ÇOK BİLEN AZ ANLAYANLAR

Bilmek ile idrak etmek birbirine karıştırılıyor. Bilmek (veya öğrenmek) gerizekalının bile yapabildiği bir zihni faaliyettir. İdrak etmek, zihni faaliyet değil, fikri faaliyettir.
Zihni faaliyet, insan zihninin tabii faaliyetidir. Her insanın zihni evreni, tabii halinde bile çok sayıda faaliyet gerçekleştirir. Fikri faaliyet (tefekkür faaliyeti) ise, iradenin zuhur ederek aklı harekete geçirmesi, aklın iradenin tahriki ile bir maksada matuf olarak istikamet kazanması ve zihni evrenin bir çerçeve oluşturması ile meydana gelir. İnsanların birçoğu zihnin tabii dalgalanışına mahkumdur ve tefekkür faaliyetine yabancıdır. Tefekkür faaliyetini gerçekleştirebilenler de, her zaman tefekkür etmezler, onların bile zihni, çoğunlukla tabii çalkantılar halindedir.
Kısaca tarif etmek gerekirse idrak, akıl veya şuurun, tefekkür sürecinde, “manaya” nüfuzudur. Tefekkür süreci bittiğinde idrak de bitmiştir. İdrak, tefekkür sürecinin ta kendisidir. Tefekkür faaliyetini gerçekleştiremeyenler, idrak edemezler.
Bilmek veya öğrenmek, objenin zihnî evrene (umumiyetle hafızaya) naklidir. Bilginin hafızaya nakledilebilmesi için, idrak etmek gerekmez. Fotoğraf makinesinin hafızası ile insan hafızası arasında fark olduğu doğru ama eğer insan elde ettiği bilgiyi idrak etmezse, hafızasını, fotoğraf makinesinin hafızası gibi kullanıyor demektir.
*
Zihni evrende üç çeşit varlık ve vakıa bulunur. Duygu, bilgi ve fikir… Duygu her insanda (deliler de dahil), bilgi, öğrenebilecek kadar mizaç hususiyetleri yerinde olanlarda, fikir ise idrak sahiplerinde bulunur. Duygu, bilgi ve fikir unsurlarının her birinin çok sayıda çeşidi var.
Duygu, insana (kişiye-sujeye) aittir. Bilgi, dış dünyaya (yani objeye ve diğer insanlara) aittir. Fikir, kişinin, kendine ait olanla yabancı olanı bir ideale bağlı şekilde terkip etmesidir. Başka bir ifadeyle fikir, insanın kendi derunundan (ruhundan) elde ettiği muhteva ile dış dünyadan temin ettiği bilgileri bir dünya görüşü çerçevesinde harmanlayabilmesidir.
Yabancı unsurları (dış dünyadan elde edilen bilgileri) anlamadan zihni evrene almak ve o haliyle muhafaza etmek, zihni evrenin yabancı işgaline uğramasıdır.
Duygularını terbiye etmeden onlara teslim olmak, zihni evrenin nefsin işgaline uğramasıdır. Nefsin işgali, insanın kendi kendini işgal etmesidir, “kendi” olamadan…
Zihni evrenin, ham bilgi ve ham duygu ile işgal edilmesi, bir insanın başına gelebilecek büyük felaketlerden biridir. Terbiye edilmemiş (ham) duygular, nefsin elindeki nükleer silah gibidir. Kime karşı? İnsanın kendine karşı… İnsan, idrak sahibi değilse bilgiler ham halde kalır. Duyguların terbiyesinde usul ve cehd sahibi değilse duygular ham halde kalır. Ham bilgi ile ham duygu zihni evreni birlikte işgal ederler. Bu durum, nefs ile ham bilginin zihni evrende baş başa kalmasıdır. Zihni evrende sadece nefs ile ham bilgi varsa ve özellikle fikir (idrak) yoksa o zihinde kişinin kendisine yer kalmaz. Nefs ile dış dünya arasında bir masa tenisi başlar ve mütemadiyen devam eder. Artık etki-tepki sarmalına teslim olunmuş demektir.
Fikir, insan zihnini organize eder. Bilgileri, duyguları, intibaları, tedaileri, hatıraları, tecrübeleri vesaire her türlü iç alem unsurunu tanzim eder. Çocukluktan itibaren tabii halinde oluşagelen zihin, fikir tarafından tekrar organize edilir. Zihnin tabii seyrinde oluşan mecralar, nefs merkezinde meydana gelmiştir. Fikir, zihni evrende, bağlanılan dünya görüşünün temel umdelerine nispetle ana mecralar oluşturur.
*
Çok bilen ve az anlayan insanlar çok konuşurlar. Çünkü bilgi zihni evrende sabit halde değil deveran halindedir. Gerekçesiz ve maksatsızdır. Bu sebeple “konuşmak gerekip gerekmediğine” bakmazlar, sadece konuşurlar.
Hesapsız miktarda bilgi fakat sıfıra yakın idrak (fikir), mütemadi tekrarlar meydana getirir. Nakledilecek şey bilgi olduğu için ancak tekrar edebilir.
Bilgi ile ilmi birbirine karıştırır. Yığınla bilgi sahibi olduğu için büyük ilim adamı olduğu vehmini üretir ve bu vehme bir müddet sonra kendisi de inanmaya başlar. İlim adamı edalarıyla tafra satmaya başlar.
Sahip olduğu bilgileri tekrar ettiğini fark ettiğinde, orijinal şeyler söyleme çabasına girer. İdrak (dolayısıyla fikir) olmadığı için orijinal laflar edemez. Bir müddet sonra orijinal laflar etmek için bilgiyi eğip bükmeye başlar. Anlamadığı için bilgi üzerinde değişiklik yapmayı idrak faaliyeti zanneder. İdrak sahiplerinin aynı bilgilerle farklı fikirler ürettiğini gördüğü için, orijinalliği, farklılık zanneder. İdrak etmeden farklı şeyler söylemeye başladığında, haddini aşar, sınırları ihlal eder, bağlı olduğu dünya görüşünün ekseninden uzaklaşır. Ne var ki hala aynı eksende olduğunu zanneder. Üstelik de kendinin daha iyi anladığını ve hatta en iyi anladığını vehmetmeye başlar.
Sadece bilgileri tekrar etse zararı yok. Hatta bu ihtimalde faydası bile olabilir. Zira kendi anlamadığı bilgileri anlattığı kişiler içinde anlayanlar olabileceği için, nakil vazifesini yerine getirmiş olur. Fakat anlamadan orijinallik derdine düşen çokbilmişler, fevkalade tehlikelidir. Zira bilgi üzerinde, ihtimal hesabıyla değişiklikler yapmaya başlarlar. Ölçüleri imha ettiklerini anlamazlar.
Anlamamış birinin büyük laflar etme teşebbüsü ne kadar yıkıcıdır. Mesela, “insanın içinde peygamberlik unsuru olduğunu” söyleyecek kadar ileri gidebilirler. Küçük adamların büyük laflar etme çabasıyla kıvranmaya başladığı an, hakikatin katledilmeye başlandığı andır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir