İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

İHANET GÜNLÜKLERİ-26.08.2014-ALİ ÜNAL HADDİNİ AŞTI

Ali Ünal, bir taraftan anlama melekesini kaybetti diğer taraftan edebini… Haddini bilmez adam, Diyanete, ulemaya, meşayihe sorular soruyor, hem de öyle ukala şekilde soruyor ki, neden cevap vermedikleri soru sorma tarzında mahfuz.

Aklını kaybeden adamın ölçüsü mü olur? Kur’an-ı Kerim’den ayet-i kerime’yi alıyor, sanki Allah’ın beyanı sadece kendilerini tasdik için inmiş gibi, kendileri onunla mesul değillermiş gibi, kendileri sırat köprüsünü geçmişlerde geride kalanlara sopa gösterir gibi…
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-17.08.2014-ALİ ÜNAL TUZAĞA DAVET EDİYOR

İHANET GÜNLÜKLERİ-17.08.2014-ALİ ÜNAL TUZAĞA DAVET EDİYOR

Paralelcilerin aklının başına gelmesi için mahşeri beklememiz gerektiğini anladık. Fethullah Gülen, adına mübahele veya muhavele dediği bir tuzak kurdu, mensupları da, tüm Müslümanları da bu tuzağa çekmek için uğraşıyor. Müslümanları o tuzağa çekme görevini en son Ali Ünal üstlenmiş, 17.08.2014 tarihli, “Hala ‘amin’ bekleyen mübahele veya muhavele” başlıklı yazısında, “amin” dememiz için bizi tahrik ediyor ve meydan okuyor. Ahmak…

Fethullah Gülen’in bedduası (onların diliyle mübahele veya muhavelesi) dikkatle tetkik edilmediği için gözden kaçan bazı özellikler var, tuzak da zaten bu özelliklerde gizli. Başhain öyle bir tuzak kurmuş ki, o tuzağa “amin” diyen her Müslüman mahvolur, ihanet örgütünden olsun veya olmasın…
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

ALİ ÜNAL, MÜNAFIK OLARAK FETHULLAH GÜLEN’İ TARİF ETMİŞ

Ali Ünal, bayramın ikinci günü (29.07.2014), “Nifak ve münafık” başlıklı bir yazı yazmış. Münafık olarak Erdoğan ve Akparti kadrolarının adını anmamış ama bulunduğu mevzi itibariyle onu kastetmiş. “Onu kastetmiş” derken, isimlerini vermediği için bu tespitimizi inkar etme imkanı var tabii ki, gerçekten de onları kastetmemişse eğer hata bize ait olsun.

Son zamanlarda moda olduğu üzere, önce kelimenin sarf ve nahvini (modern dille etimolojisini) yazmış, böylece Arapça bildiğini de göstermiş. Neyse, burada fazla durmayalım, kelimenin kökü ve müştakları tabii ki mühim…

Ali Ünal, bir müddetten beri (belki de baştan beri) feraset, basiret ve idrakini kaybettiği için, isim vermeden nazari çerçevede yazdığı nifak ve münafık mevzulu yazısında Fethullah Gülen’i tarif etmiş. Kendinin maksadı Erdoğan ve arkadaşları olabilir ama yazıdaki tarif, Erdoğan’a yüzde on uyuyorsa, Fethullah Gülen’e yüzde doksan uyuyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İhanet örgütünün yayın organı olan Zaman isimli mevkute, internet sitesinde, 24.07.2014 tarihinde bir haber yayınladı. Haberin başlığı, “Erdoğan’dan cesaret ödülünü geri istediler”…

Haber şu; Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılında Erdoğan’a cesaret madalyası vermiş, Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tavrından dolayı o madalyayı geri istiyor, bunun için kongre başkanı Erdoğan’a mektup yazmış, Zaman gazetesi de bu mektubu yayınlıyor.

Nasıl?

Bir taraftan Erdoğan’ı İsrail ile iş yapmaktan, Yahudilerden cesaret madalyası almaktan dolayı tenkit eden paralel örgüt diğer taraftan Yahudi Kongresi başkanının o madalyayı geri istemesinin haberini yapmış. Böylece Erdoğan, kafasının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan o madalya belasından kurtulmuş olmuyor mu?
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN, ALEMİ AHMAK YERİNE KOYMA

FETHULLAH GÜLEN, ALEMİ AHMAK YERİNE KOYMA

Zaman gazetesi, Fethullah Gülen’in, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfına gönderdiği mesajı, 04.07.2014 tarihli nüshasında (biz internet sitesinde gördük) yayınlamış. Fehmi Koru’nun bu mesaj ile ilgili tenkitleri, gazetenin mesajın tamamını yayınlamasında etkili olmuşa benziyor. O mesajı gazete yayınlamamıştı, Fehmi Koru başta olmak üzere, geniş bir çevre tarafından mesajın sansürlendiği iddia ve tenkidi menzilini bulmuş olmalı ki gazete yayınlamak durumunda kalmış.

Ne diyor Fethullah Gülen o mesajında?

Özet olarak arınmaktan bahsediyor, ramazan vesilesiyle de muhteva ile zamanlama birbirine uyuyor. Her ne kadar gazetenin yayını ve köşe yazarlarının yazıları, ramazanın geldiğine işaret etmiyorsa da, Fethullah Gülen’in mesajı, ramazan ile mütenasip bir muhteva taşıyor. Kullandığı dil ise ilginç, genel olarak birinci çoğul (biz) zamiri ile başlayan cümleler kuruyor. Hal böyle olunca “nefs muhasebesi” yaptığı zannını uyandırıyor. Ama yazının (mesajın) sonuna vardığınızda, biz zamiriyle başlayan cümlelerin aslında kendileri dışındakilere hitap eden birer tenkit cümlesine dönüştüğü görülüyor. Böylece Fethullah Gülen ve kurşun askerlerinin “samimi” beyanlarda bulunmadıkları, bulunmayacakları, çünkü takiyye yaptıkları kanaatimiz kökleşiyor.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

İHANET GÜNLÜKLERİ-27.06.2014-MUSTAFA ÜNAL PANİKTE…

Örgüt gazetesi yazarlarından Mustafa Ünal, bugünkü (27.06.2014) “PKK ile barış, Cemaat’le savaş” başlıklı yazısında pek hüzünlü, pek ümitsiz, pek alıngan bir üslup kullanmış. Yazının satır aralarına büyüteç tutulsa, yazarken ağladığı görülebilir. Eski afra-tafralar kalmamış, kendine güven tükenmiş, hesap sorma edaları gitmiş, hocasının eski ağlamaklı hali gelmiş.

Akparti’nin PKK ile barış yaparken kendi ifadesiyle “Hizmet hareketi’ne” karşı savaş açtığını söylüyor. Adamlar “hal diliyle” yalvarırken bile “yalan” söylüyorlar. Hükümetin PKK ile barışırken “cemaate” savaş açtığını söylüyor, oysa hükümete savaş açan kendileriydi, hem de dışarıda İsrail, ABD, İngiltere, içeri de ise CHP, MHP ve marjinal solla barış yaparak… Bu adamlar nerede büyüdü, ne yedi, ne içti de bu hale geldi? İt gibi yalvaracak noktaya geldiler, açıktan yalvarmaktan çekinecek bir şahsiyetleri de yok, açık açık yalvaracaklar ama ihanetleri o kadar büyük ki, yalvarmalarının işe yaramayacağını bildikleri için açıktan yalvarmıyorlar. Tek sebep bu, yalvarmalarının işe yarayacağına inansalar, insanlık tarihinin en rezil, en hakir, en şahsiyetsiz yalvarmalarını sergileyecekler. Fethullah Gülen denen adam, abartmayı meslek haline getiren bir meşrebe sahip olduğu için, daha önce Türkiye’nin hakim güçlerine (Kemalistlere) kendini pazarlamak için Hz. Cebrail Aleyhisselam parti kursa onun yanında yer almayacağını söyleyecek kadar din istismarını abarttı, biraz güçlenince de Müslümanlara (ve hükümete) karşı ihaneti abarttı ve tüm geri dönüş yollarını kapadı. Ahmaklar… Bu tavrı “kararlılık” zannettiler.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(31.05.2014)-ALMANYA’DAKİ MÜLAKAT

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(31.05.2014)-ALMANYA’DAKİ MÜLAKAT

Yeni Şafak gazetesinin 31.05.2014 tarihli internet sitesinde bir haber ve haberin videosu var, haberin başlığı “Alman kanalı RTL’nin yayınlayamadığı Erdoğan röportajı”… Haberde, röportajın videosu da mevcut…

Hadise şu; Erdoğan’ın Almanya seyahati ve orada yaptığı konuşmada kendisini dinlemeye gelen gurbetçi vatandaşlarımızla röportaj yapmak için gelen RTL televizyon kanalı, Erdoğan aleyhine bazı beyanatlar almak derdiyle kıvranıyor ve üst üste Erdoğan aleyhine sorular soruyor. Röportaj yaptığı gurbetçi vatandaşımız ise müthiş cevaplar veriyor, muhabirin her defasında köşeye sıkıştırmak için sorduğu sorular vatandaşımız tarafından o kadar güzel şekilde cevaplanıyor ki röportajdan elde edilmek istenen maksadın tam aksin gerçekleşiyor. Ve Alman televizyonu o röportajı yayınlamıyor.

Önce röportajı nakledelim, sonra söyleyeceğimizi söyleyelim.
Okumaya devam et

Share Button

KAZALAR, KURTARMA ÇALIŞMALARI VE SİYASET

KAZALAR, KURTARMA ÇALIŞMALARI VE SİYASET

Soma’daki maden kazası gündemi boşalttı, gündemdeki tüm meseleleri arka plana attı ve tek gündem maddesi haline geldi. Böyle olmalıydı çünkü kainattaki en kıymetli varlığın en kıymetli unsuru olan “can” ile ilgiliydi ve çok sayıda hayatını kaybeden insan vardı. Özellikle de kaza gibi hadiseler, hayatını kaybedenlerin masum olmasından dolayı keskin bir hassasiyet oluşturur. Buna, kazanın gerçekleşme sürecinde bazı ihmaller olması ihtimalini eklediğimizde mesele vicdanları patlatacak bir hassasiyet infialine sebep olur.

Birkaç gündür ülkenin gündemi yoğun şekilde Soma’ya kilitlendi. En son yapılan açıklamada hayatını kaybeden masumların sayısı 282’ye çıkmıştı. Bu çok büyük bir sayı… Hadise tam bir facia… Böyle şeylerin nasıl olabildiğini hala anlamış değilim. Yaşadığımız çağdaki teknolojik imkanlar, iş kazalarını önlemede ve kayıpları asgariye indirmede nasıl olur da işe yaramaz. Demek ki mesele tedbirlerin alınmasında ferasetsizlik, hassasiyetsizlik, akılsızlık çizgisinde seyrediyor.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ(16.05.2014)-İHANET ÖRGÜTÜ TEZVİRATA BAŞLADI

İHANET GÜNLÜKLERİ(16.05.2014)-İHANET ÖRGÜTÜ TEZVİRATA BAŞLADI

Soma, ızdırabın bile nefessiz kaldığı belde… Bir insanın nefes alamaması, nefes alamadığı için hayatını kaybetmesi, en çok ihtiyacımız olan ama yeryüzünde bol miktarda bulunduğu için ticari meta haline bile getirilemeyen havayı bulamadığı için can vermesi… Çok derin bir acı… Hayatını kaybedenlerin son halleri görülemediği için facianın nasıl bir şey olduğunu tam bilemediğimiz, sadece nakillerle anlamaya çalıştığımız, hiçbir şekilde de ifade edemediğimiz bir ızdırap… Hayatını kaybedenlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına sabr-ı cemil, yaralılara acil şifalar dileriz.

Hadise gerçekten can yakıcı, akılları patlatıcı bir mahiyet taşıyor. Kurtarma çalışmalarındaki görüntülere bakınca insan zapt edilmez bir öfkeye kapılıyor. İnsan, sorumluların bir an önce bulunması, kanunun öngördüğü en ağır cezaya çarptırılmasını istiyor. Muhakkak ki, bir daha böyle bir hadisenin yaşanmaması için gereken tüm tedbirlerin alınması konusunda en titiz uygulama ve takiplerin yapılması gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

(17.04.2014)

Gerçekten bir istiklal mücadelesi yürüttüğümüz doğru, bu mücadelenin bir medyaya ihtiyacı olduğu da doğru. Ne var ki istiklal cephesi medyası meselenin ciddiyetini yeterince anlamış görünmüyor. Yaptıkları haberler, haber yapma üslupları, hadiseleri değerlendirme yeterlilikleri, süreçleri izlemedeki ferasetleri, stratejik hesaplamalar yapacak hacimli akılları yok. Pireyi deve yaparak mücadele ettiklerini zanneden genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları, muhabirler filan işin tadını iyice kaçırdı. Mücadele aracı olarak kullandıkları “mübalağa” sanatı, ne zaman karşı tarafa zarar verir, ne zaman bize zarar verir bilmiyor, anlamıyorlar. İhanet örgütünün aleyhine haber yapmayı, bunun için her sebebe tutunmayı mücadele etmek zannediyorlar. Hacimli bir akıl, keskin bir idrak, kuşatıcı bir kavrayıştan nasibini almamış bir alay adam, çoğunluğu da konjonktürel kontenjandan cepheye sürülmüş yetersiz kişilikler karanlığa kurşun sıkıyor, kurşun bizden birini mi yoksa karşıdan birisini mi vuruyor umurunda değil. Mücadele etmeyi sadece ateş etmek zanneden kifayetsizler, her yöne ve her şekilde ateş ediyor, sıktıkları mermi kimseye zarar vermese bile mühimmatı (gazete sayfalarını) boşa harcamak gibi bir zararları var.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

(15.04.2014)

Müslüman gurupların birbiriyle mücadele etmesi çok marazi bir meseledir. Ne kadar hassas davranılsa, ne kadar dikkat edilse de mutlaka kalıcı hasarlar verme istidadı var. Kaçınamayacağımız zararlarına maruz kaldığımız böyle bir hadiseyi, azami dikkat ve hassasiyet göstererek asgari seviyede tutma çabasından olmalıyız.

Müslüman guruplar arasındaki mücadelede kullanılacak fikri malzemenin İslam’ın ölçülerinden istihraç edileceği malum. Hiçbir Müslüman gurup, başka bir Müslüman gurubu, komünizmin fikri gerekçeleriyle tenkit etmez, öyleyse birbirine yöneltecekleri tenkit, tabii ve zaruri olarak İslami ölçülere dayanacaktır. Bu çaba, özü itibariyle doğrudur da, Müslüman, ancak İslam’a nispetle tenkit edilebilir.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

(11 Nisan 2014)

İstiklal cephesinde bazı yanlışlar var. Bunları konuşmanın zamanı değil diye bir müddet bekledik ama zaman geçtikçe bünyeye yerleşiyor ve kalıcı marazlar oluşuyor. İhanet cephesine de zamanında müdahale etmediğimiz için bu günkü gücüne ulaştı ve bugün mücadele etmekte bazı zorluklarla karşı karşıya kaldık.
İstiklal cephesi, ihanet cephesiyle mücadele ederken konjonktürel verimlilik meselesine fazla bel bağlamış, bu noktaya fazla yığınak yapmış, bazı mevzileri konjonktürel verimliliği olan kişilere teslim etmiş durumda. Konjonktürel verimlilik meselesi gözardı edilecek kadar önemsiz bir konu değil tabii ki ama lüzumundan fazla kıymet vermek konjonktürü aşan bir etki oluşturuyor.

İstiklal cephesi medyası, “konjonktürel verimlilik” meselesinin fikri (veya stratejik) anlamda tarifini yapmış ve özellikleri ile sınırlarını tespit etmiş değil. El yordamıyla farkına vardığı, kör bir kurşun gibi kullandığı için, koordinatlarını tespit etmeden, haritasını çizmeden mayın tarlası oluşturuyor. Gün geliyor kör kurşun kendini vuruyor veya kendisi mayına basıyor.
Okumaya devam et

Share Button

Yazarımız İBRAHİM SANCAK’ın yazısı YENİ ŞAFAK’ta

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak’ın, “Akparti niye mağlup edilemiyor?” başlıklı yazısı Yeni Şafak gazetesinin bugünkü nüshasında yayınlanmıştır. Gazetenin “Düşünce Günlüğü” sayfasında yayınlanan yazının internet linki şudur; http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/ak-parti-niye-maglup-edilemiyor-06.04.2014-634470

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(26.03.2014)-ÖRGÜT ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA…

O meşhur gün yaklaşıyor, saatler çalışıyor, takvim yaprakları bir bir yere düşüyor ve 30 Mart geliyor. Miting meydanlardaki kalabalıklar ve halkın coşkusu, Fethullah Gülen örgütünün kabusu haline geldi, artık paralel örgütün duası, 30 Martın gelmemesi üzerinedir. Ama kimin gücü yetmiş zamanı durdurmaya, kim zamanı geri sarabilmiş ki. Zaman bir sath-ı maildir ki, ya gönlünle yürür gidersin ya da direnir ve kayarsın… Öyle ya da böyle zaman hükmünü icra eder, muhtevasında gizlediği kaderi dünyaya saçar, vakti gelen vaka gerçekleşir, “gerçek” olur.

Paralel örgüt, seçim yaklaştıkça panikliyor, her miting meydanını gördükçe ümidi tükeniyor. Artık korku ve panik her taraflarından fışkırıyor, gizleyemiyorlar, saklayamıyorlar. Taşıyor her taraflarından, tutamıyorlar bir türlü, zapt edemiyorlar korkularını. Kırk hikayeleri var, hepsi de 30 Mart üzerine…

Dünyaya yayılmış olan kanalizasyon şebekelerinin yeryüzüne çıktığı ve pisliklerini güzelim ülkemize akıttığı medyaları, 30 Mart yaklaştıkça korku ve paniklerini gizleyemiyor ve çığlık çığlığa bağırıyorlar. Zaman gazetesi, büyük iddiaların ve ithamların yayın organı olmaktan çıkıyor ve seçim yaklaştıkça tam bir ağıt evrakı haline geliyor. Misal bugünkü (26.03.2014) nüshası…
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-23.03.2014-MUSTAFA AKYOL VAKASI

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-23.03.2014-MUSTAFA AKYOL VAKASI

Zaman gazetesinin 21.03.2014 tarihli nüshasında, Mustafa Akyol ile ilgili bir haber var. Haber, Mustafa Akyol’un, New York Times gazetesine yazdığı bir yazı… Haberin başlığı ise; “Seçimlerden sonra ‘cadı avı’ başlayabilir”… Mustafa Akyol’un Amerikan gazetesine yazdığı yazısının özeti, hükümetin doğru yolda olmadığı, seçimden sonra bir “cadı avı” başlatabileceği istikametinde şekillenmiş.

Malum olduğu üzere Mustafa Akyol Star gazetesi yazarıdır. Zaman gazetesinin haberinden anladığımıza göre bir de Hürriyet Daily News gazetesinde yazıyormuş.

Mustafa Akyol, fikir adamı değil, herhangi bir sahada kendinden faydalanabileceğimiz bir hususiyeti de yok. Gazetedeki köşesi kapatıldığında bir haftada unutulacak türden biridir. Varlığı ve kıymeti işgal ettiği gazete köşesinin ebadı kadar olan, tefekkür çapı ve mahareti, bir ihtiyacı karşılamayan, kendi kendine varoluşunu gerçekleştirme istidadı taşımayan bir figür. Bunları söyledikten sonra kendisiyle neden ilgilendiğimiz sorusunun cevabını vermemiz gerekiyor ki o cevap şudur; Mustafa Akyol, Türkiye’de bir “gazeteci figürüne” denk gelir. Meselemiz Mustafa Akyol’un kişiliği değil, prototipini oluşturduğu bu gazeteci figürüdür, konumuz da tam olarak bu figür.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(20.03.2014)-KONUŞTU DA NE DEDİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(20.03.2014)-KONUŞTU DA NE DEDİ?

Fethullah Gülen konuştu… O kadar gürültüyle başlattı ki Ekrem Dumanlı, sanki adam üç beş tılsımlı cümle söyleyecek ve her şey hallolacak. Bugün röportajın 4. Bölümü yayınlandı, sadra şifa bir cümle yok. Eski iddiaların tekrar etmekten başka söylenmiş tek bir cümleye rastlamak mümkün değil, o zaman neden konuştun ki…

Konuştu çünkü konuşma metniyle ilgili değil maksadı, üslubuyla ilgili… Maksadını, muhtevaya değil üsluba yüklemiş. Mağduriyet, mazlumiyet, maznuniyet intibaı oluşturmaya çalışan bir PR çalışması. Lafı evirip çevirip, “bize haksızlık yapıldı, yapılıyor” noktasına getiriyor. Bunu da boynu bükük bir üslupla yapıyor ki, etkili olsun.
Okumaya devam et

Share Button

NEDEN KONUŞTU?

NEDEN KONUŞTU?

Fethullah Gülen konuştu… Bazılarının cenneti beklediği gibi hasretini izhar ettiği konuşma üç gündür kendi gazetesinde tefrika ediliyor. Şimdi soru şu; seçime şu kadarcık vakit kalmışken, neden konuştu?

Bu sorunun basit cevapları var tabii ki… Mesele, basit ve gerçek cevapları da ihtiva edecek şekilde, toplam kompozisyonu ortaya çıkarmaktır. Neden konuştu?” sorusunun yanına, “konuşmasının etkileri ve neticeleri nedir?” sorusunu da eklemek şart. İki sorunun cevapları birlikte aranmazsa, kendinin öngörmediği neticeleri de düşünmüş olduğu zannı oluşur ki, bu ihtimalde, adamda olmayan özellikleri ona yükleyerek propagandasını yapmış oluruz. Aslında Fethullah Gülen, dışarıdan göründüğü kadar, yani yaptığı işlere bakıp tahmin edileceği kadar zeki değil. Adam, Yahudi ve sair güç merkezlerinin “düşünce kuruluşları” tarafından üretilen ve planlanan işleri de yaptığı için, olduğundan fazla zeki görünüyor. Bu noktanın özellikle altının çizilmesi gerekiyor, aksi takdirde, tenkit ederken, taltif etmiş oluruz.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(17.03.2014)-KONUŞTU…

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(17.03.2014)-KONUŞTU…

Fethullah Gülen konuştu… Zaman gazetesi ve Ekrem Dumanlı’nın, dünyayı kurtaracakmış gibi sunduğu röportaj başladı. Zaman gazetesi, adamı, dünyanın kurtarıcısı gibi sunmayı alışkanlık etti, nefes alışını bile, “aha nefes aldı, şimdi hapı yuttunuz” türünden bir komedi haline getirdi.

Tanıtım spotlarına bakınca, dostlarına kanat takacağı, düşmanlarını da bir nefeste kahredeceği vehmini oluşturuyorlar. Yeminli üyeleri, nefeslerini tutup beklemiş olmalılar, hasımları ise “yine ne saçmalayacak” diye hafif bir tecessüsle beklediler.

Nihayet konuştu…

Konuştu ama mülakatın bu günkü bölümünde ciddi bir şey söylemedi. Muhtemelen söyleyecekleri ileriki günlerde karşımıza çıkacak. Bu gün fazla saçmalamamış, sanırım giriş niteliğinde olmasından kaynaklanıyordur.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

Zaman gazetesinin yazarı… (İhanete) hizmet hareketine mensup olmayan, gazeteye iliştirilmiş birisi… Fethullah Gülen örgütü ile hükümet arasındaki husumetin derinleşmesinden sonra saflarda ortaya çıkan arınmadan nasibini almadı. Leyla İpekçi, Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin tahammül edemeyip ayrıldığı ihanet örgütünün yayın organlarından, ihanet hareketine mensup olmamalarına rağmen ayrılmayan, hatta mevziini sağlamlaştıran birkaç isimden birisi Mümtaz’er Türköne… (İhanete) hizmet hareketinin mensubu olmamasına rağmen, onlardan daha ağır ve seviyesiz saldırılarda bulunan Mümtaz’er Türköne ve Ali Bulaç gibi isimler, hükümete karşı şahsi husumeti olup da, fırsat bulmuş gibi davranıyorlar. Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne, ihanet örgütü tarafından satın alınmış olabilir mi? Bunların parayla kalemini sattığı düşünülebilir mi? Doğrusu böyle bir itham çok ağır hakaret olur. Parayla satın alınmamışlarsa (ki kanaatimiz bu yöndedir) mevzilendikleri yerin bir izahı olmalı…

Mümtaz’er Türköne’de hükümet husumeti o kadar yüksek ki, tarafsız bir entelektüel (fikir adamı olmadığı için bu ifadeyi kullanıyoruz) olarak tavır aldığını ve yazılarını bu merkezden yazdığını söylemek mümkün değil. Hükümetin herhangi bir tavrı ve uygulamasının Türköne’ye şahsi zarar vermiş olma ihtimali ağır basıyor. Her ne olduğunu bilmediğimiz şahsi husumeti, aklını ve kalemini esir aldı. Geçen milletvekili seçiminde Akparti’den aday adayı olmuş, aday yapılmamış (yapılmayacağını anladığı için vazgeçmiş) olması, şahsi husumetini açıklamaya kafi midir? Zaman zaman bu ihtimalin doğru olduğunu düşündüğümüzü de itiraf edelim ama son zamanlardaki yazılarına bakınca, bu ihtimalin meseleyi izah etmeye kafi olmadığı zannı galip geldi. Yazılarında bas bas bağıran “şahsi husumet” meselesi her ne ise onun açıklanması gerekiyor.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.03.2014)-MÜNAFIKLIK İFŞA OLDU

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(15.03.2014)-MÜNAFIKLIK İFŞA OLDU

STV dünkü (14.03.2014) haber bülteninde, Filistin’deki Yahudi domuzlar örgütünün (namı diğer İsrail’in), Gazze’ye saldırısını, “Gazze’deki terör hedefleri vuruldu” şeklinde vermiş. Aslında bu konuda yazı yazmak gerekmezdi, zira apaçık bir “sapkınlık” için yazı yazmak, izah etmek lüzumsuzdur. Çünkü apaçık sapkınlığı izah etmeye çalışmak, insanların akıllarına ve zekalarına hakarettir. Sapkınlığı göstererek, “bakın bu sapkınlık” demek, muhatapları tahkir etmektir. Bu sebeple Gazze’deki mücahit gurupları, direniş kıtalarını, domuzların korkulu rüyalarını savunmak gereksiz.

Öyleyse biz ne yapmaya çalışıyoruz? Bu konuda yazı yazmamızın sebebi, ihanet örgütünün alçaklık ve hainlikte her dem yeni yeni zirveleri zorladığı bu günlerde, onların ciğerlerini göstermek…
Okumaya devam et

Share Button