CHP’NİN ZAMAN İLE KAVGASI

Bir dünya görüşü veya hayat tarzının zaman ile irtibatı, üç ihtimalden birinde gerçekleşir. Zaman ile paralel gitmek, zamanın dışında olmak ve zamanın gerisinde kalmak…
Zaman ile paralel gitmek iki ihtimallidir. Zamanın muhtevasını doldurmak veya zamana paralel gidebilmek… Zamanın muhtevasını doldurmak, dünyanın önünde gitmektir ve zamanı tayin etmektir. Zamana paralel gidebilmek ise zamanın akış hızına uygun bir fikri üretim yapabilmek ve üretilen verimleri tatbikata geçirebilmektir.
Zamanın dışında kalmak, iki ihtimalde ortaya çıkar. Dünya görüşünün muhtevası insan ve hayatın tabiatına aykırı olduğunda tüm zamanların dışında kalınır. Veya zamanın arkasında kalmak müzminleşir ve fikri üretim inkıtaa uğrar ve uzun dönem zaman dışında kalmaktan dolayı bir daha zamanı yakalayamaz.
Zamanın gerisinde kalmak tek ihtimallidir. Zamanın muhtevasını dolduracak veya zamanın muhtevasına yetişebilecek kadar fikri üretimleri olmayan dünya görüşleri, zamanın gerisinde kalırlar. Zaman ile aralarındaki makas açıldıkça zamanı yakalamak için daha fazla üretim yapmaları gerekir. Bu durum zaten zamanın gerisinde kalmış dünya görüşlerinin işini zorlaştırır.
*
Türkiye laboratuarı, büyük çaptaki misalleri dikkate alındığında, dünya görüşlerinin zaman irtibatı bahsinde, iki tecrübe üretmiştir. Birincisi, Müslümanların zaman irtibatları, diğeri Kemalist yaklaşımın zaman irtibatı…
Osmanlı medeniyeti, zamanın muhtevasını dolduran bir fikir ve tatbikat misaliydi. Bir müddet sonra, zamanın muhtevasını doldurabilmenin kalbi, zihni ve akli kudretini kaybetti ve fakat uzun dönem boyunca zamana paralel gidebildi. Daha sonra zamanın gerisine düştü ve yıkıldı. Cumhuriyet döneminin ilk Müslüman kadroları (Kemalist darbenin infazlarından kurtulanlar), zaman ile arasındaki makasın alabildiğine açıldığı bir İslam’ı önlerinde buldular. Bu durum İslam için çok ağır bir durumdu ve daha ağır olanı ise İslam Tarihinde ilk defa yaşanıyor olmasıydı. Zira İslam Tarihi, son birkaç asra kadar, Müslümanların dünyanın hep önünde olduğunu göstermiştir. İlk defa yaşanıyor olması, tecrübesinin bulunmaması demektir. Zihinler, bunun misalini tarihte görmedikleri için çok hızlı şekilde dağılmış ve savrulmuştur. Osmanlı ile alakalı tarih tezlerinin bir de zaman irtibatı bakımından incelenmesinde fayda var.
Zaman ile irtibatını kaybeden Müslümanların iltica edecekleri bir mesnetleri vardı. İmanları… Cumhuriyetin ilk yıllarında Müslümanlar, iman bahsine eğilmişler ve orada atılan tohumlarla bu günün dünyasına uzanabilmişlerdir. Hakikaten zamana karşı mücadele vermeyi mümkün kılan tek kaynak imandır. Başka hiçbir kaynak, zamana karşı verilecek mücadeleyi kazanma imkanı vermez. İmandan bahsetmişken, imanın hakikatini de gösteren İslam’ın teklif ettiği imandan bahsediyoruz. Marksist de kendi dünya görüşüne iman eder. Fakat İslam’ın teklif ettiği iman bu dünya ile sınırlı değildir. Sonsuza uzanan bir hayatı ihtiva eden İslam imanı, hayatın bu dünyadan ibaret olmadığını ve dünya hayatının, esas hayata göre (mesela) sonsuzda bir gün mesabesinde olduğunu bildirir. Böyle bir imana sahip Müslümanların, cumhuriyetin ilk yıllarındaki katliamlara, zulümlere, baskılara ve haksızlıklara karşı (ve tabi ki zamana karşı) mücadele edebilme kaynakları vardı. Zaten cumhuriyetin ilk yıllarındaki mücadele, sadece iman mücadelesidir ve zamana karşı bu mevzide dayanılabilmiştir.
*
Kemalist kafa, cumhuriyetin ilk yıllarında, ülkenin zamanın gerisinde kaldığını (herkes gibi) görmüş, zamanı yakalamak için kendi kaynaklarından hiçbir fikir üretememiş ve zamanın mevcut haline “teslim olmuştur”. Kendi medeniyeti veya milleti ile ilgili hiçbir “iddia” sahibi değildir. Sahip olduğu tek iddia, teslimiyetini meşru göstermek için “batı medeniyetini” övmekten ibarettir. Mevcut gerçekliği kritik etmeden teslim olmak, moda yaklaşımıdır. Kemalist rejim, o günün gerçekliğine moda olduğu için koca bir milleti teslim etmiştir. Ne kadar vahim bir durum…
Muhtevası Kemalizm olan otoriter cumhuriyet rejimi, zamanı yakalama bahsinde, batılılaşma yolunu tercih ederken, bunu da sadece kıyafet gibi şekil üzerinden ve satıhta yapmıştır. Fikri üretimin ve büyük iddiaların olmaması, büyük işler yapmak isteyen Kemalist kadroları “büyük teslim oluşa” savurmuştur. Sadece şapka için insan idam etmek, büyük iddiası olmayanların büyük teslim oluşlarını resmetmektedir.
İşin başında da, şimdi de asla anlamadılar. Şekil, zamanı yakalamak, ona paralel hareket edebilmek imkanını vermez. Zamanın muhtevasını doldurma imkanını ise hiç vermez. İçinde yaşadığımız dönemde şekil, bir yıl bile sürmemektedir. Batının, kıyafeti tayin eden ve ismine moda denilen “tüketim tahrik mecrası”, kıyafetteki zaman ayarını artık mevsimlik yapıyor. Para kazanacağına inandığı takdirde, çarşafı da sarığı da moda haline getirmekten imtina etmeyecek bir ahlaksızlık içinde oldukları da malum…
Kemalist kafa, özünde, teslim olduğu batının zamanına dahildir. Fakat batıyı da o kadar sathi şekilde taklit etmişlerdi ki, bu gün batının zamanının da gerisinde kaldılar. Cumhuriyetin kuruluşundaki siyasi rejim, zamanının faşist ve sosyalist diktatörlüklerinin kopyasıydı fakat o zamanın siyasi gerçeğiydi. Ne var ki bu gün o gerçekliğin mezarları üzerinde yetmiş yıllık çınarlar var.
Artık Kemalistler, ne batının zamanına yetişebilirler, ne de başka bir zaman (veya gerçekliğe) intibak edebilirler. Bundan sonrası, komik görüntüler, şaşkın tavırlar, ne yapacağını kestiremeyen akıllar, sağa sola savrulan (kendilerinin ifadesiyle) bilinçlerden ibarettir.
Çarşaf açılımı yaparlar, kendi içlerinde sarsılmaz bir mukavemet ile karşılaşırlar. Hayat tarzlarının muhtevası ile zamanın muhtevası çarpıştığında meydana gelen garip çelişkilerdir bunlar. “Başörtüsünü biz çözeceğiz” diyerek üzerinde çalışmaya başlarlar fakat zamanın o kadar dışındadırlar ki, aynı şapkayı binlerce insanı idam ederek giydirdikleri gibi, başörtüsünün şeklini de tayin etmeye kalkarlar. Bir taraftan zamanın muhtevasına yaklaşma çabası içindedirler ve başörtüsü meselesini çözmeyi gündemlerine alırlar. Fakat diğer taraftan hayat tarzlarının gereği olarak (bu ülkeye ne lazımsa biz getiririz anlayışıyla) başörtüsünün şeklini tayin etmeye kalkışan faşist tavır nükseder. Bu çelişkiyle bu kafa çok yaşamaz.
Kemalistlere kötü bir haberim daha var. Aşina oldukları batının zamanı da bitti. Artık dünyada akan zaman, batının zamanı da değil. Zaman, insani hamlelerden bağımsızlaştı. Hiçbir dünya görüşü veya kültür havzası, bugünkü zamanın muhtevasını dolduramıyor. Öncelikle batıdan bağımsızlaşan zaman, batıyı hızlı şekilde çürütüyor ve kendi dışına itiyor. Kemalistler hem batının zamanından uzaklaştı hem de batıdan bağımsızlaşan zamandan. Başka bir zamana aşinalıkları yok, intibak etme maharetleri yok, zamanın muhtevasını dolduracak ruhi ve zihni kuvvete ise en güçlü oldukları dönemde bile sahip olamadılar zaten. Hiç şansları yok… Tarihi bir varlık haline geldiler. Kısa süre sonra, izlerine müzelerde rastlanacak.
*
Kemalistlerin sayıca az olmalarına rağmen seslerinin güçlü çıktığı zannediliyor. Fakat her nedense ıstıraptan bağırdıkları fark edilmiyor. Yahu nesilleri bitiyor da, mezarlığın yanından geçen adamın ıslık çalması gibi, kendi seslerinden medet umuyorlar. Onların ağızlarını kapatmak için uğraşmaya gerek yok, daha pratik çözümler var, kulağınıza pamuk tıkayın. Bilin ki, Müslümanların, cumhuriyetin ilk yıllarındaki destansı iman mücadelesinin binde birini veremez bunlar.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir