CEMAAT NE DURUMDA?

CEMAAT NE DURUMDA?

Cemaatin Müslümanlara açmış olduğu savaşta son durum nedir? Başka bir ifadeyle savaşın hasar tespitini yapmak gerekirse nasıl bir tablo çıkar?

Bu soruların sıhhatli cevabını bulmak için biraz geriye gidelim ve bir özet çıkaralım. Cemaat, bütün sinsiliğini kullanarak, tüm sadakat ve vefa duygularını çöpe atarak, kendine teslim edilmiş her türlü kıymete (makam, para, müessese) ihanet ederek birkaç yıldan beri geniş kapsamlı ve çok sayıda operasyon planlaması yaptı, malzemelerini topladı ve nihayet 17 Aralıkta saldırıya geçti. Deşifre olan ve internete düşen telefon kayıtlarından da anlaşılacağı üzere operasyonlar, “kesin neticeli” mahiyet taşıyordu ve başarısızlık ihtimali sıfır olarak öngörülmüştü. O kadar büyük bir taarruz gerçekleştirdiler ki, ta başından beri şunu iyi biliyorlardı; “başaramazsak yok oluruz”. Yani dönüşü yoktu, yani operasyona başladıkları saatten itibaren hedefe ulaşmak zorunda olduklarının, tekrar barışma imkanlarının olmadığının farkındaydılar. Bu sebeple de tüm güçleriyle saldırdılar, öyle ki hükümetin bilmediği, sadece kendilerinin bildiği bazı insan kaynaklarını da cepheye sürdüler. Resmen hiçbir zaman kabul etmeseler de, yapılan operasyonu, basın yayın organları vasıtasıyla militanca savundular, hükümetin karşı hamlelerini ise sürekli tenkit ettiler.

Bir mücadeleyi varlık-yokluk savaşı haline getirmek çok tehlikelidir. Varlık-yokluk savaşı haline getirdiğinizde mutlaka başarılı olmak zorundasınızdır. Çünkü böyle bir savaşta başarılı olamazsanız yok olursunuz. Bu sebeple, bir mücadeleyi, hangi safhada varlık-yokluk savaşına çevireceğiniz konusu çok mühimdir ve hayal bile edilemeyecek ince hesaplar, stratejik planlamalar gerektirir.

Fethullah Gülen örgütü, varlık-yokluk savaşı haline getirdiği Aralık taarruzunu çok kötü şekilde planlamış, çok kötü şekilde uygulamıştır. Neticeye bakınca tüm çıplaklığı ile görünen budur. Doğrusu bunu Fethullah Gülen ilk gören kişi olmuş, birinci operasyonun (17 Aralık) akabinde Cumhurbaşkanına mektup yazmış, geri dönüş yolunun açılmasını istemiştir. O kadar erken anlamış olması, taarruzun ilk hamlelerinde netice alacağına inanmış bir akıl seviyesine sahip olduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle, çok kötü bir planlamacı olduğunu, mevcut durumu ve şartları doğru okuyamadığını, şartlarla paralel bir plan yapamadığını delillendiriyor. Bir cemaat ne kadar güçlü olursa olsun, hükümet ve devlet ile savaşa giriyorsa, bilmelidir ki güçler dengesini “asimetrik şekilde” kurmak zorundadır. Bir cemaat, bir devletle asla simetrik güç dengesi kuramaz, güç dengesi kurmak istiyorsa muhakkak asimetrik bir denge kurmayı düşünmelidir.

Bir cemaat, hükümete karşı başkaldırma ve üstelik taarruz etme noktasına geldiğinde, yani böyle bir düşünce ve planlama içine girdiğinde, Fethullah Gülen’in bugüne kadar yönettiği operasyonlardan çok daha fazlasını yapmak zorundadır. Tarihi tecrübelere bakıldığında bu tür başkaldırmalarda mutlaka suikastların olduğu görülür. Doğrusu 17 Aralık operasyonundan sonra suikastların olacağını bekledik. Cemaatin operasyonlarını “kesin neticeli” şekilde planladığını görünce, netice almaları için suikast planlarının da olduğunu düşündük. Tabii k suikastları cemaatin yapması gerekmiyordu, zira operasyonlar milletlerarası bir ittifak ağıyla başlatılmıştı. Cemaat yargı ve emniyet üzerinden operasyon yaparken, Mossad da birkaç suikast operasyonuyla taarruzu destekler diye düşünmüştük. Böyle düşünmemizin sebebi ise, herhangi bir istihbari bilgi değil, tarihteki tecrübelerdi.

İHH’nın başkanı Bülent Yıldırım’ın, ülkeye suikast timinin girdiğini, yakında suikastların olacağını açıklaması, bu ihtimali güçlendirmişti. Suikastların bugüne kadar olması gerekiyordu, zira cemaatin operasyonlarının yoğun olduğu dönemde suikastların gerçekleşmesi mantıklıydı. Bu güne kadar olmaması, normal şartlarda bundan sonra olmayacağını gösteriyor. Çünkü cemaatin operasyonları bitti ve geri çekilme hatta kaçma süreci başladı. Bu günden sonra suikastların olması, hükümetin, cemaate karşı gerçekleştireceği hamlelerin şiddetini artırmak için yapıldığını gösterir. Yani, cemaat ile hükümet arasındaki kavgadan nemalananlar siyasi suikast yapar. Veya İsrail ve Mossad gibi operasyonların milletlerarası müttefikleri, cemaatin geri çekilmesini hatta kaçmaya başlamasını sindiremez ve kaçını durdurmak ve mücadele etmek zorunda bırakmak için suikast düzenleyebilir. Böylece cemaat, kaçarak kurtulma şansını kaybeder ve mecburen savaşa yeniden döner ve son neferine kadar savaşmak zorunda kalır ve kaçınılmaz olarak biter. Netice itibariyle suikast ihtimali hala masadadır.

Bu manzaraya bakarak hasar tespitini yapalım.
1-Tüm Müslümanların husumetini kazandılar.
2-Birçok personeli deşifre oldu.
3-Yeraltına inmek zorunda kaldılar.
4-Kesintisiz bir mücadele dönemine girdiler.
5-Tüm anlaşma yollarını kapattı, tüm köprüleri attılar.
6-Milli bir kuruluş olmaktan çıktılar.
7-Tüm iyi niyet iddialarını kaybettiler.
8-Yakında resmi belgelere “terör örgütü” olarak kaydolacaklar.
9-Muhabbet fedaileri değil, haşhaşi (savaşçı) fedailer oldukları anlaşıldı.

Sonraki yazımızda bu neticeleri tek tek inceleyeceğiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir