Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Okumaya devam et

Share Button

“İNSAN MI KİTAPTAN DOĞDU, KİTAP MI İNSANDAN?”

“İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan?”

Kâinat yaratıldıktan sonra insan yaratıldı ve ardından yüce Kitap… İnsanoğlu Kitab’sız olamazdı, Kitab’ı olmalıydı. Kitab-ı Mübin istikâmetinde kitapları da olmalı ve yazmalıydı. Ne zaman ki kitaptan koptuk şirâzemiz bozuldu.

Bundandır ki Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte hakikisinden kitap okumak ve yazmak yerine, istisnalar hâriç mâlâyânî kitaplarla uğraşıyoruz. Kitap dâvasında yeterince muvaffak olamadığımızı sitemkâr bir öfkeyle ifade ediyor üstad Necip Fâzıl:

“Her birinin kitabı hâlinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Aynı sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu; kitap mı insandan? Kitap yazın, kitap!”
Okumaya devam et

Share Button

KİTAP VE DİL

Kitap ve dil

Dil, âciz derûnumda hâşâ bir mâbed gibidir yahut dinimizin mânalar âlemine götüren büyük bir vasıtadır. Dîvân şairi Taşlıcalı Yahya Bey şu mısralarını haddimiz değil ama fakir için yazmış sanki:

“Kitâbı şol ki okur dikkat eyler / Kitâbun sâhibiyle sohbet eyler / Kimi şemşîr-i âteşbâra benzer / Kimisi revzen-i envâra benzer / Eyi söz eskimez nitek-i altun / Olur yevmen- feyevmâ kadri efzûn.”

Diyor ki şair: Kitabı dikkatle, mânası içre okuyan kimse / kitabın sahibiyle sohbet eder / Kimi ateş yağdıran kılıca benzer / Kimisi ışık saçan pencereye benzer / İyi söz eskimez altın gibidir / Günler geçse de değeri çoktur.
Okumaya devam et

Share Button

RAMAZAN HATIRINA “DİZ ÇÖK EY ZORLU NEFS”

Ramazanın hatırına “diz çök ey zorlu nefs!”

Modern ve seküler zihniyete sahip olanlar nefsin ne olduğunu bilmiyorlar. Bilseler de umurlarında değil. “Nefsini temize çıkar…” dediğinizde hakarete mâruz kaldıklarını sanıyorlar.

Mesnevî’sinde (cilt:5) “Ey nefsim! Seni sen yapan benim, beni de ben yapan sensin. Ya yola gel beraber gidelim ya da yoldan çekil ben Hakk’a gideyim…” diyen Hz. Mevlânâ’nın cehdine ne kadar muhtacız bugün.
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize

Soğuk mart ayının sonlarıydı. Gökte ecel dolaşıyordu. Ölüm gelip konmuş karlı dağların yamaçlarına.

Bir sızı bir sızı alperenlerin yüreğinde. Bir hüzün bir hüzün alperenlerin dilinde: Şol karlı dağlarda Muhsin Beğ’imiz kaldı / Kırmızı Gül kaldı, yüreklerimiz kaldı / Karlı dağ başında ölüm gelmiş beğ’imize / El vurup yâramızı inciten dağlardan haber gelmedi / Çıkalım dağlara dağlara!

Gözü yaşlı düştüler dağlara. Yandılar kavruldular karlı dağların soğuğunda. Ateşe kesildiler, ateşlerinden dağlar korktu. Gözyaşları sel oldu, gözyaşlarından dağlar ürktü. Dillerinde dualar, dillerinde feryatlar: Ne yamandır şu karlı dağlar hiç aman vermiyor / Yıkılası dağlar, verin beğ’imizi!
Okumaya devam et

Share Button

Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları

Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları
Evvel emirde belirteyim ki bu yazıdan maksadım, Alperen Ocakları’nın gençlik hareketi olarak bilinen BBP’nin dâhili ve hârici, idarî ve şahsî işlerine karışmak değildir. Bilen bilir ki hiçbir siyasî partiye üyeliğim ve kadrosunda yer almışlığım yok. Partiler üstü bir anlayış ve tavra sahibim.

Elbette Türklüğü bâtıl Türklük anlayışlarından tefrik ederek İslâm üzere yol tutan millet olduğunu ve Türk’ün Müslüman mânasına geldiğini savunan partilere kısa müddetlerle meyil ve hissimiz olmuştur. Hayâlimizdeki Türk İslâm Cumhuriyetine kim “katkıda” bulunuyorsa, hatâlarının tenkid edilmesi şartıyla hangi parti bu hayâlin bir karesini bile gerçekleştiriyorsa iktidarına hürmet ederiz.
Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL, MAKİNE VE MEDENİYET

Necip Fâzıl, Makine ve Medeniyet

Makine mi üstündür, insan mı? Makine mi hayatımıza hâkim olacak, yoksa İslâm’dan neşet eden hikmet ve medeniyetimiz mi makineyi tanzim edecek? Ümitle beklediğimiz, yeniden kavuşacağımıza inandığımız İslâmlaşmış ruh ve fikrimiz makineleri kendi emrine ne zaman alacak?

Bu sualin cevabı birbuçuk asırdır hakkıyla verilemedi. Müslüman Doğu’nun bilgeliğinden bu sualin cevabı teorik de olsa beklenmektedir.

BATILI MAKİNENİN ALTINDA EZİLEN MÜSLÜMAN DOĞU

Batı’da başlayıp Müslüman Doğu’da da hızla artan makineye tapınmanın, her şeyi makineden beklemenin, dahası ruh hâkimiyetinin azalmasına nisbet makine fuarlarında “güç makinede!..” ayinlerinin çoğaldığı günümüzde makine mi insanın emrinde, insan mı makine emrinde suallerinin ağırlığı altında ezilen İslâm âleminin sesi soluğu çıkmıyor.
Okumaya devam et

Share Button

Terkip ve İnşa Dergisi 13. Sayı TAKDİM yazısı

TAKDİM
Bu sayı Necip Fazıl özel sayısıdır, mayıs sayısı ise Büyük Doğu özel sayısı olarak hazırlanmaktadır. İkinci yıl mevzu haritamızı ilan ederken böyle bir tasnif yapmıştık. Geçen zaman içindeki sohbetlerimizde ortaya çıktı ki, Necip Fazıl özel sayısı yapmak, çok sayıda alim, arif, mütefekkir hakkında özel sayı yapmamızı iktiza eder. Sadece Necip Fazıl özel sayısı hazırlamak, birçok şahsiyetimizin hakkını ihlal etmek manasına gelir.
Aylık çıkan bir dergi, yılda on iki sayı yayınlamaktadır. Özel sayı meselesine yöneldiğimizde, derginin yıl boyunca özel sayı olarak çıkması zarureti doğar. Bu ihtimalde “mevzu haritamızı” takip etme imkanımız kalmaz. Bu sebeple “özel sayı” çıkarma fikrinden vazgeçmemiz gerektiği kanaatine vardık. Tabii ki önceden ilan ettiğimiz nisan ve mayıs aylarındaki Necip Fazıl ve Büyük Doğu özel sayılarını bu yıl için yapıyoruz. Bundan sonrası için özel sayı yapmaktan uzak durmak ve mevzu haritamızı takip etmek niyetindeyiz.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’DE AYDININ ANATOMİSİ

Türkiye’de aydının anatomisi

Türkiye’de aydının anatomisi bozuk ve karışıktır. Seküler bir kavramdır aydın. Batılılaşmanın ürünüdür. Aydının meşruiyet kaynağı Batı’dır. Tanzimat aydını Şinasi ile başlar, Cumhuriyet aydını Yaşar Nuri ile devam eder. Sömürge münevveri cumhuriyet sonrasında seküler aydın kelimesiyle karşılık bulmuş.

Münevverden önce bizde âlim ve mürşid-i kâmil vardı. Peki hangisi bu milletin temsilcisi? Arif olan bilir. Aydının recüliyeti, yani erginliği, bağımsız bir fikrî şahsiyeti cesareti, salahiyeti, iktidarı var mıdır?

Fikrî şahsiyetiyle, bilgisiyle amel edebilir mi? Sahasında yalnız doğruyu söyleyebilir mi? Doğruları, yâni Müslüman Türk milletinin değerleri dile getirebilir mi? Münevver şahsiyetini kullanabilir mi? Kanaat önderi olabilir mi? Yeri geldiğinde bir mürşid gibi insanları sohbet ve yazılarıyla irşad edebilir mi?

AYDIN, BU MİLLETİN VİCDANI DEĞİLDİR?
Okumaya devam et

Share Button

RİSALE-İ NUR VE KÜRT MESELESİ -1-

SAİD MÜSLÜMANDIR

Dünyası ve ahireti zelil olan dalâlet ehli, Risale-i Nur hakkında kara propagandaya girdikleri devrede Risale-i Nura hücum üstüne hücum ediyorlar, Said Nursi’nin KÜRT kimliğini öne çıkararak Müslüman Kürt kardeşlerimizin ırki damarıyla oynuyorlardı. Bu şeytani teşebbüse karşı merhumun tavrı gayet net idi: “Said Müslümandır” diyordu.

Ehl-i Nifakın hilekârâne propagandasına karşı ihtarını Mektubat isimli eserinde yapıyordu. Müslüman Anadolu milletinin, aziz şahsına olan muhabbetini kırmak için onu ırkçılıkla suçluyorlardı. Ona ırkçı demek, ne ahmakça yaklaşımdı. Plan gayet net ve sinsice işletiliyor, Müslüman Türk evvela Müslüman Arap’tan tefrik edilecek, sonrada Türk ile Kürt birbirinden ayrıştırılacaktı. Bu senaryo metnini yırtıp atan Said Nursi, ARAP, TÜRK, KÜRT ayrılmaz diyordu.

Okumaya devam et

Share Button

ALİ HIŞIROĞLU İLE MÜLAKAT

Konu: İslam Tefekkür Mecrası ve Necip Fazıl

Mülakat: Metin ACIPAYAM

Mülakat: 

Metin Acıpayam: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

Okumaya devam et

Share Button

İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT

İKİNCİ PARALEL ÖRGÜT
Fethullah Gülen’in kurduğu çağdaş haşhaşiler örgütü deşifre oldu. Hem siyaset hem de cemiyet nezdinde deşifre olduğu için artık meşruiyeti kalmadı, devlet ve cemiyet nezdinde meşruiyeti kalmadığı için tasfiye hamlesine karşı direnme ve varlığını muhafaza etme imkanı bitti. Fethullah Gülen’in her hafta çıkıp bir şeyler zırvalaması, teşkilatını ve bağlılarını elinde tutmak için yeminler ve beddualar etmesi, tükenmişlik sendromunun tezahürüdür. Paralel ihanet örgütüne karşı tasfiye sürecinin de ciddi ve kararlı şekilde devam etmesi, devlet ve cemiyetteki artıklarının da temizleneceğinin alametidir.
Artık ikinci paralel ihanet örgütünün gündeme alınması zamanı geldi. İkinci paralel örgüt, Şia ve onun bin bir şekle girmiş köpekleri…
Fethullah Gülen’in paralel ihanet örgütü yenidir. Fethullah Gülen, takiyyeyi yeni öğrendi, Şia isimli muta nesepsizleri ise takiyyenin asırlarca süren kültürüne sahip. Okumaya devam et

Share Button

Doç. Dr. Hacı Ali BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

Doç. Dr. HACI ALİ BOZKURT İLE “İLİMLERİN TASNİFİNE” DAİR MÜLAKAT

*Mülakatın takdimi
Hacı Ali Bozkurt Beyefendi, 1943 Erzincan doğumlu, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca ve Arapça bilen ilim adamlarımızdandır. Doçenttir, felsefe sahasında mütehassıstır.
Anadolu’nun “kıymet mahzeni” olduğu fikrimiz ve umudumuz, bizi sürekli arayışa sevk etmekte, Allah Azze ve Celle ümit ve gayretimizi boşa çıkarmamaktadır. Bu cümleden olarak bulduğumuz kıymetlerden birisi de Hacı Ali Bozkurt Beyefendidir. Hacı Ali Bozkurt Beyefendi; ilmi teçhizatı, fikri derinliği, tecrit ve terkip mahareti takdire şayan bir ilim (bilim değil) adamlarımızdandır. Hem kadim müktesebatımıza vukufiyeti hem de felsefeye nüfuzu dikkat çekici derinliktedir. Ümmetin mühim ve acil meselelerinden olan “ilimlerin tasnifi” bahsine gösterdiği hassasiyet ve atfettiği kıymet, bu mevzuun unutulmuş olmasına hayret edecek kadar derindir.
Şahsiyeti hürmete, idraki itibara layık olması cihetiyle daha uzun soluklu müşterek çalışmalar yapmak temennisindeyiz. Bu mülakat, telefonda yapıldığı için hacmi küçük lakin muhtevası büyük bir çalışma oldu. Rızaları istikametinde, bununla iktifa etmek niyetinde değiliz.
Okumaya devam et

Share Button

Mısır Suhac Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü Türk Dili Hocası Dr. Sabri Tevfîk Hammâm ile Mülakat

Metin Acıpayam: Necip Fazıl’ı ilmi dünyanızda nereye koymaktasınız?

Doç.Dr. Sabri Tevfik Hammam: Necip Fazıl benim şahsımla beraber, Türkiye’nin ve İslam âleminin büyük şahsiyetlerindendir. Necip Fazıl’ın çalışmalarından tutunda her hareketi ve hamlesi İslam dünyasında geniş yankılar bulmuştur. O büyük bir edebiyatçıdır, kuru ve hissiz edebiyattan nefret eder, fikirden bağımsız hiç bir meseleyi ele almaz. En önemliside edebiyatını ve şiirini fikrinin hizmetkarı etmesidir. Yani o, zaman ve mekana müdahil olabilme istidadını fikrî ve ruhî edebiyatta görüyordu. Ruhi ve fikri edebiyat diyorum, dikkat buyurun lütfen… Edebiyatı ruhtan ve fikirden bağımsızlaştırmak demek, yeni doğan bir bebeği, anneden mahrum etmek kadar abes-i iştigal bir durumdur. Bebeğin anneye mahkûm olması gibidir, edebiyatın fikre ve ruha muhtaçlığı… Necip Fazıl’ın ilim dünyasını fikir yani tefekkür inşâ etmiştir. Derin bir mütefekkir, keskin bir zekadır  O.

Materyalizm, komünizm, ve ateizmin en güçlü olduğu dönemde, bunlara karşılık sağlam bir duruş sergilemiş, ve onlarla mücadele etmiştir. Şahsımın ilim hayatında önemli yere sahiptir. İlk okuduğum kitabı; Çöle İnen Nur idi. Sonra İdeolocya Örgüsü vesaire… İdeolocya Örgüsü isimli eseri, ümmete ekmek ve su kadar azizdir… Oradaki ideal islami devlet modeli Başyücelik Devletini Anadolu başlatmalıdır. Başlatmalıdır ki, bizde  kendimize tatbik edelim…

Okumaya devam et

Share Button

FİKİR VE DAVA ADAMI SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

SERVET TURGUT İLE MÜLAKAT

METİN ACIPAYAM: İslam Tefekkür mecrasına şiddetle ihtiyacımızın olduğu aşikar. Tefekkür mecrası yoksa tefekkürün olmayacağı bedahet çapında hakikat. Tefekkürün olmadığı yerde ilim mecrasının akibeti vahimdir. Necip Fazıl bu gerçeği 30’lu yıllarda görerek tefekkür mecrasını tetiklemeye çalışmıştır. Bugün batıya mahkum oluşumuzun sebebi ilim telakkimizi oluşturmamızla alakalıdır. Üstadın o zamanlarda söylediği “felsefenin krize girdiği” gerçeğiyle beraber Batı’nın çöküşü başlamıştır. Batı’nın tek terkip maniverasını felsefe oluşturmaktadır. O halde felsefe çöktüğüne göre, Batı’da çöküyor demektir. O halde bu hengamede bize düşen ne olmalıdır? Batı’nın enkazı altında kalmak mı? Yoksa yeniden ayağa kalkabilecek medeniyet hamlesini başlatmak mı?

SERVET TURGUT: Hiç konuşmayan bir Allah dostu… Ona soruyorlar: “Efendim neden hiç konuşmuyorsunuz?” diye… Cevap veriyor: “Evladım! İlme sırtını dönmüş bir halka yönelmek, arka dönenlerin döndüğünden daha çok arka dönülmeyi gerektirir!” Bir nevi, devrinde ilme karşı takınan lakaytlığa karşı gönül koyuyor… Sorunuzun tefekkür, tefekkür mecrası ve ilim şeklinde temayüz eden vasfını bu açıdan irdeleyecek ve müşahhas plana aktaracak olursak, at koşturmak için nasıl önce bir at, yetmedi onu koşturacak bir alan, o da yetmedi iyisinden bir süvari lazımsa, bugün için tefekkür yeleli atlar, tefekkür mecrası ufuksuz çayırlar ve şiir yazar gibi at sürecek ilim ehli süvarilerden yana ortalık tenezzülsüzlük baskınıyla basılmış durumdadır. Bu tenezzülsüzlük hali de, nemli ortamlarda peyda olan böcekler gibi, tefekkür çapımızı atlı karınca sırtına bindiren, insanımızı eğleyen-eğlendiren ve şahsına fil ebadınca nam, menfaat, saygı devşiren tefekkür düşmanı sahte alimcikler için doğal yaşama koşulları doğuruyor. Yani tefekkür cihetinden hal-i pür melalimiz şu; bir traktör kasasında, bindiği kürek sapını at gibi dört köşe kulvarında koşturan bir çocuk!

Okumaya devam et

Share Button

Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şube Başkanı MEHMET KURTOĞLU ile BÜYÜK DOĞU’DA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ Konulu Mülakat

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ANKARA ŞUBE BAŞKANI MEHMET KURTOĞLU İLE BÜYÜKDOĞUDA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ KONULU MÜLAKAT

Röportaj: Metin Acıpayam


Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü.

 METİN ACIPAYAM: 20. Asırda ümmetin bilgi üzerinde tetkik ve terkip süzgeci pörsümeye başladı. Bununla beraber terkip edemediğimiz bilginin yıkıcılığı yüz göstererek parça fikirde boğulduk. Bunlara karşılık Büyük Doğu; Bilgiyi toparlamanın yolunu gösterdi, Fikri terkip etmenin usulünü geliştirdi ve Külli anlayışın nizami alt yapısını keşfetti. Bu güzergâhta ne söylemek istersiniz?

MEHMET KURTOĞLU: 20. Asır iki büyük savaş sonrasında Müslümanların dağılma, Batının ise birleşmesine/bütünleşmesine tanıklık etti. İslam dünyasındaki dağılma mağlubiyetten, Batının birleşme bütünlemesi ise kendi içinde hesaplaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Batı’da varoluş felsefesinin, İslam dünyasında ise yenilikçi hareketlerin tesirine girdi. Batı milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşı travması yaşıyordu, İslam dünyası ise dağılmanın ortaya çıkardığı krizi… İslam dünyasında bu kriz halen devam etmektedir. İşte böyle bir noktada Osmanlı bakiyesi bir kuşaktan gelen ve batıyı tanıyan Necip Fazıl ve sistemleştirdiği Büyük Doğu fikri imdada yetişmiştir.

Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü. Edebiyat sanattan uzak, özgüvensiz Müslümanlara edebiyat ve sanatı tanıttı, özgüven aşıladı. Binlerce yıldır İslam hâkim olduğu bu topraklarda göğsünü gere gere ben Müslümanım diyebilme cesareti aşıladı. Onun çıkarmış olduğu Büyük Doğu’nun en büyük özelliği Müslümanların içinde bulunduğu durumdan çıkabilmenin ancak ibda ve inşa ile olacağını göstermiş olmasıdır. Bunu Büyük doğu ile yaparken, sizin de belirttiğiniz gibi içinde boğulduğumuz fikirlere sarihlik getirdi, köklere dönmeyi salık verdi ve İslam düşüncesini belli bir terkip içinde sundu. Onun “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” kitabı bu bağlamda güzel bir örnektir.

Özelliklede felsefi ve tasavvufi bilgiyi belli bir terkip içinde anlatması, onun bu alandaki ustalığını göstermektedir. Yine “İdeolocya Örgüsü”ne yalnızca bilgiyi terkip etme onu sistemleştirme olarak bakılmamalıdır. Aynı zamanda “İçselleştirilmiş İslam düşüncesinden hareketle külli bir anlayış ortaya nasıl koyulur?” sorusuna bir cevap netliğindedir. Dikkat edilirse bunlar Büyük Doğu’da yayınlanmış yazıların toplandığı kitaplardır.  Büyük Doğu yayınlamış olduğu yazılarla Müslümanların içinde bulunduğu krize parmak basmış, sorunların çözümü için çareler aramıştır. Aynı zamanda bir okul bir ekol işlevi görmüştür. Müslümanların kendi köklerine dönerek ancak ibda ve inşa edebileceklerini ortaya koyan Büyük Doğu, Türkiye’de İslami düşüncenin beslendiği güçlü bir damar bırakmıştır. Müslümanlara doğu ve batı kültürünü tanıtmış, Batı’nın içinde bulunduğu buhranı göstermiş, bunun ötesinde “ne yapmalı”, “nasıl yapmalı” bağlamında yol göstermiştir. Bilim dünyasında parçadan bütüne veya bütünden parçaya gitme diye ayrılan iki anlayış vardır. Özellikle batı parçadan bütüne giden bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışı da İncil’de geçen “Şeytan ayrıntıda gizlidir” ayetinden almıştır. İslam olaylara parçadan değil, bütünden bakar. Sizin de dediğiniz gibi Müslümanlar İslam yüzyıllardır parça parça ele aldığından dolayı, ayrında boğulmaktadır ve bir türlü parçadan bütüne ulaşamamaktadır. Büyük Doğu, ne medreselerin içine düştüğü fıkıh-kelam ilmi içinde boğulmuş ne de reformist İslamcıların kompleksini saplantı yapmıştır. O İslam’a bütüncül yaklaşmış, bütün boyutuyla İslam’ın ne olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Arap Emevi İslam’ı ile İran Şii İslam’ının dışında Anadolu Müslümanlığının sesi olmuştur.

  Okumaya devam et

Share Button

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Büyük Doğu Fikir Ocakları Genel Başkanı Mehmet Kaya ile

Necip Fazıl ve Büyük Doğu Başlıklı Mülakat

Necip Fazıl, kaynağını İslam’dan aldığı İman, Fikir ve Aksiyon davasını mecrasına akıtan, içe dönük fert muhasebesi ve dışa dönük cemiyet mücadelesinin remz şahsiyetidir.

 METİN ACIPAYAM: Necip Fazıl ismini zihni ve kalbi dünyanızda nereye oturtmaktasınız?

MEHMET KAYA: Zihni ve kalbi derken her ikisini de birbirinden ayırmadan ya da birbiri ile irtibatlı şekilde cevap vermek daha doğru olur. Zira Üstad maddeye mana gözü ile bakmayı bizlere öğreten, eşya ve hadiseyi zapturapt altına alırken mana âlemine mahkûm eden bir dünya görüşünün sahibi. Ruh ve mana adamı Necip Fazıl. Bu minvalde iyi, güzel ve doğruyu topyekûn Allah ve resulü davasında toplayan bir manzumeyi örgüleştiren, anlayışı yenileme davasının son mimarı olarak takdim edilebilir. Eşya ve hadiseler karşısında İslam’ın hakikatine nispetle nasıl bir tavır alacağımızı gösteren adamdır Necip Fazıl.

Okumaya devam et

Share Button

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA
Tayyip Erdoğan paralel ihanet örgütüne her istediğini verdi, onlar sinsice Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Tayyip Erdoğan seksen yıllık Kemalist rejimin zulümle ürettiği ve büyüttüğü Kürt meselesini, “siyasi hayatıma mal olsa da çözeceğim” dedi, cumhuriyet tarihinde Kürtlere en fazla hakkı verdi, HDP ve PKK ihanet örgütü Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Erdoğan, tüm dünyanın İran’a karşı cephe aldığı dönemde İran’ı destekledi, İran ve Şiiler Erdoğan’ın kuyusunu kazdı.
Bu misaller, kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti, kapalı kapılar arkasında değil. Paralel ihanet örgütü, bu ülkede herkes gibi Kemalistlerden zulüm gördü, Erdoğan geldi onların zulmünden kurtardı, onlar sinsi ihanet planlarıyla darbeye kalkıştılar. Kemalistler seksen yıldır Kürtlere, çarşıda bile Kürtçe konuşturmadı, Erdoğan geldi Kürtçe televizyon bile kuruldu, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP ve PKK ihanet örgütleri, sinsi planlarla silah depoladılar. Okumaya devam et

Share Button

Said Nursî Hazretlerinin “Medeniyet-i Kur’ânîye” fikri

Said Nursî Hazretlerinin “Medeniyet-i Kur’ânîye” fikri

Batı’nın ,“Medeniyet bizdedir siz de yok” şeklindeki propagandaları karşısında aydınların ve devlet ricalinin recüliyetini kaybettiği bozgun dönemlerinde medeniyet hakkında âlimlerce alelacele yapılan tariflerin çoğu ârızalıdır.

Mağlubiyet psikolojisiyle medeniyetinin esaslarını tecditten mahrum bozgun aydınlarının ahkâm kestiği yıllarda Said Nursî Hazretleri medeniyet fikrinin, silkiniş geçirmesi gereken Müslümanların önüne gelen bir mesele olduğunu söyler ve tesbitlerine İslâm medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında mukayeseler yaparak başlar.

GARB MEDENİYETİNE KARŞI “ŞERİAT-I GARRÂDAKİ MEDENİYET”
Okumaya devam et

Share Button

EYLÜL AYI KİTAP BASIM PROGRAMI

EYLÜL AYI KİTAP BASIM PROGRAMI

Fikirteknesi Yayınevi, Eylül ayı kitap basım programına başladı.

Eylül ayı içinde basılacak kitapların listesi;

1-Riyaziye-1-Yeniden Riyaziye (Haki DEMİR)
2-Riyaziye-2-Riyaziye İlmi (Haki DEMİR)
3-Batı tefekkürü ve İslam tasavvufu şerhi-1-Felsefeyle hesaplaşma (Haki DEMİR)
4-İslam medeniyet tasavvuru-4-İlimlerin tasnifi (Haki DEMİR)
5-İslam medeniyet tasavvuru-1-Terkip ve tefekkür (Haki DEMİR) -İkinci baskı-
(Not: Birinci cildin muhtevası yeniden ele alındı, yeni mevzular eklendi)
6-Dünya Devleti-1-Stratejik düşünce (Ahmet SELÇUKİ)
7-Kişilik ve hayat tarzı (Osman GAZNELİ)
Okumaya devam et

Share Button