CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.02.2014)-Ekrem Dumanlı ile Etyen Mahçupyan’ın Münazarası

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(10.02.2014)-EKREM DUMANLI İLE ETYEN MAHÇUPYAN’IN MÜNAZARASI

Ekrem Dumanlı bugün (10.02.2014) mutat pazartesi yazısını yazdı, yine bugün Etyen Mahçupyan’ın ise Yeni Şafak’ta mülakatı yayınlandı. Ekrem Dumanlı’nın yazısı ile Etyen Mahçupyan’ın mülakatını birbiriyle ilgisiz şekilde okuyunca farkedilmiyor ama yan yana koyup okunduğunda ortaya ilginç bir münazara çıkarıyor. Bugün böyle bir şey yapalım, yazı ile mülakatı münazara şeklinde okuyalım, hoşunuza gidecektir.

Ekrem Dumanlı, ülkenin bir parti devletine doğru gittiğini, yasama, yürütme, yargı ve medyanın bir merkezden yönetildiğini iddia ediyor;

“Birkaç yıl önceki o TV programının çıkışında gerçekliğine ihtimal vermediğim bir durumla, bugün karşı karşıyayız: Parti devleti. Yasama, yürütme, yargı ve medyanın bir merkezden yönetildiği uç bir noktaya doğru sürükleniyor Türkiye.”

Etyen Mahçupyan ise cemaatin yargı eliyle tüm yetkileri elinde toplamaya çalıştığını söylüyor;
“7 Şubat’ta yargı, AK Parti hükümetinin bir tasarrufunun ‘siyaseten’ yanlış olduğundan hareketle bir soruşturmaya yöneldi. İşin hukukî değil, siyasî yanı öndeydi.”

Yargının, kendi yetki alanından çıkıp siyasi alanı da işgal etmesi ile, siyasetin kendi sınırından çıkıp yargı alanını da işgal etmesi arasında, “haddini aşması” bakımından bir fark yok. Hatta siyaset, halkın seçimiyle bir müddet sonra (seçim zamanı) hesap sorulabilecek bir alanken, yargı hiçbir zaman hesap sorulamayacak bir alan olduğu için, yargının siyasi alanı işgal etmesi daha tehlikelidir.

*
Ekrem Dumanlı, faşist partilerin ve devletlerin artık uygulanamayacığından bahsediyor ve parti devletine geri dönülemeyeceğini söylüyor;

“Artık devletler topluma hesap vermekle mükellef. Haddi de hududu da belli.”

Etyen Mahçupyan ise cevaben, yargının sorumsuz davrandığını, haddini aşarak siyasi alanı tanzim etmeye çalıştığını, sorumsuz bir tavır takındığını söylüyor;

“Dosyanın siyasi olması ve içeriğin engellenmesi gibi bir endişe vardı denilse de, benim aklıma en azından Cumhurbaşkanı geliyor. Böyle bir kuşkunuz varsa, gideceğiniz yer Cumhurbaşkanı’dır. Muhakkak bu konuyu paylaşacak bir merci ararsınız. Eğer bu savcı böyle bir merciyi hiç aramamışsa, o zaman kendi siyasetini yürütüyor demektir. Bence burada savcılar çok sorumsuzca davrandılar.”

Evet, faşist parti ve devletler yirminci asırda yaygındı ama artık tarihe karıştı. Buna mukabil, jüristokrasi denilen yargıçlar devleti çok daha önce tarihe karışmıştı. Ekrem Dumanlı’nın bilgi haznesi ve idrak derinliği bunu anlamasına kafi gelmiyor veya Jüristokrasinin çok daha önce tarihe karışmış olmasından dolayı hatırlamakta zorlanıyor.

*
Ekrem Dumanlı, parti devletinden bahsedince, parti medyasından bahsetmeden geçemezdi tabii. Hem hükümete savaş açıyorlar hem de hiçbir medya kuruluşunun hükümeti savunmasına tahammül edemiyor. Çok tuhaf bir psikolojik darboğaza girmiş durumda Ekrem Dumanlı.

“Öteden beri parti sözcüsü; hatta tetikçisi şeklinde çalışan gazete ve TV’ler vardı. Şimdi hepsi şirazeden çıktı, partizanlığın en feci örneklerini veriyor her gün.”

Etyen Mahçupyan’ın Ekrem Dumanlı’ya bu konuda verdiği cevap, Yeni Şafak gazetesindeki mülakatının tamamıdır. Yani Etyen Mahçupyan’ın Yeni Şafak’a mülakat vermesidir. Ama bu mülakattaki şu sözü doğrudan cevaptır;

“Dershanelerin kapatılması meselesinde ben dershanelerin varlığına karşı olmakla birlikte vicdani açıdan kendimi Hizmet Hareketi’nden yana hissettim. Fakat bu son dosyalarla, 17 Aralık operasyonunda bu işi yapanların iyi niyetli olmadığını düşündüm. Bu yüzden, yarın seçim olsa oyumu AK Parti’ye veririm. Çünkü, bu tür taktiklerle iktidar değişikliğinin doğru olmadığına inanıyorum. Şu anda, AK Parti’nin içeriden çökertilebilmesinin imkânları aranıyor. ‘Yolsuzluk yapıyor’, ‘El Kaide ile ilişkisi var’ diyerek veya ekonomiyi darmadağın ve yönetilemez hale getirip halkı AK Parti’den uzaklaştırarak; bu çabalarla eşzamanlı bir biçimde AK Parti’yi içeriden parçalayarak bir alternatif oluşturma arayışı var.”

Ekrem Dumanlı’nın “parti medyası” ithamlarını tamamen boşa çıkaran bir cevaptır bu. Kendi gazetesindeki bir köşe yazarının bu cevabı vermesi, Ekrem Dumanlı’nın genel yayın yönetmenliği işini yüzüne gözüne bulaştırdığının resmidir. Bir genel yayın yönetmeninin başına gelebilecek en kötü şey, kendi gazetesi veya yazarları tarafından tekzip edilmektir. Ekrem Dumanlı, isabetsiz teşhislerinden dolayı istifa etmelidir diyeceğim ama o istifa etmek yerine Etyen Mahçupyan’ın işine son vermeyi tercih edecektir. Söylemeye gerek yoktur ki artık Etyen Mahçupyan’ın Zaman gazetesindeki ömrü dolmuştur.

*
Bu münazara daha da uzatılabilir ama mesele anlaşılmış olmalıdır. Ekrem Dumanlı’nın da, Fethullah Gülen gibi sükuta gömülmesi kendisi için en doğru tavırdır, çünkü yazdıkça ve konuştukça batıyor. Ne var ki adamın işi inzivaya çekilmeye müsait değil, dolayısıyla daha çok Dumanlı güzellemeleri okuyacağız.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir