CEMAATLE MÜCADELEDEKİ TEHLİKE

CEMAATLE MÜCADELEDEKİ TEHLİKE

Cemaat ihanet etti. İhanet etmeden önceki adı, cemaat, hizmet, gönüllüler hareketiydi. İhanet ettikten sonra kaçınılmaz olarak başka isimler lazım oldu. İhanet ile mütenasip isimler gerekiyordu ki ihanet belli olsun. İhanetten önceki isimlendirmelerin tamamı meşruiyet ifade ediyordu. İhanet ile meşruiyet bir arada bulunmayacağı için, yeni haline uygun yeni isimler şarttı.

İhanetini ifade etmek için paralel devlet, örgüt, çete gibi isimler kullanıldı, ihanetinin derinliğini göstermek içinse “haşhaşiler” isimlendirmesi yapıldı. Bu isimlendirmeler yanlış mıydı? Hayır, duruma uygun kelimelerdi bunlar…

İhanet görülüp de ihanete uygun isimlendirmeler yapılmaya başlayınca, illegal örgüt olduklarını anlatmak için birçok konu gündeme getirilmeye başlandı. Mademki örgüttü, mademki ihanet etmişti, o zaman örgüt olduklarını kamuoyuna açıklamak gerekiyordu.

Örgüt olmasına örgüttüler fakat bir soruşturmaya konu olmaları için illegal bir örgüt olmaları gerekiyor. Yoksa her kuruluş bir örgüttür, herkeste bir örgüte mensuptur. Gazeteler, televizyonlar bir sürü bilgi yayınladılar, illegal örgüt olduklarını anlatmak için… Bu bilgilerin bir kısmı “şok” spotlarıyla sunuldu okuyucuya.

En fazla ses getiren haber, Fethullah Gülen’in ses kayıtlarıydı. Ses kayıtları, illegal örgüt olduklarının, Fethullah Gülen’in de bu örgütün başı olduğunun en sağlam delili olarak sunuldu kamuoyuna… Ama burada ciddi bir problem var.

Hatırlayalım ses kayıtlarının muhtevasını… Fethullah Gülen, ses kayıtlarında, Koç gibi işadamlarıyla münasebet kurmuş görünüyor. Onlarla, yurt dışından rafineri işi bağlamak gibi bağlıları vasıtasıyla iş görüşmeleri yürütüyor. Bu kayıtların muhtevası, mer’i hukuka göre suç teşkil etmez. Hükümete karşı Koç gurubuyla ittifak yapmış olması, Müslümanlara ihanet ettiğini gösterir ama bu durum mer’i hukuka göre suç değil, sadece Müslümanlar için siyasi bir ihanet olarak görülebilir. Bu ittifaklara bakarak Müslümanların Fethullah Gülen ve ekibini tecrit edebilirler, onlarla münasebetlerini kesebilirler, siyasi ve içtimai müeyyide uygulayabilirler ama bu meseleyi mer’i hukuka göre bir soruşturma konusu yapamazlar.

Kavganın başladığı tarihten beri kamuoyuna sürülen bilgi ve belgelerin kahir ekseriyeti, Fethullah Gülen ve saz ekibini hukuki soruşturma konusu haline getirmez. Kamuoyuna sunulan bilgilerle cemaatin illegal örgüt olduğu iddiasıyla soruşturma açılması, hayal bile edilemeyecek kadar büyük tehlikeleri davet eder. Gazete patronları, genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları meselenin farkında değiller. Şimdiye kadar kamuoyuna sunulan bilgi ve belgelerle cemaat aleyhine “suç örgütü” iddiasıyla soruşturma açılması için oluşturulacak “hukuki şablon”, ülkedeki tüm İslami gurupları kapsayacak mahiyete sahiptir. Bağlılarından birinin Fethullah Gülen ile herhangi bir iş meselesini görüşmesi “suç örgütü”nün delili kabul edilirse, hiçbir İslami cemaat yerinden kımıldayamaz hale gelir.

Gelişigüzel hukuki soruşturma yapılmaz. Yapılacak soruşturma, “suç örgütü” tarifine uymalıdır, bu tarife uygun bir hukuk şablonu oluşturmak gerekir. Cemaatin mevcut yapısını, kamuoyuna intikal etmiş bilgi ve belgelerle “suç örgütü” kabul etmek, Türkiye’deki “kanarya sevenler derneğini” bile suç örgütü olarak kabul etmeyi mümkün hale getirir. Bunun ne kadar tehlikeli bir şablon olduğu görülmelidir.

*
Hükümet bu zamana kadar müphem ve meçhul bir örgütten bahsetti. Basın yayın kuruluşlarının tansiyonu yüksek haber yapma tekniğine itibar etmedi. Muhakkak ki hükümetin elinde, kamuoyuna yansıtılmayan çok daha ciddi bilgi ve belgeler var, buna rağmen tüm cemaati içine alacak bir soruşturma şablonu oluşturmaktan imtina etti. Hükümet, müphem de olsa bir suç örgütünden bahsediyor ama daha ziyada bir siyasi rakipten, siyasi ölçülerine göre bir ihanetten bahsediyor. Bu yaklaşım şimdilik doğrudur.

Cemaatin tamamını suç örgütü olarak kabul etmeyi mümkün kılacak bilgi ve belgeler varsa bile tüm cemaati içine alacak bir soruşturma şablonu oluşturmak fevkalade yanlış olur. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, tüm cemaat üyelerinin suçlu olup olmadığı meselesi değil, “cadı avı” gibi moda ifadeler hiç değil, dikkat çekmek istediğimiz nokta, böyle bir şablonun “sivil toplumu” yok edecek bir hukuki manivelaya dönüşmesidir.

Böyle bir şablon oluşturulur ve cemaat üzerinde uygulanırsa, cemaate veya ergenekona bağlı savcıların Türkiye’deki tüm İslami guruplara karşı aynı şablon ile soruşturma başlatması ihtimal dışı değildir. Böyle bir ihtimalde siyasetin diğer yelpazelerindeki sivil toplum kuruluşlarına karşı da aynı türden soruşturmalar başlatılır ki, ülke tamamen hukuk ve yargı eliyle kaosa sürüklenir. Hukuk ve yargının oluşturduğu kaostan çıkış ise neredeyse imkansızdır.

Hükümetin cemaate karşı neden operasyon başlatmadığını merak edenler hatta bu konuda tahrik ve teşvik edenler meselenin ehemmiyetini ve hassasiyetini anlamamış olanlardır. İyi ki hükümet, sakin düşünmesini bilen bir kadrodan meydana geliyor, iyi ki başbakan Erdoğan bir meseleyi anlamadan harekete geçmiyor.

Bu vesileyle bir hususa temas edelim. Başbakanın “diktatör” olmadığının en sağlam delili, bizzat kendisini hedefleyen 17 ve 25 Aralık operasyonlarına karşı hissi bir tepki vermemiş, cemaatin tamamını itham etmemiş, tüm cemaati kapsayacak bir soruşturmanın yolunu açmamış olmasıdır. Oysa saldıranlar sadece cemaatten de ibaret değil, küresel bir ittifak var ve hem Erdoğan’ı hem de Türkiye’yi hedef tahtasına oturttular. Bunu görmüş olmasına rağmen başbakan Erdoğan’ın fevri tepkiler vermemesi, sahip olduğu gücü hoyratça kullanmaması, çok titiz bir çalışma planı yürütmesi dikkat çekicidir ve en azından bundan sonra diktatör ithamını asla haketmemektedir.

Belki de küresel çetenin saldırıdaki esas hedefi, Erdoğan’ı çileden çıkarmak, sahip olduğu gücü ölçüsüz kullandırmak, böylece tam bir diktatör portresi çizmekti. Tayyip Erdoğan geçmiş yıllarda “lider” olduğunu defalarca ispatladı ama bu son saldırılar karşısındaki tavrı, liderliğinin zirvesiydi. Hem düşmanlarının oyununa gelmedi hem de düşmanları hedeflememiş olsalar da bazı yanlışları yapmadı.

*
Pekala şimdi ne olacak? Bu büyük ihanet cezasız mı kalacak? İhanetin cezasız bırakılması, en az ihanet kadar ağır bir suçtur, bu sebeple cezasız kalması hayal bile edilemez.

Cemaatin tamamını illegal örgüt kapsamına almak, bunu gerçekleştirebilmek için hukuki şablon oluşturmak yerine, bazı hususi sahalarda çerçevesi ve sınırları belli soruşturmalar yapmak doğru ve yerinde olur. Bu konuda en isabetli değerlendirmeleri yapan ve yazıları yazan, www.polemikmeydani.com sitesi yazarlarından Mustafa Karaşahin’dir.

Mustafa Karaşahin, “Karşı operasyonlar” yazı serisinde, meseleyi belli çerçevelere alarak anlatmış. Mesela yazı serisindeki “casusluk soruşturması” başlıklı yazısı fevkalade önemlidir. Hem çerçevesinin belirlenmiş olması hem hedefinin netleştirilmiş olması hem de tüm cemaate yayılmasına engel olunması bakımından dikkate değer ve takdire şayan bir bakış açısıdır. Keza aynı yazı serisindeki “Milletlerarası operasyon” başlıklı yazısı da böyledir ve bu yazı yayınlandıktan birkaç gün sonra Başbakan, büyükelçiler toplantısında o operasyonu hayata geçirmiştir.

Mustafa Karaşahin’in, hükümet kaynaklarından bilgi alarak mı o yazıları yazıyor yoksa kendi öngörüleri midir, bilinmez. Ama “karşı operasyonlar” yazı serisi, cemaate karşı yürütülecek soruşturma ve operasyonlar için ciddi bir yol haritası mahiyetine sahip. Ümit ederim ki hükümet kaynaklarından bilgi alıp yazıyordur ve ümit ederim ki hükümet o yol haritasını takip ediyordur. Eğer o yazı serisi Mustafa Karaşahin’in öngörülerinden ibaretse, hükümet mutlaka onları okumalı ve oradaki yol haritasını takip etmelidir.

Mustafa Karaşahin’in yazı serisinde oluşturduğu çerçeveler, hukuki şablon için fevkalade uygun ve önemlidir. Gazete genel yayın yönetmenleri ve köşe yazarlarının hiçbirinde göremediğimiz basiret ve ihata edici kavrayış Mustafa Karaşahin’de açıkça görünmektedir. Tayyip Erdoğan’ın “danışman stratejisini” bilen birisi olarak söyleyeyim ki, Mustafa Karaşahin yakın gelecekte Başbakanın danışmanı olacaktır. “Ne zaman danışman olur?” sorusunun cevabı ise, Başbakanın Mustafa Karaşahin’i keşfetme, ondan haberdar olma zamanıdır. Başbakan, Mustafa Karaşahin’i ne zaman farkederse, o gün danışmanı yapar.

HAKİ DEMİR
Hukukçu-Yazar
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir