CEMAATİN TASFİYESİ VE ERDOĞAN’IN SORUMLULUĞU

CEMAATİN TASFİYESİ VE ERDOĞAN’IN SORUMLULUĞU

Fethullah Gülen örgütü, kırk yıldır bir asalak gibi bu milletin kanını içti. Derin bir takiyye, bitmez tükenmez bir suskunluk, sinsi bir faaliyet ile bugünlere geldi. Suskunluğunun takiyye olduğu ise yeni anlaşıldı. Zannediyorduk ki, mensuplarına suskunluğu emreden örgüt lideri, tartışmadan uzak durulması ve iş yapılması çabasındadır. Takke düşüp de kel görününce, suskunluğun sebebinin takiyye olduğu anlaşıldı.

Sustukları için tanınmayan, Yahudi ve Hıristiyanları Müslümanlardan daha fazla seven, sevgisini de bağrına basıp platonik aşık gibi yaşayan Fethullah Gülen ve örgütü, iyi niyetli Müslümanların hepsini aldattı. Takiyyesini de, “ya sus ya da hayır konuş” gibi kıymetli ölçülerle perdeleyen sinsi ihanet çetesi ağzını bir açtı ki ne görelim, tam bir kanalizasyon mecrasıymış.

Anladık anlamasına da, bir Müslümana yakıştıramadığımız düşünce ve faaliyetlerin içinde oldukları ortaya çıkınca ancak anladık. Haklarındaki iddialara, “anlattığınız hadiseler doğru olsa bile, bir izahı vardır çünkü bir Müslümanın öyle düşünmesi ve inanması imkansızdır” diye itiraz ettik. Müslümanlara itiraz ettik, Fethullah Gülen örgütünün CIA ve MOSSAD ajanı olduğunu söyleyenlere karşı onları savunduk. Savunurken de, “saf”, “salak”, “ahmak” gibi gizli veya açıkça söylenen bir sürü ithamla karşı karşıya kaldık. Yüzsüzler, utanmadan bir de bizim neden bu kadar öfkeli olduğumuzu soruyor ve tenkit ediyorlar. Sebebini hala anlamadınız mı? Kırk yıldır aldattınız, kırk yıldır aldatılmanın birikmiş öfkesinin ne kadar olmasını bekliyordunuz?

Gerçekten tahammül edilir gibi değil. Bir türlü hazmedemiyorum, iki çocuğum da bu örgütün okullarında okudu, dershanelerine gitti, kamplarında bulundu, sohbetlerine katıldı. Hamdolsun ki evde eğitim aldıkları için, örgütün zehirlerinin panzehri vardı ve her gün vermiştik. Çocuklarıma her gün panzehir vermeme rağmen, “yanlış düşünüyor olabilirler ama hain değillerdir” diye diye kendimi avuttum. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da, her yanlışlarının doğrusunu, ihmal etmeden anlattığım için zehirleri tesir etmedi. Bir de güvenip “küçük” görünen yanlışlarına ses çıkarmasaydım, yavaş yavaş çocuklarımı kaybedecekmişim. Evet… Öfkeliyim, hayal bile edemeyeceğiniz kadar öfkeliyim. İki tane çocuğumu neredeyse elimden ve Müslümanların saflarından alacaktınız, bunun için öfkeliyim. Müslüman memleketinde Yahudisever bir genç yetiştirecektiniz, hem de dünyaya getiren ben, tüm mali külfetini taşıyan ben olmama rağmen, çocuklarımı bana düşman edeceğiniz için öfkeliyim. Ne kadar öfkeli olduğumu anlayamazsınız, buna aklınız ve ufkunuz kafi gelmez.

*
Biz aldandık, aldanmamız mukadderdi. Örgüt liderinin sulu gözleri, muhabbet gösterileri, çocuklarımıza Kur’an-ı Kerim öğretmesi bizi aldattı. Bir Müslümanın bu kadar derin bir ihanet içinde olacağına ihtimal vermediğimiz için aldatıldık. Peki Tayyip Erdoğan nasıl aldandı? Onu nasıl aldattılar? Tayyip Erdoğan damı bizim gibi aldandı, bizim gibi aldatıldı?

Müslüman lider, kılı kırk yararcasına “tedbir fikrine” sahip olmalı değil midir? Ak sütün içindeki ak kılı görecek kadar keskin bir basiret sahibi olması gerekmiyor muydu? Bugününe bakınca yarınını görecek kadar derin bir ferasetle mesul değil miydi? Yani demem o ki, elinde imkan ve iktidar olan bir lider bizim gibi aldanma lüksüne sahip olabilir mi?

Bu soruların kabul edilebilir değil ama anlaşılabilir cevapları var. Fethullah Gülen örgütü, en organize yapıydı ve Kemalist siyasi rejimle, özellikle de onun askeri kolu olan Ergenekon ile hesaplaşırken ciddi bir ihtiyacı karşıladı. Tayyip Erdoğan, bunların Müslüman olmalarından dolayı (yoksa Müslüman kisveli mi demeliyiz) onlara itimat da etti. Devletteki (muhtelif kurumlardaki) güçlerinden faydalandı, faydalanmak zorundaydı. Bunlar anlaşılabilir izahlar fakat bir liderin basireti bu kadar mı bağlanır? Veya soruyu şöyle mi sormalıyız; bu örgüt nasıl bir örgüttü ki Erdoğan’ı bile aldattı?

*
Bugün itibariyle bunlar geride kaldı. Kavganın en sıcak safhasında bunların hesabını yapacak kadar anlayışsız ve umursamaz birisi değiliz. Bunları yazma sebebimize gelince, Fethullah Gülen örgütü, Akparti döneminde zirveye çıktı, öyleyse bunların hesabını görme mesuliyeti de Erdoğan’a düşer. Geriye doğru değil de, ileriye doğru baktığımızda görünen hadise bu… Erdoğan bu örgütü tasfiye etmekle mesuldür.

Tayyip Erdoğan’ın meseleyi ciddiye aldığı, tasfiye konusunda kararlı olduğu görülüyor. Beyanlarındaki ve tavırlarındaki ciddiyet ve niyetten şüphe duymuyoruz. Mesuliyetini hatırlatma sebebine gelince, hiçbir sebeple bu meseleyi ihmal etmemesi, hiçbir sebeple bu mesuliyetini unutmaması içindir. Zira bu hesabı görmezse, Müslümanların içinde, bunlarla hesaplaşacak kadar güçlü ve teşkilatlı bir gurup veya yapı yok.

Bütün bunlar sorumluluktan kaçmak, sorumluluğu başkasına atmak, tembellik yapmak için değil. Tüm İslam dünyasının ümidi haline gelen Erdoğan’ın, Türkiye Müslümanlarının da ümidi haline geldiğini tespit etmek için.

Share Button

CEMAATİN TASFİYESİ VE ERDOĞAN’IN SORUMLULUĞU” üzerine bir düşünce

  1. Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum.
    Ben Gülen Cemaatinin Allah Rızası için yola çıktıklarını kabul eden ve bundan dolayı onları destekleyen hatta elimden gelen yardımları yapan birisi idim.
    Tesadüfen sizin sitenizle karşılaştım. yazılarınızı ilgi ile takip ettim ve ediyorum (Özellikle cemaatle ilgili olanlarını) Yazılarınız sayesinde Gülen cemaatinin gerçek yüzünü gördüm ve nekadar aldatıldığımızı anladım.
    Şu anda elimden geldiğince sizin sitenizi tavsiye ediyorum. Cemaatin hainliğini anlatmaya çalışıyorum.
    Yazılarınıza devam etmenizi (Özellikle Fethullah Gülen ve cemaatinin gerçek yüzlerini gösteren) Allahu Tealanın yolunuzu açık etmesini dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir