DOST KAVGASI HAKİKAT KATİLİDİR

DOST KAVGASI HAKİKAT KATİLİDİR

Dost kavgası çok vahimdir, malzemesi dostluktaki sır birikimdir. Dostlar, aynı cephede mevzilenmiş kıtalar olduğu için, birbirinin kalbini bilir, birbirinin kalbine nişan alır. Düşman cephedeki askerlerin kalbini bulamazsınız, kalbini vuramazsınız, kendi cephenizdeki kıtaları ise tam kalbinden vurma imkanınız var. Cephe içi savaş ise düşmanla yapılan savaştan daha şiddetlidir çünkü her iki tarafta birbirinin kalbini (sırlarını) bildiği için, savaşı hızlı ve çabuk bitirmek ister. Hızlı ve kesin neticeli savaş olması kaçınılmaz hale gelince, şiddetini ayarlamak imkansızdır.

Düşmanla savaşta bile “ölçü”nün muhafaza edilmesi, savaş hukukuna ve ahlakına riayet edilmesi gerekir, dost savaşında ise ölçünün muhafazası elzemdir. Ne var ki tam aksine tecelli eder, dost savaşında ölçü imha edilir, hakikat katledilir. Bu netice, dost savaşının tabiatından kaynaklanır çünkü dostlar birbirinin fikri ve itikadi kaynaklarını, mevzilerini, mesnetlerini bilir. Savaş ise zaten bu noktalarda yürütülür. Bu mevzileri vurmaya başlayan bir savaşın ilk katlettiği kıymet, hakikattir.

“Dost savaşı” ifadesi müthiş bir paradokstur. Bu iki kelime (mefhum) nazari çerçevede birbiriyle asla insicam oluşturmaz, tabiatları gereği derin bir paradoksa sahiptir. Paradoksların halli, terkibi izahlarla mümkündür. Fakat burada bir problem var, savaş, terkip sanatı değil, tahlil (parçalama) sanatıdır. Terkip, bütünleştirici bir varoluş hamlesidir, savaş ise tam aksine parçalayarak imha eden bir sürecin adıdır. Bu ve benzeri birçok sebeple savaş, düşmanlar arasında yapılır, yapılmalıdır.

Dostlar arası savaş, “ölçü”nün büyük bir hassasiyetle muhafazasını gerektirir ama bu savaşın tabiatı ölçünün imhası üzerine kuruludur. Savaş, tabiatı gereği ahlaksızlığı davet eder, savaşan unsurların ahlaklı kalması kadar zor bir iş yoktur dünyada. Düşmanla yapılan savaşın bile tabiatı bu kadar zorken, dostla yapılan savaşta ahlaklı kalmak neredeyse ütopyadır. Makro kozmostaki kuralların, mikro kozmosta tersine dönmesi gibi, düşmanla yapılan savaşta ahlak korunabilse bile dost ile yapılan savaşta ahlak asla korunamaz.

*
“Halvet-i Sahiha”nın men edilmesindeki hikmetin anlaşılması gerek. “Bir kadın ile bir erkeğin, dışarıya kapalı bir mekanda baş başa kalması” olarak tarif edilen halvet-i sahiha, zina fiili gerçekleşmese de men edilmiştir. Halvet-i Sahiha, İslam hukukunda “tedbir suçu” cümlesindendir. O hale (halvet-i sahiha’ya) girdiğinizde, zina suçunu işleme ihtimaliniz fevkalade yüksektir. Her şeye rağmen zina fiilini işlemeyebilirsiniz, bu durumda da o hal suçtur (günahtır). Çünkü harama giden yol haramdır, harama giden yol kapatılmıştır. Haram, nokta olarak tespit edilmiş değil, aynı zamanda yolu da kapatılmıştır.

“Dost savaşı” yasaktır, Müslümanlar arası savaş yasaktır. Müslümanlara savaş açan (dost savaşını başlatan) en alçakça fiili işlemiştir. Müslümanlarla savaşın tek meşru ihtimali, kendisine savaş açan Müslümana karşı “meşru müdafaa” savaşıdır.

Asıl olan “halvet-i sahiha”da olduğu gibi, dost savaşının yolunu açmamaktır. Yani dostlar arası husumet men edilmiştir. Müslümanlar arası husumet, halvet-i sahihanın bu meseledeki karşılığıdır. Müslümanlar arası husumet men edilmeli, bundan kaçınılmalıdır. Hiç kimse, Müslümanlara husumet besleyip de, buna rağmen biz savaşmayız iddiasında bulunmamalıdır. Gerçekten husumet savaşa dönüşmeyebilir ama halvet-i sahihada olduğu gibi, Müslümanlar arası husumet de men edilmiştir.

Husumet bir defa başlarsa, zaman içinde kendini besleyecek kanalları ve kaynakları bulur ve azmanlaşır. Harama giden yol haramsa, Müslümanlar arası savaşa giden yolun kilometre taşı olan Müslümanlar arası husumet de yasaktır. Zaten Müslümanlar arası husumet, savaşla neticelenmesine bakılmaksızın yasaktır.

*
Fethullah Gülen cemaati, doğum sancıları çekmeye başladığı günden bugüne, Müslümanlar arası muhabbetin, uhuvvetin tek bir emaresine sahip olmadı. Bu ülkede bir tane Müslüman, cemaatin başka her hangi bir Müslümanla ortak bir proje yürüttüğüne şahitlik yapamaz. Cemaat, dilinden düşürmediği “uhuvvet” için kendi mensuplarının dışında bir tane şahit bulamaz.

Cemaatin, Müslümanlarla uhuvvetinin olmaması, husumetine delil teşkil eder mi? Etmez… Ama uhuvvetin yeşermediği tarlada husumet için tüm şartlar (altyapı) mevcut demektir. Müslümanlarla uhuvvet içinde olmadığı sübuta eren cemaatin, gayrimüslimlerle uhuvvetinin olduğu zahirdir. Belki gayrimüslimlerle münasebetlerini “uhuvvet” mefhumuyla ifade etmek isabetli olmayabilir, bu durumda şöyle denmelidir; gayrimüslimlerle münasebetinin yoğunluğu ve derinliği, Müslümanlarla münasebetinin yoğunluk ve derinliğinden çok fazladır. Bu hal, cemaat mensuplarının kalp ve zihin dünyalarında, Müslümanlara karşı husumetin tohumlarını besleyecek verimli bir vasat oluşturur.

O vasat, bugün adına Akparti dedikleri ama asla onunla sınırlı kalmaksızın geniş bir yelpazede Müslümanlara karşı savaşı başlattı. Müslümanlarla uhuvvetin altyapısını oluşturmayan Fethullah Gülen ve cemaati, buna karşılık gayrimüslimlerle kurduğu yakınlığın tabi ve zaruri neticesi olarak Müslümanlara savaş açtı. Başka bir ihtimal mümkün müydü? O ruhi ve zihni altyapı yerinde durduğu müddetçe başka bir ihtimalin gerçekleşmesini beklemek tabii ki saflık olurdu.

*
Bir Müslüman, başka bir Müslümanı, İslami kaynakların (İslam hukuku, İslam ahlakı) dışında, başka teorik kaynaklarla (modern hukuk, evrensel hukuk, demokrasi ila ahir) itham edemez, mahkum edemez. Böyle bir niyet ve çaba, Müslümanlara karşı savaş ilanıdır.

Cemaat, kendi meşruiyetinden bahsederken modern hukuk, demokrasi gibi teorik kaynaklara atıf yapıyor ve bu yolla milletlerarası mevziini sağlamlaştırıyor ve milletlerarası müttefiklerine selam gönderiyor. Savaş açtığı Müslümanların meşruiyetini ise İslami kaynaklara atıf yaparak sorguluyor, sonra da “helalleşmek zorundasınız” gibi ithamlarda bulunuyor. Hem savaşı başlatıyor, savaşı başlattığı için bizim haklarımızı ihlal ettiğini hiç umursamıyor hem de tüm yüzsüzlüğü ile kendilerinden helallik istememiz gerektiğini söylüyor.

Cemaat çok kirli bir savaş yürütüyor. İslam’ı malzeme (mermi) olarak kullanmaktan çekinmeyen bir haşhaşi mantığı ile saldırıyor. Mesele asla Cemaat-Akparti kavgası değil. Mesele, cemaatin tüm Müslümanlara savaş açmasından ibarettir.

Bizim bu savaştaki mevziimiz, “meşru müdafaa” halidir. Meşru müdafaa savaşı yapıyoruz ve bundan dolayı vicdanen rahatız. Bu savaşı başlatan alçaklar utansın…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir