“CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR?

“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:
“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız.
Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi olmuş nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ
Okumaya devam et

Share Button

DARBECİ GENERALLER PSİKOPATTIR

Darbeci generaller psikopattır

Darbeci generallerin birer psikopat olduğu kesin. Muayene edildiğinde yüksek dozda psikopatik belirtiler görülecektir. Sosyal girişimlerde noksanlık, mensup olduğu milletle dost ve barışık olamama, kanun ve kurallardan kopukluk, kendine çizilen anayasal yasakları dikkate almamak, içinde yaşadığı toplum değerlerine önem vermemek, sevgi, şefkat gibi hislerden yoksunluk, bu belirtilerden bazılarıdır.

Üç şeyi çok sever ve isterler: Güç, itaat ve otorite. Güç ve darbe tutkularının arkasında hastalıklı otoriter kişilikleri ve aldıkları lâ-dinî / pozitivist eğitim vardır.
Okumaya devam et

Share Button

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi

Laikliği İslâm’ın yerine ikame eden Atatürkçü Cumhuriyet, yâni Chp iktidarları alkollü hayatı devlet kurumlarında ve toplumda bir âdet olarak yerleştirmiş ve resmî hâle getirmiştir. İslâm’a aykırı alkollü hayatı devlet erkânının sofralarına ve resmî protokollere sokan, bu şenî ve haram âdet için mevzuatlar çıkaranlar Atatürkçü Chp kadrosudur.
ALKOLLÜ HAYAT ATATÜRKÇÜLÜĞÜN VE CHP’LİLİĞİN ŞARTLARINDANDIR

Kemalist Chp’li olmanın şartlarından birincisi laiklikle alkolü hususi ve umumi hayata dâhil etmektir. Alkollü laik hayat Atatürkçü Chp’li olmanın olmazsa olmazlarındandır. Bundandır ki bu haram ve Avrupaî âdeti yaymak ve dayatmak için yapılan propagandalar avamın ve lümpen toplulukların köksüz idraklerine kadar sloganlaştırılmıştır: “Eski kafalılıktan kurtulmak istiyorsan önce kafayı çekeceksin…”
Okumaya devam et

Share Button

Siyasî ömrü biten CHP millet/devlet istikrarını baltalıyor

Siyasî ömrü biten CHP millet/devlet istikrarını baltalıyor

Eceli gelen keçi çobanın ekmeğini yer, misali CHP, Türkiye’nin yakın geçmişte yaşadığı koalisyon hükümetler istikrarsızlığından bir nebze de olsa istikrara kavuşacağı ümit edilen başkanlık oylamasını engellemek için her haltı işlemeye başladı.

Son günlerini yaşayan CHP giderayak devlet ve millet istikrarını baltalamaya başladı. Ben sonra tufan diyerek akla gelmedik fitne fesat çıkartıyor.
Vesayet dönemlerinde iktidar kaldığı müddetçe millete kan kusturan, kıtlık yaşatan, dinî hayatı kısıtlayan CHP başkanlık sistemiyle kıyamete kadar iktidar yüzü göremeyeceğini anlamış olmalı ki, sağa sola saldırıyor, kışkırtıcılık yapıyor ve son çırpınışları oynuyor.
Okumaya devam et

Share Button

Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı

Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı

Türkiye darbeler tarihinde generallerin postalları altında ezilişimizin acılı yankıları kanlı 15 Temmuz gecesi yankılanıyor şimdi.

Tarih şöyle yazacak: 15 Temmuz 2016 darbeci generallerle milletin savaşı… Tanklara karşı iman dolu göğsüyle karşı duran, bombalara karşı bayraklarla sokakları tutan, kanlı silahlardan çıkan kurşunlara karşı selâlarla dimdik duran asil Müslüman Türk milleti gözü dönmüş darbeci generalleri mağlûp etti, dize getirdi….

Bu şanlı müdafaayı böyle yazacak tarihler…
Okumaya devam et

Share Button

Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir

Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir

Chp’nin dönemlere göre aldığı uğursuzluk alâmeti sayılan namları türlü türlüdür: Kemalist dönemi Chp’si, “Almancı, İsmetçi” Chp’si. 60 Darbesi ve 71 Muhtırası arasında sosyalist sol Chp’si. 74-77 Yılları arası sol söylemlerle sağcılardan oy toplayan ve “Kıbrıs Zaferi’nin ekmeğini yiyen Karaoğlan Ecevit” Chp’si. Baykal’ın “Suya sabuna dokunmayan ulusalcı memur” chp’si. Kılıçdaroğlu’nun Amerikancı ve şehirli lümpen kesim Chp’si.

İnönü Chp’sinin millet hafızasında bıraktığı kötü izi yeri gelmişken bir daha hatırlamakta fayda var. Dedelerimiz ve babalarımızın, İnönü dönemini “Geldi İsmet, kesildi kısmet” tekerlemesiyle ifade etmelerinin altında zulmün açtığı yaralar vardı. İnönü’nün 28 Nisan 1960 günü Meclis’te yaptığı konuşma utanç vericidir: “Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman millet için başka çıkar yol yoktur kanaati zihinlere ve bütün müesseselere yerleşirse ihtilâl meşru bir hak olarak kullanılacaktır.”

BİLDERBERG’E KATILAN VE AMERİKAN ROCKFELLER BURSU ALAN ECEVİT
Okumaya devam et

Share Button

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ

NE YAPMALI-2-ANA CEPHELER TESPİT EDİLMELİ
Öncelikle cepheler tespit edilmeli, cepheler tespit edilmeden kimin nerede duracağı belli olmaz. Ana cepheler tespit edilmemişse, içtimai kaos kaçınılmaz olur. En kötüsü kontrolsüz kaostur. Kaos olabilir ama karargahın kontrolü kaybetmemesi gerekir, bu sebeple ana cephelerin tespiti şarttır.
Bir toplumu baştan sona örgütlemek imkansızdır. Toplumun tamamının örgütlenmesi, kuruluşlar, kurumlar, teşkilatlar vasıtasıyla değil; fikirler, tatbikat planları, stratejilerle gerçekleştirilebilir. Toplum, kalb ve zihin dünyasında oluşacak inanç, fikir ve tavır ile örgütlenir. Bu, doğal bir örgütlenmedir, dost bellidir, düşman bellidir, sadık bellidir, hain bellidir. Bunu mümkün kılan ise öncelikle ana cephelerin tespit ve halkın buna ikna edilmesidir.
Bir kısım insanı örgütlemek mümkün ama ülkede yaşayan halkın tamamını veya büyük bir kısmını örgütlemek çok zor. Halkı örgütlemenin yolu, zihni kodlamadır. Fikir ve ilim adamı olmayan, yüksek seviyede idrak istidadı taşımayan halkın örgütlenmesi, zihni dünyasındaki “dost-düşman” kodifikasyonu ile gerçekleştirilebilir. Bu ve başka sebeplerle, halkın zihni kodifikasyonunu gerçekleştirebilmenin ilk merhalesi, ana cephelerin tespit ve ilan edilmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

NE YAPMALI-1-GİRİŞ

NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Olağanüstü bir dönemden geçtiğimiz açık. Olağan zamanlarda yaptıklarımız, olağan alışkanlıklarımız bu dönemde ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğinin emsali olmaz. Meseleyi olağanüstü şartlar çerçevesinde değerlendirmek, neler yapılması ve nelerden uzak durulması gerektiğini tespit etmek gerekiyor.
*
Önce nelerin yapılamayacağını ve yapılmaması gerektiğini doğru ve net bir şekilde tespit etmeliyiz. Nelerin yapılamayacağı meselesi, biz istesek de muhatapların düşünce kökleri bakımından yapılması mümkün olmayan işlerdir, bunları yapma çabası beyhudedir, yapılmasının mümkün olmadığını anlamamak ise ahmaklık alametidir. Neleri yapmamamız gerektiği meselesi ise muhataplarımız yalvarsa da yapmaktan uzak durmamız gereken işlerdir.
Düşünce kökleri itibariyle Batılılaşmış olan guruplar, anlaşma yapılamayacak, birlikte hareket edilemeyecek cinstendir. Milletin ve memleketin felahı ve bekası için bunlarla anlaşmak, birlikte hareket etmek mümkün değildir. Bunlar, bu milletin can düşmanıdırlar, memleketin fikir hainleridir. Bunların anlaşma masasına oturması sadece stratejik manevradan ibarettir ve asla gerçek anlamda “anlaşma” düşüncesine sahip olmazlar. Bunların taahhütlerine itimat etmek, akrebin sözüne güvenmekten daha ahmakçadır. Okumaya devam et

Share Button

DR. BİLAL BAĞIŞ İLE “ŞEHİR FİKRİ” KONULU MÜLAKAT

Dr. Bilal Bağış İle “Şehir Fikri” Üzerine Söyleşi

BİLAL BAĞIŞ:

Medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir.

METİN ACIPAYAM: Fikir, kaos, nizam, müessese, medeniyet, tatbikat meseleleriyle şehrin münasebeti nedir?

BİLAL BAĞIŞ: Fikrin, kaosun ve müesseselerin bolca yer bulduğu; medeniyetin minyatürü, nizamın ise görece zor olduğu insan kalabalıklarının mekânıdır şehir. Şehirler, iyisi ve kötüsüyle, topluma özgü bu kavramların ve değerlerin hemen hepsinin vücut bulduğu, dünyaya mal-olduğu yerlerdir. Özellikle de modern batı şehirlerinde, insanı kendine hayran bırakan nizam ve intizam ile; hırsızlık, kaçakçılık ve suç oranlarının yüksekliğinin eş zamanlı varlığını, bu ilişki bağlamında daha iyi anlamak mümkündür zannediyorum.

Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-7-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -7-

17. yüzyılda İngiltere mali açıdan zor durumdaydı. Bunun üzerine ‘Tefeci Elitler’ bir araya gelerek devlete borç vermek maksadıyla ‘Merkez Bankası’nı’ kurdular, kar- şılığında ise para basma imtiyazı elde ettiler. Böylece devlet para sıkıntısını çözerken ‘Tefeci Elitler’ de ülkenin kredi mekanizmasını kontrol edebilecekti.

İngiltere Merkez Bankasının özelliği, ‘mevcuddan’ daha çok, ‘var olacak’ veya var olması ihtimali olan altına göre para basabilmesiydi. Böylelikle devletin borcuna dayalı para sistemi doğuyor, paranın basımı başka bir ifadeyle Şehadet aleminden Gayb alemine geçiyordu. Bunun manası artık sistemin zanna ve spekülasyona temayülünün artmasıydı.
Okumaya devam et

Share Button

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-6-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -6-

Kağıt paranın ortaya çıkışı da mutlaka üzerinde durulması gereken bir gelişme. Marco Polo, Çinlilerin kağıt ile alışveriş yaptıklarını gördüğünde hayrete düşüyor. Ve bu izlenimlerini Avrupa’ya taşıyor.

Verilere göre, kağıt parayı ilk defa Çinliler kullanıyor. Mübadele aracı olan demir gibi madenleri taşıması zahmetli olduğundan bunlar bir ‘banka’ya teslim ediliyor ve karşılığında müşterinin eline üzerinde kasadaki miktarı yazan bir kağıt tutuşturuluyor. Bu kağıt çarşıda pazarda kullanılmaya başlandığında ise kağıt para gerçekten bir değere sahip olan ‘demir’ ‘altın’ ‘gümüş’ün yerine ikame edilmiş oluyor. Elbette bu büyük bir kolaylık.

Lakin kağıt paranın istismarı da kolay. Bu istismarın en bilinen -ki çağımızda da halen uygulanan- yöntemi şudur: Bankanın kasadaki mevcut miktardan daha fazla kağıt basması. Bu ise bankanın ‘para muhafaza etme/kasa’ fonksiyonun dışında kendine yeni bir fonksiyon yüklemesiyle olur: Kredi. Evet, banka duran parayı kredi olarak dağıtarak faiz kazancı elde eder. Lakin mevcut paradan çok daha fazlasını kredi olarak dağıtması sorun oluşturur. Bu sisteme günümüzde ‘Kısmı Rezerv Sistemi’ denmektedir ki köklerin yüzyıllar hatta binlerce yıl önceye dayanmaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

DEĞİŞİM HIZI VE DEĞİŞİMİ ZORLAMAK

(NOT: Bu yazı, “Değişim Süreçlerinin Tabiatı” isimli kitabımızdan nakledilmiştir)

Değişimin tabii seyri kendine ait bir hıza sahiptir. İçtimai değişim hızı ile hayatın değişim hızı her zaman paralel olmaz, halk bazen hayatın değişimine mukavemet eder, bazen de hayatın değişim hızından daha yüksek bir hızla değişir. Değişimin hızını belirleyen unsurlardan birisi, mevcut hayat altyapısının hayatı taşıyamayacak hale gelmesi, çürümesi, tortulaşmasıdır. Bu durumda halk değişim için hazır hale gelmiştir. Mevcut hayat altyapısı, hayatı yaşamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırmaya başlamıştır, ucuzlatmak yerine pahalandırmıştır, kolaylaştırmak yerine zorlaştırmıştır. Bu hal, değişime karşı mukavemet kaynaklarının tükendiğini gösterir, halk değişime mukavemet etmek yerine değişim için can atmaya başlar.
Hayat altyapısı zafiyete uğramamışsa, hayatı taşıyacak güçteyse, hayatı kolaylaştırmaya devam ediyorsa, değişimin tabii hızı yavaştır. Hayat, rahat bir şekilde yaşanmaya ve akmaya devam ediyorsa, değişim talebiyle ortaya çıkmak, değişim talebinde bulunmak, bunu icbar etmeye çalışmak, halk nezdinde “yıkıcı” bir hareket olarak anlaşılmaya mahkumdur. Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN, ARINÇ, GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA

ERDOĞAN ARINÇ GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA
Recep Tayyip Erdoğan Akparti’nin lideridir, Bülent Arınç ise partinin ve hükümetin “akl-ı selimi”dir. Melik Gökçek ise, belediye başkanlarından birisi… Melih Gökçek’in mizaç deposundaki istidatları ve onlarla inşa ettiği (aslında gelişigüzel oluşan) şahsiyeti, ancak bir belediye başkanı olmaya kafidir ve daha ötesi o madenden çıkmaz.
Erdoğan ile Arınç arasındaki münasebet ve bu münasebetin üzerine oturduğu hukuk, hususi ve mahrem bir mahiyet taşır. İkisi arasındaki münasebetlere (itirazlar ve tartışmalar da dahil) kimsenin burnunu sokmaması gerekir. Erdoğan liderliğin ne olduğunu bilecek seviyede, Arınç ise bir meselenin nasıl çözüleceğini anlayacak seviyededir. Arınç’ın akl-ı selimi, meselenin suhuletle halline ve hasarın asgari seviyede tutularak neticelendirilmesine kafidir.
*
Bülent Arınç’ın Erdoğan hakkında, “hükümeti, kamuoyu önünde azarlar gibi tenkit etmemelidir” mealindeki ifadeleri doğrudur. Erdoğan, hükümetin başkanı da dahil olmak üzere tüm üyeleriyle istediği zaman ve istediği konularda konuşma ve fikirlerin söyleme imkanına ve iktidarına sahiptir. Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın kıymet ve itibarını kabul ve teslim etmesi, çocuk gibi azarlanmasını meşru hale getirmez. Cumhurbaşkanının otoritesini ortaya koyması ve devlet cihazını cevval bir şekilde çalıştırması doğru ve haklıdır lakin üslubu ve meselenin konuşulma zemini hususunda dikkatli seçimler yapılmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

M. Kemal’in partisi iflâh olmaz, milletten özür dileyip çekilsin

M. Kemal’in partisi iflâh olmaz, milletten özür dileyip çekilsin

M. Kemal’in kurduğu Altı Ok Partisi sun’i oksijenle yaşatılmaya çalışılıyor. Doksan yıldır millete hasım olan bu gayr-ı millî siyasî partinin zeval vakti geldi artık.

Millet nezdinde hiçbir itibarı bulunmayan, milletle İslâmca hiçbir kalbî ve fikrî bağı olmayan Atatürkçü Cumhuriyet oligarşisinin, ulusalcıların, Beyaz Türklerin, modernlerin ve laikçilerin partisi olan Altı Ok Partisi’nin iflâh olması mümkün değil.

Çünkü Türkiye sosyoloji, yakın târihimiz ve asıl hüviyetine dönme imkânı bulan millet böyle söylüyor. Yapacakları tek şey var, mazlum ve mazrur milletten özür dileyen bir beyannâme yayınlayıp çekilmelidirler.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

Bir fikre inanıyorsunuz, o fikrin dünyayı ve insanlığı kurtaracağına kanaat getirmişsiniz, çünkü hakikati bulmuşsunuz, geriye kalan tek şey insanların o fikre inanması, liderinin önünde sıraya girmesi ve emir beklemesidir. Çok özet olarak anlattığımız bu olay, insanın psikolojik evreninde nükleer patlamaları tetikleyecek kadar büyük gerilimler üretir.

Paralel örgüt misali ise çok ilginçtir. Müslümanların ufku, mehdidir. Müslümanların meczupları ancak mehdiliğini ilan etmiştir, bu tür meczup ise tarihte çok sayıda mevcuttur. Hıristiyanların meczupları ise Hz. İsa olduğunu iddia ve ilan eder, çünkü onların mehdisi odur. Delilik kültürel özellikler taşır, her kültürün delisi, o kültürün ufkunda dolaşır. Pagan kültür evrenlerindeki deliler, tanrı olduklarını iddia etmişlerdir ve bu durum yaygındır.
Okumaya devam et

Share Button

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.
Okumaya devam et

Share Button

ABD’DEKİ HADİSENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ABD’DEKİ HADİSENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ABD’de polisin bir siyahi genci, silahsız olmasına rağmen öldürmesinin neticesinde ortaya çıkan manzaralar nasıl okunmalı? Elleri havada, silahsız olduğu görüldüğü halde bir siyahi gencin, yedi-sekiz civarında mermiyle vurulması, bunların da üç adedinin kafasına sıkılmış olması, vakayı adiyeden kabul edilebilir mi? Veya sadece asayiş meselesi olarak değerlendirilebilir mi?

ABD’nin her yıl dünya ile ilgili (yani her ülke ile ilgili) insan hakları raporu yayınlaması ve bu rapor üzerinden ülkeleri siyaseten dövmeye alışmış olması dikkat çekici. Özellikle de polislerin göstericilere karşı aşırı (orantısız) güç kullanması meselesini yüksek sesle eleştiren ABD, silahsız ve elleri havada bir gencin öldürülmesi hadisesini devlet arşivlerinden ve insanların hafızalarından silmek zorunda. Tam da bu sebeple, yani devlet arşivlerine girmemesi ve insanların hafızalarında fazla yer edinmemesi için olmalı ki, kasabada yapılan gösterilerin üzerine muharip sınıftan asker giysileriyle polis sevketti. Kasaba siyasi karantinaya alındı ve esas şiddeti medya gördü. Zaten ABD medyası, arşivlerine girmemesi, kayıt altına alınmaması, daha sonra hatırlanmasına sebep olmaması için kasabaya uğramadı önce, sokağa çıkma yasağına rağmen ana haber bültenlerinde birkaç dakikalık, “asayiş berkemal” cinsinden haberlerle geçirdi. Devlet arşivine girmeyen olaylar böylece ABD medyasının arşivine de girmedi.
Okumaya devam et

Share Button

DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

DÜNYA DEVLETİ-1-GİRİŞ

Dünya devleti nedir, dünya devleti olmanın şartları nelerdir, dünya devleti olmaya giden yol neresidir? Türkiye artık ufkunu bu soruların cevabını verecek kadar genişletmeli, tüm ekonomik, siyasi, diplomatik ve istihbari çalışmalarını, projelerini, hamlelerini bu ufka göre geliştirmeli ve uygulamaya koymalıdır. Bugünkü şartların dünya devleti olmamıza geçit verip vermeyeceği konusu bir tarafa, bu hedefin ideal olarak görülmesi, kabul edilmesi, planlamalarda merkez alınması lüzumu açıktır.

Dünya devleti kavramı, dünyayı yalnız başına yöneten devlet değildir. Dünyadaki hadiselerin tamamıyla ilgilenebilmek, bu hadiselerin tamamı ile ilgili milletlerarası müzakerelerde “ne düşündüğü” merak edilmek, fikri sorulmak noktası veya seviyesi, dünya devleti olmaktır. Dünyadaki her hangi bir konuda, “o devlet ne düşünür, ne yapar, ne planlar?” sorusu zihinlere tabii bir refleks olarak gelmeye başlandığı andan itibaren o devlet dünya devletidir. Süper güç olmak, dünyaya yalnız başına nizamat vermek, dünyanın her yerinde yalnız başına inisiyatif alabilmek içinde yaşadığımız çağda hiçbir devlete nasip olmayacak bir hadisedir. Teknoloji sayesinde dünyanın küçüldüğü ve küresel bir köye döndüğü düşüncesi yanlış değildir ama teknolojinin yaygınlığı ve bir çok ülkenin artık üretebiliyor olması, bu köyün tek merkezden (bir süper güç tarafından) yönetilemeyecek kadar da büyüdüğünü gösteriyor.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ TEKLİFİMİZİN İZAHI-

Büyük Doğu’da (İdeolocya Örgüsünde) Başyücelik Hükümet reisi olan Başvekil, Yüceler Kurultayı azaları arasından Başyüce tarafından seçilir. Başvekil, tamamı Yüceler Kurultayı dışından olmak üzere hükümet azalarını seçer ve Başyüce’nin tasdikine arzeder. Başyüce’nin tasdiki ile birlikte hükümet kurulmuş olur. Özet olarak Başyücelik Hükümeti böyle oluşur.

Başyücelik devlet nizamında, seçime tabi kılınabilecek tek müessese, Başyücelik Hükümetidir. Başyüce de seçimle tespit edilmektedir ama oradaki seçim, Yüceler Kurultayında gerçekleşir, seçimden kastımız, halkın seçimidir. Büyük Doğu Devlet Nizamı, terkip olarak harikuladedir, ana bünyeyi, terkip mimarisini bozmak, yeniden bir nizam teklif etmektir. Böyle bir fikir üzerinde çalışılacaksa, Büyük Doğu’dan bahsetmek gerekmez, yeniden ve başka bir nizam fikri üzerinde gayret gösterilir. Büyük Doğu üzerinde çalışmayı esas alıyorsak, ana mimariyi muhafaza etmekle mükellefiz.
Okumaya devam et

Share Button

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

Büyük Doğu devletinde (Başyücelik devletinde) hiçbir makam milletin seçimi ile tespit ve tayin edilmez. Bu tanzim yapılırken dikkat edilen husus, İslam’daki devlet ve idare mefkuresinin ana ölçülerinden biri olan; “Makam talep edilmez, ehliyet ve liyakat sahipleri malik oldukları vasıf ve maharet istikametindeki makama tayin edilir” hikmetidir. Bu ölçü ve muhtevasında mahfuz olan hikmetlerin tecellisi nasıl tahakkuk ettirilebilir? Devlet ve idare mefkuresindeki en girift meselelerden birisi olan bu hikmet, “talip olmak”, “namzet olmak”, “rekabet etmek” ve “seçilmek” süreçlerini ortadan kaldırmalı mıdır?

Talip olmakla tezahür eden nefs, rekabet etme sürecine girdiğinde azmanlaşıyor, seçildiğinde ise ölçü tanımaz hale geliyor. Seçilmekle kudret sahibi de olduğu için, nefsi tahdit edecek, ölçüsüzlüklerine mani olacak, ana yapı içinde zapt altına alacak müeyyide ihtiyacı artıyor. Hukuk hakimiyetinin şuurlara kadar sirayet ettiği, ahlakın ruhlara kadar nüfuz ettiği bir cemiyet vasatında, nefsin bir şekilde zapt altına alınmış olduğu kabulü nazari olarak doğrudur. Ne var ki bir taraftan hukuk ve ahlak hakimiyetinin arzulanan kıvamda ve derinlikte cari olduğu ideal şartları bulmaktaki, bulunduğunda süreklilik arzedecek şekilde muhafaza etmekteki zorluk, diğer taraftan bu şartlar bulunsa ve devamı sağlansa bile nefs denilen muammanın her hal ve şartta nüfuz yolunu bulduğu, mahkum edilse bile mahvedilemediği, mahkumiyet duvarlarından sızmakta da mahir olduğu bilinir.
Okumaya devam et

Share Button