EMRE KONGAR-1-ÜMİDİNE BAKIN ÇAPINI ANLAYIN

EMRE KONGAR-1-ÜMİDİNE BAKIN ÇAPINI ANLAYIN
Büyük yazarımız gazetesindeki köşesinde, 23.06.2012 tarihinde, “Bir Anıt: Bir Umut!” başlıklı bir yazı kaleme almış. Yazısında “anıt” olarak bahsettiği, İlhan Selçuk Aydınlanma anıtı… Anıt bahsi ile bir araya getirdiği kişilerin listesine bakın;
“Bir büyük yazar, düşünür: İlhan Selçuk. Bir dâhi sanatçı, heykeltıraş: Mehmet Aksoy. Kendini hizmete adamış, halkın gönlünde yer etmiş, yazar ve sanatçı dostu bir belediye başkanı: İsmail Ünal. Özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, insan haklarını vurgulayan bir parti genel başkanı: Kemal Kılıçdaroğlu. Ve bütün bu insanları buluşturan bir anıt: İlhan Selçuk, Aydınlanma Anıtı:”
Yazıdaki ağdalı dil, ümitsizliğin narası sanki. Her biri için sanki şunu söylüyor; “Neden anlamıyorsunuz, dünyada, kendi alanlarındaki en büyük adamlar bunlar, siz ne kadar cahil, saygısız, geri kafalı adamsınız”. Yazı bas bas bağırıyor. Yazarken yanında olsanız, düşüncesinin sesini duyarsınız.
Ne hallere düştüler. Eskiden varlıklarını ve hayatlarını puta bağlarlardı, şimdilerde “umutlarını” puta bağlıyorlar. Köşe bucak umut arıyorlar, çerden çöpten “umut” üretiyorlar, umut tacirliği yapıyorlar. “Bitti” diyemiyorlar, mağlubiyeti kabul edemiyorlar, bir daha eski şaşaalı günlerin geri dönmeyeceğini anlamıyorlar. Canhıraş naralar, öfke nöbetleri, galiz hakaretler… Kendilerine sorarsanız, “aydınlanma” nakaratını tekrar edip duruyorlar. Nakaratlarını (ezberlerini) fikir zanneden bir garip insan oldular. Zamanın o kadar gerisinde kaldılar ki, öndekileri görmez oldular. Önlerinde kimseyi göremez olunca, en ileride oldukları vehmini ürettiler ve sımsıkı ona sarıldılar. Umutlarına bakın; bir anıt… Zihni evrenleriyle tam muvafık halde, her ikisi de donmuş insan profilini temsil ediyor. Biraz daha yerlerinde saydıklarında, önlerindekileri arkalarında görecekler, arkalarında gördüklerinde, tur bindirdiklerini kabul etmeyecekleri için birkaç on yıl da o şekilde ileride oldukları vehmini üretir ve nesillerinin son örneklerini bitirirler. Hallerine bakınca insanın, içi burkuluyor, umudu, hurafelerde aramaya başlayan garibanlara acımaktan başka elden bir şey gelmiyor.
Garibim umut pompalayacak ya piyasaya… Övgüler, övgüler, kalemine kuvvet… Bakıverin;
“Geçmişi geleceğe bağlayan… Karanlıkların aydınlığa dönüşeceğini müjdeleyen… Bilimle, düşünceyle, sanatla, edebiyatla bütünleşen… Evrenselden ulusala, ulusaldan evrensele bir köprü olan… Tarihsel ve toplumsal birikimi, gelecek umuduyla harmanlayan… Atatürk’ü, bağımsızlığı, özgürlüğü, aydınlanma ekseninde, estetik bir biçimde ifade eden… Hem güzel, hem düşündürücü hem umut dolu bir anıt!”
Zannedersiniz ki anıt, kainatın kozmolojik sırrının mahfazası. Birkaç dakika karşısında durur da bakarsanız, kainatın tüm sırları size açılacak. Her şeyin sırrı dürülmüş, bükülmüş, bu anıta dercedilmiş. İnsanın göresi geliyor anıtı, bu ifadelere bakınca. Hani Emre Kongar’ı ve bahsettiği kişileri tanımasak, koşarak gidip karşısında “düşünen adam” pozlarında, kainatın sırlarının zihnimize dolmasını bekleyeceğiz günlerce.
Umutsuzluk kötü. İnsan zihninin ve aklının enerjisi, umuttur. Umudu tükenen zihni evren kendi içine çöker, çökerken de ilk olarak aklı imha eder. O süreçte ayakta kalmak isteyen kişi, can havliyle umut aramaya ve üretmeye çalışır. Geri sayıma başlayan zihni evrende son hamleyle umut arayan akıl hurafelere savrulur. Küçücük hadiselerde devasa manalar görür, çünkü şaşı bakmaya başlamıştır. Küçücük bir kıvılcımı nükleer patlama zanneder, çünkü zihin buruşmaya ve küçülmeye başlamıştır. Dar ufuk, tabiatıyla küçüğü büyük görür.
*
Son zamanlarda Cumhuriyet gazetesi köşe yazarları, kesintisiz umut arayışına girmiş durumda. Ne kadar kötü halde bulunduklarını, aslında hiçbir umut kalmadığını, çaresiz tasfiye olacaklarını seziyorlar fakat bunu bir türlük kabul edemiyorlar. Her köşe yazarı haftada bir veya iki defa umut ile ilgili bir yazı yazıyor. Emre Kongar umut tacirliğini yalnız başına yapmıyor, koro halinde yapıyorlar. Galiba bunlar içki masasında gün boyu umut muhabbeti yapıyor ve o kafayla da “umut” yazıları yazıyorlar. Hallerini başka türlü açıklama imkanı bulamıyorum, “vaa mı başka bir izah tarzı?”. Ufak tefek protestoları devrim yapacak halk hareketi olarak görecek kadar kafaları zoom…
En fazla anlamadıkları ve tahammül edemedikleri ise, “örümcek kafalı, gerici, yobaz, çağdışı ila ahir” çeşitten adamların kendilerine galebe çalması… İç dünyalarında dönüp dolaşıp “örümcek kafalı” adamların beyinlerinden, kendilerini alteden fikirlerin nasıl çıktığını sorup duruyorlar. Ezberlerine göre böyle bir şey mümkün olmadığı için, anlamak iktidarında değiller. Ezberlerini değiştirmek, varlıklarını inkar etmek olacağı için o ihtimale hiç basmıyorlar. Evirip çevirip ezberleriyle mümkün olmayan bu işin sırrını keşfetmeye çalışıyorlar. Ama o ezberle bu ders verilmez, geçmiş olsun.
Bu arada bir not; Cem Yılmaz’ın gösterilerine gideceğinize Cumhuriyet okuyun. Köşe yazarlarının yazılarındaki satır aralarına nüfuz etme maharetiniz varsa, gülmekten kırılırsınız. Bir tavsiye de Cem Yılmaz’a, mutlaka Cumhuriyet oku, Cumhuriyet gazetesinin bir nüshasından birkaç gösteri malzemesi çıkarırsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir