MAHZEN-ÜL ULÛM’DA İLİM TELAKKİSİ -1- İLİMLERİN MENŞEİ -1-

İlimlerin Menşei (Kaynağı)

Mahzen-Ül Ulûmda ilimlerin menşei insan fikrine dayandırılır. Ma’lüm olduğu üzere insan, his, hareket, gıdâ ve sâir zarûrî ihtiyaçları bakımından, diğer hayvanlar ile müşterek olduğu halde, sahip bulunduğu fikir ve idrâk ile diğer hayvanlardan mümtazdır.

Necip Fazıl’ın yukarıdaki sözlere nisbeten söylediği; İnsan başını hayvan başından ayıran tek hasse, mücerret fikirdir. Buradan hareketle Mahzen-Ül Ulûmda ilimlerin menşei insan merkezli olarak ele alınmıştır. Zira insanı diğer mahlukattan ayıran en hususi farkı fikre muhatap olmasıdır. Hayvanların hepsi, insana o fikir cevheri sayesinde itaat edip, emrine girer. İnsanoğlu bu sebeble diğer mahlukatın pek çoğundan üstün ve faziletlidir. Bu ifadelerden hareketle Mahzen-Ül Ulûm eserinde  ilimlerin ve sanatların menşei, insana dayandırılır.

İnsanı ilimlerin ve sanatın kaynağı yapan fikir mefhumu ise Mahzen-Ül Ulûmda şu sözlerle izah edilir:  “Fikir, öyle bir mutlak idraktir ki, o idrak, ona sahip olanın eşyayı his ve şuurundan (anlamasından) ibarettir. Buradaki “mutlak idrak”  tabiri müellifin beyanında olduğu üzere, bütün varlıklardan olan, hayvanlarda, bitkilerde ve cansız varlıklarda mevcut olmayan şeydir.

Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

Fethullah Gülen, örgütünü “takiyye” üzerine kurduğu için, örgüt üyelerinin tepki reflekslerini ve sinirlerini baskı altında tuttu. “Size karşı ne yaparlarsa yapsınlar, hatta bana ana avrat sövseler bile sesinizi çıkarmayın” türünden talimatlar sürekli tekrarlandı. Bizzat şahidim ki, örgüt üyesine karşı, Fethullah Gülen’i kastederek, “O it ne söylüyor öyle” diyen birine karşı, örgüt üyesi başını önüne eğmiş ve hiçbir şey söylememişti. Büyük tepkiler göstermeyebilirsiniz, kavga zemini oluşturmayabilirsiniz ama hiç değilse, “edebimizi muhafaza edelim, tenkitlerimizi bu çerçevede yapalım” diye bir beyanda bulunmak gerekmez mi? Hayır, adam başını önüne eğdi ve taraflar birbirinden ayrılana kadar da (ama kısa süreydi) öyle kaldı.

Yıllarca örgüt üyelerinin bu hallerini olgunluk olarak değerlendirenler oldu. Örgütün başındaki adamla birlikte üyelerinin tamamı bu tavrı (tavırsızlığı) olgunluk olarak anlattılar. “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” gibi tasavvufi bir şiar ile izah ettiler. Ama Fethullah Gülen “Şeyh” değil, adına cemaat dedikleri örgüt tarikat değil, üyeleri de “mürid” değildi. Hal böyle olunca, kendilerine dönük tenkit, hakaret, küfürler karşısındaki bu tavırsızlıkları ve tepkisizlikleri, ruhi inkişafın yüksek seviyelerindeki derin hoşgörüyle yok edilmedi, aksine takiyyeyle gizlenmiş, zamanını bekleyen, beklerken de sürekli biriken bir kin ve nefret depoları oluşturdu.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-4-CEMİYETTEN SOYUTLANMAK…

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-4-CEMİYETTEN SOYUTLANMAK

“Normal ölçüsü” arayışı çok girift bir meseledir. Psikiyatrinin ve psikolojinin hala altından kalkamadığı, hala bir ölçü geliştiremediği bilinmeli. Psikiyatrinin “normal ölçüsüne” ihtiyacı hayati mahiyettedir, bu ölçü olmadan hastalarını teşhis ve tedavi edemez. Bu sebeple psikiyatrinin normal ölçüsü arayışından vazgeçmesi düşünülemez.

Psikiyatri ve psikolojinin bulamadığı ve geliştiremediği “normal ölçüsü”, kültürler tarafından tayin edilmeye çalışılmıştır. Her kültür evreni, kendi esaslarına ve hassasiyetlerine göre bir normal ölçüsü geliştirmiştir. Keza, kültürlerle birlikte hayat da bir normal ölçüsü ortaya koymaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

Beyin yıkama metodu da bir eğitimdir. Eğitim modellerinin uç noktasında bulunur. Normal ötesidir, hem metodik olarak normal ötesidir hem de neticeleri bakımından normal ötesidir. Kısacası paranormal metotlardır.

Batıdaki adıyla parapsikoloji, doğudaki adıyla mistik bazı uygulamalardan bahsediyoruz. İslam ve İslami tedrisat, ne doğudaki mistik uygulamalara ne de batıdaki parapsikolojik metotlara cevaz verir.
Her kültür evreni “normal ölçüsünü” kendine göre tarif ve tayin eder, bundan dolayı başka bir kültür evreninin normal ölçüsü, paranormal görünür. Bu zaviyeden bakıldığında İslami tedrisat, batı pozitif eğitim anlayışına göre (ama parapsikolojiye göre değil) paranormal görünür. Bunun gibi, batı pozitif eğitim anlayışı ile birlikte parapsikolojik metotlarda İslami tedrisata göre paranormal alandadır. Normal ölçüsünde müşterek bir zemin olmadığı için, her kültür evreni kendi dışındakileri normal dışı olarak tarif etmekte ve kendi normal ölçüsünü dayatmaktadır. Bu mesele derin ve girifttir ve uzun izahları gerektirir. Bizim burada esas aldığımız kıstaslar manzumesi, İslam’dır ve İslami tedrisattır. Çünkü Fethullah Gülen Müslüman olduğunu söyleyen, dolayısıyla İslami tedrisata göre kendini savunacak olan birisidir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-2-BEYİN YIKAMA METODU

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-2-BEYİN YIKAMA METODU

Cemaat nasıl bir eğitimden geçiriliyor? Kimse bu soruyu sormuyor ve cevabının peşine düşmüyor. Herkes, cemaatin yapısı nasıl, örgütlenme modeli nedir, nasıl bir inanç haritasına sahiptir gibi soruların peşinde. Temel soru olan “nasıl bir eğitim?” sorusu cevaplanmadan, diğer soruların hiçbirinin cevabı bulanamaz.

“Cemaat nasıl bir eğitimden geçiriliyor?” sorusunun sorulmamasının esas sebebi, bu sorunun cevabının bilindiği zannı. Türkiye’de genellikle cemaatlerin nasıl bir eğitim uyguladığı, özel olarak da nurcuların nasıl bir eğitimle ilgilendikleri bilindiği için, Fethullah Gülen cemaatinin de aynı eğitimi uyguladığı kanaati yaygın. Bir konunun anlaşılması ve araştırılmasının önündeki en büyük engel, o konunun bilindiği zannıdır. İnsan, bildiğini düşündüğü konu üzerinde düşünmez ve araştırma yapmaz. Fethullah Gülen’in sahip olduğu en orijinal “perdeleme” imkanı, işte bu kanaat…
Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-3-HİPNOZUN TEHLİKELERİ NELERDİR?

HİPNOZ-3-HİPNOZUN TEHLİKELERİ NELERDİR?
Hipnoz yapmak da, yaptırmak da tehlikelidir. Bu işi yapanlar umumiyetle hiçbir tehlikesi olmadığını söyler, bu düşüncelerinde de ısrarlıdırlar. Tehlikeli olmadığına dair yığınla bilgi ve malzeme verirler. Kullandıkları bilgilerin bir kısmı doğrudur ama o bilgiler hipnozun tehlikeli olmadığını göstermez. Zaten hipnoz yapanların, hipnozun tehlikeli olduğunu söylemeleri beklenmez. İşleri odur ve işlerinin tehlikeli olduğunu söylediklerinde işsiz kalırlar. Bundan ibaret değil tabii ki, hipnozla ilgilenenlerin (uzmanları da dahil) yüzde doksan dokuzu hipnozun ne olduğunu bilmez. Hipnozun ne olduğunu bilmek ayrıdır, onu uygulamak ayrı. Hipnozla ilgilenenler, uygulayıcısıdırlar. Hipnozun mahiyeti ile ilgili sorular sorulduğunda duraklarlar. Çünkü hipnozun mahiyetini bilmezler. Bunların bir kısmı (batıda tamamına yakını) ruhu kabul etmedikleri için hipnozun mahiyetini anlamak için gerekli olan zihni donanıma sahip değillerdir. Mahiyetini bilmedikleri bir konunun tatbikatı hakkında söyledikleri “tehlikesizdir” sözü, tabii ki muteber değildir.
Birinci tehlikesi, hipnozun mahiyetini bilmeyen insanlar tarafından yapılıyor olmasıdır. Mahiyetini bilmeyenler, pratik tecrübeleriyle yol almaya çalışıyorlar. Fakat hipnoz, tüm boyutlarıyla tecrübe edilmiş bir alan değil. Mevcut tecrübe birikimi, muhtemel neticelerinin tehlikeli olmadığını söylemeye kafi değil. Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-2-HİPNOZLA İNSANA NELER YAPTIRILABİLİR?

HİPNOZ-2-HİPNOZLA İNSANA NELER YAPTIRILABİLİR?
Hipnoz yoluyla insanda hangi derinliğe kadar inilir ve neler yaptırılabilir? Hipnozun kritik sorusu budur.
Hipnoz yoluyla insanın zihnine kadar girilir. Zihin irade dışı etkilere açık olduğu, bu tür etkilenmelere aşina ve alışık olduğu için mümkündür. Zihni evrende hipnoz yoluyla birçok şey yapılır ve yaptırılır. Hipnoz konusunda kritik eşik de burasıdır.
Zihni evrene girilir de kalbi evrene girilir mi? Kural olarak hayır fakat bazı durumlarda kalbi evrene girilmesi de mümkündür. “Kalp ruhun ikametgahıdır, zihin aklın ve nefsin…” (Kaynak Haki Demir) Kalbi evrene girilmesi ile zihni evrene girilmesi arasında çok fark var. Zihni evrene girmek çok kolay fakat kalbi evrene girmek zor… Kalbi evren ruhun ikametgahı olmasından dolayı, oraya girmek için ruhu etkilemek gerekir. Hipnoz, temelde ruhu etkileyecek bir metot değildir.
Ruhun temel iki yönelişi var; iman ve aşk… İki temel faaliyetin kaynağıdır, duygu ve düşünce… Ruh bunlar vasıtasıyla etkilenebilir. İman ve aşk, duygu ve düşünce…
Ruh iman ettiğinde kalbi evrende tam tasarruf sağlar, aşık olduğunca ise maşuk, kalbi evrene kadar girer. Kalbi evrene kestirmeden girmenin yolu, iman ve aşktır. Bunların dışında doğrudan kalbi evrene girmek imkansız gibidir. Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-1-HİPNOZ GERÇEĞİ NEDİR?

HİPNOZ-1- HİPNOZ GERÇEĞİ NEDİR
İnsan çok karmaşık bir varlık. Beş hasseden (beş duyudan) ibaret olmayan, beş hasseden ibaret kabul edildiğinde birçok özelliği reddedilen bir varlık. İnsanın karmaşıklığı birçok açıdan mevcut ve bunlardan biri de, etkilenme yollarıdır. İnsan sadece beş hasse ile etkilenmiyor, bunların dışında etkilenme yolları da var. Hipnozun beş hasse yoluyla yapılması, beş hassenin etkilenme yolunun kullanıldığı anlamına gelmez. Ses ve obje vasıtasıyla kulak ve göze hitap edilmesi, beş hassenin etkilenme şekillerinden birinin kullanıldığını göstermez. Beş hasse ile etkilenmelerde, hipnoz neticeleri elde edilmez. Hipnoz her ne kadar beş hasseden faydalanıyor olsa da, başka bir etkileme-etkilenme yolunu kullanıyor.
Beş hasse yoluyla etkilenmek, aklı harekete geçirir. Dış dünyadan alınan herhangi bir etki, beş hasseden biriyle gerçekleştiğinde, zihni evrene intikal eder etmez akıl faaliyete geçer. Akıl, bizzat dış dünyadan elde etmek istediği bir etkinin peşine düşerse zaten faaldir, kendinin dışında beş hassa yoluyla zihni evrene intikal eden herhangi bir etkiyi gördüğünde de akıl derhal teyakkuza geçer. Aklın teyakkuzda olduğu veya derhal teyakkuza geçtiği (veya faal hale geldiği) etkilenmelerde hipnoz meydana gelmez. Okumaya devam et

Share Button

NORVEÇ CANİSİ VE İNSANLIĞIN KATLEDİLMESİ

NORVEÇ CANİSİ VE İNSANLIĞIN KATLEDİLMESİ
Sabah gazetesinde 18.04.2012 tarihinde, Norveçli katil Anders Behring Breivik’in başlayan yargılaması haber yapıldı. Haber kısaca şöyle;
“Norveç’te geçen yıl 77 kişiyi öldüren aşırı sağcı Anders Behring Breivik, davasının ikinci gününde de şov yapmaya devam etti. Duruşma salonuna girdiğinde yine aşırı sağcı selamı veren Breivik, daha sonra müşteki yakınlarına da bir süre gülerek baktı. İlk duruşmada Müslümanların Avrupa’yı kuşatmasını engellemek için eylemlerini gerçekleştirdiğini söyleyen Breivik, “Umarım sözüm kesilmez. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en çok ses getiren saldırıları düzenledim. Öldürdüklerim masum değildi. Yine olsa aynı eylemleri yapardım. Eylemler benim için intihar saldırısıydı ama öldürülmedim. Norveç’te faaliyet gösteren iki tane daha bağımsız aşırı sağ hücresi var. Onlar da saldırı Okumaya devam et

Share Button

AHMET SELİM “TALİHSİZ FİKİR USTASI”

AHMET SELİM, “TALİHSİZ FİKİR USTASI”
Ahmet Selim’i yazmak istememin hüzün verici bir sebebi var. Ahmet Selim, Türk fikir hayatının ender isimlerinden biridir fakat seviyesi ve derinliği ile mütenasip bir alakaya muhatap olamamıştır. Kaliteli fikir adamlarının meşhur ve muteber olması, cemiyet için sıhhat alametidir. Ülkenin ve halkın, Ahmet Selim’in şahsında bu imtihandan başarılı çıktığına dair hiçbir ipucu yok. Hüzün verici olan hadise bu ve ben kendi şahsımda, hastalık alametlerinin değil, sıhhat alametlerinin tezahür etmesi için görevimi yapma iştiyakındayım. Bu yazının sebebi hüzün verici, neticesi ise huzur verici bir iştir benim için.
Haki Demir’in bir yazısındaki (anladığı bildiğinden çok olanlar) şu tespiti bende Ahmet Selim’i hatırlatır. “Kur’an-ı Kerim’in sayfa sayısı belli, sure sayısı belli, ayet sayısı belli, kelime sayısı belli, harf sayısı belli fakat mana hacmi sınırsız… Öyleyse anladığı bildiğinden fazla olan insanlar lazım. Aslında Müslüman’ın en kısa tarifi, “anladığı bildiğinden fazla olan adam”dır.”
Müslüman’ın en kısa tarifi, anladığı bildiğinden fazla olan adamdır. Ta kendisi… Ahmet Selim, takip ettiğim yazarlar, fikir ve ilim adamları arasında, “anladığı bildiğinden fazla olan” sayılı adamlardan biridir.
Anladığı bildiğinden fazla olan adamların bir problemi var. Bilgiyle değil de fikirle meşguller, çünkü zihni faaliyetleri öğrenmek değil anlamak merkezli çalışıyor. İdrak cehdi ve kaygısı, imandan sonraki en büyük hayat hamlelerinde ve endişelerinden biridir. İmandan sonraki en büyük çaba ve endişe… Bu insanı ne yapar? Ya “adam” yapar ya “adam” yapar.
Az fikir çok bilgiden kıymetlidir. Çok bilgi, anlayamaz, mayalayamaz ve sentezleyemezsen, “hiç fikir” demektir. Anlaşılmamış bilgileri tekrarlamak, muhatabın kafasına çekiçle çivi çakmak gibi bir şeydir. Oysa fikir, damardan enjekte edilen ilaçtır. Fakat akıllar nasır tuttu, atardamarı bulamıyorsun ki, ilacı enjekte edesin. Enjektörün iğnesi nasıra geldiğinde kırılıyor, oysa diğerleri çekiçle çivi çaktığı için derinin altına nüfuz ediyor, ne var ki, derinin altına giren paslı çivi. İşte anladığı bildiğinden fazla olan fikir adamlarının hali… Elinde neşterle ameliyat odasına giriyor, bir de ne görsün ameliyat masasında bir öküz yatıyor, öküze ise kasap bıçağı lazım.
Ahmet Selim, “talihsiz fikir ustası”, elinde neşterle mezbahaneye girmiş gibi duruyor. Yok, adresi şaşırmış değil, ülkede mezbahaneden başka bir mekan yok. Üzerinde ameliyathane yazan yerler, aslında mezbahane… Mezbahaneye girince tabiatı değişmiyor ki, yine asil şekilde neşterle sığır kesmeye çalışıyor fakat arkadan bir kasap gelip bıçağı çalıyor ve herkesten alkış alıyor. Ahmet Selim, neye yansın, mezbahaneye geldiğine mi, kasabın daha fazla itibar gördüğüne mi ila ahir.
Ülkede “anladığı bildiğinden fazla olan adamlar”ın müşterisi yok. Kısaca fikir adamlarının müşterisi yok. Tüm gazeteleri tarayın, her birine ortalama bir adet fikir adamı düşmüyor. Köşe yazarlarının içinde bir elin parmaklarını zor geçecek sayıda fikir adamı bulabilirsiniz, zaman gazetesine de bir tane düşmüş. Fakat ayağı kayıp da düşmüş gibi duruyor. Nedense gazetelere fikir adamları yakışmaz oldu, galiba azlığından…
Gazetelerde fikir adamı olmamasının açıklaması, müşterisinin azlığı mı? Müşterisinin az olduğu malum da, bundan ibaret bir gerekçe, gazeteler, yönetimleri ve patronları açısından, en nazik ifadesiyle “hafifmeşreplik”. Bir gazetenin onlarca yazarı var, dönüşümlü yazmayı keşfettiklerinden beri her gazetenin yazar listesi çok kabarık görünüyor. Onlarca köşe yazarının içinde, birkaç tane “fikir adamı” istihdam etmemek, müşteri meselesiyle izah edilemez. Fikir adamı ile köşe yazarı arasındaki fark, normal zeka ile deha arasındaki fark gibidir. Normal zekanın sayısı çok, anladık fakat dehanın da kıymeti yüksek. Normal zekanın sayısının çokluğuna rağmen, onları yöneten ve yönlendirenler dehalar değil mi? Öyleyse siz kime yatırım yapıyorsunuz? Bu kadar da “normal zekalılık” olmaz ki… Dehaya nispetle söylersek, “bu kadar da geri zekalılık” olmaz ki…
Af edersiniz, konumuz Ahmet Selim’di. Ahmet Selim, yazdığı gazeteyi yalnız başına şereflendirmeye kafidir. Zaman gazetesi, Ahmet Selim çapında bir fikir adamına sahip olduğu için şerefini kurtarmıştır. Her ne kadar bir köşede kalsa, her ne kadar gazete onu görünür kılmasa da. Bünyesinde barındırıyor olması, şeref kazanmasına yeter.
Usul ve hassasiyet hatırlatması… Bir insan bu kadar övülür mü? Övülmez. Edebe aykırıdır. Fakat ülkedeki fikir adamı kıtlığı ve fikir adamı katliamı, elde kalan türünün az sayıdaki örneklerini muhafaza etmenin başka bir yolunu bulamadım. Homoseksüelliğe bile övgüler dizilen medya piyasasına bakınca da, Ahmet Selim için bu övgüler çok az.
*
Ahmet Selim’i yaklaşık yirmi yıldır keyifle takip ediyorum. Fakat son yıllarda, önceki dönemdeki “mücerret tefekkürle” alakasında nispeten gerileme olduğu zannına kapıldım. Müşterisizliğin gözü kör olsun. Ahmet Selim gibi “fikir haysiyetine” sahibi olan ve “haysiyetli fikir” üreten birisi, alaka çekmek için hezeyanı fikir ve sanat ambalajına sarma hainliğini yapmıyor. Bu türden fikir katillerini de gördük piyasada. (Misal, Haki Demir’in “Yuh Dücane Cündioğlu” başlıklı yazısı, www.fikirteknesi.com) Fakat yazılarını biraz hafifletmek durumunda kaldığı görülüyor (İnşallah yanılıyorumdur). Gazete yönetimlerinin bu tür tavsiyelerde bulunduğunu biliyorum, Ahmet Selim’e benzeri tavsiyelerde bulundularsa, Zaman gazetesi fena bir iş yapmış.
Ahmet Selim ile ilgili yazı yazmaya devam edeceğiz.
İBRAHİM SANCAK
İbrahimsancak2011@gmail.com

Share Button