CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(16.03.2014)-TÜRKÖNE, ŞÖVALYE Mİ LEJYONER Mİ?

Zaman gazetesinin yazarı… (İhanete) hizmet hareketine mensup olmayan, gazeteye iliştirilmiş birisi… Fethullah Gülen örgütü ile hükümet arasındaki husumetin derinleşmesinden sonra saflarda ortaya çıkan arınmadan nasibini almadı. Leyla İpekçi, Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin tahammül edemeyip ayrıldığı ihanet örgütünün yayın organlarından, ihanet hareketine mensup olmamalarına rağmen ayrılmayan, hatta mevziini sağlamlaştıran birkaç isimden birisi Mümtaz’er Türköne… (İhanete) hizmet hareketinin mensubu olmamasına rağmen, onlardan daha ağır ve seviyesiz saldırılarda bulunan Mümtaz’er Türköne ve Ali Bulaç gibi isimler, hükümete karşı şahsi husumeti olup da, fırsat bulmuş gibi davranıyorlar. Ali Bulaç ve Mümtaz’er Türköne, ihanet örgütü tarafından satın alınmış olabilir mi? Bunların parayla kalemini sattığı düşünülebilir mi? Doğrusu böyle bir itham çok ağır hakaret olur. Parayla satın alınmamışlarsa (ki kanaatimiz bu yöndedir) mevzilendikleri yerin bir izahı olmalı…

Mümtaz’er Türköne’de hükümet husumeti o kadar yüksek ki, tarafsız bir entelektüel (fikir adamı olmadığı için bu ifadeyi kullanıyoruz) olarak tavır aldığını ve yazılarını bu merkezden yazdığını söylemek mümkün değil. Hükümetin herhangi bir tavrı ve uygulamasının Türköne’ye şahsi zarar vermiş olma ihtimali ağır basıyor. Her ne olduğunu bilmediğimiz şahsi husumeti, aklını ve kalemini esir aldı. Geçen milletvekili seçiminde Akparti’den aday adayı olmuş, aday yapılmamış (yapılmayacağını anladığı için vazgeçmiş) olması, şahsi husumetini açıklamaya kafi midir? Zaman zaman bu ihtimalin doğru olduğunu düşündüğümüzü de itiraf edelim ama son zamanlardaki yazılarına bakınca, bu ihtimalin meseleyi izah etmeye kafi olmadığı zannı galip geldi. Yazılarında bas bas bağıran “şahsi husumet” meselesi her ne ise onun açıklanması gerekiyor.

Mümtaz’er Türköne şövalye olmaya niyetli ama lejyoner olmaktan kurtulamıyor. İhanet örgütünün parayla satın aldığı düşüncesine itibar etmediğimiz için lejyoner olduğunu söyleme imkanını kaybediyor muyuz? Açıkça paralı asker diyemediğimize göre lejyoner olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Şahsi husumet meselesi tam bu noktada devreye giriyor. Türköne, ihanet örgütünü para karşılığında savunmuyor, hükümete para karşılığında saldırmıyor belki ama şahsi husumetten dolayı aldığı tavır, menfaatin paradan ibaret olmadığı gerçeğini hatırlatıyor bize.

Türköne, şahsi husumetinden dolayı hükümete saldırıyorsa, şahsi menfaatinin para veya para ile ölçülebilir bir değer olması gerekmiyor. Bir gazete köşesini işgal eden adamın, o köşede yazdığı yazıları şahsi menfaatinin kılıcı gibi kullanıyorsa, lejyonerlik tarifinin terkip unsurları yerli yerinde duruyor demektir.

Bir işi para karşılığı yapmaktan daha ağır durumlar var. Mesela bir topluluğa karşı bir şekilde edindiğiniz şahsi husumetten dolayı saldırıyor olmanız, onlara karşı şahsi husumetinizden dolayı adil davranmamanız, para karşılığı yapmaktan daha ağır ve seviyesiz bir tavır değil midir? Akparti veya başbakana karşı sebebinin ne olduğunu bilmediğimiz bir şahsi husumeti olduğu açıkça görülen Türköne, gazetesinde yazdığı ihanet örgütünün hükümete karşı başlattığı savaşı fırsata çevirerek, hem de onların hoşuna gidecek, hedeflerine katkı sağlayacak şekilde saldırganlaştı. Şahsi menfaatinin kavgasını açıktan yapmanın mümkün olmadığını bilen Türköne, mevcut savaş ortamının oluşturduğu uygun şartlardan yararlanarak şahsi menfaatinin mücadelesini yürütüyor.

Şahsi menfaatini, siyasi, hukuki ve ahlaki kisveye büründürerek yürüten sinsi insanların cirit attığı ihanet örgütü içinde, aynı şeyi yapmak için fırsat bulduğu açık. İhanet örgütünün, HSYK kanununun değiştirilmesine, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi “ideal değerler” üzerinden karşı çıkmasının altında, yargıda yerleşmiş örgüt üyelerini koruma maksadı olduğu gibi Türköne de, hükümete karşı şahsi husumetinin kavgasını yürütecek hukuki, siyasi, ahlaki kavga vasatını bulmuş mağribi gibi saldırmaya başladı. Türköne, zaten şahsi kavgasını yürüttüğü için ihanet örgütünden ek para almasına gerek yok, hatta bu zamana kadar aldığı maaşı bile almadan yoluna devam edecek bir fırsat bulmuş durumda. Normal şartlarda böyle bir fırsatı bulma şansı yüzde kaçtı ki?

*
Türköne, 16.03.2014 tarihli, “Mecbur olmasa, bu kadar kötü olur mu?” başlıklı yazısında, başbakanın mevcut durumunu anlatmak için, “mecbur olduğu” ifadesiyle yeni bir tenkit mecrası açmak derdinde. Yazısına şöyle başlıyor;

“Başbakan, kötü olmak zorunda. Siyaseti insanların tabiatına değil, içinde bulunduğu şartlara bağladığınız zaman yaptıklarını ve söylediklerini daha kolay anlarsınız.”

Aslında Türköne, yazısının başlığı ve muhtevası ile kendi halini birebir izah ediyor. Ne olduğunu bilmediğimiz “şahsi husumeti” Türköne’yi, yazdığı yazıdaki kadar “kötü olmaya icbar” ediyor. Türköne “kötü olmak zorunda” zira hükümeti bu kadar ağır şekilde tahkir etmek (tenkit değil) için kötü olmaktan başka yol yok.

Türköne, yazısının sonunda şu hükme varıyor;

“Erdoğan’ın siyasî çıkarları ve hesapları bu ülkenin bugünü ve geleceği üzerinde kara bir gölge halinde büyüyor. Siyaseten selamete çıkması için yolsuzluk soruşturmalarının unutulması, hepimiz için gözden çıkartılacak basit bir ayrıntıya dönüşmesi lâzım. Ancak çok daha belalı sorunlarla uğraşırsak, ülke büyük bir felaketle karşılaşırsa unutabiliriz. Başbakan’ın deve dişi gibi ortada olan yolsuzlukları durdurabilmesi için, Türkiye’nin bir suç cennetine dönüşmesi gerekir. Başbakan’ın varlık mücadelesi krize, kaosa, kıyıma bağlı. Yazık! Bu kadar kötü olmasına da bu ülkeye kötülük yapmasına da izin veremeyiz.
Başbakan’ı da ülkemizi de bu ağır iktidar yükünden kurtarmalıyız.”

Gerçekten başbakan bu kadar kötüyse, onu ve ülkeyi kurtarma imkanımız var, on beş gün sonra seçim var, seçimde oyumuzu başka bir partiye verir memleketi ve başbakanı bu kötü durumdan kurtarabiliriz. Fakat Mümtaz’er Türköne ve ihanet örgütünü, içine düştükleri “kötü” ötesi durumdan kurtarma imkanımız yok. Fethullah Gülen ve şahsi menfaatini (ve husumetini) onunla birleştiren Türköne için hiçbir kurtuluş formülü yok.

İşte problem bu… Birini kurtarma imkanımız var, diğerini kurtarma imkanımız yok. Hangisi daha kötü durumda?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir