“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

“Doğru Atatürk” de “Yanlış Atatürk” de aynı kapıya çıkar

Bütün “Atatürk” târifleri aynı kapıya çıkar. “ Doğru Atatürk” diyen de “Yanlış Atatürk” diyen de aynı yerde duruyor ve farklı sesler çıkarıyorlar. Nihayetinde temelden reddettiğimiz yahut İslâm’la var olan Türk milletinin temelden reddetmesi ve kendi hâline bırakılması gereken, dahası kendi taraftarlarınca beğenilmesine karışmamak lâzım gelen Atatürkçülük, onlarca defa söylediğimiz üzere lâdinî-pozitivist ve Protestan bir İslâm düşüncesini muhtevî bir dünya görüşüdür.

O devrin yazarlarınca yapılan her cihetten M. Kemal tasviri öyle durup dururken, M. Kemal’den habersiz, ona rağmen yapılmış değildir. Bizim yukarı satırlarda ileri sürdüğümüz lâdinî-pozitivist M. Kemal, bizzat kendi görüş ve siyasetinden neş’et ettiği, bizzat kendisinin böyle bir zemini hazırladığı, zaman zaman sessiz kalsa da benimsediği bilinen bir gerçektir.

Çok satıhtan bakılınca farklı gibi anlaşılan târiflerin temel paradigması aynı olan M. Kemal’e dayanır. Çok sayıda “Atatürk” târifleri yapılsa da, üzerinde fikir yürütülen M. Kemal’in düşünceleri ve tavrıyla tek bir kişiliği vardır. Bu, hiç değişmemiştir. Özde değişmeyen bu kişiliğin seküler-pozitivist dünya görüşüne sahip olduğudur.

Dinden siyasete, toplumdan devlet ve hukuka kadar her şeye bu nazariyeden bakmıştır. Genç bir subayken de, Memleketi “din-i mübin-i İslâm üzere düvel-i muazzama’dan kurtaracağız” diyerek Millî Mücadele’yi yöneten komutanken de, cumhurbaşkanı olarak ölene kadar Türkiye’yi yönetirken de Batıcı-pozitivist görüşleriyle aynı M. Kemal idi.

“HANGİ ATATÜRK?” SORUSU YİNE ATATÜRKÇÜLÜKTÜR

Solcuların sahiplendiği M. Kemal de, sağcıların ve liberallerin zorlama bir “Türk milliyetçisi M. Kemal” târifi de aynıdır. Dolayısıyla “Hangi Atatürk?” demek, M. Kemal’e reddiye değil, onu farklı bir şekilde sahiplenmektir. “Atatürkler” içinde millete sonuna kadar yâr olmuş “Doğru bir Atatürk’ü” bulmaya çalışmak abes üstü abestir. Esasında “Hangi Atatürk?” sorusu kökten yanlıştır ve onun lâ-dinî “inkılâplar”ından zarar gören Türk milletine hürmetsizliktir.

M. Kemal’in gayesi ve düşüncesi, Batının pozitvist-seküler-protestan bir dünya görüşünden “yeni bir Türk ulusu” meydana getirmekti. Pragmatist ve konjonktürel tavra sahip olan M. Kemal bu gayesini Millî Mücadele’den sonra İslâmî siyaset üslûbunu terk ederek kendi istikametindeki kadrosuyla birlikte ortaya koyduğu devlet ve “ulus” yapısı, Türk milletinin sahip olduğu İslâm medeniyet zemininden uzak ve sosyo-kültürel bakımından çatışmalıdır.

Çatışmalı hâle getirilen devlet ve millet yapımıza doğru teşhis ve çözümler ortaya koyarken “Doğru Atatürk” aramak yine çatışmalı bir zemin üzerinden hareket etmek demektir. Atatürkçülüğün millet gerçeğiyle uyumlu olup olmadığını tartışmak bir tabu olmamalı. En başta hükümet temsilcileri ve milliyetçi mukaddesatçı fikre sahip olanların Atatürkçülüğü tartışmaktan uzak durmaları anlaşılmaz bir takıntılı tavırdır.

Esasında “Hangi Atatürk” sorusuyla milletçe sevilen “doğru bir Atatürk var” olduğu düşüncesi uyandırmaya çalışılıyor. “Doğru Atatürk”, “Yanlış Atatürk” tezleri aynı naslar etrafında dönüp dolanmaktan başka bir şey değil. Özellikle İslâmî dili de katarak “milliyetçilik” siyaseti yapanların “Doğru Atatürk”, “Yanlış Atatürk” tezleriyle zemin oluşturmaya çabalamaları Atatürkçülükle aynileşemeyen ve kimliği bir baştan bir başa İslâm’la var olan Türk milletine hürmetsizliktir.

Bu saçma faraziyeye İslâmcı muhafazakâr hükümetin mebus ve yandaşı gazetecilerin de “Atatürkçülüklere veya Kemalizm diye tanımlanan ideolojiye karşı çıkmak ile Atatürk’e karşı çıkmak aynı şey değildir. Bilesiniz ki biz; ne sizin gibi Atatürkçüyüz, ne de başkaları gibi Atatürk karşıtıyız. ‘Atatürk gibi birisi bir daha gelmez! Sonradan gelecekleri Atatürk’le kıyaslamak doğru değil!’ diyen edepli Atatürkçülere saygı duyarım…” şeklinde görüşlerle katılmaya başlaması, Atatürkçülüğü meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

ATATÜRK/ÇÜLÜKTEN YOLA ÇIKAN HER GÖRÜŞ ÂRIZALIDIR

Atatürkçülük nasıl anlatılırsa anlatılsın, millet ve devlet anlayışımızın zemini ve ölçüsü olamaz. Atatürkçülükte “yanlış ve “doğru” aramak, İslâm’ı esas alan mukaddesatçı ve milliyetçi düşünceler için sabit ayağı yanlış yere koymak anlamına gelir. “Doğru Atatürk” tezi, fikir ve siyasette millet ve medeniyet düşüncesinde bir kalkış noktası, bir zemin olamaz. Şu veya bu mânada “Atatürk” paradigmasından yola çıkan milliyetçi ve muhafazakâr her hareket Batıcı-seküler zihniyetin bir parçası olmaya mahkûmdur.

Bunun yanında inandırıcı olmayan “M. Kemal’in İslâm ve Kur’an Anlayışı” gibi bir yığın zorlama üniversite tezlerini kaynak olarak kabul eden “sağcı”ların tavırları daha da trajik ve çelişkilidir. M. Kemal’in, gayesine ulaşmak için Meclis’teki şartlara göre yaptığı muvazaa siyasetinin bir parçası olan Kur’an tefsirini yazılmasını istemesi, Batılılaşma projesi gereğince Protestan-seküler şema içerisinde bir İslâm anlayışın altyapısını hazırlamak anlamına gelmektedir.

İSLÂMCI İKTİDARIN VE MİLLİYETÇİLERİN ATATÜRK/ÇÜLÜĞÜ SAVUNMALARI BİR KUSURDUR

1920 ile 1923 yılları arasındaki İslâmî söylemlerinin konjonktürel olduğu 1925’den başlayıp1930’lı yılların ortasında Lise ders kitaplarına Allah ve Peygamber anlayışının insanlar tarafından ortaya çıkartıldığını el yazısıyla yazan M. Kemal pozitivist anlayışını açıkça ortaya koyan biridir.

Bir süre sonra asıl hedefine ulaşmak için “Tecridi Sarih Muhtasarı” adlı hadis kitabının yazılmasını isteyebilecek kadar suret-i haktan görünebiliyordu. Kur’an Meali ve Hadis Kitabı yazdırsa da tek gayesi Batıcı-Protestan bir İslâm’a sahip lâdinî bir Türk toplumuydu.

Üzülerek belirtelim ki, İslâmcı hükümetin ve milliyetçi-muhafazakâr kuruluşların M. Kemal’in sözde dine sahip çıkan yönlerini onun bütün gayesiymiş gibi öne çıkararak ve değerlerimizle uyum sağlamayan fikirlerine ekleme yaparak eklektik duruşlarıyla inandırıcı olmaya çalışmaları beyhude bir uğraştır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir