DEĞİŞİM SÜREÇLERİNİN TABİATI-3-DEĞİŞİM KARŞISINDA İNSAN ZİHNİ-2-

Akıl herhangi bir konuda fikir üretir veya ürettiğini zanneder veya bir düşünce havzasından (cemaat, gurup ila ahir) ödünç alırsa, orada sabit zihni alanlar üretmeye başlar. Zihni evrenin giriftliği meseleyi sadece akli sınırlar içinde tutmaz, nefsi, duyguları da karıştırırsa, sağlam zihni sabitler (fikr-i sabitler) oluşmaya başlar.
Akıl, çok zaman istikrar ile inadı, istikamet ile yobazlığı, iman ile idraki birbirine karıştırır. Bunları birbirinden tefrik edebilen, aralarındaki farklılıkları ve münasebetleri anlayan akl-ı selimdir. Aynı düşünceleri ve davranışları tekrarlamayı istikrar zanneden akıl, şartların değişmesiyle düşünce ve davranışların değişmesi gerektiğini anlamamakta ısrarcı davranabilir.
Müslüman şahsiyetin zihni evreninde, şartlardan bağımsız olarak sabit alanlar olduğu malumdur, bunların merkezinde iman, çevresinde ise her şeyi sabitlenmiş emirler mevcuttur. Sübutu mutlak olan ibadetler ve benzeri emir ve yasakların zihni evrenimizde oluşturduğu sabit alanlar, her şeyin sabit olduğu, olabileceği gibi bazı zanlara savrulmamıza sebep oluyor. Dünya güç dengelerinin değişmesi, hayatta bazı araçların kıymetinin ve tesirinin azalması veya artması gibi aslında iman ve İslam ile ilgisi olmayan meselelerde de sabit zihni alan uygulamasına savrulanlar var. Sabit zihni alan tatbikatı bazı zihni itiyatlar edinmemize sebep oluyor, bu tefekkür itiyatları ile hayatın tamamına bakmak, pratikteki gelişmeleri o itiyatlarla değerlendirmek gibi bir yanlışa düşebiliyoruz. Mubahlar alanındaki meseleleri, emirler (farzlar) ve yasaklar (haramlar) alanına taşıyor, onların seviyesinde ve katiyetinde ölçülere tabi tutuyoruz. Bu durum hem İslam’ı hem insanı hem de hayatı anlamadığımızı gösteriyor. Dışımızda koca bir dünya var, her dakika milyarlarca hadise cereyan ediyor ama biz bütün bunlara sabit zihni alanlarla bakıyoruz. Sürekli değişen dünyayı, değişmeyen fikri sabitlerimizle takip ediyor, dolayısıyla gerçekliği kaçırıyor, sanal gerçeklikler oluşturuyoruz.
Dünya sabit değil, hayat sabit değil, zihni evrenimiz sabit değil, hiçbir varlık bir an önceki değil, hiçbir vakıa bir öndekinin tekrarı değil… Bu kadar büyük ve hızlı değişimin içinde yaşayan insan, hayatın karşısında mukavemet edebilmek için sabit mevzi ihtiyacı duyuyor. İstiyor ki bir şeyler sabit kalsın, ona nispet edebilsin, bir yere dayanabilsin, bir istinatgahı olsun… Ama hayatta ve kainatta böyle bir şey yok… Sadece insanın kalbi evrenine yerleşen iman var, o da tahkik sürecinde değişiyor, en azından derinleşiyor ve inkişaf ediyor. “Tahkiki iman”ın teklif ve tavsiye edildiği hatırlanırsa, imanın bile bir yıl, on yıl, otuz yıl evvelki gibi kalması istenmiyor. İnsan, bu kadar ağır, derin ve çeşitlilik içindeki değişim karşısında tabii olarak ürküyor, korkuyor. İmanını kaybetme korkusu en büyüğü olmak üzere sayısız korkuyla sürekli sarsılıyor. Tedbir… Sığ aklın bulduğu tedbir, zihni sabit alanlar üretmek… Bu alanlarda ezberler yapmak… Her ne olursa olsun, dünyada ne kadar büyük değişimler olursa olsun sabit zihni alanlarında iltica etmek, ezberlerini tekrarlamak ve istikrar zannettiği inadını devam ettirmek… Oysa bu tedbir değil, bu tehlikenin ta kendisi. Tedbir, tehlikeden korunmak içindir, tedbirin bizzat kendisi tehlike haline geldiğinde mesele içinden çıkılmaz hal alır.
ABD dünyanın en güçlü ülkesi, dünyayı sömürüyor, dünyaya müdahale ediyor, her ülkede açık ve gizli misyonları var, bu sebeplerle ABD karşıtı olmamız gerek. Böyle bir düşünce (mantık) denklemi kuruluyor, bu denklem kurulduğu tarihte doğrudur da, ne var ki bu denklem sabitleniyor. Bu denklemi sabitlemek, “ABD asla zayıflamaz, asla yıkılmaz, asla birincilikten düşüp ikinci güç olmaz” demektir. Buna inanmak, ABD’nin yüz milyarlarca dolarlık propaganda faaliyeti ile gerçekleştiremediğini kendi zihni evrenimizde gönüllü olarak inşa etmektir. Kaldı ki dünyadaki tek denklem de ABD ile ilgili olan değil, başka ve çok sayıda denklem de var. ABD zayıflamasa da, başka ülkeler güçleniyor, güçlenebilir. Mukayeseli olarak meseleye bakıldığında, ABD zayıflamasa dahi başka ülkeler daha hızlı şekilde güçlenmeye devam ettiği takdirde ABD’yi geçme imkanı mevcut. Denklemin sağ tarafını sabitleyen akıl bünyeleri ve mantık örgüleri, denklemin sol tarafındaki unsurların hızla değişmekte olduğunu görmüyor, takip etmiyor, umursamıyor. ABD denklemini sabitleyen sığ idrakler, ortaya çıkmakta olan yeni güce (Çin’e) karşı hiçbir düşünce ve tedbir geliştirmiyor. Oysa ABD ikinci dünya savaşından sonra dünya devleti oldu, ondan önce İngiltere vardı, şunun şurasında altmış yıllık bir süper güç… ABD’ye sabitlenen gözler ve akıllar, Çin veya Rusya ile kafi derecede ilgilenmediği için, yakın gelecekte çökecek olan ABD’den sonra başka bir ABD (yani Çin) ile uğraşmak zorunda kalacak. Pratiğe dönük sabit zihni alanlar üretmenin ve inat etmenin bedeli çok ağır.
Dünyada ve hayatta hiçbir varlık sabit, hiçbir vakıa tekrarlanabilir değil. Lakin zihni evrenin ezberleme istidadı var, aklın da ezberleri tekrarlama mahareti… Her şeyin değiştiği hayatta, akıl, bilgi ve düşünceleri tekrarlayabiliyor. Sahip olduğu düşüncenin tüm kaynakları değişmiş olmasına rağmen tekrarlamakta ısrar ve inat edebiliyor. İnsan zihninin bu özelliği çok dikkat çekici… Bazen faydası da görülüyor ama çoğunlukla kurtulması zor bir tuzak.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir