ÇILGIN BİR ANADOLU MASALI (EMİNE ÖZKÖSE)

ÇILGIN BİR ANADOLU MASALI (EMİNE ÖZKÖSE)
İki kıtanın birbirine en çok yaklaştığı topraklar olarak bilinir bu coğrafya. Aynı zamanda sayısız kültürün de birbirine en çok yaklaştığı, kaynaştığı, hemhal olduğu topraklar yine bu topraklar değil midir?
İnsanlığın ilk şekillendiği, çağların cazibesine halel getiremediği, savaşlar kadar aşkların da hüküm sürdüğü, düşmanlıklar kadar kardeşliklerin de zirvesinin yaşandığı, insanına bazı zaman saray bazı zaman mezar olan bu topraklar…
Daha dünkü Amerika’dan ya da kara kıta Afrika’dan, dünyanın bir ucundan Uzak Doğu’dan ya da okyanuslar ötesinde Avustralya’dan bahsetmiyorum, dünyanın tam ortasından en merkezinden Anadolu’dan bahsediyorum.
Dinleri, dilleri, kültürleri bünyesinde barındıran camdan bir prizmadır Anadolu. Gün ışığına tutulunca sayısız renk halesine ayrılan, her rengin her tonunu barındıran, en klasikleşmiş ifadesiyle bir mozaiktir Anadolu.
Çok masallar, çok efsaneler yaşanmış Anadolu’da, kimi acı, kimi tatlı sonla biten. Kimiyse asırlardır süregelen, her yeni yüzyıl yeniden şekillenen. Üzerinde yaşayan her millet, her devlet, her kültür bir hikâye miras bırakmış gelecek Anadolu toplumlarına. Sonrakiler bu hikâyelerle büyümüş, âlim olanları ibret almaya, arif olanları anlamaya çalışmış. Hiçbir devir birbirinin aynı olmamış lakin. Her kuşak kendi masalını yazmış. Anadolu her mevsimi ayrı renkte, ayrı kokuda, ayrı dokuda yaşamış vesselam.
Peki, günümüz kuşağı hangi masalı yazıyor? Ya da kimler yazıyor, kimler okuyor bu masalı? Kimler kalem, kimler kâtip bu masalda? Aşk var mı mesela? Ya kardeşlik? Savaş mı var yoksa? Peki, kimler arasında? Öteki kim, beriki kim? Anadolu kimin yurdu sahiden? Trakya neresinde bu masalın, Karadeniz neresinde? Doğu neresinde, peki ya güneydoğu neresinde? Hadi biraz cesaret, korkmadan söyleyelim özel isimleri, özel olduğunu bilerek. Kürtler neresinde bu masalın, Çerkezler, Çeçenler neresinde? Lazlar ve Romanlar, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve Yahudiler neresinde bu masalın? Peki ya Türkler?
Biliyorum ki, her Ermeni ve Rum’a düşman, her Kürt’e terörist gözüyle bakılmadığı, önyargıların oldukça kırıldığı bir döneme doğru ilerliyoruz. Hatta bir zamanlar “Kürt diye bir şey yoktur, onlar ‘Dağ Türk’üdür’, Kürt kelimesi de dağda karlar üstünde yürürken çıkan ‘kurt kırt’ seslerinden türemiştir” safsatalarını artık bir çoğumuz adeta fıkra dinler gibi dinliyor ve gülüp geçiyoruz. Kürtçe konuşmanın, hatta Kürtçe kelimeler içerdiğinden dolayı bazı türkülerin dahi söylenmesinin yasaklandığı günlerden devlet televizyonunun Kürtçe yayın yapan kanal açtığı ve üstelik başbakanın o kanaldan Kürtçe başarılar dilediği günlere geldik. Kürt örneğini, varlıkları yok sayılarak bu konuda belki de en mustarip olan ırk olduğu için veriyorum.
İnsanlar arasındaki duvarların ve zihinlerdeki tabuların hızla yıkıldığı bir atmosferde hala birbirine şaşı bakan, hala kafatasçı zihniyetle yaman bir milliyetçilik çelişkisine sürüklenen insanların durumu Anadolu’muzun, toplumumuzun geleceği için bir hayli üzücü. Osmanlıdan miras aldığımız hoşgörü, sevgi ve kardeşlik ruhunu korumak ve geliştirmek yine bize, Anadolu toplumuna düşüyor. Yunus gibi ‘Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek’ neden bize zor gelsin? Neden Mevlana gibi herkesi kucaklayabilecek gönüllere sahip olamayalım? Nazım Hikmet ile Necip Fazıl’ı aynı anda sevemez miyiz? Leyle ile Mecnun’un yanında Mem u Zin’in aşkını anlatamaz mı büyüklerimiz –biliyorlarsa şayet, yok saymadılarsa-? Âşık Veysel’le birlikte Şiwan Perwer’i dinleyemez miyiz?
Çok masallar, çok efsaneler yaşanmış Anadolu’da, kimi acı, kimi tatlı sonla biten. Kimiyse asırlardır süregelen, her yeni yüzyıl yeniden şekillenen. Şimdi bizler, yirmi birinci yüzyıl Anadolu toplumu, neden tarihin gelmiş geçmiş en güzel masalını yazamayalım? Öyle bir masal bırakalım ki bizden sonrakilere, anne babalar çocuklarına, dedeler babaanneler torunlarına sevgi ile anlatsın bu masalı. Sevgi, kardeşlik, dostluğun masalı olsun. Şöyle başlasın masalımız:
“Evvel zaman içinde, sevginin, kardeşliğin ve dostluğun hüküm sürdüğü topraklarda dünyanın gelmiş geçmiş en huzurlu insanları yaşarmış. Öyle huzur doluymuş ki bu topraklar; Aleviler en güzel türkülerini söyler, Kürtler ve Türkler omuz omuza coşkuyla halay çekermiş. Karadeniz’in kemençesine Roman havası karışır, Ege’nin zeybeğine, Güneydoğu’nun zılgıtı eşlik edermiş. Herkes farklı ama herkes eşitmiş. İnsanlar bu topraklara “Anadolu” derlermiş…”
Çok mu ütopik oldu bu masal? Gerçi masallar daima ütopiktir. Gelin son günlerin moda tabiriyle biz buna ‘çılgın’ bir hayal diyelim. Ne dersiniz?
EMİNE ÖZKÖSE

Share Button

ÇILGIN BİR ANADOLU MASALI (EMİNE ÖZKÖSE)” üzerine 2 düşünce

  1. yüreğine ve ellerinize sağlık.. harika bir yazı..

    yeni yazılarınız bekliyoruz..
    allah yardımcınız olsun

  2. Ne kadar hoş… Üslup bir harika… Kalemine sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir