Devlete Elveda Kaosa Merhaba

Balyoz darbe planı ortaya çıktı ve yer yerinden oynadı. Cuma namazında cami bombalamak, kendi savaş uçağımızı düşürerek Yunanistan ile gerilim çıkarmak ve benzeri daha vahim hadiselerle darbe altyapısını hazırlayarak hükümeti ıskat etmek… Yüz binlerce insanı temerküz kamplarında toplayarak işkence ve katliam yapmak… Plan nerede hazırlanmış? Birinci Ordu karargahında…
“Millete ihanet belgesi” diye tesmiye olunan ve resmi adı “Fethullah Gülen cemaatini ve Akparti iktidarını bitirme” planı başlıklı belgede neler var? Çoğunu bir sayışta hatırlamayacağımız hadiseler… Mesela, cemaatin evlerine ajanları vasıtasıyla silah koyarak baskınlar düzenlemek ve “silahlı terör örgütü” statüsüne almak…
Ergenekon soruşturmalarında ve açılan davalarda neler olduğu malum… Artık hafızamızın alamayacağı kadar çok plan ve eylemden bahsediyoruz. Bu yazının konusu, bunların teferruatlı dökümünü yapmak değil, başka bir husus…
Şimdi bu verilere kamuoyu tarafından gösterilen tepkileri tespit edelim.
Bizimde içinde bulunduğumuz bir kesim, bu soruşturma ve kovuşturmalardaki bilgilerin tamamının gerçek olduğuna ve daha deşifre olmamış bunlar gibi birçok planın bulunduğuna inanıyor. Diğer bir kesim ise (Kemalistler, ateistler, solcular, son zamanlarda milliyetçiler) bütün bu bilgilerin, soruşturmaların ve davaların maksatlı olarak AKPARTİ hükümeti tarafından gerçekleştirildiğini, gerçek dışı olduğunu söylüyor. Yani hükümet, yurtseverleri(!) tasfiye için bu soruşturmaları gerçekleştiren gizli eldir, onlara göre…
Buraya kadar anlattıklarımız kamuoyunun malumu… Pekâlâ, buradan nasıl bir netice çıkar?
Ergenekon ve diğer davalardaki bilgi ve belgelerin doğru olmadığına inananlar, bunu neye rağmen yapıyorlar? Belgelerin Adli tıp raporuna rağmen, jandarma kriminal laboratuarının raporuna rağmen, polis kriminal laboratuarına rağmen, TÜBİTAK ın kriminal inceleme raporuna rağmen… Daha bitmedi… Savcılığın iddianamesine rağmen, mahkemenin iddianameleri kabulüne rağmen, konuşma metinlerinin internette cirit atmasına rağmen… Bitti mi? Hayır… 27 mayıs darbesine rağmen, 12 mart muhtırasına rağmen, 12 eylül darbesine rağmen, 28 şubat postmodern darbesine rağmen ve 27 nisan muhtırasına rağmen… Tüm bunlara rağmen inanmıyorlar gerçek olduğuna… Pekala bu defa bitti mi? Hayır… Binlerce faili meçhule rağmen, Diyarbakır cezaevindeki işkencelere rağmen, 12 eylüldeki suçsuz ve reşit olmayan çocukların asılmasına rağmen inanmıyorlar. Bitti mi? Tabi ki bitmedi ama bir insanın tüm bunlara rağmen inanmaması için çıldırmış olması kafi değil mi ki hala saymaya devam edelim.
Tüm bunlara rağmen ciddi büyüklükteki bir kitlenin inanmamasının anlamı nedir? Bahsi edilen bilgi, belge, soruşturma ve davalara bakan mahkemelerin, hakimlerin, savcıların, bilirkişilerin (Adli tıp, Tübitak, Jandarma, polis laboratuarlarının) tamamına karşı itimadın kaybolduğunu gösterir. Devlet veya müesseseler (kurumlar), itimat demektir. Halkın itimadı kalktığında bunlar yok demektir.
Ergenekon ve benzeri davaların gerçek bilgi ve belgelere dayandığına inanan kişiler ise aynı zamanda, Anayasa mahkemesinin anayasayı ihlal ederek ideolojik karar verdiğine, HSYK nın işlerini adaletle değil ideolojik tarafgirlikle yaptığına, subayların darbe yapmak için her gün kulis yaptığına, Yargıtay’ın Kemalist saplantılarla verdikleri kararlarla adaletten uzaklaştığına ve daha bir oturumda sayamayacağım kadar resmi müessesenin Kemalistlerden başka kimseyi umursamadan karar verdiğine ve uyguladığına inanıyor.
Netice olarak, devletin bir kısmına kamuoyunun bir kısmı itimat etmiyor, devletin geri kalanına da kamuoyunun diğer kısmı itimat etmiyor. Özet olarak devletin hiçbir müessesesi üzerinde ittifak kalmadı. Hangi tarafın haklı olduğu bahsi ayrı olmak üzere söyleyelim ki; devletin hiçbir müessesesi üzerinde ittifak kalmamışsa, orada devlet yoktur.
Devletin gücü, kendine olan ihtiyaç ve itimattan oluşur. Hiçbir devlet, maddi güç ile ayakta kalmak imkanına sahip değildir. Halkın itimadını kaybeden devlet, ihtiyaç olmaktan da çıkmıştır. Zira itimat yoksa ihtiyaç yoktur.
*
Doğrusu bu ülkede seksen yıldır devlet yoktu. Fakat bunu insanlara anlatmakta zorluk çekiyorduk. Ülkenin geldiği aşama, bu topraklarda Osmanlının tasfiyesinden sonra hala devlet kurulamadığını açıkça göstermeye başladı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa AKPARTİ gibi, mütedeyyin insanların bulunduğu bir parti iktidara geldi ve adına devlet dedikleri ve aslında devlet olmayan bir siyasi rejimin tüm foyası meydana çıktı. Darbe planları, teşebbüsleri, kaos planları ve eylemleri bir taraftan yeraltında devam ederken, yerüstünde bulunan kurumlar (Anayasa mahkemesi vesaire) açıkça anayasayı ihlal etmeye başladılar. Ne için? Siyasi rejimi (Kemalist rejimi) korumak için… Rejimi korumak için yaptıkları zulüm ile adına devlet dedikleri ve korumak istedikleri siyasi sistemin canına ot tıkadılar ve ilginçtir ki bunu da anlamadılar.
Neden bu ülkede devlet denilen büyük örgüt yok diyoruz? Çünkü devletin en kısa ve anlaşılabilir tarifi şudur; vatandaşın müracaat etmesi ile harekete geçen ve insanların hakkını teslim eden büyük örgüt… Eğer bir ülkede insanlar haklarını elde etmek için mücadele etmek mecburiyetinde kalıyorlarsa o ülkede devlet yoktur. Hele hele bir ülkede insanların haklarını elde etmek için silahlı mücadeleye başvurmaktan başka çarelerinin kalmadığını düşünüyorlarsa, o ülkede devlet olduğunu iddia etmek komiktir.
Temel hak ve hürriyetlerin kaynağı devlet değildir. İnsanlar bu dünyaya gelmekle temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Kimse veya hiçbir kurum bu hakları uhdesinde tutamaz ve insanlara “bağışlayamaz”. Bir siyasi rejim, kendini temel hak ve hürriyetlerin kaynağı olarak görüyorsa, çıldırmış insanların elinde yeryüzü tanrılığı ilan etmiş demektir. Devlet temel hak ve hürriyetleri ancak korumak ve kullanılır kılmakla mükelleftir. Temel hak ve hürriyetlerle bunun dışında bir ilişki kurmaya çalışan siyasi rejim, derhal tasfiye edilmesi gereken bir urdur.
Türkiye’de adına devlet denilen siyasi rejim (Kemalist rejim), temel hak ve hürriyetlerin sahibi olduğuna inanmakta ve istediğine bu hakları bağışlamakta ve istemediklerine de bağışlamamaktadır. Doğrusu bağışlama konusunda da çok cimri davrandığı ve çok az insana dağıttığı açıktır. Öyleyse bu ülkede bir devlet, seksen yıldır yoktur ve bu milletin birinci meselesi, devlet kurmaktır. Memleketin bir asker sorunu olduğu doğrudur ama devlet sorunun yanında asker sorunu çok küçük kalır.
Osmanlıdan sonra meydana gelen siyasi boşluğun doldurulması ve devlet kurulması için Kemalizm’in en kısa sürede tasfiyesi elzemdir. Kemalist sistemi ıslah ederek devlet kurulması kabil değildir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir