Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı

Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı

Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları kanlı 15 Temmuz gecesi yankılanıyor şimdi.

Tarih şöyle yazacak: 15 Temmuz 2016 darbeci generallerle milletin savaşı… Tanklara karşı iman dolu göğsüyle karşı duran, bombalara karşı bayraklarla sokakları tutan, kanlı silahlardan çıkan kurşunlara karşı selâlarla dimdik duran asil Müslüman Türk milleti gözü dönmüş darbeci generalleri mağlûp etti, dize getirdi….

Bu şanlı müdafaayı böyle yazacak tarihler…
Okumaya devam et

Share Button

HÜDA PAR’DAN İKİ MEKTUP

Hüda Par’dan iki mektup

02.09.2015 tarihli “Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…” adlı yazımıza Diyarbakır, Batman gibi çevrelerden olumlu ve olumsuz tepkiler almış ve bu tepkileri değerlendirmiştim. Hayli zaman geçmesine rağmen Hüda-Par’dan (Hür Dâva Partisi) bu kez olgun, itidalli ve kardeşâne bir üslûpla iki mektup geldi.

Bu yapıcı mektupların sahibi Hüda Par Bingöl İl Başkanı Hamdullah Tasalı. Adresini ve telefonunu verecek kadar açık ve samimi bir üslûpla yazmış. Bu sebeptendir ki, dikkatli ve kardeşlik taraftarı olan okuyucu kamuoyu nezdinde bu meselenin vuzuha kavuşması için, yazdıklarımızla bize gelen iki olgun mektubun değerlendirilmesini yapmak istiyorum. 31 Aralık 2015 tarihinde gönderilen mektup şöyle: Okumaya devam et

Share Button

Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir

Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir

Chp’nin dönemlere göre aldığı uğursuzluk alâmeti sayılan namları türlü türlüdür: Kemalist dönemi Chp’si, “Almancı, İsmetçi” Chp’si. 60 Darbesi ve 71 Muhtırası arasında sosyalist sol Chp’si. 74-77 Yılları arası sol söylemlerle sağcılardan oy toplayan ve “Kıbrıs Zaferi’nin ekmeğini yiyen Karaoğlan Ecevit” Chp’si. Baykal’ın “Suya sabuna dokunmayan ulusalcı memur” chp’si. Kılıçdaroğlu’nun Amerikancı ve şehirli lümpen kesim Chp’si.

İnönü Chp’sinin millet hafızasında bıraktığı kötü izi yeri gelmişken bir daha hatırlamakta fayda var. Dedelerimiz ve babalarımızın, İnönü dönemini “Geldi İsmet, kesildi kısmet” tekerlemesiyle ifade etmelerinin altında zulmün açtığı yaralar vardı. İnönü’nün 28 Nisan 1960 günü Meclis’te yaptığı konuşma utanç vericidir: “Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman millet için başka çıkar yol yoktur kanaati zihinlere ve bütün müesseselere yerleşirse ihtilâl meşru bir hak olarak kullanılacaktır.”

BİLDERBERG’E KATILAN VE AMERİKAN ROCKFELLER BURSU ALAN ECEVİT
Okumaya devam et

Share Button

Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şube Başkanı MEHMET KURTOĞLU ile BÜYÜK DOĞU’DA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ Konulu Mülakat

TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ ANKARA ŞUBE BAŞKANI MEHMET KURTOĞLU İLE BÜYÜKDOĞUDA İSLAM’A MUHATAP ANLAYIŞ KONULU MÜLAKAT

Röportaj: Metin Acıpayam


Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü.

 METİN ACIPAYAM: 20. Asırda ümmetin bilgi üzerinde tetkik ve terkip süzgeci pörsümeye başladı. Bununla beraber terkip edemediğimiz bilginin yıkıcılığı yüz göstererek parça fikirde boğulduk. Bunlara karşılık Büyük Doğu; Bilgiyi toparlamanın yolunu gösterdi, Fikri terkip etmenin usulünü geliştirdi ve Külli anlayışın nizami alt yapısını keşfetti. Bu güzergâhta ne söylemek istersiniz?

MEHMET KURTOĞLU: 20. Asır iki büyük savaş sonrasında Müslümanların dağılma, Batının ise birleşmesine/bütünleşmesine tanıklık etti. İslam dünyasındaki dağılma mağlubiyetten, Batının birleşme bütünlemesi ise kendi içinde hesaplaşmasından sonra ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Batı’da varoluş felsefesinin, İslam dünyasında ise yenilikçi hareketlerin tesirine girdi. Batı milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşı travması yaşıyordu, İslam dünyası ise dağılmanın ortaya çıkardığı krizi… İslam dünyasında bu kriz halen devam etmektedir. İşte böyle bir noktada Osmanlı bakiyesi bir kuşaktan gelen ve batıyı tanıyan Necip Fazıl ve sistemleştirdiği Büyük Doğu fikri imdada yetişmiştir.

Necip Fazıl’ın yayınlamış olduğu Büyük Doğu,  bir okul işlevi gördü. Edebiyat sanattan uzak, özgüvensiz Müslümanlara edebiyat ve sanatı tanıttı, özgüven aşıladı. Binlerce yıldır İslam hâkim olduğu bu topraklarda göğsünü gere gere ben Müslümanım diyebilme cesareti aşıladı. Onun çıkarmış olduğu Büyük Doğu’nun en büyük özelliği Müslümanların içinde bulunduğu durumdan çıkabilmenin ancak ibda ve inşa ile olacağını göstermiş olmasıdır. Bunu Büyük doğu ile yaparken, sizin de belirttiğiniz gibi içinde boğulduğumuz fikirlere sarihlik getirdi, köklere dönmeyi salık verdi ve İslam düşüncesini belli bir terkip içinde sundu. Onun “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu” kitabı bu bağlamda güzel bir örnektir.

Özelliklede felsefi ve tasavvufi bilgiyi belli bir terkip içinde anlatması, onun bu alandaki ustalığını göstermektedir. Yine “İdeolocya Örgüsü”ne yalnızca bilgiyi terkip etme onu sistemleştirme olarak bakılmamalıdır. Aynı zamanda “İçselleştirilmiş İslam düşüncesinden hareketle külli bir anlayış ortaya nasıl koyulur?” sorusuna bir cevap netliğindedir. Dikkat edilirse bunlar Büyük Doğu’da yayınlanmış yazıların toplandığı kitaplardır.  Büyük Doğu yayınlamış olduğu yazılarla Müslümanların içinde bulunduğu krize parmak basmış, sorunların çözümü için çareler aramıştır. Aynı zamanda bir okul bir ekol işlevi görmüştür. Müslümanların kendi köklerine dönerek ancak ibda ve inşa edebileceklerini ortaya koyan Büyük Doğu, Türkiye’de İslami düşüncenin beslendiği güçlü bir damar bırakmıştır. Müslümanlara doğu ve batı kültürünü tanıtmış, Batı’nın içinde bulunduğu buhranı göstermiş, bunun ötesinde “ne yapmalı”, “nasıl yapmalı” bağlamında yol göstermiştir. Bilim dünyasında parçadan bütüne veya bütünden parçaya gitme diye ayrılan iki anlayış vardır. Özellikle batı parçadan bütüne giden bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışı da İncil’de geçen “Şeytan ayrıntıda gizlidir” ayetinden almıştır. İslam olaylara parçadan değil, bütünden bakar. Sizin de dediğiniz gibi Müslümanlar İslam yüzyıllardır parça parça ele aldığından dolayı, ayrında boğulmaktadır ve bir türlü parçadan bütüne ulaşamamaktadır. Büyük Doğu, ne medreselerin içine düştüğü fıkıh-kelam ilmi içinde boğulmuş ne de reformist İslamcıların kompleksini saplantı yapmıştır. O İslam’a bütüncül yaklaşmış, bütün boyutuyla İslam’ın ne olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Arap Emevi İslam’ı ile İran Şii İslam’ının dışında Anadolu Müslümanlığının sesi olmuştur.

  Okumaya devam et

Share Button

Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları

Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları

Müslüman bir Kürt kardeşimiz Milan… gönlü kırık ve kısa bir mektup göndermiş:

“Dindar ve ümmetçi Kürtlerde resmi dil ve özerklik istiyorsa..” başlıklı yazınızı üzülerek okudum.. Bizler anadilimizde eğitim hakkı istemeyelim de Fransızlar mı istesin? Her şeye siyaset nazarıyla bakarsanız yanılırsınız. Maalesef ümmetçilik siyasi bir proje olarak görülüyor ve ümmetçilik adı altında tek tipçi yaklaşımlar sergileniyor. “ümmetçilik = Türkçe eğitim” ise bence sorun dindar Kürdlerde değil ümmetçi olduğunu iddia eden Türklerdedir…” Milan beyin şahsında bütün dindar Kürt kardeşlerimize düşüncelerimi bir daha belirtmek istiyorum:

Önce selâm ederim. Adı geçen yazımın maksadı bölünme ve özerk devlet isteği bağlamında bir yaklaşımdı. Bizzat dindar Kürt ve Türk meselesi değildir. HDPKK eliyle Türkiye’nin yaşadığı terör kıskacında dindar Kürt kardeşlerimiz şu sıralar bu örgütün yaydığı “algı” ya karşı “özerklik” gibi bölünmenin ilk basamağı olan bir duruma açıkça karşı olduğunu beyan etsin istedik.
Okumaya devam et

Share Button

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ
Öncelikle cepheler tespit edilmeli, cepheler tespit edilmeden kimin nerede duracağı belli olmaz. Ana cepheler tespit edilmemişse, içtimai kaos kaçınılmaz olur. En kötüsü kontrolsüz kaostur. Kaos olabilir ama karargahın kontrolü kaybetmemesi gerekir, bu sebeple ana cephelerin tespiti şarttır.
Bir toplumu baştan sona örgütlemek imkansızdır. Toplumun tamamının örgütlenmesi, kuruluşlar, kurumlar, teşkilatlar vasıtasıyla değil; fikirler, tatbikat planları, stratejilerle gerçekleştirilebilir. Toplum, kalb ve zihin dünyasında oluşacak inanç, fikir ve tavır ile örgütlenir. Bu, doğal bir örgütlenmedir, dost bellidir, düşman bellidir, sadık bellidir, hain bellidir. Bunu mümkün kılan ise öncelikle ana cephelerin tespit ve halkın buna ikna edilmesidir.
Bir kısım insanı örgütlemek mümkün ama ülkede yaşayan halkın tamamını veya büyük bir kısmını örgütlemek çok zor. Halkı örgütlemenin yolu, zihni kodlamadır. Fikir ve ilim adamı olmayan, yüksek seviyede idrak istidadı taşımayan halkın örgütlenmesi, zihni dünyasındaki “dost-düşman” kodifikasyonu ile gerçekleştirilebilir. Bu ve başka sebeplerle, halkın zihni kodifikasyonunu gerçekleştirebilmenin ilk merhalesi, ana cephelerin tespit ve ilan edilmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

NE YAPMALI-1-GİRİŞ

NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz açık. Olağan zamanlarda yaptıklarımız, olağan alışkanlıklarımız bu dönemde ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğinin emsali olmaz. Meseleyi olağanüstü şartlar çerçevesinde değerlendirmek, neler yapılması ve nelerden uzak durulması gerektiğini tespit etmek gerekiyor.
*
Önce nelerin yapılamayacağını ve yapılmaması gerektiğini doğru ve net bir şekilde tespit etmeliyiz. Nelerin yapılamayacağı meselesi, biz istesek de muhatapların düşünce kökleri bakımından yapılması mümkün olmayan işlerdir, bunları yapma çabası beyhudedir, yapılmasının mümkün olmadığını anlamamak ise ahmaklık alametidir. Neleri yapmamamız gerektiği meselesi ise muhataplarımız yalvarsa da yapmaktan uzak durmamız gereken işlerdir.
Düşünce kökleri itibariyle Batılılaşmış olan guruplar, anlaşma yapılamayacak, birlikte hareket edilemeyecek cinstendir. Milletin ve memleketin felahı ve bekası için bunlarla anlaşmak, birlikte hareket etmek mümkün değildir. Bunlar, bu milletin can düşmanıdırlar, memleketin fikir hainleridir. Bunların anlaşma masasına oturması sadece stratejik manevradan ibarettir ve asla gerçek anlamda “anlaşma” düşüncesine sahip olmazlar. Bunların taahhütlerine itimat etmek, akrebin sözüne güvenmekten daha ahmakçadır. Okumaya devam et

Share Button

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA

DEHŞETENGİZ HESAPLAŞMA
Tayyip Erdoğan paralel ihanet örgütüne her istediğini verdi, onlar sinsice Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Tayyip Erdoğan seksen yıllık Kemalist rejimin zulümle ürettiği ve büyüttüğü Kürt meselesini, “siyasi hayatıma mal olsa da çözeceğim” dedi, cumhuriyet tarihinde Kürtlere en fazla hakkı verdi, HDP ve PKK ihanet örgütü Erdoğan’ın kuyusunu kazdı. Erdoğan, tüm dünyanın İran’a karşı cephe aldığı dönemde İran’ı destekledi, İran ve Şiiler Erdoğan’ın kuyusunu kazdı.
Bu misaller, kamuoyunun gözünün önünde cereyan etti, kapalı kapılar arkasında değil. Paralel ihanet örgütü, bu ülkede herkes gibi Kemalistlerden zulüm gördü, Erdoğan geldi onların zulmünden kurtardı, onlar sinsi ihanet planlarıyla darbeye kalkıştılar. Kemalistler seksen yıldır Kürtlere, çarşıda bile Kürtçe konuşturmadı, Erdoğan geldi Kürtçe televizyon bile kuruldu, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden HDP ve PKK ihanet örgütleri, sinsi planlarla silah depoladılar. Okumaya devam et

Share Button

Adam gibi devlet ve istihbarat olsaydı bu şehitler verilmezdi

Adam gibi devlet ve istihbarat olsaydı bu şehitler verilmezdi

Nato’nun “Dördüncü büyük ordusuymuşuz.” Otuz yıldır düzenli bir ordu olmayan HDPKK terör örgütüyle baş edemeyen ordunun kemmiyet olarak Nato’nun dördüncü ordusu olması zamâne savaşlarında bir şey ifade etmiyor.

Keyfiyet lâzım. Yâni yeni savaş metodlarına ve birinci elden kuvvetli istihbarat imkânına sahip ordu veya polis kuvveti gerek. En küçük birliğin dahi operasyona çıkmadan önce inisiyatif kullanma yetkisi olmalı.

Yola çıkmadan önce teröristlerin her adımına, her faaliyetine dair istihbarat edinmeli. Yukarıdan aşağıya hiyerarşik bilgi ve tâlimatın irade zaafına sebebiyet verdiği bilinen bir gerçek.

Bugünkü askeri teknolojisiyle yola çıkan askerî birlik operasyon ve takip yapılacak güzergahta mayın olup olmadığını her beşyüz metrede bir tesbit ederek hareket etmeli değil midir?
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-7-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -7-

17. yüzyılda İngiltere mali açıdan zor durumdaydı. Bunun üzerine ‘Tefeci Elitler’ bir araya gelerek devlete borç vermek maksadıyla ‘Merkez Bankası’nı’ kurdular, kar- şılığında ise para basma imtiyazı elde ettiler. Böylece devlet para sıkıntısını çözerken ‘Tefeci Elitler’ de ülkenin kredi mekanizmasını kontrol edebilecekti.

İngiltere Merkez Bankasının özelliği, ‘mevcuddan’ daha çok, ‘var olacak’ veya var olması ihtimali olan altına göre para basabilmesiydi. Böylelikle devletin borcuna dayalı para sistemi doğuyor, paranın basımı başka bir ifadeyle Şehadet aleminden Gayb alemine geçiyordu. Bunun manası artık sistemin zanna ve spekülasyona temayülünün artmasıydı.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-3-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -3-

TEFECİ ELİTLER derken sadece tefecilik yaparak hayatını kazanan bir zümreden bahsetmiyoruz. Para ve kredi piyasalarının kontrolünü elinde tutan ve bu kontrolü sayesinde üretimin üzerinde de tekel veya oligarşik bir tasarrufu bulunan, böylelikle mülkün üzerinde iktidar kurmayı amaçlayan bir zümreden bahsediyoruz.

Babil’de mesela İGİBİ bankasının işlevlerinin modern bankacılığa oldukça benzemesi manidar. IGIBI modern sistemin belki de ilk örneğini teşkil ediyor.

Babil sonrası dönemde, eski Yunan ve Roma’da da pagan, politeist bir zihniyet hakim. ‘Tefeci Elitler’ tapınakla/yönetimle içiçe. Eski Yunan’da özel bankacılara ‘trapezit’ deniyor. Trapez: Masa, tezgâh. Bank: Tezgâh… Trapezitler para mübadelesi yapıyor, müşterilerin altun, gümüş gibi değerli mallarını kasalarında saklıyorlar. Kasalarındaki mallara karşılık borç veriyorlar. Siteler arasında yıllarca süren savaşlarda harcanan miktarlar, ‘trapezit’lerin savaşları bu yöntemle ürettiği para yoluyla finanse ettiği intibaını vermekte. Hem din, hem siyaseti alet ederek ekonomik çıkarlarını koruyorlar. Eski Yunan’da faize bakış, ‘laissez-faire’ yani bırakın yapsınlar türünden. Sadece bazı dönemlerde geçici olarak faize sınır getirilmiş. M.Ö. 6.yüzyıla kadar borçlarını ödeyemeyenler köleleştirilmiş, pazarda satılan bir mal haline getirilmiş hatta idam edilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

Kim “HDPKK”ye oy ve medya desteği vermişse haindir

Kim “HDPKK”ye oy ve medya desteği vermişse haindir

“HDPKK” ye kimler oy verdi? Kimler semirmesine yardım etti? HDP’nin desteklediği PKK’nın son kanlı eylemleri karşısında susanlar, medya ve “cemaat” ayaklarıyla yardım edenler kimler?

Liberal iş çevreleri, İsrail yanlısı holdingler, marjinaller, sapık gruplar, Nazlıyev Ilıcakoviç gibi gazeteciler, ahlaksız sanatçılar ve film artistleri, Pensilvanya’ya bağlı sözde cemaatin bağlısı polisler, askerler, bürokratlar, hâkim ve savcılar, levantenler, azınlıklar ve benzeri bilumum güruh HDPKK’ye oy vermiş ve oy verilmesi için propaganda yapmışlardır ki Türkiye’nin anarşiye sürüklenmesinde pay sahibidirler.

Kim “HDPKK” nın kanlı eylemlerine itiraz etmiyorsa ve oy vererek Türkiye’nin başına belâ olmasına sebep olmuşsa haindir.

Kim HDPKK’ye dili ve eliyle, köşe yazarlığı ve gazetesiyle, cemaatı ve televizyonuyla destek vermişse bölücülerin şerikidir.
Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

(NOT: Bu yazı, “Değişim Süreçlerinin Tabiatı” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Değişimin tabii seyri kendine ait bir hıza sahiptir. İçtimai değişim hızı ile hayatın değişim hızı her zaman paralel olmaz, halk bazen hayatın değişimine mukavemet eder, bazen de hayatın değişim hızından daha yüksek bir hızla değişir. Değişimin hızını belirleyen unsurlardan birisi, mevcut hayat altyapısının hayatı taşıyamayacak hale gelmesi, çürümesi, tortulaşmasıdır. Bu durumda halk değişim için hazır hale gelmiştir. Mevcut hayat altyapısı, hayatı yaşamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaya başlamıştır, ucuzlatmak yerine pahalandırmıştır, kolaylaştırmak yerine zorlaştırmıştır. Bu hal, değişime karşı mukavemet kaynaklarının tükendiğini gösterir, halk değişime mukavemet etmek yerine değişim için can atmaya başlar.
Hayat altyapısı zafiyete uğramamışsa, hayatı taşıyacak güçteyse, hayatı kolaylaştırmaya devam ediyorsa, değişimin tabii hızı yavaştır. Hayat, rahat bir şekilde yaşanmaya ve akmaya devam ediyorsa, değişim talebiyle ortaya çıkmak, değişim talebinde bulunmak, bunu icbar etmeye çalışmak, halk nezdinde “yıkıcı” bir hareket olarak anlaşılmaya mahkumdur. Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN, ARINÇ, GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA

ERDOĞAN ARINÇ GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA
Recep Tayyip Erdoğan Akparti’nin lideridir, Bülent Arınç ise partinin ve hükümetin “akl-ı selimi”dir. Melik Gökçek ise, belediye başkanlarından birisi… Melih Gökçek’in mizaç deposundaki istidatları ve onlarla inşa ettiği (aslında gelişigüzel oluşan) şahsiyeti, ancak bir belediye başkanı olmaya kafidir ve daha ötesi o madenden çıkmaz.
Erdoğan ile Arınç arasındaki münasebet ve bu münasebetin üzerine oturduğu hukuk, hususi ve mahrem bir mahiyet taşır. İkisi arasındaki münasebetlere (itirazlar ve tartışmalar da dahil) kimsenin burnunu sokmaması gerekir. Erdoğan liderliğin ne olduğunu bilecek seviyede, Arınç ise bir meselenin nasıl çözüleceğini anlayacak seviyededir. Arınç’ın akl-ı selimi, meselenin suhuletle halline ve hasarın asgari seviyede tutularak neticelendirilmesine kafidir.
*
Bülent Arınç’ın Erdoğan hakkında, “hükümeti, kamuoyu önünde azarlar gibi tenkit etmemelidir” mealindeki ifadeleri doğrudur. Erdoğan, hükümetin başkanı da dahil olmak üzere tüm üyeleriyle istediği zaman ve istediği konularda konuşma ve fikirlerin söyleme imkanına ve iktidarına sahiptir. Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın kıymet ve itibarını kabul ve teslim etmesi, çocuk gibi azarlanmasını meşru hale getirmez. Cumhurbaşkanının otoritesini ortaya koyması ve devlet cihazını cevval bir şekilde çalıştırması doğru ve haklıdır lakin üslubu ve meselenin konuşulma zemini hususunda dikkatli seçimler yapılmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

YÜCE DİN DAİRESİ-MUKADDİME-

Yüce Din Dairesi, Üstadın devlet tasavvurunda fazla bir yer işgal etmez. Şöyle ifade eder Üstad mevzuu; “Esasta Yüce Din Dairesinin hüviyet ve ruhu bütün iş dairelerine sindirilmiş olacağı için, böyle bir teşkilata lüzum, sadece mesleki ihtisas bakımındandır ve bu ihtisasın murakıplığından ibarettir.” (İdeolocya Örgüsü, sahife 270) Okumaya devam et

Share Button

DÜNYA DEVLETİ-7-İSTİHBARAT TEKİLATI-6-Türkiye’nin istihbarat kaynakları

DÜNYA DEVLETİ-7-İSTİHBARAT TEKİLATI-6-Türkiye’nin istihbarat kaynakları

İsrail istihbarat servisi MOSSAD, dünyadaki tüm Yahudileri ihtiyaç duyduğu anda “ajan” olarak kullanabilmektedir. Gönüllü ajan istihdamı en fazla olan istihbarat teşkilatı bugün için MOSSAD’dır. Fakat Yahudilerin dünyadaki nüfus toplamları az olduğu için Yahudi ajan imkanı sınırlıdır. İsrail ve MOSSAD, Yahudi kavminin sayısal azlığını aşmanın yolu olarak, “Mason kuruluşlar” gibi yan kuruluşlar fikrini üretmiştir. Mason örgütleri doğrudan İsrail istihbarat servisine çalışan ve yerel halktan oluşan “gönüllü istihbarat ajanları”dır. Masonik örgütlenmelerle gönüllü ajan sayısı aşırı derecede artırılan MOSSAD, yine de doğal sınırlara sahiptir. Okumaya devam et

Share Button

M. Kemal’in partisi iflâh olmaz, milletten özür dileyip çekilsin

M. Kemal’in partisi iflâh olmaz, milletten özür dileyip çekilsin

M. Kemal’in kurduğu Altı Ok Partisi sun’i oksijenle yaşatılmaya çalışılıyor. Doksan yıldır millete hasım olan bu gayr-ı millî siyasî partinin zeval vakti geldi artık.

Millet nezdinde hiçbir itibarı bulunmayan, milletle İslâmca hiçbir kalbî ve fikrî bağı olmayan Atatürkçü Cumhuriyet oligarşisinin, ulusalcıların, Beyaz Türklerin, modernlerin ve laikçilerin partisi olan Altı Ok Partisi’nin iflâh olması mümkün değil.

Çünkü Türkiye sosyoloji, yakın târihimiz ve asıl hüviyetine dönme imkânı bulan millet böyle söylüyor. Yapacakları tek şey var, mazlum ve mazrur milletten özür dileyen bir beyannâme yayınlayıp çekilmelidirler.
Okumaya devam et

Share Button

Cumhurbaşkanı “Yemen Türküsü’nü tahsil etmiş”ki bu ülke kurtulur

Cumhurbaşkanı “Yemen Türküsü’nü tahsil etmiş”ki bu ülke kurtulur

“Ne zaman bir cumhurbaşkanı Çankaya’da türkü söylerse bu ülke kurtulur’ demiştiniz. Cumhurun seçtiği cumhurbaşkanı Çankaya’da Yemen Türküsü’nü söylüyor şu anda…”

Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şubesi Başkanı öğretim görevlisi dostum İsmail Göktürk verdi bu müjdeyi. Sevindim, yüreğim kabardı. Doksan yıldır Yemen Türküsü’nü söyleyen bir devletlüye hasret kalışımdan olacak ki gönlüme sürur geldi.

Yüreğimden kopup gelen âcizane o ifadem türkülerin cumhurbaşkanlığı makamınca millî mûsiki iktidarını alması üstüneydi. Çünkü türküler millet demekti ki, yıllar önce sayha ateşiyle yazmıştım o cümleleleri:
Okumaya devam et

Share Button

İSTİHBARAT VE LİDERLİK

İSTİHBARAT VE LİDERLİK

Günümüz istihbarat imkanları çok güçlendi ve çeşitlendi. Bir görüşmeyi gizli ve dinlenmeden yapmak neredeyse imkansızlaştı. Tabii ki karşı-istihbarat çalışmaları var ve istihbarat kalkanı oluşturma gayretleri var, buna rağmen bir görüşmenin gizli yapılabildiğinden emin olmanız fevkalade zor. Bu nokta önemli… Ülkenizi veya en azından devletinizin zirvesini “istihbarat kalkanı” içine alabilmek, istihbaratın ilk ve en önemli işidir. Bunun en titiz şekilde yapılması lüzumu tartışmasızdır.

İstihbarat servisine havale edilen “istihbarat kalkanı”, tek güvenilir tedbir olarak kabul edilirse çok ağır bir kusur işlenmiş olur. Tüm ülkenin üzerine, elektronik istihbarat için yüzde yüz etkili bir kalkan çekilse bile diğer istihbarat kanalları için de tedbir alınması şart. Ortam dinlemesi gibi yakın mesafe istihbarat faaliyetleri, bizzat içinize kadar sızmış ajanlar, dolaylı istihbarat metotları ile bilgiye ulaşma imkanları gibi bir çok istihbarat kanalı var ve bunların her biri için ayrı tedbirler gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN
Üstad Necip Fazıl ile ilgili söylenecek çok şey var. Burada uzun uzun onu anlatmaktan ziyade Tayyip Erdoğan ile ilgili bir özelliğini sözkonusu etmek istiyoruz. Necip Fazıl’ın Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı en temel kıymet, tabii ki Büyük Doğu ismiyle maruf dünya görüşü çerçevesidir. Bu yazının konusu ise, üstadın Müslümanlara bir ruh aşılamış olmasıdır.
Okumaya devam et

Share Button