CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

Bir fikre inanıyorsunuz, o fikrin dünyayı ve insanlığı kurtaracağına kanaat getirmişsiniz, çünkü hakikati bulmuşsunuz, geriye kalan tek şey insanların o fikre inanması, liderinin önünde sıraya girmesi ve emir beklemesidir. Çok özet olarak anlattığımız bu olay, insanın psikolojik evreninde nükleer patlamaları tetikleyecek kadar büyük gerilimler üretir.

Paralel örgüt misali ise çok ilginçtir. Müslümanların ufku, mehdidir. Müslümanların meczupları ancak mehdiliğini ilan etmiştir, bu tür meczup ise tarihte çok sayıda mevcuttur. Hıristiyanların meczupları ise Hz. İsa olduğunu iddia ve ilan eder, çünkü onların mehdisi odur. Delilik kültürel özellikler taşır, her kültürün delisi, o kültürün ufkunda dolaşır. Pagan kültür evrenlerindeki deliler, tanrı olduklarını iddia etmişlerdir ve bu durum yaygındır.

Paralel örgütün meczubu kendini mehdilikle sınırlandırmamış, İsa olduğunu iddia etmiş, böylece hem Müslümanları hem de Hıristiyanları kapsama alanına almak istemiştir. Meselenin meczupluk kısmı bir tarafa, aslında teorik olarak iyi fikir gibi görünüyor. Madem meczupluğa başladın, neden sınırın olsun ki, mümkünse tüm insanlığa hitap et, değil mi ama… Ne var ki iyi fikir değil, zira İsa olduğuna sadece Müslüman meczupseverleri ikna ediyor, Hıristiyanları ikna edemiyor. Sadece Müslümanları ikna edebileceksen, mehdilik iddiası daha geçerli ve etkilidir. Ne var ki meczupta akıl kısadır, öyle de yapabilir, böyle de yapabilir.

Paralel örgütün meczubuna, İsa olarak inanan mensupları, aynı zamanda bir “peygamber”e inandıkları için, onun ağzından çıkanları “ayet” gibi anlamakta ve kabul etmekte bir beis görmüyor olmalılar. Yoksa bir Müslüman, Müslümanlara karşı savaş açan adama itaat etmek bir tarafa, “neden böyle yapıyoruz?” diye bir soru bile soramaz mı?

*
Zihni sıkışmışlık nerede başlıyor? Bir peygambere veya mehdiye veya “insan-ı kamil”e veya “velayet-i kübra” sahibine inanıyorsanız, sizin dışınızdaki Müslümanların ona en azından hürmet etmesini beklersiniz. İnanmayanların bile hürmet etmesini, söylediklerini önemsemesini, itaat etmeseniz bile itiraz etmemesini istersiniz. Ama çevrenize bir bakıyorsunuz ki, sizin en az “insan-ı kamil” bildiğiniz kişiye, “fetoş” diyorlar, hain diyorlar, münafık diyorlar, alçak diyorlar, İslam’ı tahrif ediyor diyorlar, İsrail ve ABD ajanı diyorlar ila ahir… Sizin inandığınız adamdan bir şüpheniz olmadığı için, önce bu tür tahkir ve tahfif ifadelerine kırılıyorsunuz, sonra kızıyorsunuz, sonra öfkeleniyorsunuz, sonra da patlıyorsunuz.

Bu kadar mı? Hayır…

Bu tür tavırlar gösteren insanların bir kısmına bakıyorsunuz ve onların cahil olduğunu düşünüyorsunuz. Biraz rahatlıyorsunuz. Cahilden nadanlıktan başka bir şey beklenmeyeceğini söylüyorsunuz kendinize ve öfkeniz biraz yatışıyor, hatta alicenap bir tavırla onlara acıyorsunuz başlangıçta. Fakat çevrenizdeki ilim ve fikir adamlarına bakıyorsunuz, onlar da inandığınız adam hakkında “ajan”, “hain” diyor. Önce bir şaşırıyorsunuz, “hayır, bu kadar olmaz” diyorsunuz aynanın karşısında. Cahil de diyemiyorsunuz adama önce, dolayısıyla öfkeniz iyice artıyor. Dişlerinizi ve yumruklarınızı sıkıyorsunuz, zihniniz alabildiğine sıkışıyor, bir izah arıyorsunuz, aslında bir psikolojik çıkış yolu aramaktasınız. Sonra hatırlıyorsunuz, “tahsil insanın cehlini alır, eşekliği baki kalır” türünden kelam-ı kibarları… Tabii, adamın profesör olmasının ne anlamı var ki, eşekliği baki kaldıktan sonra bilgi yüklenmesinin bir değeri olabilir mi? Adamın akademik unvanından dolayı fena halde kızıyorsunuz, çünkü insanlar onlara itibar ediyor, siz her ne kadar “eşeklik baki” diye düşünseniz de halkı etkiliyorlar. “Zaten halk da eşeğin ta kendisi” diye düşünseniz de içinizden, bunu kamuoyu önünde söyleyemediğiniz için, psikolojik tedaviniz yarım kalıyor. Öfke ve geriliminiz birikmeye devam ediyor.

Burada bitiyor mu? Hayır… Burada bitse sevineceksiniz ama bitmiyor bir türlü.

Çevrenize bakıyorsunuz sizden (mensuplardan) başka hiç kimse sizin yanınızda değil. İşte bu çok şaşırtıcı, hangi deha bunu izah edebilir ki? Müslümanların cahili size karşı, alimi size karşı, siyasetçisi size karşı, işadamı size karşı, öğrenciler bile artık kapınızı çalmıyor. “Hayret makamınız” artıyor ama bu hayret makamı, tasavvuftaki “hayret makamı” değil. Siz, şaşkınlık ve hayretinizden “öfke nöbetleri” yaşamaya başlıyorsunuz.

Karşınızda öyle bir ittifak var ki, herkesin size inanmasını ve güvenmesini engelliyor. İnsanlar bir size bakıyor, bir de karşınızdakilere, sonra şöyle diyor; “Bu kadar insan yanılıyor da, bir siz mi doğru yoldasınız?”. Bu soruyu çok çeşitli şekilde soruyorlar tabii, herkes kendi zihni donanımına göre bu soruyu başka başka kalıplarda soruyor. “Bu kadar alim yanılıyor da bir Fethullah Gülen mi isabet ediyor?” diye soran da var, “Ümmetin yanlışta ittifak etmez” ölçüsünü masaya koyan da var. Neticede zekanız kıvranıyor, zihniniz sıkışıyor, aklınız deliriyor.

Önce kem küm ediyorsunuz, muhatabınız bir tarafa kendinize bile izah edemiyorsunuz. Tamam, bir imanınız var adama, ondan vazgeçemiyorsunuz, meczuba olan kesin imanınız ile hayat arasında med-cezir yaşıyorsunuz. Sonra imanınıza sarılıyor, malzeme devşirmek için kitabı yeniden okumaya başlıyorsunuz. İşte zıvanadan çıktığınız yer burası, “kitap”, malzeme devşirmek için okunmaz, anlamak için okumalısınız.

Kitaptan malzeme devşirmek için çabalamaya başladığınız andan itibaren istikametinizi kaybettiniz, istikametinizi kaybettiğiniz için, inandığınız adamı aklamak pahasına binlerce alime hakaret ediyorsunuz, milyonlarca Müslümana münafık diyorsunuz. Sizin derdinizin ilacı yok artık.

Artık ceza ehliyetiniz yok, artık reşit değilsiniz, artık akıldan istifa etmiş durumdasınız. Size bir şey hatırlatalım, “deli, deli olduğunu bilmez”. Delirdiniz, delirdiğinizi ise sizin dışınızda kaldığı için akıl sıhhatini koruyan Müslümanlar görüyor sadece. Yani deli deli olduğunu bilmez, delinin deli olduğunu da akıllılar bilir.

Size bazı tavsiyelerde bulunmak isterdik ama nafile. Çünkü tavsiye akıllılar içindir, reşit olanlar içindir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir