EDEP, AHLAK VE HUKUK

EDEP, AHLAK VE HUKUK
Tek kişinin olduğu yerde edep vardır. İnsan yalnız başına kaldığında dış tesirlerden uzaklaşmış olur. Ahlak ve hukuk, yalnız olan kişiye bir şey söylemez. Tek kişinin olduğu yerde münasebet olmadığı için ahlak, ihtilaf olmadığı için hukuk gerekmez.
İki kişinin olduğu yerde ahlak vardır. Hukuk hala yoktur. Zira iki kişi arasındaki münasebetler ancak ahlaki kaidelerle tanzim edilebilir. Rıza yoksa iki kişi arasında münasebet yoktur. Sadece rızaya dayalı münasebetler ahlaktır, rıza bittiğinde münasebet biter. Rızanın bitmesi, ihtilaftır. İhtilaf meydana geldiğinde, ihtilafı halledecek üçüncü kişi olmadığı için hukuk yoktur.
Hukuk, en az üç kişinin olduğu yerde vardır. Çünkü iki kişi arasında ihtilaf vuku bulduğunda, onu çözecek bir hakem gerekir. Doğrusu hakemin kararını infaz edecek ve gerektiğinde müeyyide tatbik edecek başka kişilerde gerekir. Bu manada üç kişi hukuka kafi değildir ama üç kişinin olduğu yerde hukukun özü meydana gelmiş demektir.
Buraya kadar anlatılanlar, herhangi bir insan topluluğunda geçerlidir. İslam, meseleyi biraz farklı ele alır. Üç gerçeklik olan edep (dolayısıyla ferd), ahlak (dolayısıyla cemiyet) ve hukuk (dolayısıyla devlet) İslam tarafından kabul edilir. Fakat bu üç gerçekliğin her biri, diğerlerinin muhtevasına nüfuz etmiş halde bulunur.
*
İslam dışı düşünce sistemlerinde ve hayatlarda, ferdi ve ailevi hayat, “özel hayat” ismiyle çerçevelenmiş ve korunmaya alınmıştır. Koruma duvarı, her türlü düşünceye karşı örülmüştür. Hiçbir müdahale kabul edilmemiştir. Özel hayat tüm kaidelerden tecrit edilmiş ve kişiye mutlak hürriyet tanınmıştır.
İçtimai hayat, ahlak değil, görgü kuralları ile yaşanmaktadır. Görgü kuralları, muhtevasında edep taşıyan ahlak değildir. Görgü kuralları, sadece muhatap ile münasebet tesis etmek için lazım olan kurallardır. Birlikte yaşamanın asgari şartıdır.
Siyasi hayat (devlet hayatı), hukuka bağlanmıştır. Hukuk, muhtevasında ahlak ve edebi barındırmaz. Hukuk, arkasına maddi müeyyide yığılmış olan kuru kurallardan başka bir şey değildir. Maddi müeyyide kaldırıldığı andan itibaren hukuk buharlaşır, yok olur.
*
İslam’ın insan ve hayat anlayışı, üçlü sistem üzerine kurulu gibi görünüyor. Disiplin olarak, edep, ahlak ve hukuk… Bunlara karşılık gelen varlıklar ise, ferd, cemiyet ve devlet…
İslam, önce ferdi inşa eder. İman, cemiyete yapılan teklif değil, ferde yapılan tekliftir. İslam’ın insana ilk teklifi iman olduğuna göre, her şeyin evvelinde ferd inşa edilir. İman teklifini kabul etmeyen insana başka hiçbir teklifte bulunulmaz. İman, tekliflerin tamamının kaynağı, sebebi, mesnedidir.
İman eden ferd, Allah ile münasebet kurmuş (veya Allah’a yönelmiş) olur. Öyleyse bu münasebeti tanzim edecek bir çerçeve gerekir. İmandan hemen sonra tesis edilecek olan ruhi ve zihni çerçeve (mahfaza) edeptir. Edep, insanın yalnız başına kaldığında riayet edeceği kaideler manzumesidir. Dolayısıyla kişinin Allah ile münasebetlerini tayin ve tanzim eder. Müslüman (daha doğrusu mümin) olmanın sırrı buradadır. Çünkü İslam, her şeyini bu münasebet (yöneliş) üzerine bina eder.
Ahlak, muhtevasına edep nüfuz etmemişse yoktur. Ahlakın kaynağı istikamet (iman veya Allah’a yöneliş), muhtevası ise edeptir. Edep, imanın tertip edilmiş hali olduğu için, ahlakın kaynağı sadece edeptir dense yeridir.
İnsanın kalbi Allah’a yönelmediğinde, aklı insanlara ve diğer varlıklara yönelirken, hiçbir kaideye riayet etmez. Diğer ifadeyle edep sahibi olmayan şahıs, kendi dışındaki varlıklarla münasebet kurarken ahlak sahibi olmaz, olamaz. Muhtevasına edep nüfuz etmemiş hiçbir kural, ahlak kaidesi haline gelemez.
Hukuk, riayeti mecburi kaideler yekunudur. Şöyle dense yanlış olmaz; hukuk, ahlakın, riayeti mecburi kaideler mecmuuna denir. Fakat ahlak ile hukuku birbirine karıştırmamak için, hukuku ayrıca tarif etmek âdet olmuştur. Ahlak ile arasındaki alameti farika, maddi müeyyide ile tahkim edilmesidir. Muhteva olarak ahlak ile hukuku birbirinden tefrik etmek neredeyse imkansızdır. Hulasa, tarif nasıl yapılırsa yapılsın, hukuk, muhtevasına ahlakın nüfuz ettiği kaidelerin nizami tertibidir. Hukuk ahlaktan tecrit edildiğinden, kendisiyle adalet değil, zulüm üretilir. Ahlaktan tecrit edilmiş hukuk, doğru söyleyecek “şahit” bile bulamaz ki, adaleti tevzii etsin.
*
Edep, imanın ilk mahfazası, ahlak ikinci mahfazası, hukuk üçüncü mahfazasıdır. Aynı şekilde edep, imanın ferdi mahfazası, ahlak içtimai mahfazası, hukuk ise siyasi mahfazasıdır.
Edep kalktı, nizam bozuldu. Allah’a karşı edep, Kur’an-ı Kerim’e karşı edep, Hz. Risaletpenah (SAV) efendimize karşı edep kalktı. Allah adına konuşacak kadar edepsizleşenler, Kur’an-ı Kerim’i edepsizce okuyanlar, Hz. Risaletpenah (SAV) Efendimizden asker arkadaşı gibi bahsedenler, Sahabe-i Kiramı tahfif ve tahkir edenler… Kur’an-ı Kerim ile muhatap olurken her tarafından laubalilik akan kişi, her nedense, iman üzere olduğu vehmine kati bilgi muamelesi yapıyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir