DİL ARABÇA VE MEAL

Matematik için söylenen “pozitif bilimlerin müşterek dili” ifadesi arabça için şöyle söylenebilir; İslami ilimlerin matematiği… Daha kısa ve veciz şekilde söylemek gerekirse arabça; Kur’an-ı Kerim’in matematiğidir.
Kur’an-ı Kerim’in anlaşılmasından bahsetmek için önce dil bahsi (dilbilim bahsi) sonra arabça lisanı önşartların ön şartıdır. Lisan bahsini, lügattan ibaret görmek, en basit misaliyle kafataslarının şekli aynı olduğu için tüm insanların suretinin aynı olduğunu (veya olması gerektiğini) iddia etmeye benzer. İnsan simasını oluşturan iskelet kafatasıdır ama yüzünün haritasını çizen tenidir. Her dilde karşılığı olan ve aşağı yukarı aynı manayı ifade ettiği düşünülen (mesela ev kelimesi) kelimelerde bile farklı mana alanları olduğu, bunun tarih boyunca o dilin (milletin) hayat tecrübesi ve kültürü ile doldurulduğu vakadır. Dilbilim ile ilgilenilmediğinde meydana gelen kavrayış sığlığı, dil ile tarihin, dil ile kültürün, dil ile içtimai tecrübe birikiminin, dil ile edebiyatın, dil ile sanatın, dil ile ilmin vesaire hayatta bulunan tüm alanların münasebetini anlamaktan aciz kalmaktadır. Özellikle kendi diline mahkum olan ve başka bir dili az çok öğrenmemiş olan zihni organizasyonlar, evreni kendi içine doğdukları şartlardan ibaret zannetmek garabetine düşmekte ve insanlık tarihinin devasa tecrübe birikiminin kahir ekseriyetine yabancı kalmaktadır.

“Tercüme yoktur, telif vardır. Tercüme de bir çeşit teliftir.” Dil ve edebiyat derinliğine anlaşıldığında bu ifade karşılığını bulur. İslami hassasiyetin harekete geçirdiği dehaların keskin idrakleri, tefsir, şerh ve meal gibi anlayış ve usulleri geliştirmişlerdir. Mutlak tercümenin mümkün olmadığını bilmek için iki lisan öğrenmiş olmak dahi gerekmez. Dilibilimle biraz ilgilenmek bunu anlamayı mümkün kılar. Buna rağmen tarih boyunca birçok kültür tercümeyi, sanki “yapılabilir” bir zihni-ilmi çalışmaymış gibi kabul etmiştir. Mutlak tercümenin imkansızlığını anlamanın kolaylığı karşısındaki bu idrak körlüğü anlaşılabilir gibi değildir. Bazen çok basit olan yanlışlar yaygınlığından dolayı “doğru” olarak anlaşılabilmekte ve bu yanlışlığın keşfi ise dahiyane bir hamle gerektirmektedir. İslam irfanındaki Kur’an-ı Kerim hassasiyeti, bu hamleyi gerçekleştirecek dikkati üretebilmiştir.

Her tercüme bir teliftir. Eğer kelimeler lügat karşılıklarıyla tercüme edilirlerse ortaya çıkacak olan metin, harikulade bir edebi metin olmanın çok ötesinde herhangi bir mana ifade etmekten bile uzak kalmaktadır. Öyleyse tercüme etmenin ilk şartı, metni kendi dilinde derinliğine anlamaktır. İkinci şartı ise tercüme edilecek dilde yeniden telif etmektir. Tercüme kelimelerin lügat karşılıklarını yazmak değilse eğer, bir teliftir. Kelimelerin lügat karşılıklarını yazarak yapılan tercüme teşebbüsleri, ortaya edebi metinler değil çok zaman komik karalamalar çıkarmaktadır.

Mutlak tercüme mümkün değildir tespitini test etmenin çok pratik bir yolunu söyleyelim. Tek sayfalık Türkçe metni alıp bir tercümana gidin ve başka bir dile tercüme etmesini isteyin. Tercüme edilmiş metni alın ve başka bir tercümana giderek onu tekrar Türkçeye tercüme ettirin. İlk ve son Türkçe metinleri elinize alın ve karşılaştırın. İki metin arasında fark yoksa, tercümenin mümkün olduğuna inanarak hayatınıza devam edin. Fakat iki metin arasında ciddi farklar olduğunu görürseniz (ki mutlaka göreceksiniz) tercüme konusunu unutun. Basit ve kısa bir metnin tercümesinde ortaya çıkan farklılıkları gördükten sonra Kur’an-ı Kerim gibi zaman üstü manayı muhtevi olan Allah kelamının, tercümesi diye piyasada satılan kitapları KUR’AN-I KERİM diye okumayın.

Kelime sayısı milyonla ifade edilen Arabça ile kelime sayısı onbinlerle ifade edilen Türkçe arasında tercüme yapmak nasıl mümkün olabilir? Arabça dil havzasının ihtiva ettiği mana yekunu, Türkçe dil havzasına nasıl taşınır? Bir sürahi suyun tamamı bir bardağa boca edildiğinde elde kalan su miktarı, bir bardak su değil midir? Milyonluk kelime sayısına sahip dil havzasının mana yekunu, Türkçeye boca edildiğinde elde kalan mana toplamından KUR’AN-I KERİM çıkar mı?

Böyle bir işin gerçekleştirebileceğini söyleyen kişinin problemi ne olabilir? Arabça dilinin tedrisatındaki ilk kitap olan (klasik usuldeki Arabça öğretiminde) EMSİLE okuyan birinin anlayabileceği bu husus, ilahiyat profesörlerince neden görmezden gelinir?

Başa dönersek, Arabça, Kur’an-ı Kerim’in matematiğidir. Fakat Kur’an-ı Kerim, pozitif bilimlerin matematiğe mahkumiyeti Arabçaya mahkum olmamış, aynı dil havzasının içinde kendi orijinal dilini de oluşturmuştur. Bu manada Arabça bilmek de Kur’an-ı Kerim’i anlamaya kafi gelmez. Zira Kur’an-ı Kerim ile başlayan ve İslami ilimlerle devam eden ıstılah üretimi, İslam’ın ifade etmek istediği mana yekununu Arabça gibi dünyanın en zengin dilinin de taşımadığını gösterir. Bütün bunlarla beraber Arabçanın Kur’an-ı Kerim’in matematiği olduğu gerçeği (doğru sınırlar içinde anlaşılmak şartıyla) reddedilmemelidir.

***

Piyasaya sürülen meal ve tercüme gibi çalışmaların birbirinden farklı olması, anlatmak istediğimizin müşahhas misalidir. İki meal veya tercüme arasında ciddi farkların olması, aslında mutlak tercümenin imkansızlığından kaynaklanmaktadır. Bu vaka (mutlak tercüme imkansızlığı) apaçık ortadayken, “benim tercümem seninkinden iyidir” gibi abes tartışmalara girilmesi, meselenin ne kadar hafife alındığını göstermesi bakımından ibret vericidir.

Meal veya tercümelere Kur’an-ı Kerim muamelesi yapılması (Allah muhafaza), Arabça Kur’an-ı Kerim’in tekliği ve tahrif edilmemişliği üzerine gölge düşürmektedir. Birden farklı meal ve tercüme bulunduğuna göre, farklı dildeki metinlere Kur’an-ı Kerim muamelesi yapmak, O’nun tahrif edildiğini gösterir. Bu, müslümanların düşebileceği en büyük hata olur. “Türkçe Kur’an” gibi isimlendirmeler ve ifadeler, zaten maksadı açık bir tahrif hareketidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir