CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-5-TAKİYYE

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-5-TAKİYYE

İslam soslu bir eğitim vereceksiniz, cemaati prapsikolojik uygulamaların deneği haline getireceksiniz, bu yaptığınızı da tüm Müslümanlardan gizleyeceksiniz… Bu nasıl olacak? Bunu yapabilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz sihirli kelime, takiyyedir.

Takiyye öyle ilginç bir yoldur ki, bir cemiyetin içinde o cemiyet ile zıt bir cemaat kurabilme imkanı veriyor. Takiyye, dünyada bir çok fikri ve siyasi hareketlerin bir derecede uyguladığı metotlardan biridir ve zannedildiğinden çok daha yaygındır. Fakat bu metodun kurucuları ve uzmanları Şiilerdir. Üstelik Şiilerde bu metoda dair yüzlerce yıllık tecrübe müktesebatı da mevcuttur.

*
Takiyyenin temel iki özelliği var; birincisi normalin dışına çıkan (yani anormal) bir fikri yapıyı empoze etmek, ikincisi ise bunu cemiyete rağmen yapmak… Bu iki şartı aynı anda gerçekleştirebilmek için takiyyeye ihtiyacınız vardır.

Takiyyeye ihtiyaç duymadan cemiyet normalinin dışında bir fikri empoze etmek mümkün değil midir? Özel eğitim vereceğiniz az sayıdaki insanda mümkün olabilir ama geniş kitlelerde uygulanması imkansızdır. Mesela güçlü ruhlara sahip insanları fikrinize inandırabilirseniz cemiyetin tüm baskısına rağmen ayakta kalabilirler ve hareketinizi bu insanlar üzerinde devam ettirebilirsiniz. Ama orta halli insanları normal dışı bir fikri yapıya mensup kılmayı cemiyete rağmen yapmak istediğinizde yolunuz mutlaka takiyyeye çıkar.

Ne var ki takiyye, zannedildiği kadar kolay değildir. Mensuplarınızı ne kadar iyi eğitirseniz eğitin, cemiyetin içinde yaşamaya devam ettiği müddete ondan etkilenecektir. Cemiyetin etkisini mensuplarınız üzerinde sıfırlamak için, mensuplarınızın zihni ve psikolojik dünyasına dışarıdan bilgi, fikir, ahlak girişine tamamen kapatmanız gerekir. Bununla birlikte mensuplarınıza, sahip oldukları fikri de cemiyete anlatma yasağı getirmelisiniz, çünkü fikrini anlatmak isteyen, cemiyet ile çatışır, tartışır ve mutlaka etkilenir.

Mensuplarınızı iki taraflı olarak cemiyete kapatmak mümkündür ama cemiyet ile münasebetlerini devam ettirecek bazı kanallar açmak zorundasınız. Aksi takdirde cemiyetten tecrit etmek maksadını aşar ve aksi etkiler meydana getirir. Cemiyetten her alanda ve anlamda tecrit etmek, hayatı yaşamayı imkansız kılar. Bu noktada ciddi ve hassas bir sınır var, o sınırı dikkatli şekilde korumanız gerekir.

Mensuplarınız ile cemiyet arasındaki kanallar, en fazla bilgi akışını mümkün kılmalı, fikir, ahlak, anlayış akışına ise mutlaka kapalı olmalıdır. Bilgi, nötr haldeyken de zarar verir ama sizin oluşturduğunuz anlayış o bilgiyi işler ve zararlarını bertaraf eder, sizin için faydalı hale getirir.

*
Takiyye yapmak, illegal örgütlenmektir. İllegal örgütlenme ithamından kurtulmak için fikirlerinizi beyan etmek, kamuoyu ile paylaşmak zorundasınız. Bunun için gazete ve dergi çıkarmalı, televizyon ve radyo kurmalısınız. Medyanın gücünü dikkate aldığımızda, bu alanda mümkün olduğunca büyümelisiniz. Öyleyse bol miktarda muhtevaya ihtiyacınız var. Bir taraftan takiyye yapacaksınız ve gerçek fikirlerinizi kamuoyu ile paylaşmayacaksınız bir taraftan da zengin bir muhteva (bilgi, fikir, kanaat) sahibi olacaksınız.

Takiyyenin en önemli özelliği, toplumdan muhakkak farklı düşünmek ama mutlaka farklı düşünmediğinizi göstermektir. Bunu yapabilmek için bir taraftan medya kuruluşlarına ihtiyacınız var diğer taraftan da gerçek düşüncelerinizin dışında sanal bir düşünce üretmek gerekir. Problem, kamuoyuna açıklayacağınız düşüncenin ne olacağı sorusunda yoğunlaşır. Cemiyet içinde saklanmanın en emin yolu, cemiyetin ortalama düşüncesine sahip olduğunuzu göstermektir. Düşünceleriniz ve hayatınız, cemiyetin ortalamasına ayarlandığında, hem gizlenirsiniz hem de cemiyetten insan kaynağı devşirmenin yolunu açmış olursunuz. Cemiyet, kendinden farklı olmadığını gördüğü bir cemaate veya harekete çocuklarını emanet etmekten çekinmez.

Fethullah Gülen, cemiyet ortalamasını, İslami kesimin ortalaması olarak değil, ülkedeki tüm siyasi telakkilerin ortalaması olarak görüyor. Yurt dışına açılmadan önce Türkiye ortalamasını esas alan Fethullah Gülen, yurt dışına açılmaya başladıktan sonra dünya ortalamasını alma yolunu seçmiş görünüyor. Dünya ortalamasını da batı kültürünü esas alarak tespit ediyor. Türkiye ve dünyada geçer akça olan batı kültür ve siyaset esaslarını kabul ederek, müthiş bir perdeleme yoluna gidiyor. Özet olarak Fethullah Gülen, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi çağın işe yarar argümanlarını kamuoyuna, bağlı olduğu esaslar olarak sunuyor.

Takiyye öyle melun bir iştir ki, neyin takiyye gereği söylendiği, neyin gerçekten inanç gereği söylendiği birbirine karışır. Bu durum hem takiyye yapan için böyledir hem de kendisine karşı takiyye yapılan kişi için böyledir. Peygamber Efendimizin Fethullah Gülen ile birlikte illeri teftiş ettiğini rüyasında gördüğünü iddia eden birtakım ahmakların rüyasıyla amel edilmesini tavsiye eden Fethullah Gülen, dini motivasyonu bu kadar derinliğine kullanıyor. Bu tür argümanları esas alırsak demokrasi gibi çağın değerlerini kamuflaj için kullanmaktadır, kendisi gerçek bir demokrat ise Peygamber Efendimizi kamuflaj olarak kullanmaktadır.

Öyleyse soru şu; Fethullah Gülen, İslam’ı mı kamuflaj malzemesi olarak kullanıyor yoksa batılı değerleri mi kamuflaj malzemesi olarak kullanıyor? Fethullah Gülen’in takiyyesi, Şia’nın takiyyesine benzemez, Şia’da tek tip bir takiyye vardır. Şia düşüncelerini, Şii olmayanlara anlatmazlar, bunu da inanç esası olarak kabul ederler. Kısacası Şia anlayışında dünya ikiye ayrılmıştır, Şii olanlar ve olmayanlar… Fethullah Gülen ise dünyayı ikiye ayırmaz, çok kültürlülüğün olduğunu bir gerçeklik tespiti olarak yapar ve stratejilerini ona göre tespit eder.

Çok kültürlülük, çok katmanlı bir takiyye sistemini gerektirir. Taban, cemaatin tüm yükünü çeken fedakar insanlardan oluşur, bunun için fedakarlık kaynaklarını İslam’dan devşirir. İslam, cemaatin tabanına karşı, cemaatin yönetici elitlerinin takiyyesidir. Yönetici elit, tabanlarına karşı İslam’ı anlatır, kendilerini perdelemek için İslam’ı takiyye malzemesi olarak kullanır. Diğer taraftan kamuoyuna açık yayın organlarında İslami bir gurup olmadığını söyler, bunu da kendi dışındaki toplum kesimlerine karşı takiyye gereği yapar. Kamuoyuna İslami cemaat olmadıklarını söylerken, tabanına, kamuoyuna karşı takiyye yaptığını söyler. Derin ilişkileri olan İsrail ve ABD ile görüşürken, tabanına karşı İslam’ı takiyye gereği kullandığını söyler. Tabanına ise derin ilişkilerinden bahsetmediği için, derin ilişkilerinde neler söylediğini anlatmak zorunda kalmaz.

Bunlar nispeten kolaydır, zor olan bu noktadan sonra başlar. Cemaatin derinliklerinde, üç hak din olduğunu anlatmaya başlar. Fakat bu meseleyi İslam dışı bir düşünceyi İslam’a ekliyormuş gibi yapmaz, İslam’ın böyle söylediğini, doğru İslam’ın bu olduğunu iddia eder.

Bunlardan ibaret değildir, daha başka takiyyeler de var. Burada bahsini ettiklerimiz genel şablonları ifade eden takiyyeler, bir de hususi takiyyeler mevcut. Kısaca cemaatin her şeyi yalan (takiyye) üzerine kuruludur.

Bir cemaat bu kadar yalanla nasıl ayakta durur? Bu durum tabii ki normal değil ve izaha muhtaç… Fakat bizim anlatmaya çalıştığımız da zaten bu… Cemaat, tam bir psikolojik kaos içinde, herkes takiyye yapıyor, dışarıya karşı takiyye yaptığı gibi birbirine de takiyye yapıyor. Cemaatin içinde oluşan mahfiller de birbirine karşı takiyye yapıyor. Özet olarak felaket bir yapıdan bahsediyoruz. O kadar ki, mesela Fethullah Gülen’in, Peygamber Efendimizle beraber illeri teftiş ettiğini rüyasında gördüğünü söyleyen de, bunu Fethullah Gülen’e nakleden de takiyye yapıyor. Cemaatteki belli yapılar Fethullah Gülen’e karşı takiyye yapıyor, takiyye ustası olan Fethullah Gülen ise bunları tabii ki anlıyor ve biliyor ama işine geliyor ve onların takiyyesini kullanıyor. Cemaat, dev bir yalan makinası olarak çalışıyor, yalan söylemek o derece hazmedilmiş durumda ki, yalan yarışı almış başını gidiyor.

Takiyyenin (yalanın) kaynağı Fethullah Gülen’dir. Hiç kimse ona nispet etmeden yalan söyleyemez. Üniversite imtihanının sorularını çalıyor, bunu öğrencilere veriyor, nereden geldiğini soranlara da Hocanın rüyasında gördüğünü söylüyor. Ne demek bu? Fethullah Gülen, yalanın merkezi olmuş, yalanın nispet noktası olmuş. Hocanın rüyasında görmesi, cemaat üyelerine bir rahmet olarak, hocanın bir kerameti olarak naklediliyor.

Herkes yalan söylüyor, herkes hem kendinin hem de muhatabının yalan söylediğini biliyor. Bilmeyen sadece aşağıdaki neferler… Tabandan az yukarı çıkıldığında yalan tüm şiddetiyle başlıyor ve hepsi de bu işin yalanla döndüğünü biliyor.

Cemaatin sağlam bir yapı olduğunu zannedenler yanılıyor. O kadar yalanın olduğu bir bünye sağlam olamaz. Bu zamana karşı Kemalist siyasi rejimin baskısı altında bütünlüğünü korumasına aldanmamak lazım… Müslümanlara savaş açtıktan sonra hızla çözülecek, o yalanlar Müslümanların karşısında ancak yatsıya kadar yanar.

*
Cemaatin içine yuvarlandığı psikolojik kaos, yakında büyük patlamalarla dağılacak. Yakın gelecekte yoğun şekilde itiraflar başlayacak. İtiraflar başladığında ne kadar dehşet bir yapı olduğu anlaşılacak. Dehşet ifadesi, yalan başta olmak üzere gayrimeşru yol ve metotların yoğunluğunu anlatmak için kullanılmaktadır, yoksa güçlü olduklarını söylemek için değil…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir