CHP’NİN KAPATILMASI, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR

CHP’Yİ KAPATMAK, PARTİ KAPATMAK DEĞİLDİR
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçe ve deliller oluştu, şimdi mesele kapatmanın tefekkür ufkumuzdaki altyapısının oluşturulmasında. Malum olduğu üzere ülkede bir demokrasi fetişizmi var, Müslümanı da ateisti de bazen samimi bazen istismar maksadıyla demokrasiye sarılıyor, “tek kıymet” veya “nihai kıymet” olarak onu sunuyor. Hiçbir doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü listesine ve bunların yekununa vakıf olacak bir anlayışa sahip olmaksızın demokrasiden bahsediliyor. Bu sebeple, CHP’nin kapatılması fikrine karşı, demokrasiye aykırı olduğu düşüncesiyle savunma hattı kurulacağı ihtimali mevcut.
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçelerin oluşması, demokrasi fetişistlerinin çoğunlukta olduğu bir ülkede bir mana ifade etmez. Siyasetçisinden hukukçusuna, aydınından muharririne kadar her sınıf insan, “demokratik zihni bariyerini” aşmadan CHP’nin kapatılması fikrine yaklaşamaz. Bu sebepledir ki meselenin vuzuha kavuşturulması şart…
Öncelikle CHP bir siyasi parti değil, CHP, siyasi vahşetin, darbe kültürünün, jakoben tavrın, batı devşirmeciliğinin bu ülke sınırları içindeki temsilcisidir. Yarım metre kare bir kumaşın, “özel bir şekli” olan şapka için, onu giydirmek için, giymedikleri için kaydı bile tutulmamış binlerce insanı katleden bir örgüttür. İnsanlık tarihinde bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insan katleden bir örgüt görülmemiştir. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok daha büyük katliamlar yapan örgütler olmuştur fakat bu kadar basit bir sebeple bu kadar çok insanı katleden bir vahşet görülmemiştir. İstatistiki anlamda bir Stalin liderliğindeki (diktatörlüğündeki) komünist parti kadar katliam yapmamıştır ama vahşetin derinliğini göstermesi bakımından “basit sebeple katliam” yapma konusunda CHP gibi bir örgüt yoktur. Eğer bu bir siyasi partiyse, eğer bu mahiyette siyasi partiler olabiliyorsa, derhal tüm siyasi partiler kapatılmalı, bunlara geçit ve imkan veren demokrasi imha edilmelidir. Fakat demokrasi bu kadar kötü bir siyasi rejim değildir, demokrasi CHP gibi bir örgütü sindirecek kadar iğrenç bir siyaset fikri değildir.
CHP’nin 1950 yılına kadar tek parti döneminde neler yaptığını saymaya gerek yok. 1960 yılından sonra da sürekli eski müktesebatını canlı tutmaya, darbelere meşruiyet hazırlamaya, darbe teşvikçiliği yapmaya hazır ve fırsat buldukça da bunları yerine getiren bir örgüt olduğu kamuoyunun malumu. 1950 yılına kadar gerçekleştirdiği vahşet ve katliamı, 1960 yılından sonra gerçekleştirememesi, sadece zayıflamasıyla alakalı bir durumdur, yoksa tefekkür dünyası onları yapmak için kaynayıp duruyor.
Tefekkür dünyası eskinin özlemiyle kaynayıp duruyor. İşin sırrı burada… CHP, 1950 den önce parti değildi, ondan sonra da parti olamadı. Parti olabilmesi ve demokratik evrene dahil olabilmesi için, tarihiyle hesaplaşması gerekiyor. CHP’nin hiçbir dönemindeki yönetici kadrosunun, geçmişiyle hesaplaştığına şahit olunmamıştır. Yakın geçmişte Tunceli meselesi gündeme geldiğinde görüldü ki CHP, geçmişiyle barışık bir örgüttür ve geçmişini tamamen savunmaktadır.
Geçmişini savunmak ne demektir? Fırsat, güç ve imkan bulduğunda, şapka ve benzeri basit sebeplerle insanları asacak bir zihniyetin örgütüdür. Öyleyse karşımızda demokratik bir siyasi parti yok, karşımızda etli-canlı şekilde duran bu adamlar ve bu örgüt, 1923-1950 arasındaki tatbikatları özlemle yadeden, ilk fırsatta o tatbikatları fersahlarca aşacak olan bir duygu ve düşünce dünyasına sahiptir.
CHP’nin partileşebilmesi ve meşruiyet kazanabilmesinin tek yolu, geçmişiyle, geçmişindeki vahşetin şiddetinde hesaplaşması gerekiyor. Öyle dil ucuyla, yasak savmak niyetiyle değil, 1950 yılına kadar gerçekleştirdiği vahşeti, en ağır şekilde lanetleyerek hesaplaşmalıdır. Bunu yapmadığı müddetçe meşru bir örgüt olamayacaktır.
CHP bunu yapabilir mi? Ne münasebet… Geçmişiyle hesaplaşmak Atatürk ve İnönü ile hesaplaşmaktır, bunu yapabilir mi? Ne münasebet… Bahsini ettiğimiz hesaplaşma, CHP’yi “vareden” değerler(!) toplamıdır, bir insan ve örgüt varlık sebeplerini inkar edebilir mi? Ne münasebet… Bu o kadar kesin bir hükümdür ki, CHP’liler, geçmişleriyle hesaplaşma meselesinin başlığını gördüklerinde cinnet geçirirler. Hesaplaşmayı bir tarafa bırakın, bu meseleyi muhayyel olarak yani bir ihtimal olarak zihni evrenlerinde on saniye tutsalar, çıldırırlar. Bu iddiamıza inanmayanlar, tanıdıkları bir CHP’liye bu teklifi yapsınlar ve manzarayı seyretsinler.
Bunlara rağmen CHP’nin kapatılmasını, parti kapatmak olarak anlayacak ve demokratik tavır takınarak karşı çıkacak olanlar, tefekkür sahipleri değil, şablonlara esir düşmüş zihin ve akıl sahipleridir.
Hukuki gerekçesi oluştuğu bugünlerde, CHP kapatılmalıdır. CHP’nin kapatılması, ülkenin selameti için birinci sırada ehemmiyet arzetmektedir. CHP’nin ve temsil ettiği anlayışın yaşadığı bir ülkenin sıhhate kavuşacağını düşünmek, beyinde büyük bir urun oluşması ve beynin muhtelif merkezlerine sürekli baskı yapmasına maruz kalan bir insanın sıhhatli olduğunu ve sıhhatli kararlar aldığını iddia etmesi kadar gariptir.
Mesele tabii ki CHP’nin kapatılması değil, ülkenin CHP’yi kapatırken, Cumhuriyet tarihiyle hesaplaşması ve 1950 öncesini şiddetli şekilde mahkum etmesidir. CHP anlayışını kanalizasyona mahkum edecek çapta ağır bir kültür inkılabı (kültürel reorganizasyon) şarttır.
CHP’nin kapatılması için hukuki gerekçelerin ve delillerin açık şekilde meydana geldiği bu gün, ülke tarihi bir fırsata kavuşmuştur. Siyasetçilerin nasıl tavır takınacağını bilmem ama ülkenin feraset sahibi münevverlerinin bu fırsatı kaçırmaması şart.
Şimdi yapılması gereken iş şu; en azından balyoz davasının Yargıtay duruşmaları tamamlanıp da, karar kesinleştikten sonra, CHP’nin kapatılması için hukukçular ve münevverler kampanya başlatmalıdır. Hukukçuların yapacağı iş, Balyoz ve Ergenekon davaları (hatta soruşturmaları) başladığından beri CHP yöneticilerinin ve üyelerinin bu davalar ile ilgili fiil ve beyanlarını arşivleyerek Yargıtay Başsavcılığına dilekçe yağdırmaktır. Yargıtay Başsavcılığının re’sen kapatma davası açması için, iyi hazırlanmış ve delilleri eklenmiş binlerce dilekçe verilmeli, başsavcılığın davayı açması için siyasi iradeden talep ve karar beklemesi ihtimal ve ihtiyacını ortadan kaldırmalıdır. Münevverler de CHP’nin kapatılması için, 1923-1950 arasındaki tatbikatları yoğun şekilde gündeme getirmeli, CHP’nin o tatbikatlardan nedamet getirmesi için fırsat verilmeli, nedamet getirmediği ve lanetlemediği takdirde de kapatılma davasının “zaruret” olduğu fikrini işlemelidir.
Bu konunun takipçisi olacağız…
HAKİ DEMİR
Hukukçu

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir