Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı

Evvel emirde beyan edelim ki aşağıda tasvir ve târif ettiğimiz, hastasına her cihetten yâr ve şifa olamayan doktor tipi ferdî değil, umumîdir. Elbette iki asırlık Batılılaşma neticesinde kurumlaşmış, tıp eğitimi ve hasta anlayışı bir türlü değişmeyen ve dokunulmazlığı olan bir sınıfın içinde doktorluğuna irfan ve hikmeti de katan nice doktorlar vardır.

MODERN DOKTORLUĞUN DİNİ YOKTUR, SEKÜLERDİR

Doktor olmak isteyen bir kişi insan bilgisini tahsil etmek için evvela bir müddet tasavvuf mektebinde tâlim etmeli, sonra tıp doktorluğu okumalı. Modern doktorluk, Avrupa menşeli pozitivist ve materyalist temelli bir meslektir. Hikmetten uzak, maddeci Batı’nın ürettiği bir bilimdir. Bu sebeptendir ki modern doktorluğun dini yoktur, sekülerdir.

Modern doktor hâl ehli değil, kâl ehlidir. Hastaya hâl üzere bakamaz, kâl ilmiyle bakabilir ancak. Gönlü viran olmuş hastanın ilacını bilemez. Lokman Hekim gibi tasavvuf ve hikmet eğitimi almamış ki bilsin.

DOKTOR POZİTİVİST TIP EĞİTİMİ ALMIŞTIR

Doktor Batılıdır, yâni pozitivist ve seküler tıp eğitimi almıştır. Tabib ve hekimle arasında mahiyet farkı var. İslâm’la Batı arasındaki kainat ve insan anlayışı gibi… Modern doktorluğun Allah yahut “Tanrı” fikri yoktur. Hastalığa bakışta materyalisttir.

Hasta insan “sayısal” bir değerdir, makinadır, ettir. Hastanın ruhu, duyguları ve ahlâkı olabileceğini dikkate almaz. Onun işi âletle nabız ölçmek, röntgenlemektir. Hastanın eti ve kemiğinin yanında, onun fıtrat ve yaratılış bilgisiyle bilgilenmemiştir.

Modern bilimle malûl doktor hastasının kalbine başını koyup, yüreğindeki yaraları bilebilir mi? Allah’ın sıfatlarından sıfat taşıyan hekim gibi hastasının elini tutabilir mi? Mürşid-i kâmil gibi dokunabilir mi hastasına?
HASTAYA ET DEĞİL, HZ. İNSAN OLARAK BAKMAK

Modern tıp eğitimi görmüş doktor hasta sayısına bakar. Hastaya hazret-i insan olarak bakmaz, derdini dert edinemez. Karşısında bir et yığını görür. Onun ruhu ve duygularının olduğunu düşünmez. Hastanın bir canlı olduğunu unutur. Hastanın keyfiyetine değil, kemmiyetine bakar. “Ne kadar hasta o kadar para!”

Modern doktor insan sanatını bilmez; insan-ı kâmil değildir. Tasavvuf tâliminden mahrumdur. Hastanın içini okuyamaz. Hastaya istatistikî bilgilerle yaklaşır. Hastaya hasta olarak bakmaz, bir “obje” olarak görür. Hastanın bedenine rasyonel-kapitalist nazariyelerin bir ürünü olarak bakar. Aldığı eğitime göre hasta insan kan, kemik, et ve idrardır.

MODERN DOKTOR HER YARANIN MERHEMİNİ BİLMEZ

Hastayı beş duyusu ile tedavi eğitimi almıştır doktor. İnsanın hakikatini bilmediği için onun derûnunu bilip, tedavi edemez. Her derdin, her yaranın merhemini bilmez. Yaraya, yâni ağrıya teknik olarak bakar, ağrıyı pozitivist “deneyle” anlamaya çalışır. Hasta bir makinadır. Uzuvlarını da makinanın birer parçası olarak görür. Marifeti ve bilgisine Allah’ın insan bilgisini katmadığı gibi, insana kudsiyet atfederek tedavi etme eğitiminden mahrumdur.

Modern doktorluk bilimine göre ağrının şahsiyeti ve ruhu yoktur, biyolojiktir. Ağrı veya yara acıtan ve ıstırap veren bir hâl değil, ölçülebilen biyolojik bir “olgudur”, bir duygu olarak karşılığı yok. Ağrı veya yara bir nesne gibidir. Oysa ağrı, akıl ve beden arasında şahsîdir. Ağrı bedendedir ama ruhla irtibatı vardır.

Doktor, aldığı rasyonel eğitim gereği bunu bilemez, tabib yahut hekim bilir.
Hastalığınız kan ve etten sâdır olmuşsa doktora gidin. Üç beş maddî ilaç verir size. Mârifetinin hepsi o kadar. Hastalığınız, yâni yaralarınız bir memleket yarası, bir fikir yarası, bir ulvî sızı ise, doktor sizin derdinize çâre olamaz. “Kalplerin tabibi” yolunda olan insan-ı kâmil bir tabibe gidin. Bulabilirseniz hikmet sahibi bir hekime tedavi olun.

HASTASIYLA DOSTLUK KURAMAZ

“Sen tabib-i âşıkâne gelmişem / Dermân için sen Lokmân’a gelmişem” diyerek modern doktorun kapısını çalabilir misiniz? Ona “Dil hastasıyım, derdime çâre nedir?” diyebilir misiniz?

Modern doktor hastayla “dostluk” kuramaz. Aldığı pozitivist ve seküler tıp eğitimi gereğince hastayla dostluğu, yâni ünsiyeti yoktur. “Çatık kaşlı, bürokrat denen zâta” benzer. “Gamlı gönlüme şifa istesem dost elinden bir devâ bilir misin doktor?” diye sorun bakalım, hâlden anlayacak mı?

DOKTOR, TABİB / HEKİM HİKMETİNDEN MAHRUMDUR

Tabib ve hekimin bilgi kaynağı bütünüyle pozitif bilim değil, aynı zamanda dinîdir. Âriflerden ve insan-ı kâmillerden beslenir. Tabib, İslâm bilgisiyle tıp mesleği sahibi olan İslâmca bir ifadedir. Gönlümüze taht kurmuş güzel bir sıfattır. Doktora tabib yahut hekim demek bir yanılgıdır.

İslâm medeniyetinde tabiblerle hâl diliyle halleşilirdi. Bundandır ki tabib tasavvuf edebiyatında mecazen derman istenen yârdır, mürşiddir, şeyhtir. “Tabibü’l ervah” , ruhların tabibi Allah’tır. “Tabib-i cihan” dır. İnsanlık câmiasında en yüce tabib Efendimiz s.a.v.’dır.

Hekim,”hâkim”den gelir. Hikmet sahibidir. Medeniyetimizdeki mânasıyla hikemî vasfıyla birlikte hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşandır. Hüküm sahibi mânasına da gelen hekim hastalarla uğraşırken mesleğinin zeminine dinimizden neşet eden hikmet bilgisine de katar.

Velhâsıl, eğitimine Nebevî tıbbın anlayışını katmadıkça doktorluk hastayı hazret-i insan olarak göremeyen teknik bir meslek olarak kalmaya mahkûmdur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir