ÇÖKÜŞ SÜRECİ HIZLANIRKEN İNŞA HAMLESİ GEÇ KALIYOR

ÇÖKÜŞ SÜRECİ HIZLANIRKEN İNŞA HAMLESİ GEÇ KALIYOR

Ülkedeki siyasi çözülme, artık çöküş sürecine girdi. Devlet, hiçbir müessesesiyle ayakta kalma kudretine sahip değil. Hiçbir müessese meşruiyetini tüm ülke çapında ve tüm halk nezdinde muhafaza edemiyor. Ülkede meşruiyet parçalı hale geldi ve çeşitlendi. Birden çok meşruiyet kaynağının siyasi alana intikal etmesi, meşruiyetin kaybolduğunu gösterir. Meşruiyet, ülkedeki tüm nizamın altyapısıdır. Meşruiyetin kaybolması (veya çeşitlenmesi) o ülkedeki nizamın altyapısının çökmesidir.
Kaosun en bariz hususiyeti aklın hayattan çekilmesidir. Siyasi alan başta olmak üzere hemen hemen her alanda aklın geri plana çekildiği, hislerin ferde, cemiyete ve devlete hakim olduğu, hayatın da akıl zemininden duygu zeminine doğru hızla savrulduğu akılsız gözlerin bile görebileceği hale geldi. Kaos, aklın en çok ihtiyaç duyulduğu fakat en az bulunduğu arızi bir iklimdir. Arızidir ve mutlaka bir müddet sonra geçer zira hayat kaosa tahammül edemez ve en kötü düzeni tercih etmek pahasına da olsa kaostan kurtulur. Konunun püf noktası da tam burasıdır. En kötü düzeni bile kaosa tercih edebilen hayat, aslında bilmez ki, “kötü düzen” kaostan daha ağır bir durumdur ve “sistematik zulüm” demektir. Ne var ki kaosun tabiatı, aklı geçici de olsa hayattan kovduğu için, kötü düzen kaosa tercih edilebilir hale gelebiliyor.
Kaostan kurtulabilmek için en kötü düzene bile razı olmak, hayatın boşluk kabul etmezliği ile ilgilidir. Hayat bir düzeni yıkarken başka bir düzeni inşa etmeye başlar. Hayatın her alanında olduğu gibi yekununda da bu kanun caridir.
Siyasi alanda hiç boşluk taşımayan hayat, fikir ve kültür iklimlerinde bu kanunu icra etme konusunda biraz nazlıdır. Siyasi alandaki boşluk (nizam ve iktidar boşluğu) çok kısa sürelerde doldurulurken, fikir ve kültür boşluğunu doldurma konusunda aynı hamle kuvvetini ve hareket hızını göstermez. Bu durum, zaman zaman siyasetin fikirden önde gitmesine sebep olur. Oysa sıhhatli ve lüzumlu olan, fikrin siyasetin önünde gitmesi ve onun muhtevasını ve istikametini tayin etmesidir.
Ülkenin bu gün yaşadığı siyasi kaosun, 1980 öncesi dönemde yaşanan kaostan daha hafif olduğunu zannedenler, kaosun görüntüsüne takılmaktadırlar. Bu günkü siyasi kaos, cumhuriyet tarihinin en büyük ve derin kaosudur. Zira ilk defa ülkedeki tüm resmi müesseseler meşruiyet ve itibar kaybetmiştir. Kaybettikleri meşruiyet ve itibar ise telafi edilebilir hacimde değildir.
Siyasi kaosun bu çaptaki zuhuru, siyasi rejimin tasfiyesinin arifesine gelindiğine işarettir. Bu dönemlerde “gerçeklik kavrayışı” temelden değişmeye başlar. En önemli değişme noktalarından birisi ise, “ıslahı imkansız olanın imhası zarurettir” hükmünün akılların merkezine oturmaya başlamasıdır. Devlet müesseselerinin meşruiyet ve itibarlarını yeniden kazanma imkanının kaybolması, ıslahının imkansız hale geldiğini gösterir.
Bir ülkede sivil müesseseler devlet müesseselerinden daha fazla itibar kazanmışsa o ülkedeki siyasi rejimin tasfiye zamanı gelmiştir. Üzerinde tüm halkın mutabakata vardığı tek bir resmi müessese kalmamıştır. Bu durumda halk hayatını üretmek ve emniyete almak için kendi sivil müesseselerini kurmaya başlar. Son merhale ise halkın kendini devletten korumak zorunda olduğuna inanmaya başlamasıdır. Halk kendini devletten korumak için müesseseler oluşturmaya başladığı andan itibaren o ülkedeki devlet, “şeklen devlet” haline gelmiştir ve aslen yok hükmündedir.
Ülkede, yeni bir “insan”, yeni bir cemiyet, yeni bir devlet inşa edecek hiçbir fikri cereyan yok. Aslında ülkede fikri cereyan yok. Kamuoyunu işgal eden siyasi cereyanlar var ama varlığa, insana ve hayata “dünya görüşü” çapında bakabilecek bir fikri cereyan yok. Siyasi cereyanların slogan seviyesindeki çalkalanışlarından “büyük hamle” doğmaz.
Türkiye’de kaybolan birçok şey var ama esas kaybolan “hayatın altyapısı”dır. Hayatın altyapısı, görünür tarafıyla “ahlak”, görünmez tarafıyla “meşruiyet kaynağı” ve en önemli hususiyetiyle de akıl formudur. Ülkede, iki kere iki bazı kesimlerde dört, bazı kesimlerde beş, bazılarında ise üç edebilmektedir. Keza bazı kesimlerde ahlaksızlığın zirvesi olan bir davranış, bazı kesimlerde insanlığın şahikası olarak anlaşılmaktadır. Evet, hayatın altyapısı çökmüştür. Zira akıl, ahlak ve meşruiyet formları iptal olmuştur.
Hayatı yeni baştan izah etmek, yeni baştan üretmek, yeni baştan tanzim etmek gerekiyor. Hayatı yeni baştan üretebilmek için yeni bir cemiyet modeli lüzumu açıktır. Yeni bir cemiyet modelinin yeni insan modelini gerektirdiği vakadır. Yeni insan modeli, yeni bir akıl formunu ilzam eder. Yeni bir akıl formu ise yeni bir ahlak anlayışını şart kılar. Bunlar birbirine illiyet bağı ile bağlıdır ama hepsi bir arada elan lazımdır.
Türkiye’deki Müslümanların tarihi bir mesuliyeti var. Ülkedeki fikri kısırlığın hat safhada olduğu bu dönemde, büyük bir fikri hamle gerçekleştirmek… Tüm gözlerin devlet ve devlet müesseselerinde olduğu (siyasi mücadelenin derinleşmesinden dolayı) günümüzde, büyük fikir hamlesinin milyonluk ordulardan daha fazla etki ve fonksiyona sahip olduğu unutulmamalıdır. Zira ordular ülkeleri işgal edebilirler ama hayatları ancak fikirler işgal edebilir. Aslolan hayata nüfuz etmek ve hayatı üretmektir. Mümkünse hayatın tüm alanlarını, tüm boyutlarını, tüm renklerini Müslümanların üretmesi, tanzim etmesi ve kendi hakimiyet alametleri ile mühürlemesi gerekiyor.
Ülkedeki siyasi mücadele, her kesimin gözünü kör, aklını iptal etti. Tam bu keşmekeşte en fazla lazım olan akıl, Müslümanlar tarafından en büyük hacmiyle kuşanılmalıdır. Siyasi mücadeledeki gerilim görmeye mani oluyor ama ülkede hiçbir konuda önemli ve kıymetli bir fikir üretilmiyor. Bu durumun ne büyük bir fırsat olduğu asla unutulmamalıdır. “Fikirle kimse ilgilenmiyor” gibi mazeretler, aslında işe yarar fikir üretemeyenlerin bahaneleridir. İnsanların (fert ve cemiyetin) hayatlarına doğrudan etkisi olan, problemlere doğru teşhis koyabilen ve doğru teklifler getirebilen, tatbiki mümkün ve netice alınması muhtemel fikirler her zaman olduğu gibi bu günde fevkalade önemlidir ve muhatap bulacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Müslümanlar vakit kaybetmeden fikri seferberlik ilan etmelidir.
Müslümanlar, ülkedeki siyasi düzenin ıslah edebileceği fikrinden en hızlı şekilde uzaklaşmalıdır. Islah düşüncesinin sebepleri malum… Yeni bir nizam inşa edebilecek idrak kudretinin olmaması, eski nizamı tasfiye edecek cesaretin bulunmaması, ıslah fikrinin imha ve inşa fikrinden daha az maliyetli ve zahmetli olduğu düşüncesi gibi sebepler, ıslah yaklaşımını besler. Fakat sokaktaki insanların bile anladığı, “artık bu düzen iflah olmaz” gerçeğini Müslümanların anlaması ve kabul etmesi şarttır.
Müslümanlar düşüncelerini kendi dünya görüşleri merkezinde üretmelidir. Bu fikri bağımsızlığın ilk şartıdır. Fikri bağımsızlığın ikinci şartı ise “kurucu düşünceye” sahip olmaktır. Kurucu düşüncenin siyasi alandaki yansıması ise “kurucu iktidar”dır. Müslümanlar, artık kurucu düşünceyi merkeze alarak tefekkür faaliyetinde bulunmalı ve siyasi alanda da sadece “kurucu iktidar” hedefine kilitlenmelidir.
Birçok Müslüman’ın İslami düşünce çabasına rağmen her nedense kurucu düşünce ve kurucu iktidardan bahsetmediğini görmek ıstırap vericidir. Kurucu düşünce olmadan ne İslam olur ne de İslami düşünce… Çünkü kurucu düşünceye ulaşamamış olan akıllar, eklektik zihni organizasyonlara savrulmaktan kurtulamazlar.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir