaki irtibat ve münasebet kesildi, bu münasebeti kuran tedrisat anlayışı ve müesseseleri çöktü.
3-Tedrisat müesseselerimizin yıkılması ve mevcutlarının zehirlenmesi, İslâm’a iman eden ama Müslüman şahsiyeti kuşanamayan insanlar doğurdu.
4-Önce bilgi vatanımız yok edildi, sonra insanımızın şahsiyeti, nihayet coğrafi vatanımız…
5-Bilgi vatanımız kaç parçaya bölündüyse, coğrafi vatanımız o kadar parçalandı, bilgi vatanımız parçalanmaya devam ediyor, coğrafi vatanımızın sınırları da yeniden çizilmeye çalışılıyor.
6-Tüm bunlar, batının bilgi ve zihin işgâlinin neticeleridir.
7-İlk kaybettiğimiz tefekkürdü, ilk bulmamız gereken de tefekkürdür.
8-Tefekkürü kaybettiğimiz için her şeyi kaybettik, tefekkürü bulduğumuzda her şeyi tekrar buluruz.
9-Ezbere ve tekrara mahkûm olduk, idrâk edemediğimiz için yeni bilgi üretemedik, kendimizi batının bilgi ve zihin işgâline hazırladık.
10-Tefekkürde ucuzluk, batının bilgi işgâlini kendi elimizle devam ettirdiğimiz anlamına geliyor.
11-İslâm ile insan arasındaki münasebet yolları tıkandı, batı başta olmak üzere gayrimüslimler İslâm’ın insanlara ulaşmasını mümkün kılacak yol ve müesseseleri tuzakladı ve zehirledi.
12-İslâm’ın temsilindeki çok başlılık, İslâm’ın idrâk ve izahındaki zafiyet, İslâm’ın bilgi evreninin ihyâ ve inşâsındaki kifayetsizlik, batılı gizli servislerin İslâm adına konuşan örgütler kurmasına fırsat verdi.
13-Tam bir keşmekeş içindeyiz.
14-Keşmekeş (kaos) sadece sahada değil, esasen idrâk ve tefekkürdedir.
15-Sadece sahadaki keşmekeşi görmek, idrâk ve tefekkürdeki kaosun farkına varmamaktır.
16-Keşmekeşi sahada bitirme niyeti, büyük katliamlara kadar uzanan biteviye çatışmaların kaynağıdır.
* Okumaya devam et

Share Button

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

İNSAN TELAKKİSİNE DAİR TEREDDÜTLER

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Fikirteknesi külliyatı, kalb ve zihin havzasını ayrı iki enfüsi mahal olarak kabul etmiş ve insan telakkisini bu temel tasnife göre inşa etmiştir. Doğrusu kalb ve zihnin iki ayrı enfüsi mahal olduğundan emin değilim. İnsan telakkisini temellendirmek açısından bu tasnif doğruysa çok mühim, yanlışsa çok ağır zararları olan bir yaklaşımdır. İnsan telakkisinin temel bahislerinden olması hasebiyle hem kadim müktesebatımızda hem insana dair tetkiklerde titiz olunması ve nihayet tasavvuf merkezlerine teyit ettirilmesi lazımdır.
* Okumaya devam et

Share Button

MEKTEP MEDRESE DERSLERİ

MEKTEP MEDRESE DERSLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

1-“Ah şu mektepler olmasa…”
İkinci Abdülhamit’in maarif nazırlarından Mustafa Hâşim Paşa’nın, yalısında ahbab u yarânını ağırladığı bir gün, bakışlarını Boğaz’ın lacivert sularına sabitleyerek, “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!” dediği rivayet olunur. Bu sözü daha sonraki bir dönemde, 1910 ile 1912 yılları arasında kısa sürelerle iki defa maarif nazırlığı yapan meşhur eğitimci Emrullah Efendi’ye mal edenler de var. Aslında kimin söylediği, hatta böyle bir sözün söylenip söylenmediği çok önemli değil. Zira şuyuu vukuundan beter bir hâl söz konusu ve sorumluluktan yüksünmeyi, kolaycılığı anlatmak üzere bu söz yüz yıldır bir deyim gibi kullanılıyor. Okumaya devam et

Share Button

Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi”

Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi”

Sahibi ve Yazı İşleri Müdürlüğünü Haki Demir’in yaptığı, bütün gayesi İslâm medeniyetinin meseleleri olan, Terkip ve İnşâ dergisinin Şubat 2017 / 23. sayısı “İslâm Maarif Sistemi”, Mart 2017 / 24. sayısı da “Medresenin yeniden inşası” dosyasıyla internet dergi olarak okuyucu huzuruna çıktı.

İki dosya da kitap çapında muhteva taşıyor. Dikkatle okuduğumuzda bu iki dosyanın maarif sistemine büyük bir tez sunduğunu anlıyoruz. Cumhuriyetten bu yana Batının eğitim anlayışını taklit eden Türk millî eğitimini yabancılaşmadan kurtarıp altı asırlık maarif anlayışımızı bugünün ihtiyacıyla terkip yapacak nitelikte bilgiler ve tezler mevcut.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

1-Dergi neşriyatı
2-Merkezler
3-Projeler
4-Teklifler
5-Kitabiyat (Külliyat)

1-DERGİ NEŞRİYATI
*Terkip ve İnşa dergisi (e-dergi)
*Karargah Anadolu dergisi (e-dergi)
*Fikir Kadro Hareket dergisi (e-dergi)

2-MERKEZLER
*Medeniyet Şehri araştırmaları merkezi
*Stratejik düşünce merkezi
*Adalet Araştırmaları merkezi
Okumaya devam et

Share Button

ORYANTALİST TAARRUZ

ORYANTALİST TAARRUZ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Birkaç asır önce başlayan oryantalist taarruz, yirminci asırda netice almaya başladı, yirmi birinci asırda ise pisliklerini temizlemek zorunda kalıyoruz. Oryantalist taarruz o kadar derine nüfuz etti ki, temizlemek çok zor. Zira oryantalist taarruzun neticeleri, “Sahih İslam” başlığı altında kadim müktesebatı imha etmek için faaliyet gösteriyor.
Oryantalist taarruzun tüm tesirlerini temizlemek çok zor… Oryantalizmin her çeşit tesirini, her Müslüman ferdin zihin ve kalb dünyasından temizlemek için dünya çapında bir seferberlik gerekiyor. Bunu yapmak için seferber edilecek insan gücü ve zaman, başka işlere fırsat ve imkan bırakmayacağı için doğru da değil. Bunun yerine İslam medeniyet tasavvuru ve inşa sürecini başlatmak, doğru ortaya konulduğunda yanlış anlaşılacağı için tercih edilmelidir. İslam medeniyet tasavvuruna giden yol açıldığında, o ufka doğru atılan her adım, yanlış anlayışların bir kısmını telafi edecektir. Bu sebeple oryantalist taarruz veya batının başka çeşit hamleleriyle yoğun şekilde vakit kaybetmek yerine, meselenin de ehemmiyetine binaen özet kabilinden bazı tespitler yapıyoruz. Batıya dair tenkitlerimizin bu çerçevede okunması ve aşırı teferruat aranmaması gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batının dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin altyapısı epistemolojik işgaldir. Batının can alan askeri işgalleri, kaynakları sömüren iktisadi işgalleri, iktidarları yöneten siyasi işgalleri, dezenformasyonla husumet ve çatışma üreten istihbarat işgalleri az ya da çok göze çarpmakta, farkına varılmakta, bunlara karşı ferdi ve içtimai sahalarda bazı tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. Dünyadaki her kültür coğrafyası kendi hususiyetlerine uygun bazı tedbirler alsa da, neticeye bir türlü ulaşamamakta, batının hakimiyeti kırılamamakta, istiklal mümkün olmamaktadır. Çünkü sayılan emperyal metotların altyapısını oluşturan epistemolojik işgal gözden kaçmakta, dünya bu işgali fark etmemekte, fark edenler ise önce kendi ülkelerinde derdest edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

TEKKE, TEVHİD İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tevhid ilimleri, nam-ı diğer tasavvuf, dünyadaki hiçbir bilgi evreni ve hiçbir kültür ikliminde yoktur, o kadar ki başlığı bile yoktur. Zaten dünya son bir-iki asırdır batının bilgi işgaline maruz kaldığı için, bilim dendiğinde batının bilim telakkisi ve batının bilimleri akla gelmektedir. Batının bilim telakkisi ise materyalist felsefeye dayalı pozitif bilim mecrasından ibarettir.
Materyalist felsefe ve pozitif bilim… Pozitif bilim telakkisi ve mecrası, materyalizmin bilimsel çocuğudur ve onun ufkuna mahkumdur. Materyalizme mahkum olduğu için kainatta madde ötesine, yani mücerrede-manaya, insanda beden ötesine, yani kalbe-ruha kördür. Kör olması, ontolojik olarak reddettiği manasına gelir, reddettiği için tetkik mevzuu haline getiremez. Tefekkür mevzuu haline getiremediği için idrak ve keşfi muhaldir. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE KUR’AN İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

MEDRESE, KUR’AN İLİMLERİYLE MEŞGULDÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadim zamanlarda yapılan ilimlerin tasnifi unutuldu, kadim müktesebatı esas almak üzere yeniden ilimlerin tasnifinin yapılması ihtiyacı da hissedilmez oldu. İslam’ın bilgi evreni, ilimlerin tasnifi yapılamayınca yeniden ihya ve inşa edilemiyor. Bilgi evreni görünmez hale geldi, sınırlar fark edilmez oldu. Bunlar olmayınca İslam’ın bilgi telakkisi, yani bilgi mimarisi gibi bir mevzu başlığı bile ilim ve fikir adamlarının gündeminde yok. Dikkat çekici olan şey, bilgi telakkisinin, mesleği ve meşgalesi bilgi olan adamların gündeminde olmaması…
Bilgi evreni, ilimlerin tasnifi, bilgi (ilim) telakkisi gibi temel meseleler tefekkür mevzuu haline gelmeyince, kimin ne iş yapacağı, yapabileceği de bilinmiyor. Medresenin meşgalesi nedir, tekkenin meşgalesi nedir ila ahir… Hatta cami imanın işi nedir?
Fikirteknesi külliyatı, “ilimlerin tasnifi” ile ilgili bir teklifte bulunduğu içindir ki bizim zihnimiz berrak… O tasnife göre neyin nerede durması gerektiğine dair bir fikrimiz var, ilimlerin tasnifi aynı zamanda bir bilgi haritası olduğu için, kimin ne ile meşgul olacağını, olması gerektiğini anlamak kolaylaşıyor. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

TEKKE, İNSANIN VAROLUŞ KARARGAHIDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Tekkedeki tedrisat, bilgi nizamından ziyade, mana nizamına tabidir. Bu sebeple zihni-akli bir nizama değil de, kalbi-ruhi bir nizama tabidir.
Bilgi nizamı kurmak kolay, bilginin insana nakli de kolay… Mesele mananın naklidir ve bunun hem süreçleri hem de nizami çerçevesi farklıdır. Bilgi nizamını kurmanın kolaylığı, mana nizamına nispetledir, yoksa bilgi nizamı kurmakta zordur.
İnsanda ezberleme ve öğrenme istidadı güçlüdür, herhangi bir tedrisata tabi tutulmasa ve sokakta yaşasa bile bilgi edinir. Bu şekilde edinilen bilginin kaotik olması kaçınılmazdır muhakkak ama bilgi edinme süreci kendiliğinden işler. Yani insan konuşmayı öğrendikten sonra kesintisiz şekilde bilgi edinmeye başlar. Zira ezberleme ve öğrenme istidadı, res’en (kendiliğinden) çalışır. Tedrisatın lüzumu, hangi bilgilerin hangi nizami çerçevede insan iç alemine intikal etmesi gerektiğini göstermesi bakımındandır. Okumaya devam et

Share Button

İLİM TEDRİSATI VE MEDENİYET İNŞASI İÇİN MEDRESE

İLİM TEDRİSATI VE MEDENİYET İNŞASI İÇİN MEDRESE

(TERKİP VE İNŞA DERGİSİ 21. SAYI)

Medrese İslam dünya görüşü dairesinde tedrisatın yapıldığı mekanın adıdır. Medresede “İslam’ın ve kainatın muhtevasında mahfuz bulunan fikir, ilim, hikmet ve irfan” keşfedilir. Keşfedilen fikir, ilim, hikmet ve irfanın tertibi ve tatbiki gerçekleştirilir.
Hayatta üç kıymet mevcuttur; “doğru”, “güzel”, “iyi”… Bu üç kıymetin mehazı ve ölçüsü İslam’dır. Doğru, iyi ve güzelin kıymeti, İslam dairesinde şekillenmesindedir. İslam’ın dışında ise mutlak hakikat merkezinden kopmuş olduğu için asli hüviyetini kaybeder. İslam, hakikatin kendisi olduğundan doğru, iyi ve güzel silsilesinde “temel kıymet ölçüleri” getirmiştir. “İslam’ın dışında hiçbir kaynakta temel kıymet ölçüleri aranmaz, başka hiçbir mecra (mesela felsefe) temel kıymet ölçüleri için kaynak olarak kabul edilmez.” Medrese, İslam’ın doğru, iyi ve güzel kıymet ölçülerinin tertip ve tatbik edildiği İslam tedrisatına ait bir müessesedir. Fikirteknesi külliyatında bulunan ilimlerin tasnifine nispetle medrese, Kur’an ilimleri, beşeri ilimleri ve müspet ilimler mecrasıyla meşguldür. Okumaya devam et

Share Button

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

İLİM VE İRFANIN TERKİBİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Kadimden günümüze İslam medeniyetinde iki büyük mecrası açılmıştır; ilim mecrası ve irfan mecrası… Tefekkür mecrası, üçüncü mecra olarak var olsa da, ilim ve irfan mecralarının muhtevasında ve bünyesinde devam etmiş, müstakil bir mecra haline gelmemiştir. Bu iki mecra, birbirinden tamamen müstakil mecralar değillerdir. Toplam olarak meseleye bakılınca ilim, irfan ve tefekkür mecraları, İslam ilim telakkisini oluşturur. İslam ilim telakkisi, bu üç mecranın bütününü muhtevidir. Bu üç mecranın her birinin kendine münhasır usulleri mevcuttur. Bu usuller ise üç mecrayı aynı kaynakta, yani Mutlak İlimde buluşturur. Aynı kaynaktan yola çıkarak külli anlayışa ulaşmak, ilim, irfan, tefekkür mecralarının bütününe ulaşmak ve bunların terkibi mimarisini oluşturmakla mümkündür. Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

TEKKE, HAYATIN MUHTEVASINI TELİF EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Önce “niçin” sorusunu sormak, idrak süreçleri için daha doğru gibi görünüyor. “Niçin” sorusunu cevaplamadan, “nasıl” sorusunu sormak, idrak süreçlerini tersinden çalıştırmak gibi geliyor. “Nasıl yapmalıyım” sorusu, “niçin yapayım ki” sorusuyla boşluğa düşüyor. “Niçin yapayım” sorusu cevaplanabilirse, “nasıl yapayım” sorusuna sıra geliyor.
“Niçin yapayım” sorusunun cevabı, fiilin illetidir, sebebidir. Bu soru cevaplanamadığında “yapma lüzumu” veya ihtiyacı veya zarureti ortaya çıkmıyor. Yapmam gerekmiyorsa, nasıl yapacağımı bilmekte ne fayda var. İdrak sürecinde “niçin” sorusunun, “nasıl” sorusuna mukaddem olduğu açık ve nettir. Fakat bir problem var, hayat sürecinde “nasıl” sorusu, “niçin” sorusuna mukaddemdir. Meselenin düğümlendiği nokta da burasıdır. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

MEDRESE, HAYATIN ALTYAPISINI İNŞA EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

“Nasıl” sorusuna cevabı medrese verir. Hayatın “nasıl” buudu, “niçin” buuduna mukaddemdir, bununla beraber “niçin” buudu, “nasıl” buudundan kıymetlidir. Zaten “nasıl” buudu genişliği, “niçin” buudu ise derinliği temsil eder. Derinlik genişlikten öncedir (mukaddemdir) zira genişlik yoksa, bir zemin yoksa derinlik, derinleşme imkanı yoktur.
“Nasıl” sorusuyla “niçin” sorusunu birbirinden tefrik etmek tabii ki kabil değildir. “Nasıl” sorusu, muhtevasında “niçin” sorusunu, “niçin” sorusu da muhtevasında “nasıl” sorusunu barındırır. Bu iki soruyu birbirinden bağımsızlaştırmak mümkün olmadığı gibi, lüzumlu da değildir. Sadece nazari çerçevede ve tedrisat maksatlı olarak ayrı ayrı ele almak ve her birinin asli merkezini göstermek ihtiyacı vardır. Bu sebeple medrese “nasıl” sorusunu cevaplarken, “niçin” sorusunun cevabını da verir, keza tekke de “niçin” sorusunu cevaplarken aynı zamanda “nasıl” sorusunun cevabını verir. Öyleyse medrese ile tekke arasındaki mevzu tasnifini ve vazife taksimini niye yapıyoruz, kadimde niye yapılmış? İşte can alıcı soru budur, bunun cevaplanması gerekir.
* Okumaya devam et

Share Button

Terkip ve İnşâ dergisinden “Medrese ve ilim” dosyası

Terkip ve İnşâ dergisinden “Medrese ve ilim” dosyası

Bütün gayesi İslâm medeniyetinin meseleleri olan, sahibi ve yazı işleri müdürlüğünü Haki Demir’in yaptığı Terkip ve İnşâ dergisinin Ocak 2017 / 22. sayısı “Medrese ve İlim” dosyasıyla internet dergi olarak yayınlandı. 21. sayının devamı niteliğindedir ki mufassal bir kitap çapında muhteva taşıyor. Bu sayının mündericatı dikkatle okunduğunda bu iki dosyanın maarif sistemine büyük bir tez sunduğu görülecektir:

Cumhuriyetten bu yana Batının eğitim anlayışını taklit eden Türk millî eğitiminin yabancılaşmış hâli ortada. İslâm maarif sisteminden mahrum modern eğitim, medeniyet, hikmet ve tasavvuftan beslenen ilmi taşımadığı ve nesillerin dimağını bu kaynaklara ulaştırmadığı malum. Modern eğitimin veremediği bilginin medrese geleneğiyle mekteplere yaymanın vakti çoktan gelmiştir.
Okumaya devam et

Share Button

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

TEKKE, KALBİ-RUHİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Ruhtan habersiz, nefisten cahil bir nesil yetişti. Ruhtan habersiz olanın kalbi umursamayacağı açık, nefsin cahili olanın imanı kelamdan ibaret… Uçsuz bucaksız kalb evreninde ruhun ve nefsin sayısız halleri olduğunu bilmeyen bir Müslüman tipi ortaya çıktı. Bilginin zihni evrene intikalinden ibaret sığ ve basit bir eğitim-öğretim anlayışına (aslında anlayışsızlığına) mahkum oldu. Oysa bu anlayış seviyesi, materyalist insan ve bilgi telakkisinden ibarettir.
İman eden ruh, inkar eden nefisti. İnsanda ruh ve nefsi kaldırdığınızda, Psikanalizin kurucusunun hayvan tarifi olan; libido, ego, süperego tasnifinden başka bir şey kalmaz. Bir kısım Müslümanlar, Psikanalize verdikleri kıymeti, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’de sarih şekilde beyan edilen ruh, nefs, kalb tasnifine dayalı insan telakkisine vermediği görülüyor. Ruhu insandan aldığınızda geriye kadavra kalıyor ama buna rağmen ruh ve nefse, bunların faaliyet ve tezahür mahalli olan kalbe alaka duymayan Müslümanlar yetişti. İnsan derununu, hayvan telakkisinin sistemini kuran Psikanaliz müellifinden öğrenmeye ar etmeyen, buna mukabil milyonlarca ciltlik kadim müktesebatta ilmi keşif ve inşa edilen ruh, kalp ve nefs meselesini unutan ahmaklar peyda oldu. Okumaya devam et

Share Button

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

MEDRESE, ZİHNİ-AKLİ SÜREÇLERİ TAKİP EDER

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İslam tedrisat telakkisi, İslam dışı her din ve dünya görüşündeki zihni-akli süreçleri ihtiva ettiği gibi, onlardan fazla olarak kalbi-ruhi süreçleri de ihtiva eder. Bu sebeple İslami tedrisat, dünyada eşi ve benzeri olmayan bir talim ve terbiye anlayışına sahiptir. Kalbi-ruhi süreçler, insan telakkisiyle alakalıdır ve İslam’ın insan telakkisi dışında hiçbir din ve dünya görüşünde mevcut değildir, ruha inanan muharref semavi dinlerde de durum böyledir ruhçu felsefi cereyanlarda da böyledir. İslam; varlık, insan ve hayat temel bahislerinde kamil bir ilim ve anlayış teklif etmiştir. İnsan telakkisinde hata yapan ve eksiklik ihtiva eden her din ve dünya görüşü, hem bilgi telakkisinde hem de tedrisat telakkisinde sıhhatli ve kamil bir anlayış çerçevesi oluşturamaz. Okumaya devam et

Share Button

Dut yaprağından atlasa, hamlıktan kemalâta…

Dut yaprağından atlasa, hamlıktan kemalâta…

Ben adam olamam, çiğ ve hamım; hangi terbiye usulü beni kemâlata yükseltir, diye tereddütlerimiz hafakanlara dönüşmüşse sızlanmaya gerek yok; “Dut yaprağının bile atlas olacağına” işaret eden tasavvuf terbiyesi hamlıktan kemalâta erişebileceğimize gösteriyor.
Hz. Mevlânâ; “Hamdım, piştim, yandım” diyerek, dut yaprağı gibi ham iken kemalâta ulaştığını söylüyor. Ehl-i dil bilir ki bu derûnî sözdeki mâna, bir işe yaramayan ham ve câhildim, bir himmet sahibinin elinde “çile” çektim, piştim, yâni olgunlaştım, demlendim ve kıvama geldim demektir. Olgunlaşmak için “çile” gerek. Sezai Karakoç’u ifade ettiği gibi meyveler sabırla olgunlaşırmış.
Okumaya devam et

Share Button

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

TEKKE; İRFAN, HİKMET, HAKİKAT TEDRİSATI YAPAR

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İrfan, tevhide vasıl olacak derinlikte bir kıymettir. Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha, hem bu alemi hem de ahireti ihtiva eden bir özettir ve irfan, dünya ile ahiret arasındaki güzergah haritasını keşif, telif ve izah eden, taliplerini de o güzergahta yola çıkaran ilimdir. Medresenin telif ve tanzim ederek zapt altına aldığı ve çevre emniyetini sağladığı dünyada, ahiret yolculuğunu (tevhid yolculuğunu) başlatan ve yürüten ilmin adı irfan, müessesesinin adı ise tasavvuftur.
İrfanın ilimle çatıştığı vehmi, kuru bilgide kalan sathi anlayışların kuruntusudur. Bunlar, öncelikle şekil bilgisine mahkumdur, sonra bilgi vahitleri arasında şekli irtibat kurmaktan başka bir şey yapamaz. Bilginin irfani buudunu fark ve idrak edemeyenler, mana ve muhtevadan mahrum mantık budalalarıdır.
* Okumaya devam et

Share Button