ŞEHİR VE MEDENİYET MÜLAKATLARI -2-

YAHYA DÜZENLİ İLE ŞEHİRCİLİK  ÜZERİNE MÜLAKAT

“Şehir idrak ve irfanından henüz uzak bulunuyoruz. Yâni bilinmez bir zamana kadar bu kasvet ve dehşeti yaşayacağız!

Metin Acıpayam: Yaklaşık bir asırdır medeniyet krizi yaşıyoruz. Tahrip olmayan müessese ve fikrimiz kalmadı nerdeyse… Terkip maharetimizin kaybolmasıyla beraber, tefekkür mecrası da kurumuştur. Kuruyan tefekkürle beraber, his ve idrak edemeyen “aydın” profili çıkmıştır. Bu yeni “aydın” tipi, “ucuzculuğun”  zirve şahsiyetidir. Herhangi bir meselede orijinal bir cümlesi bulunmayan, tek mahareti “bilgi ezberciliği” olan, bu noktadan sonrada “kitap yüklü merkep” terkibine uyan bu tipler sayesindedir ki, şehircilikle alakalı tek müsbet gelişme sağlanamıyor. Bu menfi hal üzerinden “nerede bizim şehrimiz?” diyelim. Bu suali şahsınıza yöneltelim.

Yahya Düzenli: Hiç şüphesiz, bu soru “bize ait” bir şehrimiz olmadığına vurgu yapıyor. Bizim olmayan şehirlerde istif edilmiş insanları yaşadıkları yerin “yaşamaları gereken yer” olduğuna inanmaya mahkûm edenlerin isimleri, sıfatları, renkleri, iddiaları, partileri değişse de “değişmeyen” bir icraatları var. O da: “Sizi asla insanca bir şehirde yaşatmayacağız!”dır. Tanzimattan Cumhuriyete, Cumhuriyetten bugüne, böylesine dehşetli bir gerçeği ‘toplumsal anestezi’ altında hissetmemeye bizi mecbur ve mahkûm ediyorlar! Kimler mi? İktidar sahipleri, şehir yöneticileri, şehir plancıları, mimarlar, müteahhitler ve bütün bunlara rağmen tepki vermeyenler! Hepsinin tek bir ortak paydası var: Şehvete dönüşmüş rant iştahı! Şehirlerimizde “korku ve kasvet duygusu”nu “büyük refah ve ümid”e dönüştürecek, “selîm zevk” ölçüsüyle “yeni bir şehircilik manâ ve şahsiyeti getirecek” insan, idrak ve kadrodan ne yazık ki yoksunuz!

Okumaya devam et

Share Button

MEDİNE, MEDENİYET VE ŞEHİR

Medine, Medeniyet ve Şehir

Evvel emirde belirtelim ki, seküler ve sentezci olmayan Müslüman için medeniyet din ve Medine’den sâdır olmuştur. Yâni medeniyet İslâm’dır. Peygamber Efendimiz’in Medine’ye hicretiyle İslâm’dan şehir anlayışı tecessüm etmiş, dinin temelleri üzerine toplum ve şehir düzeni kurulmuştur.

İslâm her şehre Medine demiyor. Âlimlerin yazdıklarına göre, Kur’an-ı Kerim’de “medîneti” şeklinde geçen kelime şehir mânasındadır. Peygamberler gönderilmeden önce şehirlere “karye” denildiğini, Yasin sûresinin 20. âyetinde ‘Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!’…” buyruğu ile Medine’nin, Peygamber Efendimiz’in “risaletinin dâvetine açık kılınan belde” olarak tavsif edildiğini öğreniyoruz.
Okumaya devam et

Share Button

DR. BİLAL BAĞIŞ İLE “ŞEHİR FİKRİ” KONULU MÜLAKAT

Dr. Bilal Bağış İle “Şehir Fikri” Üzerine Söyleşi

BİLAL BAĞIŞ:

Medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir.

METİN ACIPAYAM: Fikir, kaos, nizam, müessese, medeniyet, tatbikat meseleleriyle şehrin münasebeti nedir?

BİLAL BAĞIŞ: Fikrin, kaosun ve müesseselerin bolca yer bulduğu; medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir. Şehirler, iyisi ve kötüsüyle, topluma özgü bu kavramların ve değerlerin hemen hepsinin vücut bulduğu, dünyaya mal-olduğu yerlerdir. Özellikle de modern batı şehirlerinde, insanı kendine hayran bırakan nizam ve intizam ile; hırsızlık, kaçakçılık ve suç oranlarının yüksekliğinin eş zamanlı varlığını, bu ilişki bağlamında daha iyi anlamak mümkündür zannediyorum.

Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

İSLAM ŞEHRİ-18-HAYAT TARZI OLARAK “VAKAR”

Vakar, Müslümanların ilk unuttuğu şahsiyet tecellilerinden birisi oldu. İlk unutulan mevzulardan olması mukadderdi zira anlaşılması ve kuşanılması en zor tavırlardan biriydi. Vakarın terkip unsurları ve terkip kıvamı, ana hatlarıyla keskin bir iman, derin bir idrak, muhkem bir ahlak ister. Anlayıştaki sathilik (sığlık), imandaki zafiyet, ahlaktaki laubalilik, cesaretteki eksiklik vakarı, şahsiyetin tecelli hali, şahsiyetin mahfazası, şahsiyetin tavrı olmaktan çıkarır.

Derin bir idrak sahibi olmayanlar, tevazuu ile vakarın münasebetini anlamaktan acizdir. Keza, İslam’ın yekununa muhatap olamamış, ihata edici bir anlayışa erişememiş hafifmeşrep idrak teşebbüslerinin, kibir ile vakarı birbirinden tefrik etmesi zordur. Vakar, sadece tarifini yapmakla veya yapılmış tarifi bilmekle kuşanılacak bir şahsiyet hususiyeti değildir, onun idrak edilmesi, şahsiyet inşasında “mahfaza” mevkiine yerleştirilmesi gerekir. Ne var ki vakar, tarifi bile yapılamaz, kadim tarifleri de anlaşılamaz hale gelmiştir. O kadar ki, İslam ile ilgili çok iddialı laflar eden fikir ve ilim adamlarının mevzu haritasında yer almamakta, böylece kendisi de dahil olmak üzere Müslüman şahsiyetin tarifi yapılamamakta ve inşası gerçekleştirilememektedir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İSLAM ŞEHRİ-15-TEKKE

İslam şehrinin kalbi tekkedir, tasavvuftur. Hikmetin keşfini tasavvuf, zaptını (tertibini) medrese, tatbikini ise idare yapar. İslam, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir mana haznesidir. Zamanın kainata ve yeryüzüne saçtığı mana (kaderin tecellisi), her dem yenidir, asla tekrar yoktur. İnsanın da bir şeyi hariç her şeyi her dem değişir. Değişen sahada yeryüzüne saçılmış mana vahitlerini, mana haleleri içinde keşfedecek, zapt edecek, tertip edecek, idrak ve tatbikini mümkün kılacak olan müessese tekke yani tasavvuftur. İnsanda kesintisiz varlığını devam ettiren ruhtur, İslam’ın “sabitleri”, ruha aittir. İnsanın, hayatın ve kainatın değişen her yönü, ruh mihverinde yeniden teşkilatlanır, ruha hitap eden İslam’ın sabit emir ve nehiylerini mümkün kılacak bir tertibe tabii tutulur. Bu meseledeki incelik ve giriftlik, tasavvuftan başka bir mecranın altından kalkacağı bir yük değildir. Şeriat-ı Ahmediye’nin merkezi olan farzlar, ufku olan haramlar, dinin sabitleridir, merkez ile ufuk arasındaki saha ise Müslümanın hayat alanıdır. Hikmet keşfi, bu alana dairdir, bu cihetiyle farzları tahkim ve ihya eder, haramları ise sınır olarak muhafaza ederken, zuhurunu iptal eder. Merkez ile ufuk muhafaza altına alındıktan sonra, ikisi arasındaki sahanın mütemadiyen değiştiğini, değişeceğini bilmeliyiz, bilmeliyiz ki bu değişimi gerçekleştirme ve yönetme imkanımız olsun.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(23.02.2014)-İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

Başbakan bir müddettir ikinci kurtuluş savaşının (milli mücadelesinin) başladığını söylüyor. En son dün (22.02.2014) Sivas’taki mitinginde ikinci milli mücadelenin başladığını söyledi.

Önce konu ile ilgili bir tespit yapalım;

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak, 23.12.2013 tarihinde sitemizde yayınlanan, “Erdoğan ikinci kurtuluş savaşı lideridir” başlıklı yazısıyla gündeme getirdiği, ondan sonra da Erdoğan’ın konuşmalarında bahsini etmeye başladığı bu mesele çok önemlidir. İbrahim bey, o yazısında ikinci kurtuluş savaşının başladığını, liderliğinin de Erdoğan tarafından temsil ve icra edildiğini söylerken, tarihi bir teşhis yapmış, tarihi sürecin adını doğru koymuştur. O yazıdan sonra Erdoğan başta olmak üzere birçok kalem tarafından kullanılmış ve gündeme yerleşmiştir.

Bir tespit daha…
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-14-ADALET

İSLAM ŞEHRİ-14-ADALET

İslam şehrinin temeli adalettir. İslam şehrinde adalet merhamet ile yoğrulmuştur. Hukuk, ahlak ile sımsıkı sarılmış, muhtevasına edep zerkedilmiştir. Hukuk ahlaktan tecrit edilir, edep mahkemelerden kovulursa adalet tecelli etmez. Hukuk net kaidelerden mürekkeptir ama adalet onun tatbikinde tecelli eder. Hukukun tatbikatı (muhakeme usulü) delil ve ispat demektir. İspat edilemeyen (delillendirilemeyen) hak, hakikatte mevcut olsa bile mahkemede yoktur, zira hüküm zahire göredir. Tam da bu noktada hukukun ahlaka ve edebe olan şiddetli ihtiyacı ortaya çıkar, şahit yalan söylediğinde hukuk adaleti keşfedemez, ilam haline getiremez. Şahidi yalan söylemekten men eden hukuki müeyyideler (cezalar) olsa da, esas olan şahidin ruhi dünyasında yalan söylemeyecek bir derinlik ve kıvam gerekir. Bunu gerçekleştirecek olan hukuk değil, ahlak ve edeptir. Bu sebeplerledir ki, hukuk medrese tarafından inşa edilir ama adalet tekkesiz tecelli etmez.

Tekke, insana, altından kalkamayacağı borçlanmalara girmemesi için ruhi kıvamı kazandırır, bir şekilde (kaza, hastalık gibi fevkalade hallerde) borcunu ödeyeme zafiyetine düşen borçluyu ise alacaklının ezmemesi için merhamet ve feragat ruhunu cemiyete zerkeder. İslam şehrinin mahkemesinde alacaklı, hukuk ve adaletin tabii neticesi olan hakkını almak için koridorları çınlatırcasına nara atmaz, mahkemeden en fazla, borçlunun ödeme zafiyeti içinde olup olmadığının tespitini ister ve ödeme zafiyeti varsa “hak, hak” diye tepinmek yerine borçluyu rencide etmeden alacağından (hakkından) feragat eder. Tekke (ahlak, edep, feragat) yoksa o şehirde adaletin tevzi ve tecellisi muhaldir.
Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ

İSLAM ŞEHRİ-12-CAMİ
İslam şehrinin merkezi camidir. İnsan kulluk etmek için yaratılmıştır, bu sebeple İslami hayatın merkezi ibadettir, ibadetin remzi (sembolü) ise camidir. Camidir çünkü ibadetin zirvesi namaz, namazın zirvesi ise secdedir. Secde, insanın acizliğinin en ileri noktasıdır, öyle ki, normal şartlarda yükseklerde taşıması gereken başını, en aşağıya yani sıfır yükseklik olan satha (toprağa) kadar eğmesidir. İslam şehri, bütün ihtişamıyla inşa edilirken, şehrin tamamını topladığı merkezinde, başları yere eğen, secde ettiren, kulluğu teşhir eden bir nizama maliktir.
Malum olduğu üzere, namaz kılınan mekanın adı mesciddir. Mescid ismi (mefhumu) kullanılmaya devam etmektedir, bununla beraber İslam İrfanının ikame, İslam medeniyetinin ihdas ettiği isim ve müessese olarak cami, kelimenin kaynağı itibariyle de manidar ve muvafıktır. Cami, toplamaktır, bir araya getirmek, bir yapmaktır. İbadet mekanına “cami” isminin verilmesi, ibadet için toplamak, toplanmak manasına da işaret eder. Lakin cami, ibadet için toplamak veya toplanmaktan çok ileri bir manayı havidir, ibadeti de ihtiva edecek şekilde Müslümanların toplanmasıdır. Müslümanlar, ezanı “davet” olarak kabul eder, namazı davete “icabet” olarak ikame ederler ama aslında camiye şahsiyetleriyle birlikte hayatlarını da taşırlar. Cami, cemiyetin ve hayatın cem olduğu, orada harmanlandığı ve tekrar geldiği yere döndüğü bir merkezdir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-11-FİKİR, İLİM, SANAT HAVZASI

İSLAM ŞEHRİ-11-FİKİR İLİM SANAT HAVZASI
İslam şehri, fikir, ilim ve sanat havzasıdır. Her mevzuun fikrinin üretileceği bir havza, bir mekan, bir mahfil vardır, orada mayalanmamış bir fikir asla tatbik sahasına sürülmemiştir. Birçok fikir ve ilim adamı tarafından, kısmen veya tamamen imza altına alınmamış (ittifak edilmemiş) bir fikri tatbik etmeye teşebbüs eden idarecilere karşı en şedit muhalefetin yürütüldüğü mekanın adı İslam şehridir. Fikir, ilim ve sanat insanlarının, hakkında ter dökmediği bir fikri tatbik edecek idarecinin yetişmediği, hiçbir idarecinin böyle bir teşebbüse cesaret edemediği, teşebbüs edenin derdest edildiği şehir ancak İslam medeniyeti tarafından inşa edebilir. İslam şehri, sanat eserleriyle teçhiz edilmiş bir şehir değildir, her şeyin sanatkarane inşa edildiği bir şehirdir. Şehri gelişigüzel inşa edip de, bazı meydanlarına veya noktalarına “sanat eseri” dikmek, batı kültürünün alışkanlığıdır. İslam şehrinde de sanat eserleri olur, mesela abideler bulunabilir ama esas olan şehrin her taşının sanatkarane yontulması ve hendesi bir zevk ve tertiple yerleştirilmesidir.
Şehrin en mutena semtleri, fikir, ilim, sanat merkezlerinin, müesseselerinin, faaliyetlerinin mahfilleriyle teçhiz edilmiştir. İslam şehri, bu merkezlere verdiği kıymet kadar kıymetlidir.
İslam şehri, fikir, ilim ve sanatı, kalbinde, beyninde, aklında iskan etmiştir. İslam’ın tecelli ve tatbikini temin eden bu üç mecra, şehrin üç sütunudur. Sütunların birleştiği kubbe vahdettir, o camidir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ

İSLAM ŞEHRİ-10-ŞAHSİYET VE AHLAKIN TECELLİSİ
İslam şehri, İslam’ın fertte inşa etmek istediği şahsiyetin, cemiyette pırıldamasını arzu ettiği ahlakın tecelli mekanıdır. İslam şahsiyetinin yaşamasına mani olacak hiçbir münasebet şekli olmadığı gibi, İslam ahlakının tecellisine mani olacak tek bir kıvrım bile yoktur. İslam şahsiyetinin “vakar”ını muhafaza etmesini mümkün kılacak mesafe anlayışı hakim olmuş ve hiçbir telaşa, hiçbir koşuşturmaya mahal bırakmamıştır.
İslam, her şeyi birbiriyle alakasız bir başıboşluk içinde görmez, varlıklar arasında insicam arar. Serkeşlik ve sarhoşluk, serserilik ve sebepsizlik yoktur. İnsan cemiyeti için böyle olduğu kadar, medeniyet yekunu içine giren hayvan, bitki ve maddeye kadar böyledir. Tabiat, tabii haliyle mevcuttur ama tabiattan ödünç alınan şehir (medeniyet) bir insicam harikası, bir nizam şaheseri halinde, madde, bitki, hayvan, insan topluluklarını belli başlı bir tertibe tabi tutar.
İslam medeniyeti, ferdi, şahsiyet olarak, cemiyeti ise ahlak olarak görür ve inşa ettiği şehirde bu iki unsur için gerekli tüm tedbirleri alır. İnsan kalabalıklarının akacağı caddeler değil, fertlerin vakur bir eda ile yürüyeceği, cemiyetin tecessüm etmiş ahlak olarak deveran edeceği bir mekan tertibine İslam şehri denir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-9-İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İSLAM ŞEHRİ-9-İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI
İslam şehri, İslam cemiyetinin ve hayatının mekan haritasıdır. İslam’ın teklif ettiği hayatın tüm mecra ve havzaları, inşa etmek istediği cemiyetin varoluş güzergahının her menzili o şehirde mevcuttur. Keskin hatlarıyla İslam hukukunun, naif hatlarıyla İslam ahlakının, zarif hatlarıyla İslam edebinin izhar edeceği her münasebet ve müessesesi, her tavır ve edası, her örgü ve dokusu o şehrin bir caddesinde, bir sokağında, bir meydanında, bir binasında, bir taşın yontulma şeklinde karşılık bulmuştur. İslam şehri, mekanın İslamlaştırılmış halidir, İslam’ın, mekanın her noktasına bir ruh olarak, bir fikir olarak, bir ahlak olarak, bir sanat olarak nüfuz etmesidir.
Zaman ile mekanın oluş ve varoluş, olduruş ve varediş kardeşliği, mekanın zamanı cezbetmesi, zamanın mekana sirayet etmesi şeklinde cereyan eder. Mekan, varoluşun malzemelerini muhtevasına taşımakta fakat zuhuruna gücü yetmemektedir, mekanın muhtevasında mevcut olan “varlık malzemesi”, zaman ile halvetine, zamanın darbesine, zamanın sirayetine muhtaçtır. Muhtemeldir ki mekan da zaman gibi “kün” emrinin ilk tecellilerindendir. Zaman, “ol” emrinin hem neticesi hem de mekandaki varlık malzemesini olduran bir “tesir” olsa gerek. Hal böyleyse (Allah en doğrusunu bilir) mekan, varlığın tezahürü (görünür hale gelmesi, bedenlenmesi, vücut bulması) için zaman tarafından döllenmelidir. Meselenin yüksek irtifada (ilk tecelli demlerinde) nasıl cereyan ettiği “ehl-i keşfe” ait olmak üzere, biliyoruz ki zaman ile mekan temas etmediğinde, bu iki temel unsur halvet olmadığında, adına varlık denilen müşahhas alemin “vücutları” zuhur etmemektedir. Son tecelli demini esas aldığımızda gördüğümüz bu hakikat, mekanın döl vermesi için zamana, zamanın da tesirini gerçekleştirmek için mekana ihtiyacı olduğudur. İşte İslam şehrini, o şehrin manasını, o şehrin tertibini arayacağımız nokta burasıdır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-8-ZAMANIN AKIŞ GÜZERGAHI

İSLAM ŞEHRİ-8-ZAMANIN AKIŞ GÜZERGAHI
İslam şehri, zamanın tecelligahıdır. İslam şehrinde zaman, saat, gün, ay, yıl gibi ölçü birimlerinden ibaret değil, aksine rahmet tecellisinin ritmidir. Her anın, her saatin, her vaktin, her günün, her ayın bir manası vardır, rahmet, o mana üzere tecelli eder. İslam şehri, zamanın akış güzergahıdır, zamanın dünyaya saçtığı manayı kendine cezbeden, kendinde toplayan bir cihazdır. Rahmetin tecellisi için gerektiğinde çığlık çığlığa duaya durur, gerektiğinde hüzünlü bir sabırla derin bir sükûta sarılır. O şehir, hangi vakit secde edeceğini, hangi vakit dua edeceğini, hangi vakit ikramda bulunacağını bilir.
Dünyada hiçbir din ve dünya görüşü yoktur ki zaman ile münasebetini İslam kadar derin ve girift bir şekilde kurmuş olsun. Tarihte ve günümüzde hiçbir şehir ve medeniyet yoktur ki İslam şehrinde olduğu kadar zamanın akış güzergahı için mecra açmış olsun. Zamanın akışı ile hayatın akışını, kalbin çalışması ile nabzın atması arasındaki insicama benzer bir müşterek ritim altına alan, zamanın akışını kalp, hayatın akışını nabız haline getiren bir anlayış misali yoktur.
Zamanı saat, takvim gibi ölçü aletlerinden ibaret görenlerin meseleyi anlama imkanı yoktur. Zaman, Allah Azze ve Celle’nin, “kün” emrinin ilk tecellilerinden biridir. Öyle ki, hem o emrin neticelerinden biridir hem de o emrin daha aşağılardaki tecellilerinin amillerindendir. “Ol” emrinin ilk tecellilerinden olması sebebiyle, kendisinden sonra “olanların” muhtevasını tayin edebilen “mana hamleleri”dir. İlahi murat, muhtemeldir ki önce “zaman” ismi verilen muhteşem tecellide vücut bulmakta, daha sonra aşağılara doğru onun vasıtasıyla inmektedir. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR

İSLAM ŞEHRİ-7-MÜESSESE NİZAMIDIR
Asr-ı Saadetteki “Medine”, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü cihetlerinden tek merkezden (Mescid-i Nebevi’den) idare edilebilir haldeydi. Sahabe kadrosu, tüm namazlarını camide kıldıkları için, tek bir ferdin (sahabenin) bile bir meselesi olup olmadığı, iki namaz vakti kadar gizli kalabilirdi, namaz için bir araya gelindiğinde meseleler görüşüldüğü gibi, namaza gelmeyen sahabenin zaten bir meselesinin olduğu anlaşılırdı. Asr-ı Saadet Medine’sindeki teşkilatlılık halinin kesafeti, ayrıca müesseseye ihtiyaç duyulmayacak seviyedeydi. Ne var ki günümüzün Medineleri, nüfus sayısı ve yerleşim büyüklüğü bakımından, Asr-ı Saadetteki “teşkilatlılık kesafetine” ulaşma imkanına sahip değil. Öyleyse yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Şehirleri mahalle ve mıntıka olarak teşkilatlamak ve teşkilatlılık halinin kesafetini artırmak tabii ki mümkün. Fakat bu imkan bile Asr-ı Saadet Medine’sinin teşkilatlılık halinin kesafetine ulaşmayı mümkün kılmaz. Kaldı ki Asr-ı Saadetin cemiyet kadrosunu teşkil eden sahabe heyetinin iman ve hassasiyet derecesi o kadar yüksektir ki, aynı teşkilatlılık haline ulaşmak imkan dahilinde değildir. Bu ve benzeri başka sebeplerle müesseseye olan ihtiyacımız açık ve yüksektir.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-6-CEMİYETİN TEŞKİLATLILIK HALİDİR

İSLAM ŞEHRİ-6-CEMİYETİN TEŞKİLATLILIK HALİDİR
İslam şehri, mananın teşkilatlanmış halidir, teşkilatlılık halidir. Şehir, irfan müktesebatımızın tecellisini tabii hale getirmiş bir nizam tertibidir. İslam şehrinin kendisi bir “teşkilatlılık hali”dir, şehirdeki tüm deveran mecralarının bidayeti de nihayeti de İslam’dır. Hayatın İslam üzere akması, çağlaması, yaşanması için müdahalenin ihtiyaç olmaktan çıkarıldığı veya asgariye indirildiği bir teşkilatlılık halidir.
Teşkilatlılık hali, teşkilatın ruhi altyapısıdır. Bir teşkilatın yapması gereken işleri, cemiyetin, ruhi (iman) kaynaklı hamlelerle yani kendiliğinden ve tabii bir akış içinde yapmasıdır. Ezan okunduğunda cemiyetin camiye akması misalinde olduğu gibi, cemiyetin her sahada, kendiliğinden, eksikleri tespit edici, yaraları tedavi edici, açları doyurucu, muhtaçlara yardım edici bir teyakkuz şuur ve rikkati ile hareket halinde olmasıdır.
Teşkilatlılık hali, müdahalenin en fazla hatırlatıcı, gösterici, işaret edici seviyesiyle cemiyetin harekete geçmesidir. İkaz, ihtar, müeyyide tehdidine ihtiyaç duymaksızın, bilinmesi, görülmesi, duyulması, harekete geçmek için kafi hale geldiğinde, teşkilatlılık hali gerçekleşmiş olur. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-5-ŞEHRİN MERKEZİ ÖRGÜSÜ

İSLAM ŞEHRİ-5-ŞEHRİN MERKEZİ ÖRGÜSÜ
İslam şehri, mananın merkezi örgüsüdür. İslam’da iman tevhid üzeredir, fikir ise vahdet üzere… Fikrin kaynağı tevhid, kendisi ise vahdet üzeredir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin mevcudiyetindeki mana yekunu tevhid üzere cem edilmiştir, O’nun zatındaki tevhidin kainattaki tecellisi ise vahdet üzere olsa gerektir. Cenab-ı Allah Azze ve Celle’nin varlığı teklik (ehadiyet) üzeredir ve her daim öyledir. Kainat, kesret (çokluk) alemidir lakin kesret, vahdet üzere bina edilmiştir. Kesretteki vahdet ise ancak merkezi bir nizam örgüsüyle tesis edilir. Bu sebepledir ki İslam’ın temel meselelere (varlık telakkisine-ontolojiye, bilgi telakkisine-epistemolojiye, insan telakkisine, hayat telakkisine) bakışı, nizami bir örgüye sahip vahdet anlayışı üzeredir.
İslam şehri, yeryüzünde vahdetin tesis ve tatbik edileceği en görünür eserdir. İslam şehri, “mana parçalarının” gelişigüzel serpildiği, birbiriyle münasebetinin tespit edilemediği, yer yer birbiriyle tenakuz teşkil ettiği arz parçası değildir. Vahdeti idrak, izah ve tatbik edemediğimizde tevhidi anlama imkanına sahip değiliz. Şehir, vahdet mimarisinin büyük terkiplerinden biridir, vahdeti bu çapta bile tahakkuk ettiremediğimizde tevhidi anlama iddiası muhayyel ve muallaktır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-4-MANANIN VÜCUT BULMASI

İSLAM ŞEHRİ-4-MANANIN VÜCUT BULMASI
İslam şehri, İslam’ın ihtiva ettiği mana yekununun vücut bulmuş halidir. İslam şehri, İslam’ın muhtevasındaki “yüksek nizam fikrinin” mahirane ve sanatkarane tecellisidir. “Üstün nizam mefkuresinin”, şehir adı altındaki altyapısıdır. Allah Azze ve Celle’nin yeryüzünde yaşanmasını arzu ettiği hayatın suretidir, siluetidir. İşte o şehir, Allah Azze ve Celle’nin rahmetini celbedecek mekandır.
İslam tabii ki taşa toprağa inmemiştir, “mukaddes emaneti” dağlar bile kabul etmemiş çünkü taşıyamamıştır. Bu manada İslam, insana inmiş, insanı muhatap almıştır. İslam, insanın önce ruhuna (bezm-i elest’ten başlamak üzere) hitap etmiş, sonra aklına (Hz. Adem’den başlamak üzere) hitap etmiştir. Toprak (arz-yeryüzü) İslam’ı taşıyamaz, kainatta İslam’ı (emaneti) taşıyabilecek tek merkez vardır, o da, insan kalbidir. Kalp, ruhu da taşıyabilen öyle bir mekandır ki, Allah Azze ve Celle’nin kelamı için münhasır mekandır. Öyleyse İslam toprağa indirilemez, çünkü toprağa indirilmemiştir. Bu zaviyeden bakıldığında, İslam şehri diye bir şeyin olmadığı, olamayacağı düşünülebilir. Zaten meselenin sırrı da bu noktada mahfuz…
İslam, taşla, toprakla, ahşapla tecessüm etmez, İslam, ferdi manada Müslüman şahsiyet, içtimai manada Müslüman cemiyet olarak tecessüm eder. İslam, insanla tecessüm eder, çünkü İslam, insanın kalbine ve zihnine inmiştir. “Şahsiyet” olarak tecessüm eden İslam, insan nam varlıktan, kelam ve fiil olarak zuhur eder. Bunun dışında İslam, kayıt ve muhafaza zaruretinden dolayı, kitap olarak tecessüm etmiştir, o dahi Allah Azze ve Celle’nin kelamını mahfuz olan Mushaf ve Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam’ın Hadis-i Şeriflerini (Sünnet-i Seniyyesini) mahfuz olan kitaplardır. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-3-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-2-

İslam şehri, mananın (İslam’ın muhteva yekununun) müesses nizamıdır. Mana, önce “tabii teşkilatlılık haline” kavuşmuştur, sonra da “bir eksik var mı?”, “gözden kaçan bir mesele kaldı mı?” sorusunun cevabını, “yardım istemekten imtina eden vakur fakir olabilir” endişesiyle müesseseleşmiştir. İslam’ın şahsiyet, cemiyet ve hayat telakkilerinde muhtacın “talep etmesi”, “yardım istemesi” değil, onu arayıp bulacak bir dikkat ve rikkat vardır. Tek tek her ferdin, diğerlerinin mahrem hayatlarına tecessüs ile ihtiyaçlarını tespit etmesi gibi kaba ve kerih bir yol bazı sınırlarda hukuken (fıkhen) bazı sahalarda ahlaken, bazı noktalarda da edeben men edilmiştir. Müesseseler, ferdi tecessüsü önlemek, müesses ahlakı yerleştirmek, alan ile veren arasına perde çekmek gibi zaruret, ahlak ve güzellik gibi mesuliyetleri üstlenir. Müesseseler, tecessüsü, ferdi alandan kurtarıp müesses hale getirmek için değil, aksine tecessüsü cemiyet ve şehir hayatından tamamen yok etmek için vardır, bu sebeple faaliyetlerini, hayatın tabii akışını takip ederek gerçekleştirir. Hayatın tabii seyri; ferd, aile, mahalle gibi birimlerin hayat seviyelerinin “bilinebilirlik” çerçevesindeki akışıdır. Bu akışın aksadığını gören göz, bir melek sessizliğinde ve edebinde, en kuytu yerde ve zamanda muhatabına yaklaşıp, hiçbir tetkik faaliyetine girmeden, hiçbir tereddüt emaresi göstermeden, en kısa soru ve en kısa cevaplarla meseleyi teşhis eder, en uygun yolla halleder. Bu naiflikteki müesseseler, kadimden beri olduğu gibi tasavvufun uhdesindedir.
*
İslam şehri, zamanın tecelligahıdır. İslam şehrinde zaman, saat, gün, ay, yıl gibi ölçü birimlerinden ibaret değil, aksine rahmet tecellisinin ritmidir. Her anın, her saatin, her vaktin, her günün, her ayın bir manası vardır, rahmet, o mana üzere tecelli eder. İslam şehri, zamanın akış güzergahıdır, zamanın dünyaya saçtığı manayı kendine cezbeden, kendinde toplayan bir cihazdır. Rahmetin tecellisi için gerektiğinde çığlık çığlığa duaya durur, gerektiğinde hüzünlü bir sabırla derin bir sükûta sarılır. O şehir, hangi vakit secde edeceğini, hangi vakit dua edeceğini, hangi vakit ikramda bulunacağını bilir.
* Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-2-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-1-

İSLAM ŞEHRİ-2-İSLAM ŞEHİR ANLAYIŞINA UMUMİ BAKIŞ-1-
İslam şehir anlayışı bir büyük terkiptir. İslam’ın mümkün olan ölçülerinin tamamını şehir bahsinde terkip etmek ve tezahürünü mümkün kılmaktır. Şehrin “nazım planı”, İslam’ın tüm farzlarını bariz şekilde tecelli ettirir, tüm haramları kalın duvarlarla perdeler ve imkansızlaştırır. İslam ahlakının ruhu ve kaideleri, şehirde akan hayatın içine derinliğine nüfuz etmiş haldedir, İslam şehri, muhtevasına ahlakın sirayet ettiği hayatın akış güzergahlarını planlamış olmakla mahirdir. Keza İslam şehri, takvanın tecelli edebilmesi için planlama inceliklerini, zühdün kuşanılması için mahrem mahfilleri sanatkarane bir titizlikle inşa eder.
Şehir, farzların gizlenmesi için değil, ilan edilmesi ve hayata vaziyet eder hale gelmesi için planlanır. Farzlar, Allah Azze ve Celle’nin, tüm kainata nakşedilmesi gereken emirleridir, bu sebepledir ki, cemadat, nebatat, hayvanat ve insan alemine sarahaten tatbiki şarttır. Şehir; taşın yontulmasında, sokağın hendesesinde, evin mimarisinde farzların mührünü taşır, kapının şeklinde, eşyanın tertibinde, araçların teşkilinde farzları ilan eder. Şehirdeki her mesken, her sokak, her cadde, her mahalle, her meydan bir şekilde farzlara işaret eder, farzları hatırlatır.
Farzları izhar ve ilan eden İslam şehri, ahlakı, muhtevasına zerkettiği şahsiyetin tavır ve münasebetinde, cemiyet hayatının deveranında mümkün kılacak ince tertip ve tedbirleri almıştır. Ahlak, hukuk (farz ve haramlar) kadar net değil, mümkün olduğunca müphemdir ve her hal ve şartın farklı bir ahlaki kaideler mecmuası, terkibi ve kıvamı vardır. Bu sebeple ahlakın ana hatları şehirde tecelli etse bile, umumu, şahsiyet ve cemiyette tezahür etmelidir. Şehrin tanzimi, ahlakın tecellisi için ihtiyaç duyulacak naif tedbirlere maliktir ve icbari bir mahiyet taşımaz. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM ŞEHRİ-1-TAKDİM

İSLAM ŞEHRİ-1-TAKDİM
İslam şehri tabiri bile yabancı gelmeye başladı, Müslümanlar bile kullanmıyor, aşina olduğumuz bir ifade, ünsiyet kurduğumuz bir terkip olmaktan çıktı. Bazı Müslüman fikir ve ilim adamı kisveli kişilerin (şahsiyetlerin değil), “İslam sanatı olmaz, Müslüman sanatçıların sanat faaliyeti olur” diyebildiği bir vasatta, “İslam şehri” isimlendirmesinin kulağa yabancı gelmesi tabiidir.
İslam şehri isimlendirmesi doğrudur, lüzumludur. İslam, her şeyin yaratıcısının insanlara gönderdiği dinin adıdır, kadimden beri de din budur. Allah’ın yaratmadığı, dolayısıyla ihata etmediği hiçbir şey yoktur ki, İslam’ın mevzu ufku dışında kalsın. İslam’ın, kendisiyle ilgili beyanda bulunmadığı, hakkında hüküm kurmadığı, herhangi bir teklife sahip olmadığı bir mevzuu yoktur. Şehir gibi mühim bir meselenin bu kaide dışında kaldığını düşünmek nasıl mümkün olabilir.
İnsanın her meselesini izah, hayatın her mevzuunu tanzim eden, her sahada teklif ve tenkitleri (ve retleri) olan İslam, insanın içinde yaşadığı, hayatın içinde aktığı, içtimai deveran ve cevelanın ana haritasını oluşturan şehir ile ilgili bir anlayışa tabii ki sahiptir. Okumaya devam et

Share Button

KONFERANSA DAVET

Malatya’da mukim ve orada faaliyet gösteren BİLSAM tarafından tertip edilen, “ŞEHİR VE MEDENİYET” konulu konferans, 26.10.2013 tarihinde Malata İl Özel İdaresi Toplantı salonunda gerçekleştirilecektir. Program, akşam saat 19.00 da başlayacak ve takriben 90-100 dakika sürecektir. Program, ilk yarısında konuşma, ikinci yarısında ise sohbet şeklinde gerçekleşecektir.

Konferansın konuşmacısı, sitemiz yazarlarından HAKİ DEMİR’dir. Hayırlı ve faydalı bir çalışma olması ümid ve duasıyla…

Konferans ile ilgili teferruatlı bilgi, www.bilsam.org sitesinden edinilebilir.

Share Button