DÜŞÜNCE ve SİYASETİN SEVİYESİZLİĞİ – E-KİTAP-Haki DEMİR-

Siyasi alan fazla görünür halde. Bunun sebebi malum, iktidar alanı olmasıdır. İktidar, iktidar mücadelesi, devlet ve halk üzerinde kullanılan yetkilerin siyasi alana yığılmış olması, siyaseti fazla görünür kılıyor. Hem kullandığı yetkiler bakımından hem de fazla görünür olmasından dolayı, ülkedeki tartışmaların kahir ekseriyeti siyasi alanda gerçekleşiyor. Bu durum ne kadar sağlıklı, olması gereken bu mudur, siyaset hakettiğinden fazla bir ilgiye mi sahiptir gibi bir çok sorunun cevabı tartışılmalıdır.

Bir ülkedeki yetki temerküzünün merkez üssünün siyasi alan olması, siyasi alanın mahiyetinden dolayı yanlış gelmiyor. Ne var ki bu durum, ülkenin Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan bir kültüre işaret ediyor. Siyasi alandaki yetki yığınağının bu çapta olması aslında sağlıklı bir yapıya işaret etmez. Yetkinin mümkün olduğunca dağıtılması, paylaşılması, halka yayılması gerekir. Burada bahsettiğimiz yetki dağılımı, yasama, yürütme, yargı arasındaki paylaşım değil. O paylaşımın yapılması zarureti açık. O taksimatın dışında da bir yetki dağılımı ve paylaşımı şart.

Siyasi alan ile içtimai alan arasında bir yetki paylaşımı gerekiyor. Yasama, yürütme ve yargı uzuvlarının toplamı zaten devleti teşkil ediyor. Esas üzerinde durulması gereken nokta, devlet ile halk arasında bir yetki paylaşımıdır. Türkiye’de devlet, aşırı yetki sahibidir ve bunu paylaşmak konusunda da çok cimridir. Devlet ile halk arasındaki yetki paylaşımı, siyasi alan ile içtimai alan şeklinde görülmeli, bu çerçevede bir yetki paylaşım şeması oluşturulmalıdır. Meşhur ifadesiyle “sivil toplum” denilen ve onlara ayrıldığı kabul edilen alan çok dar… Kaldı ki bizim bahsini ettiğimiz siyasi-içtimai taksimatı, “sivil toplum” ifadesiyle sağlanamaz. Batıda ve ülkemizdeki “sivil toplum” tabirinin sınırları, siyasi alan ile içtimai alan arasındaki yetki paylaşım meselesinde çok dardır.

*

Siyaset, üretici değil tüketicidir. Devleti teşkil eden uzuvların (ana gövde olarak yasama, yürütme, yargı ve bunların dışındaki müesseseler) tüketicidir. Cemiyette ve ülkede, devletin dışındaki her alan özü itibariyle üreticidir ama ana üretici alanlar, fikir, ilim, sanat ve iktisattır. Üretici alanların başında bulunan ve diğerlerinin tamamına kaynaklık yapan alan ise “fikir”dir, fikir üretimidir.

Bir ülkenin medeniyet seviyesi, gelişmişlik seviyesi, insani endeks seviyesi bilgi ve fikir üretim hacmi ile tespit edilir. Kafi derecede bilgi ve fikir üretemeyen bir ülkenin, gelişmesi ve kalkınması sınırlı olduğu gibi medeniyet istikametinde ilerlemesi de kısmidir. Bilgi ve fikir sözkonusu olduğunda hayatın, cemiyetin, devletin her alanı tüketicidir. Bilgi ve fikir hayatın her alanında elzemdir, üretemiyorsanız ithal etmek zorunda kalırsınız.

Ülkenin temel meselesi bilgi ve fikri ithal ediyor olmasıdır. İktisadi hayatın ithal listesi içinde görünmeyen bilgi ve fikir, bu ve başka sebeplerle gözden kaçıyor. Ülke son on yılda birçok alanda gelişme ve kalkınma hamlesi yapmış, bu hamlelerin çoğunluğunu da başarmıştır ama işin özü olan bilgi ve fikir üretiminde hala on yıl öncenin seviyesindedir. İktisadi mal ve teknoloji üretiminin nispeten kolay olduğu günümüz dünyasında, bilgi ve fikir üretiminin on yıl gibi bir sürede altyapısının oluşturulamayacağını kabul etmek gerekiyor. Ne var ki, on yılda yapılanlara bakınca, bilgi ve fikir üretimini gerçekleştirecek altyapı yatırımlarında istenen hamlelerin yapılamadığı görülüyor.

*

Fikir kullanımının ve tüketiminin en yoğun olduğu alan siyasettir. Siyasi alanda, iktidar kavgasının da tetiklemesiyle ağır tartışmalar yapılıyor. Tartışmanın malzemesi ise bilgi ve fikir… Siyaset, bilgi ve fikir üzerinden ağır tartışmalar yapıyor ama fikir ve bilgi üretimini gerçekleştiremiyor. Gerçekleştiremez de zaten çünkü siyaset bilgi ve fikrin kullanıcısı ve tüketicisidir. Bu sebeple siyasetin seviyesi, fikir piyasasının seviyesine paraleldir.

Ülkenin fikir piyasası kısır, fikir üretimi zayıf olduğu için, siyasi tartışmalar çok seviyesiz cereyan ediyor. Piyasada fikir adamı edalarıyla dolaşanlar siyaseti, siyasi teşkilatları kıyasıya tenkit ediyor ama buna karşılık fikir üretmiyor. Burada garip bir durum var. Fikir piyasası, kendi mesuliyetini yerine getirmeden, fikir ve bilgi üretmeden, bunların kullanıcısı ve tüketicisi olan siyaseti vurdumduymaz şekilde tenkit etme hakkını kendinde görüyor. Bu durum çok sağlıksız…

Siyaseti tenkit edenler, siyasetin yanlış yaptığını söyleyenler nedense doğrusunun ne olduğunu veya problemlere çözüm önerileri getiremiyor. Ülkede üretilmemiş bir fikrin tatbik edilmemesinden dolayı siyaseti tenkit etmek ahlaksızlık değil midir?

Fikir adamı kılıklı kişilerin siyaseti tenkit etme üslubuna bakılınca, fikir ve bilgiyi de siyasetin üretmesi gerektiğini düşündükleri neticesi çıkıyor. Fikir ve ilim adamlarının böyle bir tavır içine girmesi, kendi alanlarını ve salahiyetlerini devrettikleri manasına gelmiyor mu? Tefekkür alanı münhasır alanlardan biridir ve bu alanın hususi ölçüleri var. Bu alan siyasi alana açık hale getirilirse, bu alanın siyaset tarafından işgaline itiraz edilmezse, yürütme ile yargı arasındaki yetki sınırlarının aşılmasına itiraz etmenin ne anlamı kalır.

Fikir piyasası, tefekkür alanını da siyasetin inisiyatifine bıraktı. Bu durum Atatürk’ten beri böyle… Bu sebepledir ki, ülkede siyasi iktidarları sınırlamak, yetkilerini aşmalarına mani olmak mümkün olmuyor. Tefekkür alanı siyasi alanın tasarrufuna terkedildiği için, siyasi alanın, kendi sınırlarını aştığını iddia etmek imkansızlaştı, sınır yoksa sınır ihlali yoktur.

*

Bir ülkedeki fikir üretiminin yoğunluğu, çoğunluğu muhalefet tarafından gerçekleştirilir. Çünkü muhalefet hem iktidar olmak için fikir ve projeye ihtiyaç duyar hem de mevcut iktidarı tenkit etmek için… İktidar ise buna karşılık sadece tatbik edecek fikir arar. Bahsini ettiğimiz muhalefet, muhalefet partileri değil, muhalefet partileri de siyasi alana aittir. Bahsini ettiğimiz, “muhalif düşüncedir”.

Muhalif düşünce mecrası fikir ve bilgi üretiminde, muvafık düşünceden daha ileri olmalıdır. Türkiye’de, siyasi alanda CHP ile temsil edilen kadim muhalefet, tefekkür alanında bir türlü fikir üretim altyapısına yani muhalif fikir üretim havzalarına sahip olamadı. Ülkede CHP’nin beslendiği sol düşünce, bir türlü ülkeyi yönetecek tefekkür derinliği ve üretim hacmine ulaşamadı.

CHP ve içinde bulunduğu düşünce havzası, ordu ve medyaya yaslanan zihni organizasyonlarıyla tefekküre teşebbüs etmediler. Milyonluk orduyu arkasına alan bir siyasi tavır, atalete düşüyor ve düşünceye ihtiyaç duymuyor. Bu ve başka sebeplerle, kıyamete kadar muhalefete razı oluyor.

İNDİR

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir