ANKARA YETİŞTİRME YURTLARINDAN AYRILANLAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ SEVDA AKYÜZ İLE PEDAGOJİ VE ÇOCUKLARDA AKIL İNŞÂSI KONULU MÜLAKAT

ANKARA YETİŞTİRME YURTLARINDAN AYRILANLAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ SEVDA AKYÜZ İLE  PEDAGOJİ VE ÇOCUKLARDA AKIL İNŞÂSI KONULU MÜLAKAT

 SEVDA AKYÜZ: HAKİKAT BİRDİR, BİRSE BİRLİKTELİKTİR

Korkulan gerçeğin ta kendisidir. İnsan birlikte yaşayan, birlikte hareket eden aynı düşünmese de birlikte yaşayabilen, çalışabilen varlıklar olmalıdırlar.

Okumaya devam et “ANKARA YETİŞTİRME YURTLARINDAN AYRILANLAR DERNEĞİ GENEL SEKRETERİ SEVDA AKYÜZ İLE PEDAGOJİ VE ÇOCUKLARDA AKIL İNŞÂSI KONULU MÜLAKAT”

SON DEM TEMAYÜLÜ – İNKAR

Mevcudu inkar noktasında birleşti akıllar, hemen hemen herkes!

Bakmayın akıllar dediğimize, onlara sorduklarında, akılları sıra, akıllarını tatmin etmeye çalıştıklarını söylerler. Rahatsızlık duydukları meseleleri, şu şu şu kötüdür, çünkü şundan bundan dolayı gibi mantık silsileleriyle izah ederler bir bir.

Kalplerdeki sıkışmalar, iç bunaltıları, gönül aleminde dalgalanan buhranlar… Yazık ki insanoğlu tüm bunların altında rasyonel nedenler arar durur bir kaç zamandır… Zaman insana ruhunu unutturduğundan bu yana, insan var gücüyle ruhundan gelen sesleri duymazlıktan gelir, adeta var gücüyle sıkar kendini!

Batı’nın her alandaki hakim muktesebatı, insanoğlunun yalnızca öfkeli inkarına muhatap artık.

Zamanın ortak aklının ittifakla hem fikir olduğu unsur; “İNKAR”!
Okumaya devam et “SON DEM TEMAYÜLÜ – İNKAR”

PSİKİYATRİDE TANIMLI “KİŞİLİK BOZUKLUKLARI” KONUSUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK

Yayın Tarihi…………………: 26 Kasım 2012
Yayın Organı………………..: Newyorktimes Gazetesi
Yazar…………………………….: Benedict Carey
Yazının Orijinal Başlığı…: Thinking Clearly About Personality Disorders
Çevirmen……………………..: Sinan Demir
Yazının Orijinal Metni….: Tıklayın
Yazar Hakkında…………….: Tıklayın

Yıllarca kimsesizler ve yoldan çıkmışlar olarak, uyumsuz karakter yığınları olarak kendi adalarında yaşadılar. Tuhaf olanları da vardı muhtaç olanları da, güvenilmez olanları da vardı dolandırıcıları da ve heybetli olanları da vardı korkakları da.

Gelenekleri ve ritüelleri herhangi bir kabileninki kadar büyüleyici, en azından şaşırtıcı. Onların dünyalarını ziyaret eden her “zihinsel antropolojist”, tuhaf davranışlarını açıklamak için yeni bir kalıpla ayrılmış gibi görünüyor oradan. Okumaya devam et “PSİKİYATRİDE TANIMLI “KİŞİLİK BOZUKLUKLARI” KONUSUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK”

AKIL İNŞASI-E-KİTAP-OSMAN GAZNELİ

ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR
Yazar ve fikir adamı Haki Demir’in “akıl” ve “insan” ile ilgili yayınlanan ve yayınlanmayan onlarca kitabı var. Kitaplar çok derin olduğu için pek anlayan çıkmıyor. Kitaplarla bir müddet boğuştuktan sonra anlamaya başladım ve gördüm ki, o kitaplardan birçok konu ve kitap çıkar. Yapılması gereken iş, insanların anlayabileceği hafiflikte bir dil ile yazmak…
Akıl ile ilgili birkaç yazı yazıp Haki beye gösterdim. Haki bey yazıları inceledikten sonra bana, “ne yapmak istediğimi” sordu. “Yardım ederseniz bu şekilde ve seviyede kitap hazırlamak istiyorum” dedim. “Güzel” dedi, “hemen başla”… Kitabın yazılma aşamalarında fikirlerini esirgemedi. Bazı yazıları düzeltti, değiştirdi, ekledi, çıkardı. Neredeyse editörlük yaptı. Kendisine sonsuz teşekkürü bir borç bilirim.
Zor bir işti benim için, çünkü ilk kitabımı yazıyordum. Yazı yazmak zor değil ama yazıları topladığınızda bir kitap etmiyor. Kitap başka bir olay… Planlamak ve plana uyarak yazmak gerekiyor ki ortaya kitap çıksın. Yoksa birbiriyle ilgisiz yazılar oluşuyor. Böyle kitap yazanlar da var tabii…
*
Akıl konusunda kitap yazmak çok ama çok zor. Çünkü akıl konusunda ülkemizde kitap yok. Yani literatürü oluşmuş değil. Haki beyin kitapları olmasa, akıl ile ilgili araştırma yapmak imkansız. Düşünebiliyor musunuz, ülkede akıl konusu ile ilgili literatür yok. Herkes akıllı olduğunu zannediyor hatta iddia ediyor ve başkalarını akılsızlıkla suçluyor ama aklın tarifini bile yapan bir adet “kaliteli” kitap bulmak mümkün olmuyor. Bu ülkenin ufku ne olabilir ki? Okumaya devam et “AKIL İNŞASI-E-KİTAP-OSMAN GAZNELİ”

DUYGU EĞİTİMİ-9-DUYGU DİLİ-3-

DUYGU DİLİ DÜŞÜNCE DİLİ
Temelde insanda iki dil vardır, duygu dili, düşünce dili… Diğer tüm diller, bu iki dilin türevleridir. Mesela sanat dillerinin hepsi, duygu dilinin lehçeleridir. Fikir, felsefe, bilim gibi diller ise düşünce dilinin lehçeleri…
Günlük hayatımızda düşünce dilinden daha çok ve daha yoğun şekilde duygu dilini kullanıyoruz. İlginçtir, bunun da farkında değiliz. Gülmek, ağlamak, sevinmek, üzülmek gibi tavır, eda ve mimiklerimiz de aslında duygu dilimizin malzemeleri yani “kelimeleridir”. Duygu dilini bu kadar yoğun kullanmamıza, bu kadar yoğun şekilde karşılaşmamıza rağmen, tüm eğitim sistemimiz düşünce dili üzerine kuruludur. Özellikle akıl inşası tamamlanana kadar geçen süre olan bebeklik, çocukluk ve delikanlılık çağları, zaten tabiatı gereği duygu diline mahkumdur. Akıl inşasını tamamlayıp da tam kapasite faaliyete başlayana kadar, duygu dilini çok yoğun kullanıyoruz. Akıl inşasından sonra da, duygu dili, günlük hayatta, düşünce dilinden daha fazla kullanılmaya devam ediyor.
Duygu dilini kullanma yoğunluğumuz bu kadar fazla olmasına rağmen, duygu dilini bilmiyoruz. Yoğun şekilde kullanıyoruz ama bilmeden kullanıyoruz. Çünkü duygu dilinin eğitim ve öğretimi yapılmıyor, lügati oluşturulmuyor, ölçüleri bilinmiyor. Kendimizi ifade etmek için düşünce dilinin iki-üç katı yoğunlukta duygu dilini kullanmamıza rağmen, hem bilmiyoruz hem de bilmek için çaba sarfetmiyoruz. Dolayısıyla duygu dilinde de kendimizi yanlış ifade ediyoruz, muhatabımızı yanlış anlıyoruz. Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-9-DUYGU DİLİ-3-“

DUYGU EĞİTİMİ-6-DUYGU KONTROLÜ

DUYGU KONTROLÜ
Duygu kontrolü, duygu eğitimi konusu değil, duygu ve akıl eğitiminin neticesinde elde edilebilecek bir yetenektir. Bu sebeple önceki yazımızda (başlıkta) ifade ettiğimiz gibi “gelişmiş ve güçlenmiş akıl sahiplerinin yapabileceği iştir.
Duyguya cepheden direnmek imkansıza yakın zordur. Mümkün ve kolay olsa da yapılmamalıdır, zira cepheden direnerek durdurulsa bile bir yerlerde birikir ve ileride daha büyük patlamalara sebep olur. Biriken duyguların patlaması ise önünde durulması mümkün olmayan çapta gerçekleşiyor.
Aklın duyguya cepheden direnmeye çalışması, tüm gücünü kullanmayı göze alması demektir. Bu durumda akıl, duyguyu durdurmak için kendini, varlığını tehlikeye atıyor. Direnişi cepheden sürdürmek, varlık-yokluk mücadelesi manasına gelir. Eğer duyguyu durduramazsa, duygu kendini imha eder. Özellikle “büyük duygu patlamaları”, cepheden direnen aklı darmadağın eder. Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-6-DUYGU KONTROLÜ”

DUYGU EĞİTİMİ-5-DUYGU AKIL ÇATIŞMASI

DUYGU AKIL ÇATIŞMASI
Duygu bir seldir, akıl ise baraj… Duygu hiçbir kurala bağlı olmaksızın akar, akar, akar. Akıl, duygu akışını durduramaz, kesemez. Aklın duyguya gücü de yetmez. Akıl üzerinde çalışmayanlar, aklın inşası, geliştirilmesi, güçlendirilmesi için çaba sarfetmeyenler, duygu karşısında ne yapacaklarını bilemezler. Aklın oluşumu kendi haline bırakılmışsa, duyguya gücünün yetmesi mümkün değildir.
Aklın duyguya gücü neden yetmez? Çünkü duygu, insandaki saf enerjidir, akıl da bu enerji ile çalışır. Hiçbir varlık, kendi enerjisini sağlayan kaynağa karşı mücadele edemez. Akıl, herhangi bir konu hakkında faaliyet göstermek için, o konuya öncelikle duygunun akması gerekir. Duygu o alana doğru akmalı ki, akıl ve diğer zihni unsurlar o konu ile ilgilensin. Duygunun akış mecrası üzerinde olmayan veya duygunun döküldüğü bir havzada bulunmayan bir konuda akıl, zoraki faaliyet gösterse de verimli olmaz. Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-5-DUYGU AKIL ÇATIŞMASI”

DUYGU EĞİTİMİ-4-DUYGU ZEKA İTTİFAKI

DUYGU ZEKA İTTİFAKI
Duygunun da zekanın da kuralı yoktur. Bu ikisi, herhangi bir kurala bağlı değillerdir ve bağlanamazlar. Her ikisi de hürriyete aşıktır. Sınırlara, bariyerlere, engellere çok öfkelenirler. Önlerine çıkacak her engele çarparlar, çarpmadan durmayı bilmezler. Çünkü bariyerlerin kendilerine engel olamayacağını zannederler. Bir bariyeri aşıp aşamayacaklarını, çarpmak suretiyle test ederler.
Duygu hedefini bilir fakat güzergahını bilmez. Hedefi, zevk almaktır. Zevk alacağını zannettiği her hedefe kilitlenir ve harekete geçer. Fakat o hedefe nasıl varacağını, hangi yolu ve güzergahı takip edeceğini bilmez. Aslında yolu ve güzergahı da dert etmez, doğrudan ulaşmak ve amacını gerçekleştirmek ister, ne ki, hayat buna müsaade etmez. Hayat birçok iş için dolambaçlı yolları şart kılar. Bu sebeple güzergah, metot gibi imkanlar gerekir. Duygu ise bunları bilmez ve umursamaz. Mesela bir kadından etkilenen erkeğin duyguları, kadından hangi yönden etkilendiyse onu hemen, orada gerçekleştirmek ister. İnsanın herhangi bir işi, ortalıkta yapmamasının sebebi duygu değil, akıl ve ahlaktır. Duygunun zamana tahammülü yoktur, mekan ise her nereyse orasıdır, başka mekan aramaz, metottan ise hiç hoşlanmaz. İnsanın iç dünyasında akıl ve ahlak, dış dünyada ise toplum baskısı olmasa, duygu, hangi hedefe yöneldiyse, o hedefi bulduğu yerde amacını gerçekleştirmek ister. Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-4-DUYGU ZEKA İTTİFAKI”

DUYGU EĞİTİMİ-3-DUYGU EĞİTİMİ NEDİR?

DUYGU EĞİTİMİ NEDİR
Duyguyu zapt altına almak ve istenildiği gibi yoğurmak mümkün müdür ki, duygu eğitimi yapılabilsin. Duygu, sahibi tarafından kontrol edilebiliyor mu ki, eğitim sürecinde başkaları tarafından kontrol edilebilsin. Gerçekten de duygu, insandaki en zor konulardan biri. Sahibi tarafından bile kontrol edilemeyen duyguyu, başka birinin kontrol edebilmesi çok zor. Bu sebeple de duygu eğitimi, herkesin yapabileceği bir iş değil
Duygu, doğrudan eğitilebilir zihni akışlardan biri değil. Düşüncenin eğitilmesi veya belli düşünce alışkanlıkları oluşturma işi daha kolay. Duygu eğitiminin zorluğu özel eğitim metotları geliştirmeyi gerektiriyor. Klasik eğitim metotlarıyla duygu eğitimi yapmak imkansız.
Duyguya doğrudan müdahale etmek mümkün olmadığı için, dolaylı müdahale yolları geliştirilmeli. Duyguya müdahale etmeden eğitmek gerekiyor. Öyleyse yapılacak iş, duyguya koridorlar açmak, akış mecraları oluşturmak, mecraların yönünü tayin etmek, akacağı havzalar geliştirmek, havzalarda enerji olarak kullanmak gibi metotlar lazım. Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-3-DUYGU EĞİTİMİ NEDİR?”

DUYGU EĞİTİMİ-2-GİRİŞ-2-

İlkellik eğitimin her alanında boy gösteriyor. İnsanlık, yirmi birinci asra girdi ama eğitim alanındaki gelişmeler hala ilkellikten kurtulamadı. Bunun en önemli sebebi, “insan” denilen varlığın hala yeterince keşfedilememiş olmasıdır. Keşfedilemeyen varlık eğitilemiyor. Keşfedilemediği için, hala neyinin eğitileceği bile bilinmiyor. Duygu eğitimi, eğitimin temeli olmasına rağmen, milyonlarca ciltlik eğitim literatüründe “duygu eğitimi” başlığı bomboş görünüyor.
Reaksiyoner yaklaşımlar eğitim metotlarını geliştirmekte işe yaramıyor. Bir metodu deniyorlar, işe yaramadığında onun tersini denemeye başlıyorlar. Deneme-yanılma yolunu kullanmak gibi bir ilkelliğe mi kızarsınız, insan tabiatını doğru keşfedememekten kaynaklanan cahilliğe mi kızarsınız? Tüm reaksiyoner savrulmalar, her nedense bir türlü dönüp dolaşıp “duygu eğitimine” gelmiyor. Bu kadar deneme-yanılma tecrübesinden sonra bile konunun duygu eğitimine gelmemesi, mesele hakkındaki derin cahilliği göstermiyor mu? Okumaya devam et “DUYGU EĞİTİMİ-2-GİRİŞ-2-“

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI
Üç çeşit deha var, zeka dehası, istidat dehası, akıl dehası… Bunlardan sadece “zeka dehaları” bilinir. Daha doğrusu deha olarak tarif edilenler, “zeka dehası” olanlardır. İstidat dehaları ve akıl dehaları bilinmez. Zeka dehası ve istidat dehası doğuştandır, akıl dehası ile çalışarak elde edilebilir. Doğuştan olan dehalar için yapılabilecek bir şey yok fakat çalışarak elde edilebilecek deha olan akıl dehası için programlar oluşturulabilir. Fakat akıl dehası bilinmediği için, bu istikamette hiçbir çalışma yapılmıyor, büyük kayıp…
Zeka dehası, her konuyu yüksek seviyede anlayabilir. İstidat dehası ise her konuyu değil, istidadı olan konuları yüksek seviyede anlayabilir. İnsan, istidadı olduğu alanlarda, yüksek zeka gibi anlama ve yapabilme yeteneğine sahiptir. Zeka ile istidadın karıştırıldığı noktalardan biri de budur. Bir alanda yüksek zekalar gibi derin kavrayışı olan insanlara, o konuda zeki dendiği görülüyor. Hani şu “çoklu zeka teorisi”nde olduğu gibi. Yani matematik zeka, müzik zekası filan. Oysa bu durum yanlış, yüksek zeka her konuyu derinliğine anlar, keskin istidat ise sade belli bir alanda yüksek kavrayışa sahiptir. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-5-İSTİDAT DEHALARI”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR
İstidatlar, insanı kolay anladığı ve yapabildiği alanlar olduğu için, hayat o alanlara doğru akar. İstidat alanları, insanın kolay anladığı, kolay yapabildiği alanlar olduğu için, insanın kendini daha rahat hissettiği, daha fazla zevk aldığı, daha fazla başarılı olduğu, daha fazla itibar gördüğü alanlardır. İnsan, anladığı ve yapabildiği alanı bırakıp, anlamakta ve yapabilmekte zorlandığı alanlara yönelmez. İnsan, başarılı olduğu alandan çıkıp, başarısız ve itibarsız olduğu alanla ilgilenmez. İnsan, kolay yaptığı işleri bırakıp, yapmakta zorlandığı işe teşebbüs etmez.
İnsan zihni, kolay anladığı ve kolay yapabildiği alanlara doğru akacağı için, o alanlarda güçlü ve büyük mecralar oluşturur. Çocuklarda zihni gelişmeye müdahale edilmez ve tüm hayat alanlarıyla ilgilenecek bir zihni evren inşa edilmezse, istidat alanlarının cazibesiyle zihin bu alanlara akar ve oralarda yoğunlaşır. Zaman geçtikçe de akıl o alanlarda oluşmaya ve gelişmeye başlar. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-4-İSTİDATLAR KİŞİLİK TİPLERİ OLUŞTURUR”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI
Anlama istidatları öncelikle zihni faaliyetler için önemlidir. Zihni faaliyetler için önemli olması, aklın inşa edilmesinde de çok önemli olduğunu gösterir. “Yapabilme” istidatları ise zihni faaliyetten ziyade, hayatın pratikleri için önemlidir. Hayatın pratikleri için önemli olması, aklın inşasında daha az fakat aklın kullanılmasında daha çok önemli olduğunu gösterir.
Anlama istidatları sayı olarak fazla ve güçlü olan insanlar, hayatın pratiğinden uzaklaşırlar. Yapabilme istidatları sayı olarak fazla olur da anlama istidatları olmaz veya az olursa düşünce dünyası gelişmez fakat hayatın pratiği güçlü olur. Bu tür insanların misaline hayatta çok rastlanır. Bazı insanlar düşüncede gelişmişlerdir fakat hayatta hiçbir şey yapamazlar, bazı insanlar ise düşünmeyi pek bilmezler ama hayatın pratiğinde çok hızlı ve başarılıdırlar.
Anlama istidatları bilgiyle yoğun bir ilişki kurarlar. Anlama istidatlarının sayısı ne kadar fazla ve ne kadar güçlüyse akıl o kadar gelişir. Aklı inşa eden temel malzeme “bilgi” olduğu için anlama istidatları aklı daha fazla geliştirir. Anlama istidatları yüksek olan insanlar, yapabilme istidatları zayıf olduğunda bile gelişmiş bir akla sahip olurlar. Hayatın pratiğinde başarılı olamasalar bile bu insanların akıllarına güvenmek ve danışmak faydalıdır. Hayatın pratiğinde başarılı olamamaları, doğru ve gelişmiş düşüncelere sahip olamadıklarını göstermez. Bir konuyu iyi düşünebilmek başkadır, iyi yapabilmek başkadır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-2-ANLAMA İSTİDATLARI”

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR?

AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR
İstidat, özel yetenektir. Doğuştan varolan, sonradan çalışarak elde edilemeyen, yetenek… Her hangi bir alanda, anlayabilme ve yapabilme yeteneği… Öğrenmeden, çalışıp kazanmadan bir konudaki yapabilme eğilimi…
Eğer insanda istidatlar olmasaydı, dışardan elde edilen bilgilerle bir konuyu anlamak mümkün olmazdı. Anlamak mümkün olmadığında yapmak hiç mümkün olmazdı. İstidat, aslında öğrenme faaliyeti başlamadan önce sahip olduğumuz bilgilerdir. Öğrenmeye başlamadan sahip olduğumuz bilgilerin herhangi bir alandaki yoğunlaşmasıyla istidatlar oluşur. Bu nokta önemli, çünkü doğuştan sahip olduğumuz bilgi çoktur, eğer bu bilgiler belirli alanlarda yoğunlaşmamışsa, çok az işe yaramaktadır. İstidadın meydana gelmesi de zaten bu şekildedir. Doğumdan önce sahip olduğumuz (yani ruhumuzda varolan) bilgi toplamındaki bazı bilgiler, bazı konularda (alanlarda) birikmekte, yoğunlaşmaktadır. Bir konuda yoğunlaşan bilgiler, o konuda “anlama” ve “yapma” işini kolaylaştırmaktadır.
Bir insan iki konuyla ilgilense, birini kolaylıkla anlasa, diğerini anlamakta zorlansa, biliriz ki kolay anladığı konuda istidadı vardır. Herkes hayatında bu tür olayları yaşamıştır, yaşamaya devam etmektedir. Bu sebeple insanların istidatlarını keşfetmek, hem kendileri için hem de dışarıdan birileri için (mesela öğretmenler için) kolaydır. Fakat bazı istidatlar vardır ki, hem insanın kendisi için hem de dışarıdan birisi için keşfetmesi zordur. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA İSTİDATLAR-1-İSTİDAT NEDİR?”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI
Çocuklarda benlik inşası başlı başına bir konudur. Bir yazıda anlatılacak kadar kısa bir konu da değildir. Bu sebeple çocuklarda benlik inşası konusunda ayrı bir kitap çalışmamız bulunmaktadır. Burada kısaca özetlemekle yetinelim.
Benlik ortaya çıkmaya başlamadan önce ahlak eğitimi yapılmalıdır. Ahlak eğitimi ile insanın zihni evreni, doğru, güzel ve iyi ölçülerine sahip olur. Zihni evren benlik ve akıldan önce bu ölçülere sahip olmaya başlarsa, benlik zihni evrene doğmaya başladığında kendini bu ölçülerin içinde bulur. Benlik ilk gözünü açtığında iyi, doğru, güzel ölçülerini görürse, kendini o evren içinde geliştirir.
Benliğin zihni evrene doğmaya başlamasına paralel olarak akıl inşasına başlanmalıdır. Benlik, bağımsız şekilde gelişmeye başlarsa, ahlak ve aklın oluşması gecikir ve sağlıksız olur. Benliğin doğumuna paralel olarak inşa edilmeye başlanan akıl, hem güçlü olur, hem gelişmesini sürekli devam ettirebilir, hem de benlikten bağımsızlaşma gücünü kendinde bulabilir. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-5-BENLİK İNŞASI”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ

AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ
Benliğin ilk ortaya çıkışı, “hayır” deme dönemidir. Hayır deme döneminden önce benlik belirlemeye başlar ama dışarıdan ilk görünüşü “hayır” deme dönemidir.
Benlik, belirmeye başladıktan sonra zihni evrene puslu gözlerle bakmaya başlar. Dış dünyadan zihni evrene intikal etmiş olan etki ve bilgileri yabancı olarak görür. Çünkü kendisi ortaya çıkana kadar zihni evrene gelen etki ve bilgiler, kendisinin üretimi olmadığı için yabancıdır. Kendisi daha hiçbir şey üretmemiş, hiçbir şeyi sahiplenmemiş haldedir. Daha ilk gözünü açma ve zihni evreni ilk seyretme aşamasıdır.
Benlik, kendini toplumdan farklılaştırmak veya kendinin toplumdan farklı olduğunu göstermek için, yüksek sesle “hayır” demeye başlar. Öyle ki her olayda “hayır” der. Çocuklarda “hayır” deme dönemini hatırlayanlar bu durumu bilirler. İşte o yaşlarda çocuğun zihni evreninde benlik ortaya çıkmış ve kendisi ile diğerleri arasındaki farkı “bağırarak”, “isyan ederek”, “hayır diyerek” ortaya koymaya başlamıştır. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-3-BENLİĞİN İLK GÖSTERGESİ”

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI

AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI
Benlik, insanın, kendisi ile başkaları arasındaki sınırı belirleyen bir merkezdir. Kendisi ile diğerlerini ayıran merkez… Benlik ortaya çıkmazsa, insan “kendi” olamaz, kendi haline gelemez, kendini diğer insanlardan ayıramaz. Benliğin ortaya çıkmasıyla beraber insanın zihni evreni de şekillenmeye, kendinde merkezleşmeye başlar.
Benlik, akıldan önce ortaya çıkar. Zaten aklın oluşması için benliğin ortaya çıkması, zihni evrenin merkezi haline gelmesi gerekir. Benliğin önce ortaya çıkması, aklı da benlik ekseninde meydana getirir. Benlik, zihni evrendeki ilk merkezleşmedir. Zihni evren bir merkeze kavuşamazsa, dış dünya ile kendi arasında bir sınır oluşturamaz. Zihni dünya ile dış dünya arasında sınır oluşmazsa, fert ortaya çıkmaz. Okumaya devam et “AKIL İNŞASINDA BENLİK-2-BENLİĞİN ORTAYA ÇIKIŞI”

AKIL İNŞASINDA İMAN EĞİTİMİ-5-İMAN AKLIN SEVİYESİNİ BELİRLER

AKIL İNŞASINDA İMAN ETĞİMİ-5-İMAN AKLIN SEVİYESİNİ BELİRLER
İman sistemi ne kadar derin olursa, aklın seviyesi de o kadar yüksek olur. İman aklın bünyesine yerleştiği için, onun ufkunu belirler. Akıl, iman sistemi içinde düşünür, o ufkun dışına çıkamaz. Akıl, kendini oluşturan temel kabulleri sorgulayamaz. Aklın kendini oluşturan temel kabulleri sorgulaması, kendini inkar etmesidir. Bu mümkün müdür? Evet… Fakat kabullerini sorgulamaya başladığında başka bir kabuller demetine teslim olur. Netice olarak bir kabuller sisteminin içinde kalır.
Aklın hiçbir ön kabule sahip olmaması mümkün değil midir? Mümkündür. Fakat “kabul” aynı zamanda “değer”dir. Aklın “kabullerinin” olmaması, “değerlerinin” olmaması demektir. Değerleri olmayan akıl, menfaatten başka hiçbir şey düşünmez. Netice olarak menfaati tek değer haline getirir. Menfaati tek değer haline getirmek, tüm değerleri imha etmektir. Öyleyse akıl, hiçbir “kabule” sahip olmama imkanına sahip bulunsa da bu imkanı kullanmamalıdır.
Aklın kabullerini değiştirmesi mümkündür. Özellikle yanlış kabuller ile inşa edilmişse bunu yapması şarttır. Ömür boyunca yanlış kabullerle yaşaması beklenmez veya tavsiye edilmez. Fakat aklın kabullerini sorgulaması çok sarsıcı olur. Genellikle de kriz şeklinde meydana gelir. Krizin sonunda sağlını muhafaza etmesi mümkün olduğu gibi sağlığını (dengesini) kaybetmesi ihtimali de vardır ve bu ihtimal yüksektir. Gerçekten kabullerini sorgulayan akılların krizi zor atlattığı görülmüştür.
Öyleyse aklın kabullerini baştan doğru tespit etmek gerekir. Bu sorumluluk aileye düşer. Doğru kabullerle zihni evren, benlik ve akıl inşa etmelidir. Ki bu kabuller sorgulanmasın…
İman sisteminin hacmi aklın hacmini belirler. Mesela milliyetçiliği benliğine yerleştirdiğimiz bir çocuk, ömür boyu mensup olduğu kavim çapında düşünür. Özellikle de mensup olduğu kavim nüfus, coğrafya, insani üretim bakımından küçükse, aklın hacmi çok küçük kalır. Başka kavimler için hiçbir şey düşünmez, onların faydasına olacak hiçbir şey yapmaz. Ne kadar seviyesiz bir akıl…
Mesela materyalizme inandırılan ve öyle yetiştirilen bir çocuk, ömür boyu madde ile sınırlı bir hayat yaşar. Aklı maddeyi aşamayacağı için “gerçek” ve “hakikat” arayışına girmez. Bunlar olmadığında “doğru”, “güzel”, “iyi” arayışı da olmaz. Çevresinden etkilenip bu arayışlara girse bile, “doğru”, “güzel”, “iyi” gibi değerleri maddede bulmaya çalışır. Oysa maddede bulacağı tek şey, “fayda”dır. Sadece faydanın peşine düşen bir insan ise menfaatçi olur.
İman ne kadar derinse akıl o kadar derine iner. İslam’ın özelliği ve güzelliği burada da görülür. İslam imanının derinliği, maddenin çok çok ötesindedir ve tüm insanlığı kapsar.
Materyalist kabuller, Allah’ı ve ahreti reddeder. Bu durumda hayat bu dünyadan ibaret hale gelir. Hayat sadece bu dünyadan ibaretse, menfaatten başka bir değer yoktur. Çünkü ahiretteki mükafat ve cezaya inanmayınca, “iyilik” yapmak tüm anlamını yitirir. Materyalistlerin iyilik yapıyormuş gibi görünmesi, toplumda bulunan kültürün İslam tarafından oluşturulmasından kaynaklanır. “İyi insan” imajı oluşturarak kredi kazanmaya çalışırlar. Aslında iyi insan olmak değil, iyi insan görünerek daha fazla menfaat elde etmektir.
Allah ve ahrete inanmayan kişiler, “iyi insan” olmak isteseler de olamazlar. İyi insan gibi görünmek için çaba harcarlar ama yalnız kaldıklarında veya insanları aldatabilecekleri durumlarda iyi insan olamazlar. Çünkü iyi insan olmanın gerekçesi yoktur. Ahiret ve oradaki ceza yoksa kötülük yapmaktan uzak duramazlar. Akıl, onları, menfaatlerinin peşinden koşmaları için sürekli teşvik eder. Ahiretteki mükafata inanmayan akıl, karşılıksız iyilik yapmayı izah edemez, izah edemediğini de tavsiye etmez.
OSMAN GAZNELİ
osmangazneli@gmail.com

EVİM GÖKKUBBE, AİLEMSE BÜTÜN İNSANLIK

EVİM GÖKKUBBE, AİLEMSE BÜTÜN İNSANLIK (EMİNE ÖZKÖSE)

Ilık bir sonbahar akşamı. Şehrin yoğun trafiğinden sıyrılıp kendimi eve zor atıyorum. Gecenin karanlığı, günün yorgunluğuyla birleşip üzerime öylece çöküvermiş. Yorgunum, huzursuzum. Kocaman evde yapayalnızım. Bir şeyler yemek için oturduğum sofrada her lokma boğazımda düğümleniyor. Kahvemi alıp balkona çıkıyorum. Okumaya devam et “EVİM GÖKKUBBE, AİLEMSE BÜTÜN İNSANLIK”

SANATLA İŞ(Tİ)GAL ETMEK (EMİNE ÖZKÖSE)

SANATLA İŞ(Tİ)GAL ETMEK (EMİNE ÖZKÖSE)
Müzeler! Aklınızı ve kalbinizi açın! Ve dinleyin: Sanat Herkes İçindir!
Bu sözler Müzeleri İşgal Et hareketinin sloganı. Geçtiğimiz Ekim ayının sonlarında Wall Street’i İşgal Et Hareketinden ilham alan bir grup, sanatçı Noah Fischer öncülüğünde kültürel elitin mabedi olarak gördükleri müzeleri protesto eden bir hareket başlattı. Okumaya devam et “SANATLA İŞ(Tİ)GAL ETMEK (EMİNE ÖZKÖSE)”