TATBİK İLİMLERİ

TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

İlim, öncelikle insan ve varlıktan müstakildir. Bu haliyle “Mutlak İlim” mahiyetindedir ve onun adı hakikattir. Hakikat, insan ve varlıkta mahfuz değil, onlarda ancak tecelli ve tezahür halindedir. Kadim ilim müktesebatımızda “Eşyanın hakikatinin sabit olması”, eşyanın “hakikati” taşıyabileceği manasına gelmez, eşya ancak hakikatin tezahürlerinden biridir ve hakikatin ipuçlarını veren kesret cümbüşüdür. Hakikatin yolu, varlığın (mahlukatın) zirvesi olan insanın kalbi dünyasındadır ve o yola ancak ruh girebilir.
İlim, aşağıların aşağısında yaşayan insanın, yukarıların yukarısı olan hakikate ulaşması için ihsan edilmiş meratip güzergahıdır. Buna varoluş güzergahı da dense olur, hakikat güzergahı da dense olur, geldiğimiz yere avdet etmenin deveran güzergahı da dense olur. Netice olarak ilim; son tezahür safhası olan eşyadan, eşya seviyesinden, aşağıların aşağısından (dünyadan) başlayarak, önce Mutlak İlme, sonra Mutlak Varlığa ulaşmanın yoludur. Bu kadar aziz, bu kadar mukaddes, bu kadar kıymetlidir. Bu sebepledir ki, batının materyalist felsefesi üzerine bina edilmiş pozitif bilim (ilim değil) anlayışına, o anlayışın verilerine “ilim” muamelesi yapmak, ilmin son safhası olan maddi tezahürlere mahkum olmak, aşağıların aşağısına razı olmak, madde seviyesinde debelenmeyi ilmi yolculuk (inkişaf) zannetmektir. Kadimden beri ümmetin hiçbir nesli, ilmin son tecelli safhası olan maddeye, madde seviyesine, maddi tezahürlerine ilim muamelesi yapmamış, ilmi basit (maddi) bilgiden ibaret görmemiştir. Okumaya devam et

Share Button

TERKİP İLİMLERİ YOKSA TETKİK İLİMLERİ ANLAMSIZDIR

TERKİP İLİMLERİ YOKSA TETKİK İLİMLERİ ANLAMSIZDIR

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Kalb ve aklını hakikate teslim etmiş bir ümmetin bilgi ile münasebeti, şüphesiz ki vahdet ve tevhid üzeredir. Kainat, kesret alemidir, kainata ait bilgiler de kesretten ibarettir. İmtihan da zaten hakikati itibariyle kesretten vahdet ve tevhide ulaşmaktır.
Terkip ilimleri, bilgide vahdeti, imanda tevhidi gerçekleştirmenin ilmi çerçevedeki zirvesidir. Mutlak İlim olan Kitab-ı Kerim ve Sünnet-i Resulullah, Lailaheillallah kelime-i tevhidinin izah ve tatbikatından ibarettir. Müntehası tevhide ulaşmayan her yol batıldır, bu sebeple İslam ilim telakkisindeki herhangi bilgi vahidi, bilgi evrenimizdeki irtibat ağıyla tevhide ulaşır. Bunun dışındaki her bilgi ve bilgi örgüsü batıldır. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

İLİMLERİN ŞAHİKASI “HAKİKAT İLMİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Mutlak İlim (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye) muhakkak ki tevhid ilmidir, çünkü “Tek” olandan gelir ve O’nun “tek” olduğunu beyan eder. Öyleyse Mutlak İlmin tefsirinden ilk keşfedilecek ilim mecrası, Tevhid ilimleri mecrasıdır. Tevhid ilimleri mecrasının ise zirvesi, “hakikat ilmi”dir. Bu manada Mutlak İlim bizzarure hakikat ilmidir.
Tevhid ilimleri mecrası, öncelikle Mutlak İlmin sahibini, sahibinin isim ve sıfatlarını izah eder. Sahibini (Allah Azze ve Celleyi) anlatmayan Mutlak İlim, muhatabını (insanı) anlatmış olamaz. Bu sebeple Mutlak İlmin “mevzu haritasının” zirvesinde, “tevhid” bahsi vardır, başka türlü bir mevzu haritası ve listesi hazırlamak, Allah Azze ve Celle’nin dinin mutlak surette yanlış anlamak olur.
Hakikat ilmi, tevhid ilimleri mecrasının terkip ilmidir. İlmin hakikati, muhakkak ki hakikat ilmidir. Tevhid ilimleri mecrası ve onun zirvesi ve terkibi olan hakikat ilmi yoksa ilimden bahsetmek, bilgiyle çelik çomak oynamak cinsinden bir gevezeliktir.
* Okumaya devam et

Share Button

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim mecraları içinde idrak ve izahı en zor olanı “Tevhid ilimleri mecrası”dır. Bu bahis birçok açıdan zorluk taşır; öncelikle ana mecra olan Kur’an ilimleri mecrasının kalbi olmasından, sonra tevhidi mevzu edinmesinden, daha sonra da akılla idrak ve izah etme imkansızlığından… Bu kadar çok sebeple zor olan bir mevzuda, derinliğine izah çabasına girmeyeceğimizi ifade edelim. Okumaya devam et

Share Button

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

KUR’AN İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

Kur’an ilimleri mecrası, Sünnet-i Seniyyeyi de ihtiva eden “mutlak ilim” bahsini esas alır. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye hem mutlak ilimdir hem de ilmin mutlak ve nihai kaynağıdır. Bu cihetle ilmin tek ve şeriksiz kaynağıdır. Tevhid bahsinde, nasıl ki açık veya gizli şekilde başka bir ilah edinmek men edilmiştir, onun gibi İslam ilim telakkisinde de kaynak vahdeti vardır ve şeriki olmayan kaynak, “mutlak ilim” olmak cihetiyle Kitap ve Sünnettir. Okumaya devam et

Share Button

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Allah Azze ve Celle sonsuz (mutlak) ilim sahibidir. İnsanlığa tebliğ için Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize vahyettiği Kur’an-ı Kerim, sonsuz ilmine giden bir yoldur ve sonsuz ilmine aittir. Allah Azze ve Celle’nin kelamı, mahlûk olmadığı için mahdut da değildir ve sonsuz ilmine dairdir.
Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye, “Mutlak İlmin” kalbine indirildiği İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, aklın verasında olan Risalet tavrı ile idrak, izah ve tatbikatıdır. Risalet idraki, aklın verasındadır ve idrak ötesi bir idraktir. Risalet idraki, “kelimesiz idraktir” ki saf manaya (hakikate) vukufiyet, tamamen ihsandan ibarettir. Bu ve bilmediğimiz birçok sebeple Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye de “Mutlak İlme” dahildir. Zaten O, yalan söylemez, yanlış söylemez, kendiliğinden konuşmaz, kendiliğinden yapmaz. Okumaya devam et

Share Button

İLİMLERİN TASNİFİ VE “TERKİP İLİMLERİ”

İLİMLERİN TASNİFİ VE “TERKİP İLİMLERİ”

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Batı, son birkaç asırdır o kadar çok bilgi üretti ki, bilgiyi tertip ve tasnif etmekten aciz kaldı. Yapılan tertip ve tasnif çabaları ise akim kaldı, bilgiyi derleyip toparlama imkanını oluşturamadı. Bilgi çözüldü, dağıldı ve nihayet tam bir bilgi kaosu meydana geldi.
Dışarıdan bakanlar batının bilgi üzerindeki tasarrufunun mutlak olduğunu zannediyor. Batının, bilgiyi muhteşem bir tertip ve tasnife tabi tuttuğunu vehmediyor. Batının epistemolojik evreninin eksiksiz ve tezatsız olduğuna iman ediyor. Aynı duygu ve düşünceler, birkaç asır öncesine gidildiğinde bizim kadim müktesebatımız hakkında da yaşanıyor ve şöyle deniyordu; “Gök kubbe altında söylenmedik söz kalmadı”. Bu söz, bir taraftan kadim müktesebatımızın muhteşem zenginliğini gösteriyor diğer taraftan da bu sözü tekrarlayanların idrak acziyetini tescil ediyordu. Müslümanların kendi medeniyet müktesebatları için bu sözü söylemeleri anlaşılabilirdi ama batının müktesebatı için söylemeleri tam bir ihanetti ve kendi acziyetlerinin tam manasıyla itirafıydı. Okumaya devam et

Share Button

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

TEMEL TELAKKİLER VE TATBİKAT MESELESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

Mevzu haritasının dışında yazmaya devam ediyoruz. Artık dergide, mevzu haritası dışında bir mecra açmak ve az sayıda da olsa yazı yayınlamak niyetindeyiz. Gerçi her ne kadar mevzu haritası dışında yazıyor olsak da, neticede aynı tefekkür havzasında bulunmaya devam ediyoruz.
*
Terkip ve İnşa dergisinin mevzu haritaları, temel meselelerle ilgilidir, tabii olarak temel telakkileri tetkik etmektedir. Bu tür mevzular, zaruri olarak mücerred tefekkür faaliyetini gerektirir. Dergimizi takip eden dostlar, mücerred tefekkür faaliyetinin ve bu yolla imal edilen fikrin tatbikatıyla ilgili tereddüt etmek, endişeye kapılmak veya soru sormak ihtiyacı duyabilir. Ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıyametin koptuğu bir dönemde, temel meseleler ve mücerred tefekkürün zamanı mıdır? Veya tatbikata dönük acil ihtiyaçlarımız varken bu kadar ağır meselelerle ilgilenmek doğru mudur? Bu ve benzeri soruların cevaplanması, aynı zamanda mücerred tefekkür ile tatbikat meselesini izah etmekle kabildir.
* Okumaya devam et

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir. Okumaya devam et

Share Button

Doç. Dr. Hacı Ali BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

Doç. Dr. HACI ALİ BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

*Mülakatın takdimi
Hacı Ali Bozkurt Beyefendi, 1943 Erzincan doğumlu, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Arapça bilen ilim adamlarımızdandır. Doçenttir, felsefe sahasında mütehassıstır.
Anadolu’nun “kıymet mahzeni” olduğu fikrimiz ve umudumuz, bizi sürekli arayışa sevk etmekte, Allah Azze ve Celle ümit ve gayretimizi boşa çıkarmamaktadır. Bu cümleden olarak bulduğumuz kıymetlerden birisi de Hacı Ali Bozkurt Beyefendidir. Hacı Ali Bozkurt Beyefendi; ilmi teçhizatı, fikri derinliği, tecrit ve terkip mahareti takdire şayan bir ilim (bilim değil) adamlarımızdandır. Hem kadim müktesebatımıza vukufiyeti hem de felsefeye nüfuzu dikkat çekici derinliktedir. Ümmetin mühim ve acil meselelerinden olan “ilimlerin tasnifi” bahsine gösterdiği hassasiyet ve atfettiği kıymet, bu mevzuun unutulmuş olmasına hayret edecek kadar derindir.
Şahsiyeti hürmete, idraki itibara layık olması cihetiyle daha uzun soluklu müşterek çalışmalar yapmak temennisindeyiz. Bu mülakat, telefonda yapıldığı için hacmi küçük lakin muhtevası büyük bir çalışma oldu. Rızaları istikametinde, bununla iktifa etmek niyetinde değiliz.
Okumaya devam et

Share Button

TRABZON ORTAHİSAR DÜŞÜNCE ARAŞTIRMA DERNEĞİ SEKRETERİ ARSLAN BALTA İLE MÜLAKAT

ARSLAN BALTA: KUR’AN İSLAMI KANAATİMCE PROJEDİR

GEÇMİŞTEKİ BİLGİLER REDDEDİLEMEZ

METİN ACIPAYAM: Hadis ve Sünnet inkarcıları yerli oryantalistler midir? Bu inkarın tabii neticesi olarak Hz. Peygambersiz bir İslam anlayışı istenildiği aşikar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

ARSLAN BALTA: Hiçbir zaman bir başkasını kendi öznel düşüncemden yola çıkarak tanımlama taraftarı değilim. Ben sadece bugün hadis ve sünnet çerçevesinde var olan düşünceye karşı kendi düşüncelerimi olabildiğince ilmi boyutta ortaya koymaya çalışıyorum. Kim kendisini nasıl tanımlamak istiyorsa öyle tanımlasın. Benim usulüm böyle. Ben var olan tüm düşüncelerin bir ön yargı olmaksızın anlaşılmaya çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Anlamaya çalıştıkça önceden önyargıyla baktığım birçok düşüncenin, hiçte düşündüğüm gibi olmadığını görmüşümdür. Eleştirilerimiz makaleler üzerinden olmalıdır. Birbirimizi inkâr ederek hiçbir yere varamayız. Tam aksine düşünce dünyamızı fakirleştiririz. Batıya eleştirel gözle bakmakla birlikte, düşünce dünyalarındaki renkliliğin, bilgiyi üretmede kendilerine ciddi katkılar sağladığını görmek gerekir. İslam düşünce tarihinde çok önemsediğimiz bazı alimlerin birbirini eleştirmek yerine, tekfir etme gibi bir yol seçmeleri bence iyi olmamıştır. Bu gelenek maalesef bugün değişik bir boyutta devam etmektedir. Birbirimiz hakkında hüküm verme yerine, düşünce planında seviyeli bir tartışma ortamı hazırlamalıyız. Genç kuşaklara bizler böyle bir zemini miras bırakmalıyız.

Okumaya devam et

Share Button

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İÇTİHAT ŞURASI-İÇTİHAT MEVZULARI VE ÇEŞİTLERİ

İçtihatlar, muhtelif tasnife tabi tutulabilir. Bizim tercih ettiğimiz tasnif, mevzularına nispetle yapacağımız taksimi esas alıyor. Buna göre içtihatlar; İtikadi içtihatlar, İbadi içtihatlar, İlmi içtihatlar, Amme hukuku içtihatları ve Kazai içtihatlar olmak üzere beş çeşit olarak tetkik edilecektir.

*İtikadi içtihat
İtikada müteallik mevzularla ilgili içtihatlardır. İtikat mevzuu, itikadi mezheplerle inşa edilmiş, dairesi tamamlanmıştır. İtikada dair yeni içtihat ihtiyacı neredeyse yok gibidir, esasa müteallik olmamak üzere yeni bazı bahisler zuhur etse de, bunlar ana çerçeve içinde halli mümkün olan vakıalardır. İtikadi içtihatlar, mevcut çerçeveyi tahkim eder, yeni meseleleri o çerçeve içinde halleder.

Buna rağmen dünyada ve hayatta neler olacağı meçhuldür. Ciddi itikadi meselelerin zuhuru muhale yakın olsa da, muhal değildir. Meselenin ehemmiyetinden dolayı bu mevzuun boşlukta bırakılması düşünülemez.
Okumaya devam et

Share Button

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

FARUK BEŞER’İN DERİN İDRAKSİZLİĞİ-1-BİLİM ANLAYIŞI

Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Faruk Beşer, birbirini takip eden üç yazı yazdı. Birincisi 15.08.2014 tarihli “İlim, bilgi ve bilim” başlığını, arkasından 17.08.2014 tarihli “İlim ve marifet” başlığını, üçüncüsü de 22.08.2014 tarihli “Zan ve tahminden marifet doğar mı?” başlığını taşıyor. Bizim anladığımız şekliyle özetlemek gerekirse üç yazının mevzuu, bilgi, ilim, irfan bahislerini ihtiva ve cem etme arayışından ibaret.

Türkiye’deki temel meselelerden ve zafiyetlerden biri olan “çerçevesizlik” bahsi Faruk Beşer’de de açıkça görülüyor. Herhangi bir meselenin çerçevesine vakıf olmadan veya bir çerçeve oluşturmadan o bahsin veya bahislerin anlaşılabileceği iddiası tüm komikliğine rağmen ülkemizde genel kabul gören bir savruk anlayıştır. Çerçeve meselesine girmeden önce Faruk Beşer’in meseleye nasıl baktığında dair bazı misalleri zikredelim.

Faruk Beşer, yazı serisinin birincisi olan “İlim, bilgi ve bilim” başlıklı yazısında, başlıktaki kelimeleri tarif etmeye çalışıyor. Son dönemlerde çok yaygın olan kelimelerin kökleriyle ilgili bilgi vererek giriyor meseleye;
Okumaya devam et

Share Button

NAKİBU’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

NAKİBÜ’L EŞRAF-MEŞAYIH NAİPLİĞİ

Meşayıh niyabeti, cemiyetin kalbi idare merkezidir. Hayatın kalbi-manevi hünkarları olan meşayıh, kendi alemlerindeki makam ve mertebeleri, manevi meclislerinde mahfuz ve cari olmak üzere, zahiri hayat ölçüleriyle bu niyabete bağlıdır.
Meşayıh Niyabeti, velayet iddiasındaki her şahsı hesaba çekmek, imtihan etmek, ceza veya beraat kararı vermek salahiyetine maliktir. Mezkur Niyabet, bu işleri yapmak üzere muvakkat veya daimi “meşayıh şurası” teşkil edebilir.
Meşayıh Niyabeti, cemiyetin ve hayatın merkezini, kalbi daireye ve hassasiyete taşımakla vazifelidir. İhtilafları kalbi hassasiyet ölçülerine göre halletmek işiyle meşguldür. Hayatı, feragat ve fedakarlık, af ve merhamet, teavün ve tesanüt, infak ve ikram üzerine kurmayı gaye edinir. Hak ölçüleri keskindir, Şeriat kat’i ölçülerden mürekkeptir. Oysa kalp merkezinde doğan ve büyüyen edep ve ahlak, munistir, mutedildir, muhittir.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

Ali Ünal, bir taraftan anlama melekesini kaybetti diğer taraftan edebini… Haddini bilmez adam, Diyanete, ulemaya, meşayihe sorular soruyor, hem de öyle ukala şekilde soruyor ki, neden cevap vermedikleri soru sorma tarzında mahfuz.

Aklını kaybeden adamın ölçüsü mü olur? Kur’an-ı Kerim’den ayet-i kerime’yi alıyor, sanki Allah’ın beyanı sadece kendilerini tasdik için inmiş gibi, kendileri onunla mesul değillermiş gibi, kendileri sırat köprüsünü geçmişlerde geride kalanlara sopa gösterir gibi…
Okumaya devam et

Share Button

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

NİKABET TEŞKİLATININ MEVKİİ

Nikabet Teşkilatı devlet cihazının içine girmez fakat onu, üç yüz altmış derecede mevcut olan tüm zaviyelerden tarassut altında tutar. Devlet ve cemiyetin tüm teşkilatlarındaki günlük işler ve ihtilaflara güneş kadar uzaktır lakin devlet cihazının her vahidi ve cemiyet kadrosunun her ferdi, yaşayabilmek için güneş ışığına ne kadar muhtaçsa o kadar yakındır. Gölgeye kaçmayanlar için her insana aynı miktar ve seviyede ulaşır.

Nakibü’l Eşraf, devlet teşrifat (protokol) listesinde yoktur, zira o, teşrifatın üzerindedir. Teşrifat listesine alındığında, hangi sıraya konulursa konulsun, asaletine denk düşmez, o, teşrifat ve devlet üstüdür.

Nakibü’l Eşrafın makamı, devlet teşkilat yekunundan müstakildir, hiçbir siyasi teamül ile kayıtlı değildir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-SALAHİYET VE VAZİFE-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-SALAHİYET VE VAZİFE

Başyücelik Akademyası, Üstadın ifade ettiği gibi ülkenin kültür erkan-ı harbiyesidir. Ülkedeki tüm ilim, fikir ve sanat adamlarının teşkilatıdır, ülkedeki tüm ilim, fikir ve sanat üretimlerinin havuzudur, ülkedeki tüm ilmi hamle ve keşiflerin, fikri cehd ve çabaların, sanat tertip ve imalinin teşvikçisidir.
Ana vazifesi, İslam medeniyetini inşa ve temsil etmektir. Bunun için ihtiyaç duyduğu her hamle ve hareketi gerçekleştirebilmenin fiziki, fiili, fikri imkanlarına sahiptir, milletin her ferdi, devlet cihazının her şubesi bu faaliyetler için seferberdir. Akademyanın ve azalarının, nihai maksada matuf her kıpırdanışı, büyük bir heyecan ve kıymetle karşılanır, lüzumlu her türlü imkan önlerine serilir.

***
Akademya, İslam medeniyet inşası için, cemiyetin ve devletin ihtiyaç duyduğu “medeniyet müesseseleri” fikrini imal etmek, müessesenin tertip ve teşkiline refakat etmek, tatbikattaki neticelerini tahlil ve lüzumu halinde tashih etmekle mükelleftir.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-KÜTÜPHANE-

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI-KÜTÜPHANE

Akademya Riyasetine bağlı “kütüphane müdüriyeti”nin en mühim vazifesi, dünyanın en büyük kütüphanesini kurmak, kesintisiz yenilemek, dünyadaki ve ülkedeki ilim, fikir, sanat alanlarındaki gelişmeleri günlük olarak takip ve eserleri temin etmektir. Her türlü kaydı (kitap, dergi, cd vesaire) usulüyle muhafaza altına almak ve kullanılabilir, faydalanılabilir halde azalarının hizmetine sunmakla mesuldür. Kütüphane, en gelişmiş tertip, tanzim ve tedvin usullerince hazırlanır, azalara, kütüphanede veya kütüphane dışında (mesela evlerinde) hizmet vermek üzere teşkilatlanır, azaların herhangi bir mevzudaki talebi, her nerede iseler en kısa sürede hazırlanır ve ulaştırılır. Kütüphanenin personel istihdamı, her azaya bir adet yardımcı olmak üzere hazırlanır, bu yardımcılar, azalar kütüphanede çalıştıklarında sekreterya hizmetini sunar, azalar kütüphane dışında çalıştıkları zamanlarda kütüphane de hazır olurlar ve azanın kütüphaneden herhangi bir talebi olduğunda hazırlar ve ona ulaştırırlar.

Kütüphane, aynı zamanda ülkedeki ve mümkün olduğunca İslam dünyasındaki her türlü yayının sicilini tutar, tertip ve tanzimini yapar.
Okumaya devam et

Share Button

SİYASET AHLAK VE CEMAATLAR

SİYASET AHLAK VE CEMAATLAR
(ANADOLU BULUŞMALARI – 9 / 12–17 Ağustos 2014 Kuzuluk)
PROGRAM:

12 AĞUSTOS 2014 Salı
21.00–23.00 – Açılış, Sinevizyon ve Selamlama Konuşmaları/ Celal Eyinç
Açılış Konuşması: Siyaset Ahlak ve Biz / Turgay Aldemir

13 AĞUSTOS 2014 Çarşamba
Sabah Panel (10.00–11.15) DİN-DEVLET-SİVİL TOPLUM VE CEMAATLER

Moderatör: Halime Kökçe

Sunumlar:
STKlar-Siyaset İlişkisi: Yılmaz Ensaroğlu

Din-Devlet İlişkisi Çerçevesinde İslami Yapıların Devletle ilişkisi: Prof.Dr. Hasan Ayık

Devlet Yapılanmasında Bürokratik Oligarşi: Av Cüneyt Toraman

Öğlen Panel (11.30–13.00) İSLAM DÜŞÜNCE GELENEĞİ VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

Moderatör: Necla Koytak

Sunumlar:
Şia ve Yeni Yüzleri: Av. Haki Demir

Sufilik Ve Yeni Yüzleri: Prof. Dr. Ekrem Demirli

Ehli Sünnet Ve Yeni Yüzleri: Prof. Dr. Selahattin Polat
Okumaya devam et

Share Button

YAPMA ALİ ÜNAL, KENDİNİ KAYBEDİYORSUN

YAPMA ALİ ÜNAL, KENDİNİ KAYBEDİYORSUN

Ali Ünal bu gün (04.08.2014) çok ağır bir yazı yazmış, ağırlığı ölçü ihlalinden kaynaklanıyor. Ali Ünal’ın son zamanlardaki yazılarında bir muhteva ve merkez kayması yaşanıyor, yazılardan böyle anlaşılıyor, önceden beri mi böyledir son sarsıntılar mı bu hale getirdi, onu bilmiyorum. Ruh halindeki kayma, doğru istikamette değil, yani inkişaf etmiyor, savruluyor ve dağılıyor.

Yazısının başlığı, “Zevk zemzemesi ve gaşy içindeyim”… Bu başlık, yazının muhtevasını anlatmak için atılmış, yani son yıllarda ihanet örgütünün başına gelen hadiselerden dolayı “zevk-i ruhani” yaşadığını söylüyor. Allah muhafaza…

Ali Ünal, yazısına, ihanet örgütüne ve başındaki adama övgüler düzerek başlıyor ve meseleye şöyle giriyor;
Okumaya devam et

Share Button