CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

Fethullah Gülen, örgütünü “takiyye” üzerine kurduğu için, örgüt üyelerinin tepki reflekslerini ve sinirlerini baskı altında tuttu. “Size karşı ne yaparlarsa yapsınlar, hatta bana ana avrat sövseler bile sesinizi çıkarmayın” türünden talimatlar sürekli tekrarlandı. Bizzat şahidim ki, örgüt üyesine karşı, Fethullah Gülen’i kastederek, “O it ne söylüyor öyle” diyen birine karşı, örgüt üyesi başını önüne eğmiş ve hiçbir şey söylememişti. Büyük tepkiler göstermeyebilirsiniz, kavga zemini oluşturmayabilirsiniz ama hiç değilse, “edebimizi muhafaza edelim, tenkitlerimizi bu çerçevede yapalım” diye bir beyanda bulunmak gerekmez mi? Hayır, adam başını önüne eğdi ve taraflar birbirinden ayrılana kadar da (ama kısa süreydi) öyle kaldı.

Yıllarca örgüt üyelerinin bu hallerini olgunluk olarak değerlendirenler oldu. Örgütün başındaki adamla birlikte üyelerinin tamamı bu tavrı (tavırsızlığı) olgunluk olarak anlattılar. “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” gibi tasavvufi bir şiar ile izah ettiler. Ama Fethullah Gülen “Şeyh” değil, adına cemaat dedikleri örgüt tarikat değil, üyeleri de “mürid” değildi. Hal böyle olunca, kendilerine dönük tenkit, hakaret, küfürler karşısındaki bu tavırsızlıkları ve tepkisizlikleri, ruhi inkişafın yüksek seviyelerindeki derin hoşgörüyle yok edilmedi, aksine takiyyeyle gizlenmiş, zamanını bekleyen, beklerken de sürekli biriken bir kin ve nefret depoları oluşturdu.

İnsanlar önce tenkit etti, ihanet örgütüne mensup güruh tepkisiz kaldı ve hatta dinlemedi, Fethullah Gülen’in Gazze katliamı, Mavi Marmara hadisesi gibi meselelerde İsrail lehine yaptığı açıklamalara dayanamadı ve hakaret etmeye başladı, o güruh buna da tepki vermedi, umursamadı, dinlemedi, cevap vermedi, sonunca insanlar küfretmeye başladı, adamlarda yine tık yok. Bu tepkisizliği bazıları tasavvufi olgunluk olarak görürken, bazıları da “korkaklık” olarak izah ettiler. Oysa her ikisi de değildi, meselenin özü takiyyeydi. Fakat Müslümanlar, Şiilerden başka kimsenin Müslümanlara karşı takiyye yapmayacağını biliyorlardı, öyle inanıyorlardı. Bu sebeple Şia’nın o lanet metodunu kullanacaklarına ihtimal vermediler. Bazıları sadece Fethullah Gülen’in Türkiye’deki asker vesayetinden dolayı rejime karşı takiyye yaptığına inandı ama örgütün tabanının Müslümanlara karşı tavrının takiyye olabileceğine inanamadı. İnanamadık…

Bugünden geriye doğru bakınca, anladık ki bize (Müslümanlara) karşı da takiyye yapmışlar. Şia’daki takiyye geleneği, sabır, tahammül, hoşgörü içermez, takiyye, sinsi şekilde zamanını beklemek, o vakte kadar kin ve öfke biriktirmek, zamanı geldiğinde ise tamamını kusmak, tüm şiddetiyle kusmak, birikimin hepsinin birden intikamını almak içindir. Çünkü takiyyenin tabiatında “düşmanlık” mevcuttur, düşmanlara karşı takiyye yaparlar. Müslüman Müslümana karşı takiyye yapmaz, çünkü Müslüman Müslümana yalan söylemez, çünkü Müslüman Müslümana düşman olmaz. Şia’daki bu melun metodu Fethullah Gülen Terör Örgütü, Şia’dan daha profesyonel şekilde kırk yıl Müslümanlara karşı yapmış.

Kısacası hainler kırk yıldır kin ve öfke biriktirmişler. Öyle ki, kendilerini sadece tenkit eden Müslümanlara karşı kırk yıldır kin biriktiriyorlarmış ama kırk yıldır Müslüman katleden İsrail ve Yahudilere karşı bir gram kin ve öfke biriktirmemişler. Hal böyle olunca, ihanet örgütü üyelerinin gözünde Yahudi ve İsrail devleti, Müslümanlardan daha şirin, daha sempatik, daha hoş görünüyor.

Bir yeraltı örgütü, Müslümanlara kırk yıldır kin ve öfke biriktiriyor, inanabiliyor musunuz? Müslümanlara karşı bir milyonluk kin ve öfke biriktirdilerse, İsrail’e karşı bir birimlik kin ve öfke biriktirmemişler. Böyle bir psikolojik dünyada “iman” varlığını devam ettirebilir mi? Bu bir hüküm cümlesi değil, soru cümlesi… Herkes, tanıdığı ihanet örgütü üyesinin psikolojik dünyasını araştırsın, Erdoğan’a karşı biriktirdiği kin ve nefret Netanyahu’dan daha fazlaysa o kişiye ne demeli? Bir insana, kan içici vampirlerden kurulu İsrail hükümetinin, Akparti hükümetinden daha sempatik gelmesi, nasıl bir kalp ve zihin dünyası oluştuğunu göstermeye kafi değil mi?

Bir insan, kırk yıl takiyye yaparsa, takiyye yaparak kırk yıl kin ve nefret biriktirirse, İŞİD’den daha fazla tehlikeli hale gelir. İŞİD gibi katliama başlamamışlarsa, ellerine o güç hala geçmediğindendir, başka bir sebebi ve izahı yok.

İhanet örgütünün başındaki adamdan başlamak üzere, tüm üyeleri psikiyatrik anlamda klinik vakadır. Bir insan, kırk yıl sadece bir kişiye karşı kin ve öfke biriktirse bile psikiyatrik vaka haline gelir. İhanet örgütü üyeleri ve özellikle de başındaki adam, kırk yıldır milyonlarca insana karşı takiyye yaparak kin ve öfke biriktiriyor. Ağzını açtığında sevgiden bahsetmesine aldanmayın, adam tam bir kin ve öfke deposu. Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ömer Lekesiz psikiyatrist değil ama Fethullah Gülen için söylediği “meczup” ifadesi tam isabet. Fakat Ömer Lekesiz’e bir şey hatırlatalım, bizim kültürümüzde “meczup” mefhumu, umumiyetle aşk ve vecd neticesinde Allah ve peygamber cezbesine kapılanlar için kullanılır. Fethullah Gülen ise kin ve öfke cezbesine kapılarak meczuplaşan birisidir.

Sitemiz yazarlarından Nurettin Saraylı’nın, Ali Ünal ve Abdullah Aymaz hakkında 05.08.2014 tarihinde yayınladığı, “Hizmetçiler toptan çıldırdı” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi, ihanet örgütünün tüm mensupları “ceza ehliyetini” kaybetti. Nurettin Saraylı o yazısında “ceza ehliyetlerini” kaybettiklerini söylerken başka manaları da kastediyor ama gerçekten ceza ehliyetleri yok bu adamların.

Belki hükümetin aklına gelmiyor, öyleyse hatırlatalım, ihanet örgütü ile mücadelede ilk kurulacak birim, psikiyatristlerden oluşturulacak bir kadrodur. İhanet örgütüyle mücadelede, örgüt mensuplarının psikolojik ve psikiyatrik teşhisleri yapılmalıdır. Emniyet ve yargı mensupları, ihanet örgütü üyelerini sorgulayamazlar, çünkü onların psikolojik dünyalarını anlayamazlar, sorgulamalarda muhakkak psikiyatristlerin bulunması gerekiyor. Hakimler, savcılar, polisler psikiyatriden ne anlar, örgüt üyelerini sorgularken psikolojik haritalarını çıkarmak şart, aksi takdirde doğru sorgulamış olmazsınız ve netice alamazsınız.

Fethullah Gülen, ihanet örgütü üyelerinin tamamını, bazı mistik kodlarla donatmış durumda. Mistik kodların psikiyatrik çözümü yapılmadan bunlara karşı mücadele yarım kalır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir